KÜRTLER
AYRI BİR MİLLET DEĞİLDİR…


KÜRTLER
DE, AZERİLER, TÜRKMENLER, KAZAKLAR, KIRGIZLAR, ÖZBEKLER VB. GiBİ TÜRK MİLLETİNİ
TEŞKİL EDEN ÜYELERDEN BİRİDİR…


KÜRTLER
DE TÜRKTÜR… HEM DE EN AZ AZERİLER, TÜRKMENLER, KAZAKLAR, KIRGIZLAR, ÖZBEKLER
VB. KADAR VE GİBİ, KÜRTLER DE TÜRKTÜR.



Türk, büyük ve ulu bir çınarın gövdesinin adıdır. Saka’lar, İskit’ler, Hun’lar,
Avar’lar, Çerkes’ler, Cücen’ler, Hazar’lar, Göktürk’ler, Uygur’lar,
Karahanlı’lar, Karahitaylı’lar, Akkoyunlu’lar, Karakoyunlu’lar, Türkiş’ler, Oğuz’lar, Onoğuz’lar,
Dokuzoğuz’lar, Salur’lar, Bozok’lar, Üçok’lar, Kuman’lar, Kırgız’lar,
Karluk’lar, Karaçay’lar, Çuvaş’lar, Özbek’ler, Türkmen’ler, Azeri’ler,
Kazaklar, KÜRT’ler ve benzerleri büyük ve ulu Türk çınarının, büyük veya küçük
dallarıdır… Kürtler Türk milletini meydana getiren üyelerden biridir…


Türk milletini teşkil
eden diğer herhangi bir üye kadar ve gibi Kürt’ler de gerçektir ve Onlar kadar
Türk’tür denmiş olsaydı, bugün Türk Milletinin kürtçülük veya güneydoğu diye
bir meselesi olmayabilirdi…



Kürtlerin Türk olduklarını nerden biliyoruz? Kürtlerin Türk olduklarına dair
ilmî bir delil var mı? Var! Orhun Abideleri’nden, 1250 yıl evvel, Göktürkler
devrinde taşlar üzerine kazınmış Türk tarihi demek olan Yenisey Kitabeleri’nden
biliyoruz. Bundan daha ilmî bir delil olabilir mi?



Yenisey Kitabeleri’nden Elegeş Kitabesi denilen mezar taşındaki Göktürkçe
yazıda şöyle denilmektedir: Ben bey olduğum için Kürt ilinin hanı Alp
Urungu’nun altın okluğunu belime bağladım. Otuz dokuz yaşında, yurduma
doymadan, mavi semadan, güneşten, aydan, eşimden, oğlumdan, sizlerden ayrıldım.



Yenisey Kitabeleri’ndeki bu ifade, iki şeyi ispat etmektedir: Bir, Kürtler
bütün diğer Türk unsurlar gibi inkârı imkânsız bir gerçektir… İki, Kürtler de
Türktür!. Nerden belli? Adı geçen şahsın bey olabilmesinden belli… Çünkü, o
zaman Türk olmayan hiç kimse bey olamazdı… Zaten MUSTAFA GÖKMEN de, Eski Türk
Kitabeleri isimli kitabında: Bu kitabeden, Kürtlerin de Orta Asya’dan gelme bir
Türk boyu olduğu kesinlik kazanıyor diyor.



Yenisey Kitabeleri’nden! Kürtler Türkçe konuşuyorlar mı? Evet!.. Olur mu,
öyleyse Kürtler niye farklı bir dil konuşuyorlar? Kürtçe niye var? Kürtler
farklı konuşuyorlar ama, Kürtçe diye bir dil yok! Kürtçe, iyice bozulmuş bir
Osmanlıcadan başka bir şey değil…


Kürtlerin, etnik
bünye itibariyle, hangi ırk veya soy dairesine bağlı oldukları meselesi, bugüne
kadar, yapılan birçok araştırmaya konu olmuş. Kimileri bu konuyu, antik çağlara
kadar çıkarmış, Kürtlerin menşeini oralarda aramış; kimileri ise tenkitten
geçmemiş, doğruluk derecesi tesbit edilmemiş, çoğu defa, orta zaman
vak’anüvisliğinin bıraktığı masallarda aramış; kimileri de bir kısım devletlerin
kendi politikaları paralelinde bir araştırma yapmıştır. Sonuç itibariyle,
Kürtlerin milliyeti hakkında birkaç tez ortaya çıkmıştır… Fakat biz, bu
tezleri ayrı ayrı ve teker teker incelemeyeceğiz, bu tezlerden en çok kabul
görmüş olanını, araştırmaları yapan ilim adamlarının görüşlerini özetleyerek
vereceğiz:



Prof. Dr. M. Fahrettin KIRZIOĞLU, Kürtlerin Türklüğü isimli kitabının değişik
yerlerinde şöyle yazıyor: Bizim araştırmalarımıza göre, M. Ö 7. Yüzyılda Orta
Asya’nın doğusuna hâkim Hunlar (Hiyung – nu) kolundan gelip, Tanrıdağlar
bölgesine yerleşerek burada Karluk ve Abdal/Haptal (Heptalit) adıyla tanınan
Oğuzlara karşılık; Saka (İskit) birliği içindeki Oğuzların karlı-dağ/yaylak
bölgelerinde yaşayanlarına, Kürt ve bunun benzeri adlar verilmiştir. Yani,
Karluk/Abdal urukları, Hunlar kolundan olup; Kürtler ise, Sakalar (İskitler)
topluluğundaki yüce dağlar bölgesinde yaşayan Oğuzlardandır.



100. Doğu boylamı bölgesinde Yenisey-Kürtlerinden ve 1300 yıldan önce kalan
Elkan Alp-Urungunun yazılı mezar taşında, zengin hayvan sürülerinden de
bahsediliyor ve buradaki Kürt adlı güçlü uruğun, Türk soyundan olup, Türkçe
konuşup yazdığı gösteriliyor. Asya’nın bu kadar doğu ve kuzey kesimine, eskiden
hiçbir İranlı veya Aryanî kavim gelmemiştir. Yenisey başları, Türklerin
Anayurdunun doğukuzey kesimidir.



Kars ilinden doğan Kür ırmağı ile, Erzurum bölgesinden çıkan Aras, Hazar
Denizine karışmadan önce, Kuzey-Azerbeycanda birleşirler. Bu iki Türk ırmağı
arasında kalan, Tiflis-Revan-Gence ve Karabağ illeri bölgelerine Ortaçağda ve
İslâm eserlerinde, Aran denilirdi. …..


İşte bu Aran
ülkesinde, ….. M.Ö. 7. Yüzyılda Kafkasların kuzeyinden gelen Sakalar’ın
hükümdarlarının mensup bulunduğu en soylu uruğu, Sakasen/Sakasular yaşıyordu.
Bunların Bala Sakan (=Küçük Sakalar) denilen boyu, Kürtler adıyla tanınmıştır.
Kıyılarında yaşadıkları ırmaklara göre biz Kuzey-Azerbeycan’daki bu uruğa,
Kür-Aras Kürtleri denilmesini, uygun görüyoruz.



12. Yüzyılda, İslâm imanı ile Türk gücünün temsilcisi olarak, Kudüs’ten Haçlı
kuvvetlerini temizleyen ulu kahraman Eyyublu Sultan Salâhaddin Hazretleri, bu
Kür-Aras veya Aran-Kürtlerinin Ravadlı boyundandır.



Kür-Aras/Aran bölgesindeki Saka (İskit) uruğuna, M.Ö. 5. yüzyılda HEREDOT
Sakasen, M.Ö. 331 deki İskender’in Arbela (Erbil) Savaşını anlatan yunanca
kaynaklarda, Sakasın, STRABON’da Sakasen, PLİNİUS’ta Sakasun ve M.S. 150
yıllarında Mısır Kralı Yunanlı PTOLEMEUS’un coğrafyasında Sakapen
denilmektedir. Sakaların hükümdarını çıkaran boy veya uruğa HEREDOT, Basilik
(Hükümdarlık)- İskitleri, Çinliler Se veya Su, millî Türk gelenek ve
destanlarına göre de Kaşgarlı MAHMUD, Şu demektedir. Bu bilgiler bize, Kür-Aras
arasında yaşayan Sakaların Sakasın uruğu’nun, hükümdarı çıkaran boy olduğunu
göstermeye yaramaktadır.


İranlılar, Aran’daki
Sakalar’a/Sakasın’a Si- Sakan (Si-Sakalar) ve 5. yüzyıldan 14. yüzyıl sonlarına
kadarki ermenice kaynaklarda da, Si-Uni (Si-Hanedanı denilmektedir. Dede-
Korkut Oğuznâmelerinde ise, Taş-Oğuz Eli’nin altı Elbeyliğinin bağlı bulunduğu
Nahçıvan- Karabağ- Gence bölgesinin Hanlar sülalesi, Afrasyaboğlu Alp-Oruz
kütüğü ile anılarak, bunların, Sakalar’ın ulu cihangir padişahı soyundan
geldiğine işaret edilmiştir. M.Ö. 66 Aralık ayında Roma Serdarı Pompeius’un
ordusu ile Tiflis doğugüneyinde ve Kür ırmağı boyunda kışlarken, onu baskına
uğratırken bozulan ve 12 bin atlı ile 60 bin yaya çeri çıkarabildiğini anlatan
APPIANOS ve Dion CASSİUS gibi kaynaklarda geçen Albanlar Hükümdarı
(sülalesinin) adı, Orees ve Oroses (Orus/Örs) diye anılmaktadır. Bu da, millî
destanlarımızdaki Afrasyaboğlu Alp-Arız/Oruz Han sülalesinden ibarettir.



(Rus diplomatı Vilâdimir) MİNORSKY, 1938’de Brüksel’deki Milletlerarası 20.
Müşteşrikler Kongresinde okuduğu bir tebliğde, Kürtler’in İskit/Saka adlı atlı
göçebe ve yaman okçu olan cihangir bir kavimden kaldığını ileri (sürmüştür).



Londra’ya yerleşmiş Arşak SAFRASTYAN adlı bir Ermeni de, 1948 de Kürtler
üzerine yazdığı İngilizce kitabında, bunların atalarının, yaman savaşçı İskit
okçuları olduğunu itiraf etmiştir.



M.Ö. 7. Yüzyıl başlarında Azak Denizi çevresindeki Kimmerler’i yurtlarından
çıkarıp kovalıyan Saka (İskit) Türkleri, M.Ö. 680 ve 665 yıllarında güçlü ve
kalabalık iki göç kolu halinde, Kür ile Aras boylarına geçip, Anadolu ile
Azerbeycan’a yayıldılar. Bu göçlerden ikiyüz yıl sonraları Anadolu ile İran’ı
gezip görmüş olan Yunanlı HEREDOT, ünlü Tarihinde diyor ki, bütün İran,
Anadolu, Suriye ve Mezepotamya gibi Asya topraklarında yirmi sekiz yıl hükmeden
İskitlerin, cihangir padişahları Madyas (Asur kaynaklarında Madova, İran din
kitabı Şehnâmesinde, Oğuzların destanlarında Afrasyab, Doğu- Türkleri Uygur ve
Karahanlılar’da (Alp-Er Tonga) denilen kişi ile, İskit ileri gelenlerini,
Medyalı (tâbi kral) Keyaskar (Key-Husrev) bir şölene çağırarak, hile ile
hepsini sarhoş ettikten sonra, önceden verilen karara göre, derhal öldürterek,
İskitlerin hâkimiyetini sona erdirip, Medya’yı istiklâle ulaştırdı. HERODOT’un,
yerli hâtıralara göre anlattığı bu hadise, öteki İran ve Asurlu kaynaklarına
göre, M.Ö. 626 yazında ve Ürmiye Gölü kıyısında geçmiştir.



1597’de Bitlis’te yazılan ilk Kürt tarihi farsça Şerefnâme’de, Dicle-Kürtleri
sayılan Kürmançların Oğuzlardan geldiği, millî Kürt destan ve an’anelerinden
alınarak, şu dört delille anlatılmıştır.



1- Kürtler, Cen Tâifesi’ndendir (Yani: Selçuklu,
Akkoyunlu ve Osmanlı soykütüklerinde, onların atalarının geldiği Çin/
Doğu-Türkistan ülkesi halkından Karahanlılar, Gürcistandaki Orbelliler,
Ahlat-Muş-Bitlis-Bingöl bölgelerindeki Mamık-Konak Kardeşler uruğu/
Karakoyunlular gibi, Kürtler de Çinden gelmedirler.);



2- Bütün Kürtler, Bokth ile Beçen (Peçen) adlı iki kardeşten Türemişlerdir
(yani, bütün Dicle-Kürtleri/ Kürmançlar, 12 boy Bozoklar ve 12 boy Üçoklar
koluna ayrılan 24 Oğuz Boylarının Üçoklar/İçoğuzlar kolundan Bokhtşn=Bokhtlara
adını veren Bogduz ile, (Becenevi/Peçenek’e adını veren Beçen’den türeme
sayılırlar);



3- İslâmlıktan önceleri Kürtler, Türkistan’ın ulu kağanlarından Oğuz-Hanlılara
tâbi olup onların soyundandırlar;



4- Dede-Korkut Oğuznâmelerindeki kütük ve bilgilere uyan ve Kürt-Oğuznâmesi
sayılan bir millî destanın özetini de şöyle veriyor:




Oğuz-Han(lılar) uzaktan duyup öğrenerek, İslâm dinini benimsediklerini arz
eylemek üzere, (622-632 arasında) Hazreti Muhammed’e Elçi olarak, Kürtlerin
Elbeğisi (sülâlesinden) Bogduz-Aman adlı, korkunç görünüşlü ve dev-yapılı
birisini, gönderdiler.



Bu korkunç yüzlü Elçi de, uruğunu ve boyunu soran Hz. Peygambere: -Kürtler
tâifesindenim dedi…



Antropoloji, insanın gövde ve dış yapısını, bilhassa kafatasını inceleyerek,
soyu ve kökünü araştırıp, ortaya çıkarmaya yarar. Bu bakımdan ….. Kürtlerin
de, bütün Türkler gibi, % 85’ten çoğu yuvarlak başlı (braki-sefal) olup, …..
uzun başlı (doliko-sefal) değildirler. ….. Ancak, orta başlı (mezo-sefal) ve
uzun başlı (doliko- sefal) tipteki Kürtlerin sayısı % 15 olup, bu nispet Batı
Türkistan ve Türkiye’deki Türkmenler ile Yörüklerde de görülmektedir. Kürtlerin
Türkmen tipinde olduklarına V. MİNORSKY’de 1927 yılında İslâm Ansiklopedisine
yazdığı Kürtler makalesinde işâret etmiştir.



Biz de, antropolojinin inceliklerini bilip gözetmeye lüzum kalmadan, bu gerçeği
gözümüzle görmüyor muyuz ? ….. Bir sosyolog olarak Ziya GÖKALP diyor ki,
Kürtler ile Türklerdeki bu dış görünüş ile gövdedeki benzerlik, ruh ile
duygularda da birlik ve ayniliğin delilidir. ….. Kısacası, kafatası, yüz
çizgileri, boy-pos ve gövde yapısı bakımlarından Kürtler uruğundan olanlar ile,
Ortasya Türkmenleri ve Azerbeycan ile Türkiye’deki Yerli, Terekeme, Karapapak,
Yörük, Tahtacı, Mavâlı, Manav, gibi türlü uruk ve boy adları ile tanınan
insanlar arasında, bir fark ve ayrılık yoktur.



Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU, Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm isimli kitabında, F.
KIRZIOĞLU’nun yazdıklarının hemen hemen aynını yazdıktan sonra, şunları ilâve
ediyor:


İnsanların gövde ve
dış görünüşteki yapılarını ve bilhassa kafataslarını inceleyerek, soyları ile
kökenini araştırıp ortaya çıkaran antropoloji, bu yönden müspet bir ilim
koludur. Turanî ırkından gelen bütün Türk uruklarının antropolojik
tetkiklerinde kafataslarının yüzde 85 nisbetinde yuvarlak başlı (brakisefal)
olarak tespit edilmiştir. Kürmanç ve Zaza Türklerinde de kafa yapıları yüzde 85
olarak yuvarlak başlıdır. Halbuki Aryanî ırka mensup olanlar, uzun başlı
(dolikosefal)dırlar. Ancak, ikisinin arası bir baş yapısı (mezosefal) ve uzun
başlı olarak da Türklerde yüzde 15 kadar olup, bu nispet Kürmançlar, Zazalar ve
Batı Türkistan ile Türkiye’deki Türkmanlar ve Yörüklerde de aynı görülmektedir.



Büyük Türk mütefekkiri Ziya GÖKALP, bir yazısında: Bir köylü Kürt ile Türkmen’i
konuşmadıkça dış görünüşlerinden birbirini ayırd etmek imkânsızdır, demektedir.



Millî mücadele sırasında emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda hizmet eden
bazı hainler gibi, Dr. Şükrü SEKBAN da İngiliz emperyalistlerinin haince
emellerine önceleri hizmet etmiş, gerçek dışı yayınlar yaparak uzun zaman
faaliyette bulunmuştur. Bu arada Irak’ta Süleymaniye’de doktorluk ederken bazı
müşahedeleri de olmuş ve 1933 senesinde çıkardığı La Question Kürds adlı
eserinde (Kürt Sorunları) Kürmançların antropolojik vasıflarının Türkmanlarla
bir olduğunu bu ara şöyle belirtmektedir: Operatör olarak on yıl Irak’ın Kerkük
ve Süleymaniye şehirlerinde tabiplik yaptım. Bu sırada bana gelen hastaları
konuşturmadıkça, Kürt mü, Türkman mı olduğunu asla ayırt edemezdim, diyor.



Daha sonra da gerçekleri gören Dr. Şükrü SEKBAN bey, Kürtlerin kökeni
hakkındaki emperyalist görüşlerin bu iki Türk uruğunu parçalamak için ortaya
atıldığını ve bu şekilde kendilerinin emperyalist plânlarına alet edilmek
istendiğini yukarda bahsettiğimiz kitabında açık olarak izah etmiş; Fransa’da
hastalandığında ben öz vatanıma götürün diyerek, Türkiye’ye gelmiş ve burada
vefat ederek defnedilmiştir.



Bu konuda, Prof. Dr. Aydın TANERİ ise, Türkistanlı Bir Türk Boyu Kürtler, adlı
kitabında şöyle diyor:


Konuya ırk görüş
açısından baktığımızda ….. Kürtler de diğer Türk boyları gibi Orta Asya
menşelidirler, Turanî bir kavimdirler ve ancak Türk ırkından olabilirler. Bu
konuda görüş getirenlerce kesin teşhis konulamamasının sebebi, böyle bir ırk
tipinin zaman ve mekân bakımından çok uzaklarda, Orta Asya’da, hiç değilse
binbeşyüz sene evvel geride kalmış olmasıdır. Bu bakımdan, Türkmen ve Kırgız,
Özbek v.b. diğer Türk boyları ile karışarak Türk Milletini meydana getirmiş
olan Kürtlerin Türkler ile aynı ırktan olmadıklarını göstermek için harcanan gayretler
boşunadır. Kaldı ki, saf ırk olmadığı, olmayacağı da açıktır. Irkçılık da çağ
dışıdır.


Ayrıca bugünkü
yurdumuza çok uzak bir coğrafî bölgeden Orta Asya’dan geldik. Orta Asya’dan
sonra, İslâm döneminin ilk yarısı olan Selçuklu dönemini, merkezi İran olan çok
geniş bir alanda ve Anadolu’da Osmanlı dönemini merkezi İstanbul olan, Anadolu,
Rumeli, Suriye, Irak, Mısır vs. gibi çok dağınık ve değişik coğrafî bölgelerde
geçirdik. Bugün ülkemizde Türkler bölge bölge, ayrı ayrı özellikler
gösterirler. Nitekim Rumeli Türkü ile Azerbaycan Türkü, Ege Türkü ile Doğu
Anadolu, Orta Anadolu Türkü, Karadeniz bölgesi Türkü ayrı özellikler
gösterebilirler. Hatta yakın komşu olan Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz farkı
dahi vardır.



KÜRTLER TÜRKÇE Mİ KONUŞUYOR?



Bu suale, yukarda kendilerinden faydalandığımız ilim adamlarının bu konudaki
görüşlerini, özetleyip aktararak cevap verebiliriz, fakat, bütün bu âlimler
birbirlerinin yazdıklarından haberli ya da habersiz olarak, hemen hemen aynı
şeyleri yazmışlardır, bu sebeple, bir tekrara düşmemek için, sadece, Dr. Mahmut
RİŞVANOĞLU’nun Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm isimli kitabında yazdıklarını
vermekle iktifa edeceğiz.



Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU, şöyle yazıyor:


İranlıların 300
yıllık sosyo-kültürel tesirlerinin izlerini göremeyen ve görmek istemeyen,
gerçek bir tarih ve dil bilgisinden yoksun Türk-İslâm düşmanı emperyalist
güçlerin piyonu haline gelmiş bazı kimseler, temelsiz yayınları ve
propagandaları ile Oğuz-Kürt’lerin İranî bir dil konuştuklarını (söyleyerek),
bu yönden de Kürtleri ari bir ırk olarak görmeye çalışırlar. İlk bakışta
Acemceyi andırır gibi görünen bu dil hakkında Türk düşmanı Rus akademisyeni V.
MİNORSKY bile, Kürtçe menşe’de Farsçadan ayrıdır, demek zorunda kalmıştır. Yine
devamla, Garbî Farsça ile Şarkî İranca arasında da farklılık arzetmektedir. Bu
karışıklık ve bugünkü lisanlarında birbirine yabancı unsurlar bulunmasına
rağmen umumi heyetiyle Kürtçe Farsça’dan tamamen ayrı bir mahiyet
göstermektedir, diye söylemektedir.



Edip YAVUZ Bey (Tarih Boyunca Türk Kavimleri), Kürtçenin ana kuruluşu
bakımından Türkçenin aynı olduğunu, cümle kuruluşunda özne evvel, mefûl sonra
ve fiilinde en sonunda bulunduğunu ve dilde de Türkçe sözlerin çoğunlukta
olduğunu belirtmektedir.



Buna örnek olarak E. YAVUZ Beyden, bir Zazaca (Guranca), bir de Gurmança yani
Kurmanço olarak iki cümle alarak çözümleyelim.



Hel-Ocağı Seyyid-i tu sero-perora gero (Bu bir Zazaca duadır)


Seyit ocağının
kartalı senin başına kanatlarını gersin demektir.



Özne: Seyit ocağının kartalı. Tümleç: Senin başına kanatlarını. Fiil: Gersin.



Sözlerden Hel-Ocak, Ger Türkçe. Tu, Ser (Baş), Perora (Kanatlar) Farsça olup,
eski Osmanlı Türkçe’sinde de kullanılan sözlerdir. Seyit sözü Müslümanlarda
kullanılan ve Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere verilen isimdir.



Kurmanço’da da aynı durum mevcuttur. Nazımda bile yine özne evvel fiil sonra
gelmektedir. Şu nazıma bir göz atalım:



Ji Kürt pirsine rikne islame çine?

Gotiye: Sevmu salat, hacü zekât

Se resek fişek u tufengk zoldat.




Yani; Kürde sormuşlar İslâmın rüknü nedir? Cevap veriyor: Oruç ve namaz, Hac ve
zekât. Üç bağ fişek ve asker tüfengi.



Burada da Kürt özne, pirsine (sormuşlar) fiil, rikne İslâme (İslâmın rüknü)
tümleç, çine (nedir) fiil. Bu da bize, kelimeler ne olursa olsun Kürdün de
konuşurken Türk olarak düşündüğünün bir belgesi olarak görünmektedir.



Kelimelerin kökenine gelince, pirsine Farsça kökten bozma se yine Farsça,
rükünden riken ile savm, salat, hac, zekât Arapça, fişek, tüfeng Türkçedir.
Gördüğümüz gibi kuruluşu tamamen Türkçe olan bu yazıda, kelimeler tıpkı
Osmanlıcada olduğu gibi her milletten alınmış sözlerle doludur. Nasıl
Selçukluların, sarayda, dergâhta, divanda Farsça, Osmanlıların da Farsça,
Arapça ve Türkçe karışımı lisan konuşmaları onların Türklüğünü inkâr ve kayıp
ettirmezse, yine karışık kelimeleri havi bir lisan kullanan Kürmanç ve
Zazaların da Türklüğünü ve Oğuz soyundan geldiğinin inkâr edilmesine mesnet
teşkil etmez.



Saint Petersburg Akademisi’nin yayınladığı 8528 sözlü Kürtçe- Rusça-Almanca
lügat kitabında: 3000 halis Türkçe kelime, 2000 Türkçeleşmiş kelime, 1240 Zint,
1030 Türkçeleşmiş Farisî, 370 eski Pehlevî, 300 mahalli Kürtçe, 108 Gildani ve
60 Kafkas Türkçesine ait kelimeler, (Azeri, Çeçen, Çerkes).



Kitabın Türkçeye tercümesini yapan Şerefhan’ın akrabası Bitlisli bir zattır.
Burda Kürtçe diye gösterilen 300 kelimenin 107’sinin dağ ve yayla isimlerine
ait Türkçe kelimelerden alındığı yani Türkçe olduğu görülmektedir. Bu durumda
Kürtçeyi teşkil eden 8500 kelimenin 5080 kadarı tamamen Türkçedir. Osmanlıca ve
Selçukluların kullandıkları kelimeleri de kökenine göre ayırsaydık, bundan
farklı bir durumla karşılaşacağımızı zannetmiyorum. Buna göre, ….. ırk
özellikleri gibi dilleriyle de Kürmanç ve Zazaların Oğuz soyundan gelme
Türkler’den olduklarının bir belgesidir.



KÜRTLER’de Oğuzcanın izlerinden beş özellik yaşamaktadır:



A- Kaşgarlı Mahmud’un belirttiği gibi, Türk
dilindeki dokuz sesli ve öteki sessiz harflerin diğerlerini Kürtler’de de
görmekteyiz. Türkçe’de olmayan sesler, Kürtçe’de de yoktur.



B- Oğuzlarla Kıpçaklar’ın kelime başlarındaki Y seslerini yutarak
konuştuklarını Kaşgarlı Mahmut Divanı’nda belirtmektedir. Kürtler de Oğuzlar
gibi bu özelliği yaşata gelmişlerdir.



C- Yine, Divan-ı Lûgat’it Türk’de Kaşgarlı Mahmut diyor ki; Oğuzlar bazen
kelime başlarına Kh sesini katarak söylediklerinden benim atalarımın bey ve
kumandan anlamındaki ünvanı olan Arapça Amiri de Khamir biçiminde söylerler. Bu
özellik de, bugün, Kürtler’de yaşamaktadır.



D- Kaşgarlı, Oğuzlar ile onlara kardeş sayılan Kıpçak Türkleri’nin K sesini
KHye çevirerek, Kalaç boyuna Khalaç, kız yerine Khız ve nerde anlamındaki Kanda
yerine Khanda dediklerini örnek olarak anlatır. Biz bu Oğuz ağzının
özelliklerini Kürtler’de de görmekteyiz.



E- Türkçe’de, Arapça’da olduğu gibi şedde, yani iki sesi ikiz olarak söylenmediğini
özellikle Kaşgarlı Mahmut belirtmektedir. Bu yüzden de yüce İslâm
Peygamberi’nin adını taşıyan erkek çocuğa bugün halkımız Mehmet demektedir.
Bunun gibi Arapça’dan dilimize giren şeddeli sözleri de, bir sesli olarak
söylenir görmekteyiz. Kürtler de Oğuzluklarından gelen Türkçe’nin bu
özelliklerine uyarak kullandıkları Arapça’dan gelme sözleri âdeta tanınmaz hale
sokarlar.




(Ayrıca) sayın F. KIRZIOĞLU İslâmiyet’ten önce Yenisey ırmağı başlarında
yaşamış olan Altı Oğuz Kürt ve daha başka adlarla anılan Türk uruğlarının
kullandığı Yenisey Yazısı ile bunun daha sonraki biçimleriyle yazılı 734
yılından kalma Orhun/Göktürk yazıtlarında Türk diline mahsus değişik ikiz sesi
gösteren ve orta ile son hecelerde kullanılan iki harfin değerini Oğuz
ağızlarındaki gibi Kürtlerde de görmekteyiz, demektedir. Nitekim Yenisey ile
Orhun alfabelerinde ND/NT ve NC sesini gösteren harfler vardır. Aslında tek
olan T ve N seslerini ND/NT’ye ve C/Ç sesini de NC/NÇ sesine çevirmeyi Oğuzlar
gibi Kürtler’de de görmekteyiz.



Yapılan araştırmalarla, Göktürk yazıtlarında, deyimlerin sonundaki T son ekinin
şimdiki ler, lar gibi çokluk bildirdiği anlaşılmaktadır. ….. F. KIRZIOĞLU’nun
Dicle-Kürtleri üzerinde yaptığı araştırmalarda T son ekinin çokluk bildiren bir
edat olarak, bu Türk uruğunda hâlâ kullanıldığı tesbit edilmiştir.



Dil konusunda verdiğimiz bu deliller, bakar körlere acaba hiçbir şey ifade
etmiyor mu? Bu uruğun Türk olduğu bundan daha doğru nasıl ifade edilebilir?
Kimse boşuna uğraşmasın, Kürtler ayrı millet değil, Kürt’ler de, Türk
milletinin diğer üyeleri Azeriler, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler
vd. gibi ve kadar, Türk milletinin şerefli bir üyesidir…



Bu konuda, Ülkücü Hareket’in büyük mütefekkiri S.Ahmed ARVASÎ Hocamız da, şöyle
yazmaktadır:


Doğu Anadolu’da
yaşayan kardeşlerimiz, hem Müslüman, hem de özbeöz Oğuz çocukları oldukları
halde, emperyalizmin tahribatı ile -buna karşı ilmî ve millî tedbirler

alınmadığı için- zorla yabancılaştırılmışlardır, yahut öyle gösterilmişlerdir.
Kürtler’in, bir Türk boyu olduğu, ilmî olarak isbatlanmıştır. Bu konuda, ilim
adamlarının elinde, kesin ve müşahhas belgeler vardır. Bilhassa Yenisey’de
yapılan kazılar ve çıkan mezar taşları bu konuda artık şüpheye yer
bırakmamıştır. Kürt İlhanı Alp Urungu’nun mezar taşı, bugün Orta Asya’da
bulunmaktadır ve Kitabesi Türkçe’dir.



Ancak, hemen belirtelim ki, bugün Doğu Anadolu’da yaşayan kardeşlerimiz, bu
Kürt boyundan bile değildirler, doğrudan doğruya Oğuz çocuklarıdırlar. Selçuk
Bey, Alparslan, Osman ve Orhan Bey’ler ne kadar Türk iseler, onlar da o kadar
Türk’türler, Karakoyunludurlar, Akkoyunludurlar, Göçer ve Yörüktürler… Buraya
gelmişken, bu konuda

eski Van Milletvekili merhum İbrahim ARVAS’ın bir hatırasını nakletmek isterim.
Diyor ki:



Bendeniz Şemdinan Kaymakamı iken, Gerdi Aşireti Reisi OĞUZ BEY’e sordum: Bu ad
Türk adıdır, sana nereden gelmiş ? Cevaben dedi ki, bendeniz YİRMİBİRİNCİ
OĞUZ’um; bizdeki an’ane, baba, kendi evlâdına kendi babasının ismini verir ve
böylece müteselsilen devam eder. İbrahim Arvas, yazısını şöyle bitirir:
Maalesef OĞUZ BEY ise bir kelime Türkçe bilmiyordu. Amcası KILIÇ BEY de öyle ve
KOÇ BEYİ kabilesinin reisi Mehmed Emin de böyle idi. Binaaleneyh, heyet-i
umumiyesi Türk olan bu muazzam kütleyi, Türk harsı ile yetiştirmek ve Türk
dilini öğreterek vaziyeti asliyesine irca etmek idare âmirlerimize düşen büyük
vazifedir.



Gerçekten de, Doğu Anadolu’da yolun gitmediği, mektebin girmediği yerlere daha
çok Fars dili, kısmen de Arap dili girmiş, Türk kültür ve dilini yenik düşürmüş
ve OĞUZ BEY’ler Kürtleşmiş bulunuyor. Aksine, yol ve mektep ulaştırabildiğimiz
Doğu Anadolu havzaları Türklüklerini korumuş bulunmaktadırlar.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet