Yrd. Doç. Dr. Bayram Sinkaya

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

SBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğrt. Üyesi

Türkiye bir süredir “çözüm süreci” adı altında Kürt
meselesine çözüm yolları arıyor. Gerçi AK Parti’nin 2005 yılında aynı meseleye
matuf olarak başlattığı “demokratik açılım” süreci çerçevesinde
birçok iniş çıkış yaşandı. Milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata’nın
İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmesiyle yeniden ivme kazanan sürece bu defa
“çözüm süreci” adı verildi. Adının çağrıştırdığı iyimserliğe karşın
hem hükümet kanadından hem de BDP/Kürt kanadından ihtiyatlı olunmasına dair
uyarılar gelmektedir. Bu “ihtiyatlı iyimserliğin” altında yatan
sebeplerden birisi Türkiye’nin bu sorunu çözmesini istemediği düşünülen
mihrakların çeşitli faaliyetlerle süreci sabote edebileceği endişesidir.
Realist bir perspektifle meseleye bakan birçok çevre “Kürt sorunu
çözülürse adeta “uçacak” bir Türkiye’yi bölgede ve dünyada hiç bir
devletin” istemeyeceğini ileri sürmektedir. Bu hususta ismi sıkça öne
çıkarılan devletlerden birisi İran’dır.


Bir süredir İran’ın PKK, en azından PKK içinde
Cemil Bayık gibi İran’a yakın olduğu iddia edilen liderler ile Türkiye’ye karşı
ittifak içinde olduğu iddia edilmektedir. Diğer taraftan Türk ve Ata’nın İmralı
ziyaretlerinden kısa bir süre sonra Paris’te işlenen PKK’lı cinayetlerinden
sonra Türk’ün de aralarında bulunduğu bazı kişiler muhtemel şüpheliler arasında
İran’ı da saydılar. Acaba İran gerçekten Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesini
istemiyor mu?


Yukarıda da işaret edildiği üzere akla gelen
ilk açıklama klasik bir yaklaşıma dayanmaktadır. Buna göre Kürt sorunun
çözülmesi Türkiye’nin gücünü artırması beklenmektedir. O halde bölgede
Türkiye’yi kendisine rakip olarak gören İran, Türkiye’nin güçlenmesini
istemeyeceği için Kürt sorununu çözmesini de istemez. Oysa bu sorunu çözen,
güçlü ve müreffeh bir komşunun pekâlâ İran’a da olumlu katkısı olacaktır.
Nitekim bu bakış açısıyla İran hem Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine, hem de
demokratik açılım sürecine destek vermişti. Zira Türkiye’nin doğusunda
sağlanacak istikrar, asayiş ve ekonomik gelişme, yıllardır sınırın ötesinde
benzer sorunları yaşayan İran’ın kuzeybatı kesiminde olumlu bir şekilde
hissedilecektir.


Bu hususta dile getirilen diğer bir iddiaya
göre Türkiye’nin demokratik yollarla bu sorunun çözümünde mesafe alması, yoğun
ve kompakt bir Kürt nüfusa sahip “otoriter” İran yönetimini zor
durumda bırakacaktır. Yani Türkiye’deki soydaşlarının “kazanımlarını”
gören İran Kürtleri de kendi yönetimleri üzerinde benzer haklara kavuşmak için
baskı yapacaktır. Bu nedenle İran Türkiye’nin Kürt sorununu demokratik yolardan
çözmesini istemeyecektir. Bu iddiada haklılık payı olmakla birlikte İran’ın
Kürt meselesinin mahiyetinin ve geldiği aşamanın Türkiye’deki meseleden biraz
daha farklı olduğunu ifade etmek gerekir. Nitekim, Kuzey Irak’ta Kürtlerin
federasyon taleplerini destekleyen İran hiçbir kompleks duymadan Kürdistan
Bölgesel Yönetimi’ni hemen tanımış ve ilişkilerini geliştirmiştir.


Dolayısıyla, İran belki Türkiye’nin Kürt
meselesini çözmesinden rahatsız olmayacaktır ama Türkiye’nin bu meseleyi çözme
yöntemi İran makamlarında muhakkak rahatsızlık uyandırmaktadır. Zira
“çözüm süreci” adeta sayıları 4000’i bulduğu ifade edilen PKK
militanlarının sınırdışına çekilmesine endekslenmiş vaziyettedir. Sınırdışına
çekilen bu militanlar silahlarıyla birlikte acaba nereye gidecektir? Kuzey
Irak, İran, Suriye gidebilecekleri yerler arasında sayılmaktadır. Ne tuhaftır
ki yıllardır komşularını PKK teröristlerini barındırmakla itham eden Türkiye, şimdi
komşularıyla işbirliği yapmadan, danışmadan PKK’ya nereye isterse
gidebileceğini söylemektedir. Bu hususta işaret edilmesi gereken ikinci husus,
Türkiye sınırlarının dışına çıkan silahlı PKK militanlarının ne yapacağı ile
ilgilidir. Acaba bu militanlar dağbaşında oturup sürecin tamamlanmasını mı
bekleyecektir? Hayır. Türkiye’deki faaliyetlerini askıya alan PKK, büyük bir
ihtimalle ya İranlı Kürtlerin silahlı mücadelesine destek verecek ve İran’a
karşı savaşacaktır ya da Suriye’ye giderek oradaki Kürt halkının
“kazanımlarını” artırmaya ve korumaya çalışacaktır.












PKK’lıların silahlarıyla birlikte Türkiye sınırlarının dışına
çekilmesi, çözüm sürecinde Türkiye’ye zaman kazandıracaktır. Fakat sınır dışına
çekilen PKK’lıların PJAK ile birleşerek İran’a karşı mücadeleye yoğunlaşması
İran makamlarını kaygılandırmaktadır. Nitekim geçen hafta içerisinde İranlı
Kürt siyasilere karşı bir tutuklama dalgası başlamıştır. Bu dalganın Kürtlere
karşı 2008 yılından beri yapılan en kapsamlı operasyon olduğu söylenmektedir. Bu
operasyonun Türkiye’deki çözüm sürecine denk gelmesi bir tesadüf değildir.
Evet, bu şartlar altında ve PKK’nın sınır dışına çekilmesine endekslenen çözüm
süreci İran’ı rahatsız etmektedir. Bunun nedeni İran’ın Türkiye’nin
demokratikleşmesinden ve güçlenmesinden endişe duyması değil,  PKK
“ateşinin” kendi ülkesi sınırlarına girmesinden korkmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet