İbrahim ÇEVİK

Daire Başkanı / Etnik Çatışmalar

Batının Fransa, İspanya,
İngiltere’deki etnik-mezhep ayrılıkçı örgütlerini ve hatta Almanya’daki Nazi
örgütlerini terörden arındırarak siyasal sisteme dahil etmesini uzmanlar,
“Europeanisation –Avrupalılaştırma” olarak tanımlamaktadırlar. Ortalama bir
tarihle ifade edecek olursak 1990’ların ikinci yarısından itibaren batılı
diplomatlar ve istihbaratçılar yaptıkları görüşmelerde siyasal Kürtçülerden
faaliyetlerini terör ve şiddetten soyutlandırmalarını istemişlerdir. Açık bir
deyişle, “Avrupalılaşın” demektedirler.

O günlerin koşullarında
yaptırım yönü kullanılmayan, bir bakıma dostça bir uyarı olan sözlerin bugünkü
anlamı zorlayıcıdır. Yaptırım gücü bulunmaktadır. Batının küresel güçlerinin
çıkarlarıyla PKK’nın eliyle yürüyen silahlı Kürtçülük anlaşamamaktadır. Silahlı
güç ise örgütün en azından, şimdilik vazgeçemeyeceği bir kozdur. Kürtçülük bu
bakımdan ikilem içerisindedir. Bir yanda her bakımdan destek gördüğü çevrelerin
yalnız bırakma tehdidi, diğer yanda ise elinden bıraktığı anda adeta çıplak
kalacağı silahsızlık durmaktadır.

Geçmişte bölgesel olduğu kadar
küresel gelişmeler karşısında Kürtçülüğün, özellikle de terör örgütünce yürütülen
faaliyetin ikilem içerisinde kalmasının örnekleri çoktur. Ancak her seferinde
taktik değişikliklerle oyunun içinde kalmayı daima başarmıştır. Örgütsel
faaliyetin en başında Marksist-Leninist bir örgütken bugün etnik milliyetçi bir
kimliğe bürünmüş olması bunun kanıtıdır. Silahlı ve siyasi Kürtçülük
evrilmektedir. Söz konusu yapısal ve taktik değişiklikleri yalnız kendi iradesi
ve seçimiyle gerçekleştirdiğini düşünmek yanlış olur. Batının gizli ve açık
merkezlerinden destek aldığına kuşku yoktur. Zorlayan nedenler karşısında
bulduğu çözümler aynı yoldan kendisinden önce geçmiş olan diğer batılı terör
örgütlerininkiyle aynıdır.

Söz gelimi IRA, “Good
Friday-Hayırlı Cuma” ile başlattığı silahlı faaliyeti terk etme sürecinin
sonuna gelmiştir. Politik ayağı olan Sinn Fein barış görüşmelerini
yürütmektedir ve Kuzey İrlanda Parlamentosunda temsil edilmektedir. ETA ise
Ocak ayında süresiz ateşkes kararı aldığını duyurdu. Avrupanın orta yerinde
biri mezhep diğeri etnik terör örgütü olan bu ikilinin ulaştıkları bu noktayı
bölgesel ve küresel değişimlerle bir arada değerlendirmek zorundayız. Kuzey
İrlanda’da politik oluşumlar IRA’yı yalnızlığa itti. Uzun yıllardan beri hiç
bir çözüm üretmeden sür-git bir hareket olan terör ve şiddet halkı kendisinden
uzaklaştırdı. Halk çatışarak elde edemediğini uzlaşarak elde etmenin müthiş
rahatlığını kavradı. Silah ve patlayıcı konusunda destek aldığı Libya, küresel
güçlerle arasındaki sorunları ortadan kaldırma çabasına girerek kendi derdine
düştü. Bütün bunlardan ayrıca ABD’nin özel temsilcisi İngiltere ile
yürütülen barış görüşmelerinde aracılık yaptı.

Bask bölgesindeki gelişmeler
de çok farklı değildi.Batasuna’dan beri terör yanlısı Basklılar inatla parti
kurarlarken, İspanya da aynı ölçüde kararlılıkla kapattı. ETA’lılar parti açma
kapamayla uğraşırlarken dönüp baktıklarında Bask halkının arasında eski
yerlerinin olmadığını gördüler. Sosyalistten, milliyetçiye kadar olan yelpazede
terör ve şiddeti ret eden siyasi partiler kuruldu. 2009 yılında Bask özerk
bölgesine “lehendekari-başkan” olarak seçilen Paxti Lopez ALVAREZ, terör
ve şiddet yanlılarının akıllarını başlarına almalarını sağladı. “Kamuya açık
alanlar yalnız demokratik vatandaşlarımız içindir.” diyerek, kamu alanlarında
sergilenen ETA militanlarının afişlerini kaldırttı. İspanya’ya terörle
mücadelesinde hiçbir desteği esirmeyen Fransa, örgütün eylem gücünün
kırılmasında başlıca rolü oynadı. (1)
Sonuçta ETA’ya ateşkes kararı almaktan başka yol bırakılmadı. İspanya başbakanı
bu kararı, teslim olmak anlamına geldiği şeklinde yorumlayarak ETA’nın ciddiye
alınacak bir tarafının kalmadığını açıkladı.

İç ve dış zorlamaların baskısı
altındaki PKK da benzeri bir süreci başlatmak isteğindeymiş gibi bir görüntü
vermektedir. O da diğerleri gibi ateşkes uygulamaktadır. Siyasi bir alanda ama
silahlı gücünün vesayeti altında bir varlık ortaya koymaya çalışmaktadır.
Kürtçülük yanlılarına göre durum IRA ve ETA’nınkiyle aynıdır. Neden aynı süreç
bizde de işletilmesin yaklaşımının arkasında terör örgütünü Kürt halkının tek
temsilcisi olarak kabul ettirme sinsiliği gizlenmektedir. Oysa hâlâ silah ve
şiddetle yönlendirilen bir kitleyi tüm Kürt halkının üzerinde bir konuma
çıkarmak ve onu meşru bir varlık olarak kabul etmek yanlış olacaktır. Gerçek
sanıldığından çok farklıdır. Tek adam tek örgüt mantığıyla soğuk savaş
döneminin terörist örgütler özelliğini değiştirmeyen PKK, bugün bile iradesine
karşı çıkanları ajanlıkla suçlayıp, öldürmektedir. Örgütün varlığı silahlı
biriminin diğer birimlerin üzerinde tutulmasına bağlıdır.

Ancak zorlayan değişim
nedeniyle şeklen de olsa toplumsal örgütlenmenin altında siyasal bir gücü
egemen kılma çabası göze çarpmaktadır. DTK çatısı altında halkın PKK’nın demir
yumruğuyla örgütlenmesi taktiği bu konuda şimdilik bir ölçüde çözüm gibi görünmektedir.
Ancak bu taktiğin tıkanması da söz konusu olabilecektir. Çünkü birkaç ay sonra
genel seçimler yapılacaktır. Hep olduğu gibi bu seçimlerde de Kürt oylarından
diğer partilere dağılacaklar olacaktır. Hatta başka Kürtçü partiler bile oylara
talip olacaktır. Bu nedenle PKK telaşlanmaktadır. Her ne pahasına olursa olsun
Kürt halkı arasından kendisine rakip olacak hiç bir harekete tahammül
göstermeyecektir. Bu rahatsızlıklara ilaveten Arap bir gazetecinin deyimiyle
ABD’nin Ortadoğu’daki uçak gemisi İsrail’in güvenliği son olaylarla büyük
ölçüde tehlikeye girmiştir. Küresel güçlerin diğer uçak gemisi olan Kürt
Bölgesel Yönetimi ise henüz denize indirilememiştir. Büyük güçler hızla
çıkarlarının önündeki tüm pürüzleri temizlemek telaşındadırlar. Bu anlamda PKK
da “Avrupalılaşmak” zorundadır.

Bir taraftan etkileşim, diğer
taraftan da zorlanma içerisinde olan silahlı ve siyasi Kürtçülükle ilgili
olarak hafta sonunda haber merkezlerine iletilen bir bilgide, K. İrlanda Sinn
Fein, Bask Sortu ve BDP’nin temsilcilerinin İtalya/Venedik’te toplanacakları
duyuruldu. Guardian gazetesinin haberinde; görüşmede devletle diyalog ve
müzakere taktiklerinin ele alınacağı, katılımcı radikal Bask belediye
başkanlarının yarı silahlı (paramilitary) güç olmaktan çok siyasetle konumlarını
geliştirmenin yollarını tartışacakları bildirilmektedir. Konu hakkında dış
kaynaklarda, katılımcıların arkalarına uluslar arası desteği almalarının
önemini, kendi geleceklerini belirleme hakkının uygulanmasını, demokratik barış
sürecinin oluşturulmasını ele alacakları duyurulmaktadır.

Sinn Fein’in geçirdiği barış
sürecinde ABD rolünün dikkate alınması halinde, bu toplantıda dolaylı olarak bu
ülkenin etkisinden söz edilmesi mantıklı olacaktır. Katılımcılardan birisi olan
BDP’nin dolaylı da olsa bundan etkilenmesi olağan karşılanmalıdır. Bölgede
hiçbir gücün karşı çıkamayacağı çıkarları bulunan ABD ve diğer batılıların bu
görüşmelere kayıtsız kalmayacakları ortadadır. Ancak Türkiye’de kamuoyunun
hassasiyetleri nedeniyle yabancı bir gücün bu konuda doğrudan rol oynaması
beklenemez. Bu gibi toplantıların gerçekleştirilmesinde sorumluluk
üstlenmeseler bile yapılacak değerlendirmelerde ve alınacak kararlarda
etkilerinin olmasını hep isteyeceklerdir.

Venedik görüşmesiyle ne derece
bağlantılı olduğu bilinmemekle birlikte, KCK tarafından yapılan bir açıklamanın
aynı günlere rastlamasının üzerinde de durulmalıdır. Yapılan açıklamada PKK’nın
ateşkesinin kalıcılığı konusunda önümüzdeki hafta yeni bir karar alınacağı
bildirilmiştir. Açıklamanın yapıldığı sırada olmasa bile gelecek hafta alınacak
karar üzerinde bu görüşmenin etkisinin olması kaçınılmazdır. Aynı zamanda
ülkemiz açısından da önemli gelişmelere yol açabilecek, öncekinden daha
hareketli bir sürecin başlayabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. K. İrlanda
ve Bask sorunun çözümünün başarılı adımlarla ilerlemesinden memnuniyet duyan
uluslar arası karar vericilerin sempatilerinin silahlı ve siyasi Kürtçülük
üzerinde de toplanması beklenmelidir. Ve elbette bu sempatinin beraberinde
neleri getireceği de unutulmamalıdır. Önümüzdeki 15 Şubat ve 21 Mart örgüt
açısından her zamankinden çok daha önemlidir. “Kürt sorunu” ve
“demokratikleşme” ne kadar kalabalık ve hareketli kitlelerle dile getirilirse,
örgüt açısından etkisi de o kadar büyük olacaktır.












































(1) “Kürt Sorunu” mu Yoksa Örtülü Operasyon mu? Diplomasi ve İstihbarat Eliyle
Kürt Toplum Mühendisliği İbrahim ÇEVİK 2010 S. 438