GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Küresel Plütokrasi, Refah ve Güvenlik


Genç uzmanların bazı eksiklikleri var.
Meraklılar, çalışıyorlar, her şeye saldırıyorlar, ama işin esasını bulmakta
gecikiyorlar. Güvenlik ve refah politikaları üzerine çalışan yeniyetme bilim
insanlarının bu özelliklerinden doğan analizlerine katmalarını istediğim bir
nokta var, plütokrasi.



Plütokrasi konusunda neler yazmışım daha
önce bir baktım, meğer idare, ekonomi ve politika konusunda bir hayli açıklamam
olmuş. (Örnekler: Plütokrasi
Masası
, Trumpizm,
Neo-Liberal
Plütokrasinin ve Uzantısı FETÖ’nün Seçimlere Etkisi,
Yeni
Post-modern Politika Yapıcılık
, Emperyalizmle
Mücadele
) Dersiniz ki bu konuyu en fazla siz işlemişsiniz.


Antik dönemin kent devletlerinin zalim
krallarından bu yana plütokrasi kendini inşa etti, değerini hep geliştirdi,
sistemleşti ve bugün küresel doku üzerinde etkinlik sağladılar. Bu plütokrasi
öyle bir güç üretir ki, Avrupa kaynaklı pek çok savaşta bunu bulabilirsiniz.
Napolyon Savaşları dönemi böyledir, en bariz olarak. Hatta Birinci ve İkinci
Dünya Savaşları’nın arka planında plütokrasi vardır. Birinci Dünya Savaşı’nın
başlangıcındaki Arşidük Ferdinand’ın bir Sırplı tarafından suikasta kurban
gitmesini kimin yönlendirdiğini anlamadan diğer konuları açıklayamazsınız.
Çünkü bu olay bile tarihe düşülmüş bir nottan daha derinlerde olan gerçekleri
içerir. Olayı bir biçimde açıklasanız da Versay Antlaşması’nda alınan kararların
ruhunu doğru irdeleyemezsiniz. Bunu bilmezseniz de İkinci Dünya Savaşı’nı
açıklarken eksikleriniz olur. Bunlar beylik konulardır.


Amerika’nın kuruluşundan, demiryolları,
madenler, vs. yatırımları size detayıyla anlatmak isterim ama şu kadarını bilin,
bundan sonra ortaya çıkan güçler ipleri hiç bırakmadılar, önce ABD’nin
şekillenmesine, sonra uluslararası sistemin inşasına etki ettiler. Neler var
bunun içinde, modern döneme bakıyoruz; NATO, FED, IMF, Dünya Bankası (WB),
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve hatta Birleşmiş Milletler (UN)… Bugün çoğu kişiye
FED nedir diye soruyorum, Amerikan Merkez Bankası cevabını alıyorum! Evet, adı
öyle.


Zaman akıp geçiyor. 1917 Bolşevik
Devrimi’ni düşünün. Lenin ve Troçki nereden çıktı, inceleyin. Sonra Nasyonal
Sosyalizmi düşünün…


Soğuk Savaş sonrasında yeni dünya düzeni
kurma çabaları esnasında dünya siyasetine ve ekonomik sistem kurulmasına dönük
en fazla çabayı sarf eden bilim insanlarına da plütokrasi musallat oldu. Asıl
yaptıkları, uzmanların araştırmalarına kaynak ayırmaları olmuştur. Halen işler
nasıl yürüyor dersiniz, para kimdeyse düdük öyle ötüyor!


Plütokrasi üniversitelere, araştırma
merkezlerine, enstitülere, vakıflara, derneklere, askeri akademilere, vs. fikir
üreten her alana para ayırır. Para kimde? Zaten plütokratta. Plütokratlar,
beyinlerden en fazla yararlanma gücünü ellerinde tutarlar. Hatta denilebilir
ki, devlet organizasyonlarından daha aktif çalışma esnekliği ve inisiyatif
onlardadır. Toplumu kanalize etmek adına birçok yapının temelinde bunu bulabilirsiniz.


Çok sözü edildiğinden bariz örnek, Samuel
Huntington’un Medeniyetler
Çatışması
 tezi dünyada neleri değiştirdi, öyle değil mi?
Çatışma! Bu söz bile yeter aslında. Bu tür tezler, teoriler, yeni fikirler, ama
olanı betimlemek ve geleceği herkesten önce düzenlemek esas… 


Fikir altyapısı tamam, peki eylemde ne
var? Günümüz çatışma veya rekabet biçimlerini burada tek tek sıralamayayım,
eskiye göre bir hayli değişti, biliyoruz. Plütokrasi burada yatırım yapar.
Neye? Örneğin Libya’da Halife Hafter gibi birine. Ağdalı konuşmayı seven
yeniyetmeler Milletime laf satıyor, neymiş, savaş ağası, savaş lorduymuş.
Kimden öğrendiniz bu lafları?


Şimdi bu tür uzmanlar anlatıyorlar. Hafter
şunu yaptı, BAE ve Mısır şunu verdi, Wagner orada, Fransa işin şurasında,
Almanya Berlin’de toplantı düzenledi, biz bunu yaptık… Anlat tabi, bunlar
olanlar. O da var, bu da var, bunlarla torbalar dolar. Mesele, ne BAE, Mısır,
Rusya, Yunanistan, Suudi Arabistan, Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya,
Almanya, ne Hafter, radikal terör örgütleri ne de Wagner veya Black Water…
Bunları sayarken ağzından köpükler fışkırıyor yeniyetme uzmanın! Çalışmış ya,
aferin ona. Fransa’nın, İtalya’nın, İngiltere’nin, BAE’nin, Wagner’in, vs.
arkasında plütokrasi kümeleşmesini çözemediysen eğer, çok anlatırsın, sana
da “Oo, ne de çok bilgili,” derler. Hatta silahları sayarsın, tüfek,
top, tank…


Güvenlik anlayışlarının teorisinden
pratiğine, güncel plütokratik yapıyla ve uygulamalarla yaklaşılmalı, çatışma
biçimlerine ve çözümlerine önce geri plandaki güçleri iyi bilmekle
başlanmalıdır. Hani deriz ya; sahada kazandık, masada kaybettik! Tarihten pek
çok örnek gelir aklımıza. İşte sürecin nereye seyredeceğini, sahada ve masada
kazanmanın şartlarını ve ihtimallerini ancak bu şekilde görebilirsin.


Bakın ne oldu, hatırlatayım. Moskova’da
Erdoğan ve Putin ateşkes kararını açıklayacaklarken, gerekli belgeleri
imzalamadan Libya’nın gayrimeşru lideri Halife Hafter otel odasında çıktı,
uçağa bindi gitti. Ona oradan ayrıl diyen kimdi? Acaba Lockheed Martin’in
CIO’su Marillyn Hewson mu aradı, yoksa ABD Savunma Bakanı Mark Esper mi? Benzer
iş Berlin’de de oldu herhalde… Kim söylüyor Hewson’a Hafter’e söyle dönsün
diye?


Elbette büyük bir karşı mücadele verilir,
imkân varsa plütokrasi geri püskürtülür. Hani merhum Mehmet Akif haykırdı
ya, “Medeniyet dediğin
tek dişi kalmış canavar!
” Eğer bu bir canavarsa ve imkân
yaratılır ve karşı konulur, emperyalist akıl geri itilir. Ama gerekirse de
ortaklık kurulur, bu başka kazançlar için gereklidir. Çağımızda durum
küreselleşti, sermaye sürekli akıyor, neoliberal sistem kökleşti, belki de
plütokrasiyle uygun ortaklıklar kurmak ehveni şerdir. Sakın, “Madem
birileri işleri ayarlıyor, mücadeleye gerek yok,” denmemelidir, durumu
lehte sonuçlandıracak stratejiler ve manevralar sahaya sürülecektir ki gereken
yapılsın.


Savaşlardan yenik çıkan Almanya, Japonya
ve hatta yeni düzende Güney Kore böyle büyüdü, büyüyor!


Uzmanların heyecanını anlıyorum, ama
heyecan işin duygu kısmıdır. Dünya duyguları yönetir bir küreselleşme algısına
dönüşmüştür. Örneğin Michel Foucault’un derslerini almadıysanız, bugünün
dinamiklerini yöneten felsefeyi de anlayamazsınız. 


Psikopolitika der ki, rüyalarınız gibi
içinizdeyim! Homo Ludens
ne, biliyor mu bizim yeniyetmeler?


Bir de Immanuel Wallerstein’in “zaman mekân sıkışması” kavramını
hatırlatayım. Plütokrasi zamanı ve mekânı kendi çıkarlarına göre yönetir ve bu
sıkışık dönemlerde diğer etkenler ha etkin tepkiler verirler. Savaş konusu bile
böyle gelir önümüze. Bütün bu dönüşümün hızını ve coğrafyasını ayarlayan plütokrasidir
aslında. Birçok noktada da hazırlığını yapmış emareleriyle bunu
göstermiştir. 


Örneğin Fransa’ya, “Neden Emmanuel
Macron gibi biri başkan seçildi?” diye sormadan gelir bugün Libya’da bu
politikacının sözlerini bal ile anlatırsanız, siz de sadece bülbül gibi şakıyan
olursunuz. Bülbülleri plütokrasi çok sever! 


Diğer güncel konular da böyle. “Neden
Suriye’de şu var, bu var…” anlatır durursunuz. Dinlerler. “Dokuz
yıldır bu savaş neden bitmedi?” konusunda cevabınız olmaz ama!


New York’tan sonra gelen Londra Finans
Merkezi halen nasıl dünyanın en fazla işlem yapıldığı bir yerlerden biri, bunu
bilemezseniz, Trump’ın Kraliçe II. Elizabeth’e yan bakmasının anlamını da
çözemezsiniz. Brexit’i nereden çıktığını bilemezsiniz. Başbakan Boris Jonson’un
misyonunu anlayamazsınız.


Bunları bilmezseniz Hong Kong’daki Sarı
Şemsiye ve Fransa’daki Sarı Yelek konusunu da anlatamazsınız. Halbuki bunlar
rüzgar esti diye olan hadiseler değildir. Her birinin bir açıklaması vardır.


Çin, ABD’ye kafa tutan bir aktör, hem de
neoliberal komünist! Çin için ne savaşlar olmuyor? Çin’de, ABD’de, Dünyada…
Mesele zenginlik ve güç değil mi? Ticaret Savaşı, Siber Savaş, Teknoloji
Savaşı, Hibrit Savaş, Uzay Savaşı, Nükleer Savaş… Son olarak artık NATO bile
devrede.


“İşlere bütüncül bakalım,” derken ben
hep bu hususu kastetmişimdir. Etkin plütokrasiden sahadaki aktörlere varana
dek, meseleyi yeterince analiz etmeden ne bugünün iddialarını ne de ileriye
dönük olanları konuşalım.


Bazı hatırlatmaları yaptım, konunun
önemini ve bazı uygulama örneklerini verdim. Şimdi de biraz işin temel
bilgilerine değineyim ve sonra yazımı sonlandırayım.


Plütokrasi perde arkasındadır, ama her
yerde hep vardır. Büyük paranın girdiği ve seçtiği her yerde plütokrasi vardır.
Plütokrasi çok büyük bir ekonomik güce dayanır, dolayısıyla imkân buldukça
siyasete, güvenliğe, teknolojiye, finansa, yatırımlara, vs. diğer alanlara yön
vermek ister. Ortaya sürülecek seçeneklerin neler olduğuna önceden müdahale
eder. 


Konum olarak plütokrasi üsttedir,
kapitalizmden beslenir. Bundan dolayı kapitalizm
ölmez, evrimleşir, postkapitalizm olur mesela. Siyaseten popülizm, demokrasi,
otokrasi, vs. seçenekler plütokrasi klasmanında tanımlar değildir. Mesela
demokrasi veya plütokrasi demeniz için MÖ 400’lerde Antik Yunan kent
devletlerinde olmanız gerekir. Geçti o günler… Demokrasi veya ileri demokrasi,
otokrasi veya komünist devlet, orada hep plütokrasinin eli vardır günümüzde.
Fiilen işgale gerek yoktur eskisi gibi.


Eğer bugün küresel, neoliberal
ve postkapitalist
bir düzen inşası söz konusu ise dünyadaki uygulamalar buna göre ele alınır.
Bundan dolayı felsefeyi, stratejiyi, jeopolitiği, küresel ekonomiyi vs. bilmek
gerekir. Örneğin sadece güvenlik konuşmak eksiklikten öte bir şey değildir.


Plütokratlar kendi arasında bir rekabet
halindedirler, sanal dünyada bir bilek güreşi gibi. Birbirleri arasında açıktan
çatışmasalar da yönlendirdikleri aktörlerle sahada bir güç mücadelesi
uygulaması içindedirler. Bu maksatla aktörleri önceden belirlemeye varana kadar
ön çalışma, buna dönük yatırım yapma çabası içindedirler. 


Plütokratlar hükümranlık alanlarında,
kuralları koyanlara dair yatırımda bulunurlar, takipçidirler, gerekirse
ilgililere baskı uygularlar. Aktörleri istediklerinde değiştirebilme imkanını
ellerinde tutarlar. Gerekirse de aktörleri birbirine bağlarlar ve network
halinde olmalarını sağlarlar. Liderlere ve şirketlere dönük evlilikler bile
böyle hesap edilebilir. Diyelim Bill Gates çok çalıştı zengin oldu. Tamam, o
zaman etkin plütokrat gelir onu Melinda ile evlendirir ve durumu yine kontrol
eder.


Plütokrasi jeopolitiği, ülkeleri, federal
alanları, finans merkezlerini, şirketleri, teknolojik ve stratejik yatırımları,
siyasi alanları ve küresel ve bölgesel kurumları yönetecek birilerini bulur ve
onlarla çalışır.


Amerika’da kurumları yönetmeyi kendilerine
görev bilen plütokrasi tarafları köşeleri tutmak isterler, CIA, Pentagon,
Hazine, vs. “Derin devlet” veya “derin yapılar” der ve geçeriz. Ancak bir tek
derin yapı yoktur Amerika’da. Aralarında yarış vardır, daha fazla hakim olmak
için. Cumhuriyetçiler içinde de vardır, Demokratlar içinde de; siyahlar içinde
de vardır, beyazlar içinde de… Elbette siyaseten liberal ve muhafazakar gibi
kümelenmeler vardır, ama para her bir kurumun içine adamını yerleştirir.
Lobiler içeride ve dışarıda çalışırlar. Beyaz Saray bir yönetim birimidir,
dönemsel işlev görür, başkan ve kabinesi vardır, etrafında da bir sürü insan.
Kongre ve Temsilciler Meclisi başka başka güç odaklarıyla irtibatlıdır.
Dengeler sürekli değişir, sabit konuşmalarla ve genellemelerle konuya vakıf
olduğunu işaret edemezsiniz.


Türkiye açısından çözülmesi ve ön alınması
gereken cari meseleler var, ekonomi, güvenlik, teknoloji, vs. Türkiye son
dönemde inisiyatif almasını bildi ve bazı konularda plütokrasiye yerini ve
gücünü gösterdi. Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, terörle mücadele, vs. konular
böyle. Hatta bir dönem plütokrasi baskısına rağmen Türkiye MİT Başkanlığı’nı
tekrar düzenledi, birçok özel operasyon gerçekleştirdi, İHA ve SİHA projelerini
gerçekleştirdi. Bunlar devam eden süreçleri de açıklamaktadır. Türkiye bunlarla
savaşları kazanıyor. Bazı ekonomik ataklara cevap verildi.


Ekonomi konusu bir hayli önemli. Zira
küresel bir değişim süreci yaşanıyor, sağlam bir ekonomi şart. Madem ki Türkiye
gücünü ve pozisyonunu gösterdi, o halde bazı ortaklıklarla bölgesel ve küresel
çapta projeleri hayata geçirilebilir. Fırsatlar her zaman vardır.


Ülkeler arasında diplomasi yapılır,
plütokrasiyle ise gerektiğinde ortaklıklar kurulur. Küresel Çağ’ın
ayak seslerini işittik artık! Özellikle ekonomi ve dış politika gerçekliklere
dayalı çalışılır. Buna göre refah ve güvenlik politikaları hayata geçirilir.
Genç uzmanlar ise ağzından köpük saçmadan konuşmayı öğrenmelidir. Her şey
düşünülür ve yapılır, ama usuletle ve suhuletle!


Gürsel
Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet