KÜRT SORUNU & SÖZDE KÜRDİSTAN


Ayaklanmanın başladığı günlerde, Bağdat’taki
Fransız Komiserliği Paris’e 40 sayfalık bir rapor
gönderdi.




Ortadoğu’da, birbiriyle çelişen Fransız-İngiliz
çıkarlarını
ve buna bağlı olarak Kürt-İngiliz ilişkilerini irdeleyen
raporda, Şeyh Sait’ten de söz ediliyor;
şunlar söyleniyordu:




“Şeyh Sait, 1918 yılından beri amacı İngiliz Mandası
altında bir Kürt devleti kurmak olan İstanbul Kürt Komitesi’ne bağlı olarak
çalışmaktadır.


Şeyh Sait, 1918’de, Kürdistan Bağımsızlığı Türkiye
Komitesi lideri Abdullah Bey tarafından, İngilizlerin Kürt politikasındaki
temel unsurlardan olan Binbaşı Noel’le ilişkiye geçirildi…”
(1)




Şeyh Sait ayaklanması sürdüğü günlerde Bağdat’taki Fransız Yüksek Komiserliği,
Paris’e gönderdiği bir başka raporda
şunları söylüyordu:




“Kürt ayaklanması, birdenbire kendiliğinden ortaya
çıkmadı.


Kürdistan dağları yabancıların kışkırtması ve
desteğiyle ayaklandı.


Bölgede çıkan olaylar, İngilizlerin uğradıkları
yenilgiden sonra hiç affetmedikleri Mustafa Kemal’e ve Ankara’daki Meclis’e
karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır…


Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak
veremezdi.


Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını
araştıran Komisyon’da, Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile
huzuru sağlamayacağını gösterecekti”
.(2)




Şeyh Sait ayaklanmasını İngilizlerle birlikte, devrik
Padişah Vahdettin de destekledi.




San Remo’daki villasında, Kürt Teali Cemiyeti üyesi ve
Serbesti Gazetesi sahibi Mevlanazade Rıfat
’tan “Kürdistan olayları” hakkında sürekli bilgi alıyor ve
aldığı bilgiyi Bükreş’te kurulmuş olan Hilafet Komitesi’ne iletiyordu.




Bu komite, Damat Ferit ve eski İçişleri Nazırı Mehmet
Ali önderliğinde, Türkiye’de hilafetçi bir darbe hazırlıyordu.
(3)




Atatürk, ayaklanma haberi geldiğinde, Aşar vergisinin
kaldırılması
ve Türk Teyyare Cemiyeti’nin kurulması gibi önem
verdiği iki konu üzerinde çalışıyordu.




Doğu ve Güneydoğu’da, dış desteğe dayalı bir kalkışma
onun için beklenmeyen bir durum değildi.




İngiltere Musul’u ve petrolünü istiyordu, o ise
Musul’un Misaki Milli Sınırları içinde olduğunu dünyaya duyurmuştu.
 

İngiltere, “gizli faaliyetlerle Türkiye’yi
Musul’dan vazgeçirmeye”
çalışacak(4), bunun için kimi Kürt aşiretlerini
kullanacaktı.




Elli yıl sonra açıklanan İngiliz gizli belgelerinde
yazılı olan bu durumu, Mustafa Kemal o günlerde sanki belgeleri okumuş gibi
açıkça görmüştü.




İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde görevli
Kidston,
1919’da “Kürtleri kullanmamız çıkarlarımız
gereğidir”
derken, Elçilik Müsteşarı Hohler, “Kürt sorununa
verdiğimiz önem Kuzey Mezopotamya
(Kuzey Irak y.n.) bakımındandır.
Kürtlerin ya da Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmiyor”
diyordu.(5)




Ayaklanmanın yayılması nedeniyle, sonuç getirecek
etkili önlemlerin alınması gerekiyordu.




Dış destekli etnik ve dinsel ayaklanma kısa sürede
bastırılmazsa, “yer altında pusuya yatmış” eski düzen yanlısı gericiler
yüreklendirebilir,
henüz tam olarak yerleşmemiş olan genç Cumhuriyet
için tehlike oluşturabilirdi.




Sorun, bölgesel değil, uluslararası
boyutu olan ulusal bir sorundu.




Alınacak önlemler,
sorunun niteliğine uygun, yani ülkenin tümünü kapsayacak biçimde olmalıydı.




Ayaklanmaya, niteliğine uygun tanı koyamayan Fethi
Bey, 3 Mart 1925’te Başbakanlıktan çekildi
ve İsmet Paşa yeni hükümeti
kurmakla görevlendirildi.




Meclis’te ve Cumhuriyet Halk
Fırkası
kümesinde, “silah çekmeye varan öfkeli tartışmalar”(6) oldu.




Sonunda, parti ve devlet başkanı olarak Mustafa
Kemal’in toplantıya çağrılmasına
ve görüşünün alınmasına karar
verildi.




Ayaklanmanın, kapsam ve niteliğini ortaya koyan,
aydınlatıcı bir konuşma yaptı.




Ayaklanmanın, ulus varlığına ve onun devlet örgütüne
yönelen bir hareket
olduğunu, bu nedenle “milletin
elinden tutulması gerektiği”
ni söyledi ve konuşmasını şu ünlü sözüyle
bitirdi: “Devrimi başlatan tamamlayacaktır”.(7)




İsmet Paşa Hükümeti,
ilk iş olarak, daha önce çıkarılmış olan Hıyaneti Vataniye Kanunu’na bir
madde ekleyerek, vatan hainliği kavramını genişletti.




Meclis, bu tasarıyı 25
Şubat 1925’te yasalaştırdı.


Bir hafta sonra 4 Mart 1925’te Takriri Sükûn Kanunu
çıkarıldı.


Üç gün sonra 7 Mart’ta, biri Doğu illerinde öbürü
Ankara’da görev yapacak iki İstiklal Mahkemesi kuruldu.


Hemen ardından kısmî seferberlik ilan edildi.




Meclis, Takrir-i Sukûn Kanunu’nu, 22 red oyuna
karşılık 122 oyla kabul etti.




Üç gün sonra İstiklal Mahkemelerinin savcı ve
yargıçlarını seçti.
(8)




Türkiye, yeni bir döneme giriyordu.


İki yıllık geçici bir süre için (bir kez
uzatılacaktır) çıkarılan Takrir-i Sukûn Kanunu, yeni devletin yerleşip
güçlenmesi uğraşısına yaşamsal önemde katkı sağlayacak, Türk Devrimi’nin doğal
akışını kolaylaştıracaktı.




Cumhuriyet, demokrasi ya da insan hakları adına, kendi
varlığına yönelen karşı devrime izin vermeyecekti.




Vatana İhanet kavramını genişleten yasa değişikliği, “dinin
ve dinin kutsal saydığı kavramların siyasi amaçla kullanılması”
suçunun
açık tanımını yaparak yasakladı.




Bundan böyle, “dinin siyasi çıkar için
kullanılması”
amacıyla; örgüt kurulması, kurulmuş olanlara üye olunması
ve halk içinde çalışma yapılması, yönetim biçimini ve devlet
güvenliğini tehlikeye atan bir eylem sayılacak
ve vatana ihanetle
suçlanacaktı.
(9)




Mustafa Kemal, Türkiye’nin gelişmesi önünde engel
oluşturan sorunları, Şeyh Sait ayaklanmasından başlayarak kökünden çözmeye
karar vermişti.




Meclis’in, Takrir-i Sükûn
Kanunu’yla yürütmeye verdiği yüksek yetki, asal olarak Şeyh Sait
Ayaklanması’nın bastırılması için
verilmişti.




Ancak, bu yetki aynı zamanda, ülkenin
gelişimi yönünde, önemli bir yaptırım gücü
yaratmıştı.




Bu gücün kullanımı, Şeyh Sait Ayaklanması’nın
bastırılmasıyla sınırlı tutulmayacak, ayaklanmaya kaynaklık eden geriliğin
köküne inilecek, ülke bunlardan tümüyle kurtarılacaktı;
sonuç değil,
nedenler üzerinde durulacaktı.




Mustafa Kemal, ayaklanma konusunda Genel Kurmay’da
yapılan toplantılara katıldı; hazırlıklardan sürekli bilgi aldı, görüş ve
önerilerini iletti.




Belirlenen plana göre, ayaklanmacılar dokuz tümenlik
bir orduyla kuşatılacak, harekata hava gücü de katılacaktı.




Ancak, bu iş zaman alacaktı çünkü bölgede araç
kullanımına elverişli yol yoktu ve gidilecek hemen her yer sarp kayalıklarla
doluydu.




Kış olduğu için, geçitler kar yığınlarıyla kapanıyor,
takviye birlikleri cepheye varana dek yüzlerce kilometre yürümek zorunda
kalıyordu.




Bağdat demiryolunun Güneydoğu bölümüne ait işletme
hakkını elinde bulunduran Fransızlar, Türklerin demiryolundan yararlanmasına, “askeri
birliklerin İngilizlere karşı kullanılmaması koşuluyla”
(10) izin vermişti.




1925 Mart sonunda askeri hazırlık tamamlanmış, bütün
ayaklanma bölgesi çember içine alınmıştı.




Olanakların sınırlılığına karşın hızlı davranılmış;
bir ay içinde İran, Suriye ve Kuzey Irak’a giden tüm kaçış yolları kesilmişti.




Nisan ortasında, Şeyh Sait ve yanındakiler
kuşatıldı.


Durumu umutsuz gören Şeyh Sait, yenilgiyi kabul
ederek kendi isteğiyle teslim oldu.




Üzerinde “çeşitli belgeler” ve yetkilileri
şaşırtacak kadar çok altın çıktı.
(11)




Doğu İstiklal Mahkemesi’ne, ayaklanmayla ilgili olarak
389 sanık getirildi.




Savcı, iddianamesinde; yönetici konumda olan sanıkların, “din perdesi altında, dinle
ilgisi olmayan”
eylemleriyle, “vatana ihanet” suçunu işlediklerini, bu
nedenle ölüm cezasıyla cezalandırılmaları gerektiğini
belirtti.




Kırk sekiz kişi, “idama
mahkum oldu”bir bölüm sanık hapis cezasına çarptırıldı, bir bölümü
suçsuz bulundu.




Kimi aşiret reisleri ve ağalar, Batı bölgelerinde
oturmaya zorunlu kılındı; Doğu’da, kimi bölgelere göçmen yerleştirildi.
(12)




DİPNOTLAR


(1) “Fransız Dışişleri Bakanlığı Gizli Belgeleri”,
E-Levant (1918-1929) Kürdistan Caucase Servisi, Vol.101, sf.25; ak. Uğur Mumcu,
“Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.168


(2) “Fransız Dışişleri Bakanlığı Gizli Belgeleri”,
E-Levant (1918-1929) Kürdistan Caucase Servisi, Vol.101, sf.25; ak. Uğur Mumcu,
“Kürt-İslam Ayaklanması” Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.97


(3) “Osmanoğullarının Son Padişahı Vahdettin Gurbet
Cehenneminde”
Mümtaz Tarık Göztepe, Sebil Yay., sf.158; sk. U.Mumcu, “Kürt-İslam
Ayaklanması”
Tekin Yay., 19.Baskı, İst.-1995, sf.59


(4) “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay.,
İst-1996, sf.191


(5) “Kürt-İslam Ayaklanması” U.Mumcu, Tekin
Yay., 19.Bas. İst.-1995, sf.24


(6) “Atatürk” Lord Kinross, Altın Kit.,
12.Baskı, İst.-1994, sf.467


(7) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Yay.,
8.Basım, İst.-1983, sf.219


(8) “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri IV”
Kaynak Yay. 3.Bas., 2001, sf.193


(9) “İkinci Adam” Ş.S.Aydemir, Remzi Kit. 6.Baskı,
İst. 1984, sf.301


(10) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi
Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.469


(11) “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi
Yay., 8.Basım, İst.-1983, sf.226


(12) a.g.e. Sf. 227


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir