Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


ULUSLARARASI ÖRGÜTLER




Türkiye’de Susurluk kazasıyla ortaya çıkan
asker-sivil bürokratların mafya ve diğer suç örgütleriyle ilişkiler yumağının
ucu bir NATO gizli örgütü olan Gladio’ya kadar uzanıyordu.




Sovyetlerin dağılmasının ardından komünizm
bloğunun yıkılması, Berlin Duvarı’nın aşılması Gladio ve Yeşil Kuşak
stratejisinin işlevinin bittiğini gösteriyordu. Batının düne kadar desteklediği
ülkeler ve devrimler bugünün lanetliler sınıfını oluşturuyordu. İşin kötüsü tüm
hedef ülkelerin İslam toprağı olma ortak paydasında buluşmasıydı.




Dün Sovyetlere karşı Taliban hareketini
destekleyenler, bugün ‘Frankestein’ konumundaki bu harekete karşı birleşen 11
ayrı Afgan fraksiyonu silah, istihbarat ve önderlik noktalarında
birleştiriyordu. Bu 11’li koalisyonun fertlerinin önümüzdeki 5 yıl içinde nasıl
lanetli cemaatlere dönüşeceğini tahmin etmek zor değil.




Gladio, anılan X örgütünün İtalya’daki ismi. Ve tüm
NATO ülkelerindeki artık benzer örgütler için ortak tanımlama olarak
kullanılıyor. Örgütün sadece NATO üyelerine has olmayıp başka ülkelerde
faaliyet gösteriyor olması ayrı bir ilginç anekdot olsa da, NATO’nun direkt
mücadele ve savaş ilan edemediği düşmanlara karşı Gladio ya da Super NATO
oluşumlarının etkinlik gösterdiği bir gerçek.




Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelerde açık darbe
ve ****a faaliyetlerini destekleyen, zemin hazırlayan örgütün İtalya, Belçika
ve diğer batılı ülkelerde de yasadışı siyasi komplolara karıştığı artık bilinen
gerkçekler arasında.




Gladio’nun hikayesi




İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehditine
ve olası bir işgal durumuna karşı 1948’de NATO kuruldu. CIA bünyesinde ise
komünizmle mücadele amacıyla; basını elde edip sendika ve siyasi partilere mali
destek sağlayarak ve anti-komünist bir propaganda yaparak gizli kuvvet
oluşturacak bir yapı oluşturuluyordu. Gladio örgütü bu gerekçeyle kuruluyordu.
ABD’nin finanse ettigi bu örgütler bir işgal durumunda sabotaj ve gerilla eylemleri
gerçekleştirerek, dışarıdaki hükümete bilgi göndereceklerdi.




İdarecilerin eğitimi NATO üyesi ülkelerde, belli
merkezlerde verilirken, diğer ülkelerde ise CIA ve NATO tarafından
sağlanıyordu. Diğer yandan İngiliz Haber Alma Servisi’nin de örgütle işbirliği
vardı.




NATO dışındaki ülkelerde de vardı




Gladio örgütleri, yalnızca NATO üyesi ülkelerde
değil; Avusturya, İsveç, Norveç gibi Avrupa ülkelerinde de kuruldu. Merkezi,
Brüksel’deki NATO Karargahıydı. Gladio, İtalya’daki örgütün kod adı. Yunanistan’dakinin
adı B-8 ya da Sheep Skin (Koyun Postu), Belçika’dakinin SDRA-8,
Hollanda’dakinin NATO Command, Batı Almanya’dakinin ise Gehlen Harekatı, Stay
Behind ya da Sword, Avusturya’dakinin Schwert, Fransa’dakinin Rüzgar Gülü,
İngiltere’dekinin ise Secret British Network olduğu bu ülkelerin yöneticileri
tarafından açıklandı.(Mark Zepezauer. CIA’nın Büyük Operasyonları. shf: 34)
Örgüt Türkiye’de Kontrgerilla olarak biliniyor. Türkiye’deki örgüt 27 Eylül
1952’de Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu. ABD’nin 1974’deki silah
ambargosuna kadar bu örgütün ABD’den direkt para alarak iş gördüğü
bilinmiyordu. Olayı ortaya çıkaran dönemin Başbakanı Bülent Ecevit oldu.
Türkiye’deki Gladio örgütü 1965’de Özel Harp Dairesi adını aldığında, hâlâ ABD
askeri yardım örgütü JUSMMAT ile aynı binada faaliyet yürütüyordu. ÖHD’nin 12
Mart ve 12 Eylül’de faal olduğu ileri sürüldü. ÖHD 1991’de tümen seviyesine
yükseltildi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı adını aldı.




Kontrgerilla’nın dönüşümü ve yeni
düşman




3 Aralık 1990 tarihinde Genelkurmay Başkanlığında
düzenlenen basın toplantısında Korgeneral Doğan Beyazıt’a Özel Harp Dairesi’nin
antikomünist olup olmadığı soruldu. O dönemde ÖHD basında çokça tartışılıyor
“Kontrgerilla” teşkilatı olup olmadığı araştırılıyordu. Beyazıt’ın o
gün verdiği cevap 28 Şubat sürecine de ışık tutacak nitelikteydi:




“Bizim ülkemiz sadece komünist istilaya
uğrayacak tek bir komşuya sahip olsaydı, o zaman komünist işgale karşı işgal
sahasında mücadele verecek bir teşkilat yeterli olabilirdi. Fakat bizim ülkemiz
din ihracından tutun, diğer bütün, Saddam’ın tutumu, öbür tarafta Bulgaristan,
Yunanistan, tabii Rusya dahil çeşitli tehditlere tâbidir. Dolayısıyla
antikomünist değildir. Din devrimine karşı da kullanılacaktır.”(4 Aralık
1990. Cumhuriyet)




Bu örgütün ya da alt kanadı olduğu söylenen X ya
da kontrgerilla yapılanmasının nasıl eylemler yaptığını da ÖHD’nin eski
başkanlarından eski MİT görevlisi Cihat Akyol şöyle açıklıyordu:




“Mukavemetin en verimli tohumunun zulüm
olduğu bilinmelidir. Bazen gayrinizami kuvvetlerin bu gerçeği bile bile sahte
operasyonlarla halkın mukavemet cephesine iltihakına çalışılır.”




“(…)Halkı mukavemetçilerden ayırmak için
sanki ayaklanma kuvvetleri tarafından yapılıyormuş gibi, mücadele kuvvetlerince
zulme kadar varan haksız muamele örnekleri ile sahte operasyonlara başvurulması
tavsiye edilir” (Silahlı Kuvvetler Dergisi, Ek, 1971)




Genelkurmay’ın 16 Kasım 1990 tarihinde yaptığı ve
ertesi gün gazetelerde manşet olan açıklamasına göre, “Dünyadaki yeni gelişmeler
karşısında askeri stratejilerde değişiklik meydana geldikçe ÖHD’nin görevleri
de gözden geçirilecektir.”




Ve geçirilmiştir de. En büyük tehdit artık
komünizm yahut her yıl sivil-asker demeden binlerce insanın canına kasteden
bölücü tehdit değil ne idüğü belirsiz “irtica”dır. Türkiye’de bir
kısım insanlar İslam’a saldırmak istediklerinde sürekli “irtica”
kelimesini kullanmaktadır.




NATO’nun yeni düşmanı:




İslam NATO’nun klasik mavi=dost, kırmızı=düşman
tanımlı renkleri, Sovyet Rusya’nın yıkılışından sonra “mavi” ve
“yeşil”e dönüştürüldü. Uluslararası askeri ilişkiler konusunda uzman
Emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan, 1990, 1991 ve 1992 yıllarında Yeni Asya
gazetesi için gerçekleştirmiş olduğumuz röportajlarda bu gerçeğe dikkat
çekiyor; “Kızıl’ın yerini yeşil aldı” diyordu. (3.3.1991.Yeni Asya),
(Turhan’ın 19.11.90 tarihli Zaman’da da benzer nitelikte açıklamaları yer
almıştı.) Talat Turhan’ın açıklamaları o dönemde “Canım o kadar
değil” sözleriyle karşılanmıştı. Ancak bu konuda yaşanan ve yaşanacak
süreç onu haklı çıkarmış durumda.




NATO’nun bunu resmi ağızlarca ilan etmesi için
çok beklememiz gerekmedi. 26 Eylül 1994 tarihinde NATO Genel Sekreteri seçilen
Willy Claes, 2 Şubat 1995 tarihinde Alman Sueddeutsche Zeitung gazetesine şu
demeci veriyordu:




“Fundamentalizm en az komünizm kadar
tehlikelidir. Lütfen bu tehlikeyi küçümsemeyin. NATO askeri ittifaktan daha
fazla bir şeydir. Kendisini Kuzey Amerika ile Avrupa’yı birbirine bağlayan
uygarlığın temel ilkelerini savunmaya adamıştır”.




Bu sözlerin yayınlandığı günlerde iç ve dış
basında “NATO’nun yeni düşmanı İslam” şeklinde haberler çıkıyordu.
Claes’in sözlerine politik gerekçelerle bile olsa Fransa, İtalya ve İspanya
tepki göstermişti. Ancak garip olan dönemin Mısır Dışişleri Bakanının Claes’i
desteklediğini açıklamasıydı.




Benzer bir bakış açısını ABD’nin ünlü haber
dergisi Newsweek sergiledi. Dergi 29 Mayıs 1995 tarihli nüshasında şu
değerlendirmede bulunuyordu: “Asıl mesele Avrupa’ya gelen göçmenlerin
sayısının fazlalığında değil, İslam’da! İslamı asimile etmek çok zor.”




Bilgi çağı olarak ilan edilen 21.yüzyıl
“globalizm”, “küreselleşme”, “medeniyetlerin
kaynaşması” olarak sunulan “yükselen değerlerin” hakimiyetinde
mi, yoksa medeniyetler kavgası halinde mi yaşanacak? Temel soru bu ve hâlen cevabı
netleşmiş değil.




Komünist blokun çöküşünün ardından NATO’nun en
yetkili ağızları tarafından “İslami köktendincilik” en büyük tehlike
olarak ilan edildi. Bu “küreselleşmeye” hiç de uyan bir tanımlama
değildi. Yaşanan son süreçte ‘Haçlı Seferi’ gafları ve NATO’nun üstlendiği
Claes mantığı rahatsız edici nitelikte. Acaba, cümlemizi fena halde
“küreselleştirmeyi” planlayan mihraklar bizim çözemediğimiz ama
yüzlerce soru sorabileceğimiz ‘naylon operasyonlarıyla’ törpüleyecekleri,
tırpanlayacakları yerlere küçük birer çentik mi atıyor?




Medeniyetler çatışmasının yaşanmayacağı, Samuel
Huntington’un haksız çıkacağı söyleniyor ama süreç içinde yapılan açıklamalar
hep o zihniyetin ipuçlarını veriyor. Avrupa Birliği Komisyonu eski
başkanlarından Jack Delours AB’nin Hıristiyan klübü olduğunu açıklarken ya da
Lüksemburg Başbakanı J.C. Juncker, “Türkiye’nin kültürü müsait değil, tam
üye olamaz” şeklinde konuşurken, yahut Almanya şansölyesi Helmut Kohl, Türkiye’nin
bir Asya ülkesi olduğunu ilan ederken hep çatışmacı ve yok sayıcı bakış
açısıyla hareket ettiler.




Avrupa Hıristiyan Demokrat Parti liderlerinin
1997 Mart ayı başında Brüksel’de yaptığı toplantıya başkanlık eden Willfried
Martens, “Avrupa Birliği bir medeniyet projesidir ve Türkiye’nin bu
topluluğa tam üye olması mümkün değildir” derken “çatışmacı”
görüşlere tercüman oluyordu.




Aslında böyle davranarak geniş Avrupa şemsiyesi
altındaki 20 milyona yakın Müslümanı yok saydılar ve büyük bir yanılgıya
düştüler.




Herkes tarafından ifade edilmese de, İslam bir
‘problemler yumağı’ olarak görülünce Bosna-Hersek’te 4 yıl süren vahşete
dünyanın “niçin zamanında tepki vermediği” sorusu da anlamsızlaşıyor
normal olarak. Aynı şekilde Kosova’da yaşanan Sırp zulmü ve vahşeti,
Çeçenistan’da sivillere yönelik ‘temizleme’ faaliyetleri, Filistin’de tank-top
ve uçaklarla sürdürülen yoketme operasyonları ya da Keşmir’de tüm dünyanın gözü
önünde yaşanan haksızlıklarla ilgili sorular da havada kalıyor.




Huntigton’un “Medeniyetler Çatışması”
olarak sunduğu ve geniş yankılar uyandıran görüşleri bu çatışmacı mantığın
amentüsünü oluşturuyor. Dünyayı dinler ve kültürler açısından
“çatışma” kutuplarına ayıran Huntington’a göre İslam ve Konfiçyüs
dünyaları Hıristiyan Batı’ya karşı giderek yükselen “nükleer ve dini”
bir tehdit oluşturuyor.




Tarihin sonunun geldiğini ilan eden Francis
Fukuyama ise ideolojiler devrinin kapandığını ve komünist Rusya’nın çöküşünün
ardından artık dünyada herkesin Batı’nın değerlerini benimsemesi gerektiğini
iddia ediyordu. Globalizm, kültürel entegrasyon ve yükselen değerler edebiyatı
sonuç olarak “büyük biraderin dediği olur”a geliyordu. Şimdi ise,
Büyük Birader’e iman ettirme sürecine girmiş bulunuyoruz.




Talat Turhan ne diyor?




Gladio konusuna dönecek olursak, konunun
Türkiye’deki en yetkin uzmanı olan Emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan, Amerikan
FM (Field Manuel) 31-15 adlı talimnamenin öz olarak bağlı-bağımlı ülkelerdeki
benzer yapılanmaların ruhunu oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise önce Seferberlik
Tetkik Kurulu daha sonra ise Özel Harp Dairesi adıyla tanınan “kardeş
kuruluşun” Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sahra Talimatnamesi olan ST 31-15
numaralı yönergeyle düzenlendiğini ifade ediyor:”FM 31-15 işaret ve Mayıs
1961 tarihli Amerikan Sahra Talimnamesi, tercüme edilerek, ST-31-15 işaret ve
Ocak 1965 tarihinde “Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat” adı
altında ve Org. Ali Keskiner imzası ile TSK’da uygulanmak üzere
dağıtılmıştır.” (Talat Turhan. Bomba Davası Savunma-1- shf. 133.İstanbul.
1986)




Kontrgerilla ne iş yapar?




Talat Turhan devam ediyor: “ST 31-15 adlı
talimnamede açık ve sinsi gayri nizami faaliyetler arasında; adam öldürme,
bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırma
suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonması,
kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj
sayılmakta ve 10. sahife, madde 9’da ‘Bir gayri nizami kuvvetin yer altı
unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir’ denilmektedir.”




Bu ne demektir? Yani, hem tanım olarak ‘kanuni
statü’ içinde değillerdir, hem de yaptıkları işlerin ‘kanunsuzluk’ olarak
düşünülmesi mümkün değildir. Bu kadar geniş bir ‘sorumsuzluk ve yetkiye’ sahip
bir organizasyonun muhatabı olmak ister miydiniz!




Turhan, Doruk Operasyonu kitabında ise ST-31-15
talimnamesinin 5. maddesine dikkat çekiyor: “Büyük bir gayrinizami kuvvet,
kaide olarak biri açık faaliyet gösteren gerilla unsuru (komando birlikleri),
diğeri gizli faaliyette bulunan yeraltı unsuru olmak üzere iki müşekkel
unsurdan terettüp eder”




Balonu Belçika patlattı




Varlığı 1990’da Belçika tarafından ortaya
çıkarılan Gladio, hükümet ve gizli servisler tarafindan 1950’den önce oluşturulmus
olan resmi fakat gizli bir servisti. Örgütteki sivillerin isimleri Washington
ve Londra’da kod adları şeklinde bulunmaktaydı. Belçika Gladiosu, Ordu
İstihbarat Servisi (SGR) bünyesinde faaliyet gösteren “Dokümantasyon,
İstihbarat ve Harekat Servisi” (SDRA)’nın küçük bir ünitesiydi ve adı
SDRA-8’di. Aralarında emekli asker ve sivil ajanların bulunduğu altmış beş
kişiden kurulu bu ünite, bağlı olduğu SDRA ve SGR’yi atlayarak, yani resmi
hiyerarşiye uymayarak CIA ile bağlantılar kuruyordu. SGR’nin uzun zaman başında
bulunan Orgeneral Raymond Van Calster, Gladio’nun başı oldugunu şiddetle
reddediyordu. Fakat general, kendisinin başkanlık ettiği SDRA-8’in
toplantılarından Belçika Başbakanı Wilfried Martens ve Milli Savunma Bakanı Guy
Coeme’i haberdar etmemişti.




General de Gaulle, 7 Mart 1966’da Fransa’yı
NATO’nun askeri kanadından çekerken, Fransa ile ABD arasında yapılmış gizli
antlaşmaların bir kısmını açıkladı ve böylece NATO’nun komünizme karşı mücadele
için imzaladıkları gizli protokollerin varlığı ortaya çıktı.




Temizeller ülkesi İtalya




Gladio’nun İtalya kanadının geçmişi İkinci Dünya
Harbi sıralarına kadar uzanıyordu. ABD 1942’de yeni bir istihbarat servisi
kurmuştu: Stratejik Hizmetler Dairesi (OSS). Üç bin ajana, çok gelişmiş teknik
donanıma ve milyonlarca dolar bütçeye sahip olan OSS çeşitli ortamlara
sızabilmek için, yabancı ülkelerdeki Amerikan büyükelçilikleriyle bağlantı
halinde karşı-espiyonaj yapıyordu. Bu, İtalya’da Vatikan ve mafya ile sürekli
bir işbirliği şeklinde gerçekleşiyordu.




Licio Gelli Diye Bir Mason Üstadı




Licio Gelli, Propaganda-2 (P-2) Mason Locasının
üstad-ı azamı. İtalyan-Arjantin uyruklu. İspanya iç savaşında faşistler adına
savaşmış bir isim. P-2, İtalya’da 1966’da kuruluyor. 1969’da da Gelli başkan
oluyor.




18 Mart 1981’de Milano polisi Gelli’nin villasına
baskın yapıyor. Fakat o önemli belgelerini de alarak kaçıyor. Hakkında politik,
askeri ve endüstri casusluğu iddiasıyla tutuklama emri vardır. Gelli, her
nasılsa P-2 mason locasının üye listesini ardında bırakmıştır. Mason üyeler
arasında Adalet Bakanı Adolfo Sarti, 1972-1973 ve 1976-1979 yılları arasında
başbakanlık yapmış Giulio Andreotti de vardır. Ayrıca, 43 parlamento üyesi, 54
devlet görevlisi, başta Genelkurmay Başkanı Amiral Giovanni Torrisi olmak üzere
8’i amiral 30 generalin içinde bulunduğu 183 askeri yetkili, 19 hakim,
avukatlar, polis komiserleri, bankerler, gazete sahipleri, yazarlar, baş
yazarlar, 58 profesör, siyasi parti liderleri ve haber alma servisinin 3 eski
başkanı. Liste bomba gibidir ve zaten o etkiyi de kolaylıkla yerine getirir.




Çorap söküğü gibi arkası gelen bu belgeyi Gelli
niçin bırakmıştı? Bu sorunun kesin cevabı henüz verilmiş değil. Gelli’nin bir
çok sabıkası vardı. En önemlisi ise İtalya seçimlerinin Hıristiyan Demokrat
Parti lehine sonuçlanması için giriştikleri naylon operasyonlar ve CIA’dan bu
iş için para alması idi.




İtalya’da ya da herhangi bir ülkede CIA’nın
çeşitli kontrgerilla yöntemleri denemesi, iç işlerine karışması pek alışılmıştı
da bir mason locasının bu işlerin içinde olmasına “pek
alışılmamıştı”. Sevgi, hoşgörü, eşitlik, adalet ve barışın beyaz
güvercinleri olan masonların nasıl olur da karanlık işlerle bağlantıları
olabilirdi! Bir mason locasının, bir istihbarat örgütü yetkilileriyle anlaşıp,
kontrgerilla faaliyetlerine destek vermekte ne gibi bir menfaati olabilirdi?
Herhalde çok daha fazla hayır işleri yapabilmek için yapmışlardı bunu. Burada
bir soru daha gündeme geliyordu: Yoksa Gladio’nun faaliyette olduğu tüm
ülkelerin mason teşkilatları da bu X örgütüyle içli dışlı mıydı? Elimizde kesin
belgesi yok ancak malum İSKİ skandalında Türkiye’deki bir azınlık cemaate
mensup ilginç isimler ve bağlantılar ortaya çıktı. Ancak bu netameli konunun
üstü pek çabuk kapatıldı.




ÖZEL BÜRO


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış