KÜRT SORUNU DOSYASI /// Yusuf Karataş : ABD’nin sopası Ermeniler, zokası Kürtler mi ????


Yusuf Karataş : ABD’nin sopası Ermeniler, zokası Kürtler mi ????
Erdoğan fotoğrafı: DHA, Biden fotoğrafı: jlhervàs/Flickr (CC BY 2.0)
Yusuf Karataş
Osmanlı’nın gerileyiş ve çöküş dönemlerinde batılı büyük devletler Osmanlı’ya kendi çıkarları için her müdahale ettiklerinde gerekçeleri de hazırdı: “Doğu Hristiyanlarını korumak!”
Batılı emperyalistlerin Ermeni Soykırımı’nı yıllardır gündeme getiriş biçimi, Osmanlı’nın son dönemlerinde “Doğu Hristiyanlarının korunması” gerekçesiyle yapılan müdahaleleri hatırlatıyor. Bugün batılı emperyalistlerin soykırımı tanıyan açıklamaları fiili bir müdahale anlamına gelmiyor. Ancak Türkiye’deki iş birlikçi burjuva iktidarlarla ne zaman sorun yaşarlarsa baskı kurmak için Ermeni Soykırımı dosyalarını raflardan indiriyorlar.
Elbette emperyalistlerin dönüp dönüp Ermeni Soykırımı konusunu gündeme getirip bu sorunu bir baskı/tehdit unsuru olarak kullanabilmesinin nedeni de Türkiye’deki burjuva iktidarların Osmanlı vatandaşı Ermenilerin 1915’te tehcire (zorunlu göç) tabi tutulması ve yüz binlerce Ermeni’nin bu zorunlu göç nedeniyle kırıma uğratılması gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınmasıdır. Başka bir tartışma konusu olmakla birlikte Türkiye’de burjuva gericiliğin temsilcisi iktidarların soykırımla yüzleşmeden kaçınmasında Ermeni tehciri sonrasında el konulan malların Türk burjuvazisinin palazlandırılmasında önemli bir rol oynaması gerçeğinin de etkisi bulunuyor.
Sonuç olarak Ermeni Soykırımı konusu, batılı emperyalistler tarafından Türkiye’nin iş birlikçi burjuva iktidarlarını hizaya getirmek için bir sopa gibi kullanılıyor. O yüzden ABD Başkanı Biden’ın geçtiğimiz günlerde Ermeni Soykırımı’nı tanıyan açıklaması, sanıldığı gibi ABD’nin zaten bir süreden beri sorunlar yaşadığı Erdoğan iktidarı ile ilişkileri daha da bozma yönünde atılmış bir adım değil. Aksine Biden yönetimi emperyalistler arasındaki rekabetin sertleşme eğilimine girdiği bir süreçte soykırımı tanıyan bu açıklama ile Erdoğan iktidarına kendi politik eksenine bağlanması ve yaşanan sorunların kendi istedikleri gibi çözümü konusunda bir ayar vermeyi amaçlıyor. Dolayısıyla Ermeni Soykırımı açıklamasını, Biden yönetiminin bu konuda ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyan ve beklentilerine uygun adımların atılmaması halinde ne kadar sertleşebileceğini gösteren bir mesaj olarak okumak gerekiyor. Ayrıca Biden’ın Erdoğan’la yüz yüze görüşmek için haziran ayında yapılacak NATO zirvesinde randevu vermesi de bu mesajın anlaşılıp gereğinin yapılması için tanınmış bir süre olarak anlam kazanıyor.
Öte yandan soykırım tartışmasının tozu dumanı içinde bölgede sessiz sedasız başkaca gelişmeler de yaşanıyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde yer alan Metina’da üs kuracağını açıkladı. Soylu’nun “Metina bölgesi önemli bir yer. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi, burada üs kuracağız ve bölgenin denetimini yapacağız. Bu bölge Kandil’e geçiş hattı, bu hattı kontrol altında tutacağız” açıklaması karşısında ne Irak’ta askeri üsleri bulunan ABD’den, ne de Irak merkezi ve Kürdistan Bölgesel Yönetiminden herhangi bir tepki geldi.
Erdoğan yönetiminin tıpkı Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da askeri üs kuracağı açıklaması karşısındaki bu sessizlik sebepsiz değil. ABD’nin bu açıklamaya tepki göstermesi bir tarafa, PKK’nin konuşlandığı bu bölgelerde Türkiye’ye istihbarat desteği verdiğine dair ciddi iddialar bulunuyor. Çünkü Türkiye’nin askeri olarak bölgeye yerleşmesi üzerinden sorunun tarafı olan güçlerin hepsi kendince hesaplar yapıyor.
ABD, uzunca bir süredir PKK/KCK ile Suriye’de iş birliği yaptığı PYD/SDG arasındaki ilişkileri koparmaya çalışıyor. Çünkü ABD, Suriye Kürtleri ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimini kendi politik hedefleri doğrultusunda birleştirebilmek için bu hedefin önünde bir engel olarak gördüğü PKK’nin Rojava ile bağlantı noktalarının kopartılmasını ve dahası PKK’nin askeri olarak etkisizleştirilmesini/tasfiye edilmesini istiyor. ABD, PKK’nin askeri olarak tasfiyesini ayrıca Erdoğan iktidarını Suriye Kürtleri ile sürdürdüğü iş birliğine razı etmek bakımından işlevsel bir adım olarak görüyor ve bu nedenle de Türkiye’ye bu konuda istihbarat desteği vermekten de geri durmuyor.
Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Barzani yönetimi, Türkiye’nin kendi sınırları içinde PKK’ye karşı askeri üsler kurmasına sessiz kalarak ekonomik ve siyasi olarak yakınlığını sürdürmek istediği Erdoğan iktidarı ile ilişkilerinde PKK baskısından/engelinden kurtulmayı amaçlıyor. PKK’nin tasfiyesi, Barzani ve KDP’si için aynı zamanda bütün Kürtlerin liderliği iddiası ve bu temelde emperyalistler ve bölge gericilikleriyle pazarlık gücünü arttırmak için de önem taşıyor.
Erdoğan iktidarına gelince, Metina bölgesine kurulacak üs, her şeyden önce Kürt sorununu savaş ve müdahalelerle, askeri yöntemlerle çözme politikası yönünde atılmış/atılacak yeni bir adım -ki, bu adımların Türkiye’nin kendi Kürt sorununu daha geniş alanlara yayarak çözümü değil, açmazlarını derinleştirmesi sonucu doğurması işin bir başka yönüdür- olarak anlam kazanıyor. Dahası tıpkı Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da kurulan üsler, Erdoğan iktidarının temsilciliğini yaptığı tekelci burjuva gericiliğin yayılmacı emelleri doğrultusunda bölgedeki pazarlık gücünü arttıracak kozlar olarak görülüyor. Sadece bu da değil, bu yönde atılmış/atılacak adımlar ayrıca içeride faşist bir rejim inşasına yönelen Erdoğan iktidarı için Kürt sorunu üzerinden savaş kışkırtıcılığı yapmanın, şovenizm ve milliyetçiliği kışkırtarak halkı kendi politikalarına yedeklemenin dayanağı olarak da kullanılmak isteniyor.
Sonuç olarak Ermeni Soykırımı’nı Erdoğan iktidarını hizaya getirmek için bir sopa gibi kullanan ABD emperyalizmi, Türkiye’deki iktidarın yumuşak karnı Kürt sorununu bir zoka gibi kullanmaktan da geri durmuyor. Sadece buradan bakıldığında bile iş birlikçi ülke gericiliğine karşı mücadele edilmeden emperyalistlerin müdahale politikalarına karşı durulamayacağı gerçeği çarpıcı bir şekilde karşımızda çıkıyor.

Bir cevap yazın