ZAHİDE UÇAR : “YÜZYILIN İTİRAFLARI” ÜZERİNE DÜŞÜNCELER 

“Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır.”
Rothschild




2014 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde,
ünlü petrol milyarderi, bankacı ve dünyanın en zengin ailelerinden biri olan
Yahudi Rockefeller ailesinin, bir – iki yıl önce vefat eden en büyük ferdi
David Rockefeller’in bir kitabı yayınlandı. “ Yüz yılın İtirafları “ adını
taşıyan bu kitap maalesef çok kısa zamanda piyasadan çekildi. Çünkü kitapta,
itiraflar vardı. Dünyayı yönetme isteği içinde olan ELİT bir tabakanın yüz yıl
içerisinde, bazı devletler ve ülkeler içinde ve dışında, o ülkeleri kendi
şemsiyeleri altına alabilmek için çevirdikleri dolaplar, entrikalar, soygunlar,
sömürgeleştirme itiraf ediliyordu. Bu elit tabakanın daha fazla açığa çıkmaması
ve masum halklara yaptıkları bilinmemesi için kitap piyasadan kaldırıldı.


Öncelikle Rockefeller ailesi hakkında
bulabildiğimiz kadar bilgi verelim. Sonra bu ailenin en büyüklerinden olan
David Rockefeller’in kaleme aldığı itiraflardan “Türkiye” hakkında yazdıklarını
ve düşündüklerini öğrenelim:




DAVİD ROCKEFELLER




6 kalp nakli, 3 böbrek ve 2 de ciğer nakli operasyonu
geçiren 100 yaşına girdiğinde yaptığı açıklamada “200. doğum günümü de kutlamak
istiyorum” şeklinde konuşan David Rockefeller, 20 Mart 2017 tarihinde öldü.




“Rockefeller ailesi ABD’nin en büyük petrol,
sanayi, siyaset ve bankacı ailesidir. Aile 19. Yüz yılın sonu yirminci yüz
yılın başlarında Jhon Davison Rockefeller’in (1839 – 1937) ve kardeşi William
Avery Rockefeller’in ( 1841 – 1922 ) zamanında Standart Oil vasıtasıyla petrol
ticaretinde çok büyük başarılar elde etmiş, Manhattan Bankasına uzun zaman
sahiplik yapmış ve bu zaman zarfında büyük servet, nüfuz ve şöhret sahibi
olmuştur. Jhon Davison Rockefeller insanlık tarihinin ilk dolar milyarderi
unvanını kazanmıştır.


Rockefeller ailesinin elinde, aile üyelerine ve
ailenin fertlerine ait bilgilerin ve dünya siyaseti, dünya ekonomisi hakkında
yapılması gereken şeylerin listelerinin yer aldığı dünyaca meşhur bir arşivleri
vardır. Bu büyük arşiv yer altına inşa edilmiş üç katlı büyük bir binada
saklanır. Bu arşivde bulunan yetmiş milyon sayfalık belgeler, kırk iki bilimsel
tahsil kurumuna aittir. Bu belgeler içerisinden araştırmacılara sadece, ailenin
ölmüş üyelerine ait belgeler verilir. Sağ olan aile üyeleri hakkındaki belgeler
ise hiç kimseye verilmez. 140 yıllık bir geçmişe sahip olan bu arşiv belgeleri
ABD’nin 19 ve 20. Yüz yıllara dair dünya ölçeğindeki siyasi işlerinde ve
çeşitli ülkelerde bu yıllarda ortaya çıkan sosyal olaylardaki rolünü
öğrenebilmek için çok önemli bilgi kaynağıdır. Bu belgeler, dünya tarım işleri,
güzel sanatlar, eğitim, uluslararası ilişkiler, ekonomik gelişme, tıp, tarih,
politika, halklar, din, sosyal bilimler, kadın hakları tarihi, afro Amerikan
tarihi gibi konuları kapsayan belgelerdir.


David Rockefeller (1915 – 1996) felsefe
doktorudur. Harward ve Chicago üniversiteleri mezunudur. Amerika’nın
Uluslararası İlişkiler Şurasının, Rockefeller Üniversitesi’nin, çağdaş Newyork
Güzel Sanatlar müzesinin fahri başkanı ve en önemlisi de 1969 – 1981 yılları
arasında komitenin başkanlığını yapmıştır. 2013 yılında bir internet sitesi, bu
Rockefellerin bazı yazılarını ele geçirmiş ve “ABD’li Yahudi Bankacı David
Rokfeller’den Yüz yılın İtirafları” adıyla bunları yayınlamıştır. 2014 yılında
ise sözünü ettiğimiz kitap basılmış; fakat piyasadan toplatılmıştır.


Bu itiraflar ile ABD’nin ve Batı Avrupa’nın
büyük devletlerinin yirminci yüz yılda dünya halklarının başlarına ne oyunlar
ve felaketler getirdiği açık olarak ortaya çıkmıştır. Bu itiraflar, inanılmaz
boyuttadır ve sadece Türkleri ve Türk Dünyası ile değil, bütün dünya ile ilgili
meseleler üzerinde neler yaptıkları ve düşündükleri açıklanmıştır. Bu yazılarda
Türkiye ile ilgili bölüm, bizi daha çok ilgilendiren bölümdür. Yapılan işlerin
esas aktörleri, ABD ve Batı Avrupa devletleridir. Bütün icraatı yapan
bunlardır. Bunların esas hedefleri Türkiye ve Türklerdir.


“Türkiye, coğrafi ve stratejik bakımından çok
önemli bir ülkedir. Bu yüzden üzerinde daha fazla durmak istiyorum. Bu ülke
bizim için çok önemlidir ve Türklere bırakılacak kadar önemsiz değildir….


1) Büyük İsrail Devleti’nin sularının
büyük kısmının kaynakları Türkiye toprakları üzerindedir.


2) Türkiye Avrupa ve Asya arasında bir
köprüdür.


3) Müslüman aleminde öncül ve
demokratik tek ülkedir….


İslâmiyet’i yıkmak istiyorsak işe Türkiye’den
başlamak gerekir. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler, karşılarında
hiç kimse duramaz. Bu yüzden, böyle bir ihtimale karşı ajanlarımız her an iş
başında bekliyorlar. Türk devletlerinde anahtar mevkilerde adamlarımız var.
Bunlar böyle bir ihtimali sezseler o anda Türkiye’deki huzur ve güven ortamını
bozacak olaylar yaratırlar ve bu darbelerle bu tür bir birleşmeyi önleriz.


Medeniyetin kurucusu ve beşiği olarak Türkleri
kabul edemeyiz; tam aksine entrikalar ile bu medeni miraslarına el koyarak biz,
onları bütün dünyaya, barbar, hak – hukuk tanımayan bir halk olarak tanıttık ve
bu alanda oldukça başarılı olduk. Sümer kralları Urukagina ve Urnammu çok
Allah’lı bir cemiyet kurarak insanlar arasında adaleti korumak ve haksızlığı
önlemek için kanunlar çıkararak çağdaş toplumlara örnek olurken bugün, tek
Allah’lı bir halk olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucunda medeni
vasıflar, ahlak, terbiye, saygı, sanat, edebiyat, tarih yok olurken; fahişelik,
rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve soygun hüküm sürmektedir. Dünya çapında
Türkiye’de yetişmiş, bir tane bilim adamları, sanat adamları, edebiyat adamları
ve siyaset adamları yoktur!


Aslında Türkler, tarih kitaplarını açıp
okusalar, bütün gerçeği görecekler. Ama Türkler için duyduğuna inanmak
yeterlidir; okumak onlara çok zor gelmektedir. En kolayı, geçmişi öğrenmeden
gece yatarken hissettiklerini kaleme alarak ertesi günü hüküm vermektir.
Düşünün ki, hangi tesirin altındasınız ve kime kul olmaktasınız? Ben de bu ana
kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Türk tarihini, Türk
medeniyetini öğrenince, konuyu değiştirdim. Az daha, İngilizlerin yerine
Türkleri koyacaktım.


Provokatörlerimizin çalışmaları ile 1970’li
yıllardan itibaren Türkiye’de sağ ve sol ideolojiler arasında adeta bir iç
savaş yaşattık. Ülkeye koyduğumuz ambargo ile halk canından bezmiş, yağa, tuza,
gaza muhtaç olmuştu. Birkaç kişi zenginleşmiş, halk ise sefalete düşmüştü.
Provokatörler için halkı ayaklandırmak zor olmadı. Ülke o dereceye geldi ki,
sokaklarda her gün elli – altmış kişi öldürülüyordu. Bütün ülke terör korkusundan
adeta sinmiş saklanmıştı. Binlerce Türk genci, bizim uydurduğumuz ideolojiler
esasında can verdi. Zamanı gelince bilgimiz dâhilinde indirilen bir darbe ile
terör bitti, ortalık sakinleşti. Çünkü provokatörler işi bitirmişler, geriye
dönmüşlerdi. Burada oynadığımız oyun, milleti birbirine düşürüp çaresiz
bırakmak ve onlara bir kurtarıcı göndermekti. Bu durumda o kurtarıcı, kim
olursa olsun, ‘anarşiyi – terörü bitiren, ölümleri sonlandıran’ insan olarak
kabul görecekti. Bizim demokrasi uğrundaki mücadelemizin esası buydu.


Askeri hükümet çok sert tedbirlerle bir müddet
ülkeyi yönetti. Ellinin üzerinde genç, haklı – haksız sağdan ve soldan ayırımı
yapılmadan idam edildi. Bu sert cezalar tesirini çabuk gösterdi ve ülke bir
anda süt liman oldu. Askeri hükümet bir müddet sonra ülkeyi sivil yönetime
devretti. Bizim istediğimiz bir kişi iktidarın sahibi oldu. Askeri darbeyi
yapan şahıs cumhurbaşkanı oldu. Yeni hükümet tam bizim isteklerimiz
doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim büyük şirketlerimiz
bu büyük pazara aç kurtlar gibi girdiler. Ülke ABD ve Avrupa malları ile doldu.
Bu durumdan hem bizim şirketlerimiz faydalandı, hem de ülke boğazına kadar borç
batağına girdi. Türkiye, kapitalizmi o kadar güzel uyguladı ki, yeni birçok
vurgun ve soygun metotları bulundu. Hayali ihracat arttı, bankaların içi
boşaltıldı, rüşvet devletin her kademesine girdi. Başta siyasiler olmak üzere,
medya sahiplerine, üst düzey bürokratlara, bankacılara, yazar-çizer takımına (
gazeteci, dergi yazarı ) bu dönemde milyarlarca dolar rüşvet dağıttık.


Kardeşlik, dostluk, iyi niyet, dürüstlük,
ahlaklı ticaret unutuldu. Binlerce sahtekâr, yalancı, hem devlet kadrolarını,
hem bankaları, hem de özel şirketleri doldurdu. Türkiye’nin bugünkü
manzarasının sebebi 12. Eylül ihtilalidir desem abartmam… Ülke yapılanları
görenler tarafından alttan alta kışkırtılmaya başlandı. Halk tepki koyuyor,
sokaklar protestocularla doluyordu. Tepkileri azaltabilmek için tam o günlerde
bir Kürt meselesi çıkardık. Önce, bir örgüt kurdurduk. Sonra küçük bir kasabaya
baskın yaptırdık. Ülkenin gündemi bir anda değişti. Kürt PKK terörü, şehit
edilen asker ve polisler, halka her sıkıntıyı unutturdu. Türkiye otuz yıldır bu
mesele ile uğraşıyor. Sonuç almasını her defasında engelledik. PKK’nın liderini
‘idam edilmemek’ kaydı ile biz teslim ettik. Otuz yıldır süren PKK terörü,
Türkiye’nin ekonomisine büyük darbe vurdu. Binlerce insan bu terör dalgası
içerisinde ölüp gitti. Türkiye, hem siyasi, hem ekonomik hem de sosyal açıdan
büyük kayıplara uğradı. Ülkenin düzgün hale getirilebilmesi için bize başvurmak
zorunda kaldı. Biz de, onlara, Osmanlı İmparatorluğuna yaptığımız teklifleri
yaptık. Kabul ettiler. Bu işler için harcadığımız dolarların birkaç katını
kazandık ve Türkiye’yi içinden çıkamayacağı bir borç sarmalına yuvarladık.


Bugünkü Türkiye; yalancılığın, sahtekârlığın,
halkı aldatmanın, bizlere hizmet etmenin içinde yüzüyor; Mustafa Kemal’in bizi
reddetmesinin bedelini ödüyor. Böyle bir ülkenin uzun boylu yaşaması pek mümkün
değildir. Ya ruhlarda bir ihtilal yaparak yeniden kendileri olacaklar, ya da
tarihten silinip gidecekler. Anadolu toprakları da bizim yarattığımız Ermeni ve
Kürt devletlerinin olacaktır”.


David Rockefeller, itiraflarının bir bölümünde
de, başka bir zengin Yahudi ailesi olan Rothschild ailesinin bir ferdi ile
yapmış olduğu sohbete yer vermiş. Bu sohbetten de bölümler aktaralım:


“Rockefeller’in, (Dünya ülkelerini nasıl ele
geçiriyorsunuz?) sorusuna Rothschild; Birinci Dünya Savaşı Avrupa’da bize karşı
olan imparatorlukları yıkmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğunu
parçalayarak Orta Doğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail
devletinin kuruluş yolunu açmak için çıkarıldı”.


“İsrail devletinin kurucusu sayılan Tehodor
Herzl o zamanki Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in yanına giderek bizim
ailemizin para desteği ile Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat
Sultan bize karşı çıktı. Biz de gerekeni yaptık. Osmanlı İmparatorluğunu çaresiz
bırakarak I: Dünya Savaşı’na soktuk. Çok zorlansak da, Osmanlı İmparatorluğunu
yıktık. İstanbul’u ve Anadolu’nun bazı bölümlerini işgal ettik. Planlarımızı
tam sonlandıracağımız zaman Mustafa Kemal adında, padişahı ve şeyhülislam’ı
dinlemeyen asi bir general ortaya çıktı. Bütün planlarımız alt üst oldu. Hepsi
geriye kaldı”.


“Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın
en büyük düşmanıdır. O’nun varlığı, İsrail devletinin kurulmasını otuz yıl
kadar geciktirdi ve bize milyarlarca dolar kaybettirdi. İzmir suikastı denen
bir olaya karıştığı için idama mahkûm ettiği, Osmanlı Maliye nazırlarından aziz
dostumuz Cavit Bey’i kurtarmak için O’nun yanına gittik. Bizi çok soğuk
karşıladı. Tekliflerimizin hiç birisini kabul etmedi. Ve adeta bizi, makamından
kovdu. Birkaç gün sonra da Cavit Bey’i idam ettirdi”.


İtiraflarda, Türkiye’den başka birçok ülkeye ve
çeşitli olaylara da yer verilmiş. Bu ülkelerde ve olaylardaki aktörlerden
bahsedilmiş. İkinci Dünya Savaşı, Hitler, Stalin, atom bombası, ihtilaller,
darbeler anlatılmış… İran-Irak savaşının çıkarılmasının sebepleri ve sonucu
değişik bir perspektif ile açıklanmış.


Şimdi, kendimize bakarak düşünelim… Toplumumuzu,
yaşam şartlarımızı, siyasilerimizi ve icraatlarını, bilim ve sanat seviyemizi,
ahlaki halimizi, güven ve inançlarımızı, hayata bakış ve algılayış tarzımızı
düşünelim ve sonra kendimize soralım: Yukarıda itiraf edilenlerin bugünkü
durumumuzu yaratmada tesiri yok mu? Başkalarını dinleyerek mi bu duruma geldik?
Yüz yıl önce, zengin olmayan, geçim sıkıntısı çeken; fakat dürüst, namuslu,
çalmayan, aldatmayan, güven veren bir toplum yapımız varken bugün niçin,
hırsızların, üçkâğıtçıların at oynattığı, sahtekâr, alçak, zalim ve gaddar bir
toplum haline geldik? Bu nasıl oldu? İtiraflar, bize yıllardır dost olarak
görünenlerin aslında düşman olduğunu göstermiyor mu? Onlara inandık, onlara
benzemeye çalıştık, kişiliğimizi kaybettik, kültürümüzü yitirdik, dilimizi
unuttuk, kendimizden başkası olmaya çalıştık. Yüz yıllar öncesinde bu durumu
yaşamıştık. O zaman Bilge Kağan “Ey Türk! Silkelen ve kendine dön!” diye
haykırmıştı. Galiba bugün de Bilge Kağan gibi haykıracak bir lider arıyoruz;
kendimize dönmek ve kendimizi bulmak için!


Kendimizi bulacak mıyız? Toparlanabilir miyiz?
Bilmiyorum. Bu durumlardan kurtulmanın tek yolu “önce vatan ve millet”
duygusunun bütün fertler tarafından kabullenmesi ve aklın kullanılmasıdır.
Aklı, devreden çıkarırsak yapılabilecek bir şey yoktur. Hasta mutlaka
ölecektir! Ölmemek için akıllı olmak ve önce vatan ve millet, diyebilmek
gerekir. Tehdit ve tehlike çok büyük, farkında olmalıyız….
 

NOT: Bu makale, Azebaycan’da yayınlanan KREDO
gazetesinde 17. Mayıs. 2014 tarihinde Gazanfer Kazımov’un yazdığı
“Rockefeller’in İtirafları ve Dünya Medeniyetinin Kurucusu Türk’ün Bedbahtlığı”
isimli makaleden yararlanılarak yazılmıştır.




Bu yazıyı lütfen dostlarınızla paylaşınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet