VATİKAN’IN KÜRTLERİ !…


Ülkemizde Türk vatandaşı olarak yaşamını sürdüren ve fakat kendini “Kürt”,
özellikle de “Alevi Kürt” olarak tanımlayan sayıları on binlere varan kişinin,
aslında Ermeni ve Rum dönmesi olduğu artık bilinmektedir. Bu kesimin
karakteristik özelliği bilhassa manevi değer ve “Milli Devlet” fikrine karşı
olmaları ve PKK’ya kol-kanat germeleri, akla gelen her türlü nam altında yardım
ve yataklık faaliyetinde bulunmalarıdır.


Mustafa Kemâl Atatürk tarafından “dahili bedhah” (gizli düşman) olarak
tanımlanan iç mihraklar işte bunlardır. Bunların bir dış bağlantıları ve
“Vatikan” dahil bütün Hıristiyan ülke ve devletlerinde iştirakçi, destekçi,
finansör ve işbirlikçileri vardır. Şimdilerde AB’nin her köşe bucağından
fışkıran bu kesim de “harici bedhahlar” dır. Şimdi bazı örneklere bakalım:


VATİKAN’IN KÜRTLERİ !


Aslında Vatikan’da Kürt falan yoktur. Tıpkı içerde olduğu gibi kendilerini bu
lâfz ile açıklayan ve tanımlayan sinsi düşmanlar, dönmeler ve bunların
uzantıları-piyonları vardır. İşte onlardan biri; Vatikan Kürtleri (!) PKK’ya
kol-kanat gerdiler. Nasıl mı ?




Buyurun bakalım:


Terörist başı, bebek katili Apdullah Öcalan 1996’da Papa 2. Jean Paul’a çok
özel bir mektup göndererek, “Ben Hıristiyanlığa Müslümanlıktan daha
yakınım. Türkler Anadolu’daki Hıristiyanlığı yıkmış kişilerdir” diyerek
yardım istedi.


Papa ise, “Kürt halkının trajedisini asla sessizlik içinde geçiştiremeyiz”
cevabını verdi.


Vatikan’ın Adalet Bakanı konumundaki görevlisi Kardinal Renato Raffaele
Martino, ise, Ekim 2007 tarihinde Türkiye ile Irak arasındaki sorunun çözümüne
ilişkin önerilerini dile getirdiği bir açıklamasında, Kürtler için ayrı bir
devlet imasında bulunmakta idi. Martino’nun “Vatikan, Irak-Türkiye
arasındaki sorunun, kısa sürede barışçıl biçimde çözümlenmesinden yanadır.
Çözümde Kürt halkının (!) ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır. Zira Kürtlerin
durumu dünyada eşi benzeri olmayan bir nitelik taşımaktadır: Ortada bir halk
var, (?) ama bu halka tekabül eden bir devlet yok” şeklindeki sözleri,
Vatikan’ın öteden beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı terör örgütü PKK’yı
destekler nitelikteki politikalarının bir yansımasıydı kuşkusuz. Zira, “Ortada
bir halk var, (?) ama bu halka tekabül eden bir devlet yok” biçiminde ki
sözler; Alenen TC Devletinin iç işlerine suiniyetle müdahale, tahrik ve düşman
unsurları teşvik niteliği arz etmektedir.


BU BEYANIN TÜRK DIŞİŞLERİ TARAFIN


Türkiye’nin baskıları sonunda Suriye’den çıkmak zorunda kalan terörist başı
Öcalan, İtalya’ya gittiğinde Vatikan, hem terör örgütüne hem de terör örgütünün
başı bebek katiline sahip çıkarak bu desteğinin en somut örneğini sergiliyordu.
Hürriyet Gazetesi’nin, 22 Kasım 1998 tarihli “Vatikan’dan teröre
destek” başlıklı haberinde şu ifadelere yer veriliyordu:


“Katolik dünyasının ruhani merkezi olan Vatikan, Apo’ya sığınma hakkı
verilmesine taraftar olduğunu bildirdi. (Sözde) Kürt (!) sorununun yalnızca
Türkiye ve İtalya arasında bir mesele olarak görülmemesi gerektiğine dikkat
çeken Kardinal, bu sorunun bütün Avrupa’yı ilgilendiren uluslararası bir konu
olduğunu vurguladı. Vatikan (Papalık) bunun da ötesinde, Kürtçü ayrılıkçılığı
kışkırtacak bir tavır sergiliyor. Doğu Kiliseleri Topluluğu sorumlusu Kardinal
Achille Silvestrini, Kilisenin Kürt toplumunun ulusal kimlik kazanmasına
sempatiyle baktığını hatırlattı.”




Şimdi sormak gerekir: Bölücü, tarafgir ve tedhiş örgütü yanlısı tavrı ile dünya
barışına darbe vuran bu papalık (katı-fanatik din devleti) nasıl muhatap
alınır, neden kınanmaz ve halâ niçin Türkiye Temsilciliği açık tutulur. Dahası
“dinler arası diyalog” konusunda niçin Papalık (babalık) ile işbirliği yapılır
?


DİRENİŞ HAKKI !..


Vatikan’ın terör örgütüne ve onun katil başına verdiği desteğin,
“dini” referansı sözde “Kurtuluş Teolojisi”dir. Misyoner çevrelere
yıkıcı, bölücü ve ayrılıkçı akımlara destek vermek konusunda meşruiyet tanıyan
bu teolojiyi, Papa VI. Paul’un sözleriyle anlatmak gerekiyor: Papa şöyle diyor:
“Bir halk barışçı direnişin hiçbir yarar sağlamadığı şekilde baskı
altındaysa ve başka hiçbir barışçı direniş olanağı kalmamışsa, o zaman en son
ihtimal olarak şiddetin kullanılabileceği direniş hakkı vardır.”


PAPA’YA MEKTUP


Roma’da bulunduğu zaman içerisinde kiliseler tarafından sahip çıkılan terörist
başı Öcalan’ın Papa’ ya yazdığı iki ayrı mektup var. Papa 2. Jean Paul’ ün
papalığı döneminde yazılan mektupta terörist başı, “Ben Hıristiyanlığa
Müslümanlıktan daha yakınım. Türkler Anadolu’ da ki Hıristiyanlığı yıkmış
kişilerdir. Bize yardımcı olun” diyerek yardım istemiş, Vatikan da bunun
üzerine bazı girişimlerde bulunmuştu.


Bu ifade aynı zamanda bir itiraf mıdır ? değil midir.


Şimdi, lütfen hatırlayınız:


Başta Vatikan’daki yazılı ve görsel medya olmak üzere AB ülkelerindeki tüm
yayın organları, mektubun yazıldığı 1996 tarihinden itibaren Türkiye’ de TSK’ya
karşı saldırgan bir tutum izlemeye başladı mı ? başlamadı mı ? Bilhassa Milli
Güvenlik Kurulu’nun (MGK) yapısı ile “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” konusunda
baskı ve dayatmalar oldu mu ? olmadı mı ? İşin en ilginç ve enteresan tarafı da
Türkiye’ye karşı başlatılan karalama kampanyasını yürüten ise bizzat bugünkü
Papa idi


Papa 2. Jean Paul Ocak 1998’de diplomatik bir dille şu göndermeyi yapıyordu:


ETNİK AYRIŞTIRMA:


“İçinde bulunduğumuz günlerde herkesin dikkatini çeken ‘Kürt halkının
trajedisini’ sessizlik içinde seyirci kalarak geçiştiremeyiz. Olağanüstü
durumlarda mültecilere yönelik acil merhamet arzusu; Onların (sözde Kürtlerin)
güvenli ve kabul edilebilir hayat şartları isteyen milyonlarca kardeşinin
arayışını unutmamıza neden olmamalıdır.”


Şimdi sorulur: Müslüman sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetinin asli-esas kurucu
unsuru olan; Soyda ve boyda bir Kürt kardeşlerimize “merhamet duyguları içinde”
karşı kin, nefret ve düşmanlık hisleri (tefrika) aşılama çabası içinde olan bu
papa ve Vatikan; Acaba onların bütün Türk halkı ile aynı hakları, en rahat ve
özgür biçimde kullandığından; Türkiye da kain Ermeni, Rum ve Yahudi
(gayrimüslim) azınlıklar dahil; Batı Trakya ve emsalleri ile kıyaslandığında en
ileri düzeyde hak, hukuk, güvenlik ve huzura sahip bulunduklarından haberdar
mıdır acaba.


Dahası, bu papalar Srebrenica soykırımı sırasında ne iş görürlerdi ?


Ondan öncesi, Kıbrıs katliam ve soykırımlarına neden müdahil olmadılar ?


Ermenistan’ın Karabağ da sergilediği vahşet ve soykırımı neden görmezler ?


Çeçenistan da tam 480 yıldır süregelen insanlık dışı kin-kan katliam ve
soykırımı niçin durdurmaya çalışmazlar ? Düpedüz yalan-dolanla işgal edilen
Irakta kadın erkek demeden her kese tecavüz eden, yaklaşık bir milyon kişinin
kanına giren, canına kast eden ABD’ye niçin karşı çıkmazlar da haçlı ruhu ile
jenosit yapan evanjelistlere arka çıkarlar ?


Prof. Dr. Nadim Macit’e göre, “arayış” tan bahseden Papa, her nedense
bu coğrafyayı etnik ayrışma üzerinden parçalayan, çatışma hatları ve kanlı
sınırlar oluşturan emperyalist Batılı devletlerden hiç bahsetmiyordu.


PROF. DR. ERKAL, CARİTAS’A DİKKAT ÇEKTİ:


Konu hakkında Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal “Misyonerlik,
zannedildiğinden farklı olarak siyasi hedefler gütmektedir” diyor.
Misyonerliğin Anadolu’da Türk kimliğini ve milli devleti hedef aldığını
söyleyen Erkal’a göre, siyasi ve dini boyutlu misyonerlik hareketleri yeni bir
“Haçlı Saldırısı” olarak tanımlanmalı…



Yeni Dünya Düzeni aldatmacası ile bütün insanlık alemini tehdit eden; Başta
İlâh (din tüccarlığı) Silâh ve İlâç tacirlerinin emperyalist emellerine niçin
engel olmayı düşünmezler. Bu konuda açıklamalarını sürdüren ve; Misyonerlerin,
her tür insani duyguları istismar ederek ve kullanarak Hıristiyanlık
propagandası yaptığını belirten Erkal, misyonerlerin asıl amacının “Mutlak
Hıristiyanlaştırma” olmadığına da özellikle dikkat çekiyor. Erkal, “Önemli
olan, insanları toplumuna ve kültürüne yabancılaştırma, milli-ilmi ve manevi
değerlerini aşağılama, yozlaştırma, vatandaşlık ve milli kimliği aşındırma ve
maddi yönden tatmin etmektir.”


MİSYONERLİK :


Genellikle misyonerler şahitlik kelimesini kullanmaktadırlar.


Sözde kardeşlik adı altında ve dikkat çekmemek için ‘İsa Müslümanları’
yaratılmak istenmektedir” görüşünü dile getiriyor ve Vatikan bağlantılı
Caritas isimli örgüte özellikle ve bilhassa dikkat çekiyor.


“Caritas’ın adı ilk kez 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan büyük Marmara
felaketinden sonra duyuldu. İnsani yardım adı altında İncil dağıttıkları
öğrenilen bazı grupların, deprem nedeniyle kimsesiz kalan çocuklara da
“sahip çıktıklarını” hatta yurt dışına götürdükleri iddia edildi.
Afet bölgesine gönüllüleriyle gelen sivil toplum örgütleri ve yardım
kuruluşlarının belki de en önemlilerinden biri Caritas’tı.”


1897 yılında Almanya’nın Freiburg kentinde Katolik bir insani yardım örgütü !
olarak kurulan Caritas, pek çok ülkede aynı adla bağımsız yardım kuruluşları
açmaya başladı. 1951 yılında papalığın öncülüğünde bir araya gelen 154 Katolik
kuruluşu Caritas İnternationalis adıyla bir konfederasyon şekline dönüştü ve
örgüt bütünüyle papanın emrine girdi.


Merkezi Vatikan’da Papalık sarayının içinde olan Caritas’ın başkanı, 1999
tarihinde bu göreve seçilen ve daha önce de Caritas Ortadoğu ve Caritas
Lübnan’ın başkanlığını yürüten Yohana Fuad El Haci. Bu gün yüz binlerce
misyoneriyle 198 ülkede faaliyet gösteren Caritas’ ın Türkiye’deki Vatikan
Büyükelçiliği nezdinde Caritas Üniteleri Müdürlüğü’nü yürüten kişi ise
geçtiğimiz günlerde İzmir’de bıçaklı saldırıya uğrayan Rahip Adriano Franchini
idi.


MİSYONERLER ÖCALAN İLE AYNI DİLİ KULLANIYOR :


Türkiye’de Hıristiyan misyoner örgütlerin temsilcileri özellikle Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’ya ziyaretlerde bulunarak oradaki halkla iletişim kurmaya
çalışmaktadırlar. Yakın dönemde Milli Güvenlik Kurulu’na sunulan bir raporda,
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne son bir yılda gelen ziyaretçilerin sayısının son
15 yıldaki ziyaretçiler kadar olduğu ve Türkiye’ye yönelik bu hareketlerin
hepsinin belli bir merkezden (Papalık ve AB’den) yönlendirildiğinin anlaşıldığı
belirtiliyordu.


Bu zaman zarfında tırmanan anarşi, terör ve tedhiş hareketleri de, yoğunlaşan
bu ilgi ve alânın doğal sonucu olsa gerektir. Bu arada, Karen Fog’un
mektupları, mesajları ve menfur faaliyetlerini de bu bağlamda hatırlamak
gerekir. Tabii ki, İnsan hakları, demokratikleşme ve açık toplum adına “küresel
emperyalizm ve vahşi kapitalizme” ortam hazırlama gayretlerini sürdüren Soros’u
da unutmamak gerek.


Analize devam edelim:


Terörist başının mektuplardaki sözleriyle, Türkiye’de misyonerlik faaliyetini
sürdüren kişilerin sözlerinin birebir örtüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Nadim
Macit, şunları söylüyor:


“Ülkemizde misyonerlik yapan kişiler şöyle derler:


‘Türkiye
Devleti, Kürtler üzerinde baskı yapmaktadır.

Geçmişte Ermeniler, Süryaniler, Rumlar üzerinde soykırımı faaliyeti yaptılar.

Bunun benzerini şimdi Kürtlere yapmaktadırlar.

Türkiye Devleti, soykırımını sürdürmektedir.

Birçok masum Kürt kimliğini ve hakkını istemesinden dolayı öldürülmektedir.’

İki metin arasındaki benzerlik, bize, terör örgütünün gerçek yüzünü ve ilâh
ticareti bağlamında vizyona konulan kutsal sürümünü yeterince tanımlamaktadır.


Acaba, hiç düşündünüz mü?


Batılı devletler (AB) ve kiliseler niçin PKK’yi destekliyorlar?


Bu sorunun açık ve net cevabı İtalyan Evanjelist Kiliseler Federasyonu Başkanı
Domenico Maselli’nin şu sözünde gizlidir.


Maselli, der ki:


“Varlıklarını kabul etmeyen beş devlet arasında bölünmüş saygın (!) (burada
kendini Kürt olarak tanımlayan ve fakat aslında Ermeni, Rum ve Yahudi
dönmelerinden müteşekkil potansiyel hain kitleler hedef kitle durumunda ve
konumundadır) Kürt halkının yazgısına kayıtsız kalamayız.”


Gerçekten kalamazlar.


Çünkü iki kutuplu dünya sisteminin çöküşünden sonra ortaya çıkan fiili durum,
dünya dengelerini bozacak niteliktedir. Öyleyse Türkiye ile Türk dünyası
arasında duvar örmek gerekir. İkisinin arasını tam anlamıyla kesmek için
Ermenistan yetmez, bir de Kürdistan gerekiyor. Bütün mesele budur.”


BUSH’LA 2003’TE ANTLAŞMA İMZALANDI :


Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal: “Teröristbaşının mektubundan sonra
Papalığın Doğu Kiliseler Birliği Komisyonu’nun başı Achille Silvestrini bir
açıklama yaparak Vatikan’ın PKK’yi ve onun başını desteklediğini belirtti.


Rusya’da ise; Ortodoks Kilisesi’nin en hararetli taraftar ve savunucularından
biri olan bir milletvekili bölücü başını Rusya’ya getirmek ve ona sığınma hakkı
tanıtmak için var gücüyle çalıştı.


Bu milletvekili aynı zamanda gizli bir tarikatın üyesi idi.


Tarikatın adı, ‘İstanbul Haçı’nın Egemen Askeri ve Hanedansal Tarikatı’idi.


Tarikatın başında yasal Bizans İmparatoru olduğu başta Rusya, ABD, İtalya,
İngiltere ve Fransa mahkemeleri tarafından tevsik edilmiş olan Prens Henry
Paleolog vardı.


İşte bu tarikatın başı Almanya’da PKK örgütüne destek veriyordu.


El altından dağıtılan bildirilerinde aynen şöyle yazıyordu:


“Türkiye’de boyunduruk (esaret) altında yaşayan siz Kürtleri çok yakında bu
barbar boyunduruğundan kurtaracağız.”


PAPA’NIN MİSYONU :


Mektup ile birlikte Ortodoks Papa’nın, Evangelist Bush ile bir anlaşma
yaptığını ve bu anlaşma çerçevesinde, başta Irak’ın kuzeyindeki Kürtler olmak
üzere, tüm coğrafyada etnik ırkçılık yapan Kürt nüfusunu koruma misyonunu
üstlendiğini ifade eden Altındal, şu noktalara da vurgu yapıyor:


“Papa ben ‘Bush’u destekliyorum’ diyor.


Oysa ki Bush evangelist yani Protestan. Bush ile 2003 yılında yapılmış bir
anlaşması var. Bu anlaşma, Irak’ta bir Katolik kilisesi kurulmasını
öngörmektedir. Amaç, Irak’ın kuzeyindeki Kürtleri korumak ve Türkiye’deki
Kürtlere yapılan baskıları yerinde tespit etmekti. Bu kilise kuruldu, 2003
yılından itibaren faaliyete geçti ve Kürtleri koruma görevi Papalığa verildi.
Şimdi de BOP çerçevesinde Rusya’ya ve Çin’e karşı ABD’nin yollarını açmaya
çalışıyor, açıkları bu yönde. Papa’nın misyonu bu.” (bitti)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet