KÜRESELLEŞME & BATI DÜNYASI & GLOBALİZASYON & ORYANTALİZM


Popüler İstihbarat ve Küresel Sorunlar


Popüler istihbarat açısından konuları
açıklamakta belli zorluklar vardır. Bir benzetmeyle açıklayacak olursak şöyle
söyleyebiliriz, istihbaratın güncel küresel sorununu çözme biçimi popüler
fizikçilerinki gibidir. 



Bilinen fizik kuralları vardır ama sahayı
evrenin bilinmezliklerine doğru açıp burada olabilecekler hakkında fikir
yürütmeye kalkıştığınızda futurist olmaya başlarsınız. Bu yöntem istihbarat
meslek erbaplar tarafından da doğrudur. Fizik alanında örnek bilim
insanlarından popüler fizik profesörü Michio Kaku bizlere gayet belirgin
açıklamalar yapar. 


O halde popüler istihbarat uzmanı
(istihbaratın İngilizcedeki karşılığı zekâ anlamına gelen Intelligence’dir), bu
durumda zekasını kullanarak bilinmezlikleri tahmin eder veya gerektiği biçimde
ve ölçüde öyle bilinmesi istenen konuların durumunu düzenler. 


Bir istihbarat uzmanı, hasma veya olası
hasma yönelik, (olasılık girince işin ucu ilerler ve örneğin dost tarafın hasım
olması isteniyorsa gerekli dönüştürme faaliyeti de mümkündür, bu bir görev
tarifidir,) bunların (1) imkân ve kabiliyetleri, (2) hassas, zayıf ve kuvvetli
tarafları ile (3) niyetleri hakkında kestirimlerde bulunan, ama üzerinde
çalışılan konuda ne denli doğru kestirimlerde bulunulur ise o denli başarının
elde edilebileceği türden sonuçlara sebep olan biridir. Mesleki açıdan bu
kişinin adı istihbarat analistidir.


Şimdi Amerika ve Çin’in bu son COVID-19
hadisesi ile içine düştükleri güncel sorun sahasını hangi şartlarda ele
alıyoruz? Bakın bu iki dev ülke bilim ve teknolojide çok ilerideler ve kuantum
bilgisayarlar, 5G ve 6G şebeke teknolojisini geliştirmekteler, yapay zekâ ile
yapılabilecek her ne varsa bunun alt yapısını inşa ettiler ve gerekli
donanımlarla artık günlük yaşama ve hatta bir savaş söz konusu olacak ise
burada yer tutmaya başladılar. Siber Savaş ve Uzay Savaş birlikleri kurdular.
Konvansiyonel silahlı güçlerini otonom harekât yapabilecek hale dönüştürmenin
eşiğindeler. Hatta Nükleer, Kimyasal ve Biyolojik Savaş laboratuvarları var,
hem taarruzi hem de savunmaya yönelik hazırlık içindeler.


İfade ettiğim gibi istihbarat analistinin
görevi şu: ‘Her türlü savaş imkânı olan şu hasmın kapasitesi, zayıf noktaları
ve niyeti nedir? Acaba bunları ne zaman, nerede, ne ölçüde ve nasıl kullanır?’
Bu soruları cevaplamak.


Peki ya zamanımızda insan-gücü ne durumda,
bir de buna bakalım. Derin laboratuvarlarda çalışanlar ve onlara yön verenler
giderek çoğaldılar ve güçlendiler; bunların da sözünü ettiğimiz durum ve
beklentileri var. Michio Kaku’nun Geleceğin
Fiziği
 eserinde açıkladığı gibi düşünelim. Bilim ve
teknolojik gücün detaylarını yazmaya çalışan istihbarat analizcileri, değişik
alanlarda yer alıyorlar veya çalışma imkânı yaratıyorlar; uzay, siber dünya,
buna dönük dünya alanı, kent örgüsü, yaşam kültürü, vs. Üstelik bu konu sadece
bilim ve teknoloji alanında kalmıyor, sosyal, ekonomik ve politik gibi, diğer
alanlarda da değerlendirmelerin yapılmasına sebep oluyor. 


Bugün yeni
küresel düzenin ayak sesleri
kendini göstermişken ne durumla karşı
karşıyayız? Birkaç ayda (bugün itibarıyla Kasım 2019 ve Mart 2020 arasındaki
zamanda,) dünya nasıl bir hale geldi? Kompleks savaş araçlarında (denizaltılar,
savaş gemileri, nükleer savaş alanları, vs.) nöbettekiler dahil,
laboratuvarlardaki uzmanları da kapsar biçimde, bir bakışla her birey ve
kurumun günlük hayattan el etek çektirildiği ortam şartlarında, görülenler
normal mi, yoksa başka bir açıklama mı yapmak gerekiyor?


Klasik bir savaşın veya post-modern
küresel bir savaşın amacı şudur: Hasmın (kişi, örgüt, ülke, ittifak olabilir,)
savaşma azim ve iradesini yok etmek veya sürdürdüğü gelişme alanlarındaki
çalışmalardan geride kalmasını sağlamak. Bugün kim kimin azmini ve iradesini
kırıyor?


COVID-19 ile ortaya çıkan ne? Bütün
insanlığı tehdit altına alan bu salgın hastalık ve buna bağlı gelişen olumsuz
şartlarda (ki insana dayalı olmaları nedeniyle sosyo-ekonomik ve sosyo-politik
şartlar en önceliklidir,) küresel bir güvenlik sorunu söz konusudur. Bunu
sürdürülebilirlik bağlamında da açıklama getirilebilir, yaşam mücadelesi
bakımından azim ve iradede zafiyetin ortaya çıkması, hatta belirsizliklerin
gelişmesi de söz konusu denebilir. Bu durumda istihbarat analizcisinin havada
kalan sorusu şudur: Bu tür ileri imkanlarla donanmış güçlerin kapasitesi bu
şartlarda ne işe yaradı, tesisler, yatırımlar, tatbikatlar, yazılan gizli
dokümanlar boşuna mıydı? Bu soruyu ki cevaplayacak? Michio Kaku mu? O zaten
Biyolojik Savaş vurgusunu 2011 yılında yazdığı kitapta ayrıntılı biçimde
resmetmiş. Daha ne?


Öyleyse insan-gücü ve buna dayalı küresel
liderlik bakımından bir zaaf mı vardı da bütün bu ileri adımlar hesapsız
atıldı? Basın kinaye ile şu Amerika’nın haline bakın şeklinde yazıyor. Yoksa
içinde bulunulan halin böyle görünmesinin istendiği bir durum mu var? İşte
burada istihbarat analizcisi bakımından ‘Asıl düşman kim?’ sorusu net bir
şekilde cevaplanmadan ne Amerika ne de Çin hakkında bir değerlendirme yapılır.
Söylenenler sadece popüler fizikçilerin yaptıkları gibi, popüler istihbarat
olarak açıklanabilir. Fütürist bir yaklaşımla değerlendirme yapılabilir ve en
azından denebilir ki; bu teknolojik ve donanımlı şartlarda sahada insan-gücü
hesaba katılmadan savaş mantığında bir açıklama yapmak zaten mümkün
olamayacağına göre, bir ileri adımda daha seçkin bir yapı kurulmak isteniyor
olabilir.


Bu seçkinci yaklaşım halen bazı çevrelerin
tartışma konusu içindedir. Ama en azından fizikçiler gibi istihbarat
analizcileri de bu seçkinci yaklaşımı bir bütün içinde görmek durumundadır.
Nasıl ve nerede? Siber savaşta, uzay savaşında, otonom silahların konvansiyonel
savaşında, mega-kent düzenekleri içinde ortaya çıkan değişik tehdit şartlarına
dayalı asimetrik savaşta…


Bu bütünlük daha sonra kimin hasım olup
olmadığının tanımlanmasına ve bunların niyetlerinin ortaya konmasına, imkân ve
kabiliyetleri ile hassas, zayıf ve kuvvetli tarafların belirlenmesine dönük
adımların atılmasını gerekli kılmaktadır. 


Burada ortaya konan argümanı
yinelemeliyim, yakın gelecekte hasmın belirlenmesinde ve buna dönük operasyon
yapma mantığında esas olan fikir şöyle; bu işin odağında sadece devlet çatıları
olmayabilir, lokal meselelere göre orada gücü elinde bulunduranlar
çeşitleneceğinden, asıl karar vericiler küresel iradeyi yansıtan bir yapının
liderliğine ve temel yaklaşımına ihtiyaç duyulabilir. 


Demek ki burada üzerinde durulması gereken
iki nokta var: Birincisi, çok muğlak, değişken, çok kutuplu olan yapıların
savaş alanlarına yansıttığı etki ve buna dönük ileri teknolojilerle yapılacak
operasyonların hedefi, her defasında farklı bir tanımlama gerektirecektir.
Seçkin insan-gücü bu mantıkla kendi yöntemlerini belirlemelidir. İkincisi,
küresel düzende seçkinlerin seçkinlerle her boyuttaki ilişkisine bağlı olarak,
yapay zekaya ve makineye dayalı zorlayıcı etkin müdahalelerin başarısı için
yeni ve ileri bir modelin kurulmuş olmasıdır.


Londra’da 70. Yıl kararlarında NATO yeni
hedef alanlarını Siber, Uzay, Hibrit Savaş, Kutup Bölgesi, Çin ve Rusya olarak
çeşitlendirdi. Süzce NATO bu küresel büyüklükteki hedef paketini idare edebilir
mi? Üstelik Putin, Soğuk Savaş gibi NATO’nun da işlevi bitti, Rusya NATO’nun
hedefi değil, üye ülkelerin ABD, Almanya, Fransa, vs. ülkelerin ortağı, benzeri
açıklamalar yaptı. Peki, Çin ne durumda? Küresel ölçekte hemen her ABD, Kanada
ve Avrupa menşeili şirketin Çin’de yatırımı varken, üretilen mallar dünyanın
her yerine ulaştırılması gerekirken, bu refah sistemi bir tür güvensizlik mi
oluşturmalı? O zaman kime karşı güvensizlik, diye sorarlar.


Daha geçenlerde ABD 2021 yılı savunma
bütçesi
açıklandı ve Savunma Bakanı Mark Esper bunu eleştirdi. Esper, yapay
zeka ile işleyen ve otonom harekat kabiliyetine sahip 355 yeni tip savaş gemisi
ile hava gücünün modernizasyonu projelerinden bahsetti. Harekat alanında savaş
gemileri ve denizaltılar ile insanlı ve insansız uçaklar otonom harekat
yapacaklar, bunlarla ilgili planlar hazır ve şimdi bütçesi hazırlanıyor, şimdi
konu bu. “Geleceğin kuvvet yapısı; daha az geniş yüzeyli platformları, çok
sayıda ve küçük yüzeyli muharebe araçlarını, hafif ve isteğe bağlı olan insanlı
gemileri, yaygın bir denizaltı kuvvetini içermektedir. Hava ve Kara Kuvvetleri
entegrasyonu daha fazla uzaktan kumanda edilen uçakları ve isteğe bağlı insanlı
kara taşıtlarını gerekli kılıyor. Donanma hafif ve isteğe bağlı insanlı
gemileri entegre etmeye ve konuşlandırmaya başlamalıdır.”


Esper’e göre Çin, 21. Asrın imkanlarıyla
diplomatik, ekonomik ve askeri kabiliyetlerinde genişleyerek tehdit
oluşturuyor. “Çoğu zaman (Çin) her ne pahasına olursa olsun, iktidar
görüntüsünü kendi lehine değiştirmek, dünyayı yeniden şekillendirmek için ve
2049 yılına kadar önde gelen küresel askeri güç olmak hedefiyle mücadele
içinde. En çok sorun yaratan şey, Çin’in zorla teknoloji transferi, fikri
mülkiyet hırsızlığı, siber casusluk ve ticari satın almalar da dahil olmak
üzere bu hedeflere ulaşmasıdır. Pekin bu teknolojileri elde edip geliştiriyor,
aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin rekabet avantajını daraltırken,
daha küçük devletleri de korkutmak veya zorlamak için kullanıyor.” Böyle ifade
ediliyor.


Bugünün dağınıklığında düşünelim. Her gün
siber ve asimetrik savaş oluyor ise bu durum nereye kadar varacak? Uzay
hazırlıkları var ise başka neler bekleniyor? Mega-kent düzenekleri bir ağa
bağlı yeni bir yaşam ve bunun güvenliği konseptini getiriyor ise buradaki
otorite ne olacak? Otonom savaş makinelerinin kullanılma yöntemleri için dünya
hazır mı? Biyolojik ve kimyasal tehditlere karşı koyma iradesi kimlerin
kontrolünde olacak? Daha somut söylersek, ABD bir yerden çekiştirir, Çin başka
yerden çekiştirir ise nereye kadar gidilebilir, buna Rusya, Avrupa, başka
bölgesel güçler, anonim örgütler, teröristler ve vekaletçiler de eklenirse ne
olur, bu dağınıklıkta asıl gücü temsil eden kim olmalı, bu kaotik şartlarda
küresel bir sürdürülebilir düzen söz konusu ise acilen neler yapılmalı? Bunu
yaparken liderlik ve insan-gücü hakkında yönlendirme ne olmalı?


Kaynak : https://politikmerkez.com/konular/guvenlik/populer-istihbarat-ve-kuresel-sorunlar/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir