KUMUK
TÜRKLERİ


Prof. Dr. Ahmet
Caferoğlu


Kuzey-doğu
Kafkasya ile Hazar denizinin batı kıyısı boyunca, Azerbaycan sınırlarından
kuzeye doğru uzayan sahada yaşayan Kumuk’lar, bugünkü iç idari taksimata göre,
Otonom Dağıstan Sovyet Cumhuriyetine dahildirler. Kitle halinde bu cumhuriyetin
Hasavyurt, Babayurt, Kızılyurt, Buynak, Kayakent ve Kaytak eyaletleri ile,
Mahaç-Kale yöresindeki altı köyde ve ayrıca Mahaç-Kale Hasavyurt, Buynaksk,
İzberbaş ve Derbent şehirlerinde yerleşmişlerdir. Dağınık bir halde, Grozni
eyaletinde yerleşenleri bulunduğu gibi, Kuzey Osetiya köylerinde de yaşayanları
vardır. 1925 yılı sayımına göre bütün Kumuk’ların sayısı 160.000 kişidir.


Kumuk’ların
kuzeyde komşuları Nogay Türkleri, batıda Avar’larla Dargin’ler, güneyde otuz
bini aşmayan Tabasasaran’lar, diğer bir deyimle Tebersaran’lar ve Derbent’te
yerleşmiş olan Azeri Türkleridir. Kumuk ülkesini sulayan nehirlerin başlıcası:
Terek, Sulak, Ullu-Çay, Hamri-Özen, Şura-Özen ve Mamas-Özen’dir. Doğu cephesi
ise Hazer denizine dayanır.


Tarihleri
hakkında kesin bir bilgiye rastlanmamaktadır. Jeopolitik durum sebebiyle
ülkeleri VII. Yüzyıldan itibaren Hazar devleti sınırları içerisinde alınmış ve
Oğuz-Kıpçak Türk boylarının bu sahadaki kaynaşması neticesinde, bir Türk uruğu
olarak teşekkül etmiştir. Bu suretle Kumuk Türk uruğu, Moğol istilasından çok
önce, bilhassa Oğuz ve Kıpçak gibi kudretli iki öz Türk halkının karmasından
türemiştir. Yaşayış tarzı ve bugünkü aile yapısıyla, konuştukları kendi şive
veyahut ağızları, milli kültürleri, bu tarihi gelişmeyi kati’yetle
belirtmektedir. Her ne kadar Sovyet antropologları bunları, çeşitli hipotetik
faraziyelerle, Türk olmayan kadim İndocermenlere bağlamakta iseler de bu doğru
değildir.


Rus istilasına
kadar Kumuk’lar, Şahmal’lık (Şamhal) sistemine bağlı müstakil ve milli bir
idareye sahip idiler. XV. – XVI. Yüzyıla ait tarih kaynakları, bu Şahmallığa
“Tarkov” adı vermişlerdir. 1813 yılında, diğer Dağıstan, yahut Kuzey – Kafkasya
toprakları gibi Kumuk Türkleri de Rusya esaretine alınmıştır. Gülistan
muahedesi işbu esareti tasdik eden vesikalardan biri, belki de başlıcasıdır.
Buna göre de XIX. Yüzyılın ortalarına doğru Kumuk uruğu, tamamiyle milli
idaresini kaybetmiş ve çarlık rejimi tarafından Kuzey Kafkasya halkları
içerisinde eritilmelerine çalışılmıştır.


(Prof. Dr. Ahmet
Caferoğlu, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Mart 1964, Kumuk Türkleri, Cilt:
II, Sayı: 17, s. 9)


Fakat çarlık
Rusya’sının bu yoldaki bütün teşebbüsleri, hiçbir netice vermemiştir. Kendi
milli aile yapılarına ve tarihi Türk geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalarak,
kendi şiveleri ve halk edebiyatları ile yaşamış, en ufak bir asimilasyona tabi
olmamışlardır. Rus edebiyatında “adat” diye köklü bir yer almış bulunan
Kafkasya halklarına ait tarihi “örf”e bağlı idare sistemi ve aile kuruluşu,
Kumuk’lar için de bir nevi “yasa” değerinde olmuştur. İşbu “adat” yahut “örf ve
gelenek” Türk – İslam halklarını Rus istilası şerrinden korumaya yaramış ve
bugün de yaramaktadır.


Teamül hukuku
esaslarına göre idare edilen Kumuk Türk ailesinde, patriarkal idare sistemi
hakimdir. Buna rağmen, ecdat yadigarı “adat” üzerine, kadına karşı büyük bir
saygı beslenmekte idi. Nitekim kadını öldürmek, en büyük suç sayılarak, kaatile
en ağır ceza verilirdi. Kadınlar bölümü, aile içerisinde ayrı olduğu halde, baş
kadın, adat., yani gelenek usulüne göre, erkekler meclisine de katılıp,
konuşmak ve hatta beraber yemek yemek hukukuna sahip idi. Evi ve aile efradını
techiz etmek ve giydirmek de kadına aitti. Buna göre, boş zamanlarında kumaş ve
halı dokurdu. Ayrıca ziraat ve bahçecilikte de erkeklere yardımcı idi. Kadın
aile içerisinde büyük bir saygıya ve imtiyaza malikti.


İktisadi ve zirai
hayat çalışmaları da, esaslı bir disipline, örfe bağlanmıştı. Teamül hukukuna
göre “bulğa” dedikleri bir nevi yardımlaşma yahut “İmece” usulü hakim idi.
Kolektif çalışma yolu ile yapılan bu yardımlaşma: “çop bulğa”, yani harman savurma;
“orak-bulğa”, yani orakla çalışma; “gabijdey-bulğa”, yani mısır temizleme ve
saire gibi, yine örfçe kararlaştırılmış, nevilere ayrılırdı. Ortaklık sistemi
de mevcut idi. Sovyet istilası, maaleser bu eski Türk geleneğini kaldırmıştır.
Fakat kaldıramadığı en sağlam şey milli yemekleridir.


Kumuk’ların,
bugünkü anlayışımızla, klasik bir edebiyatları olmamıştır. Buna mukabil,
oldukça zengin bir halk edebiyatları mevcuttur. Çeşitli nevilere ayrılan bu
edebiyatın kurucusu XIX. Yüzyıl ortalarına doğru yaşamış olan şair İrçi
Kazak’tır. Halk arasında milli Kumuk mazisini, istiklal devrini terennüm
etmesiyle geniş bir şöhrete sahipti. Garip Kumuk Türkünü okşamakla milli bir
şair payesine yükselmiştir. Fakat çarlık Rusya’sı bu halk ozanının, Kumuk Türklerine
çok görmüş, İrçi Kazak’ı, Sibirya’ya sürmüştür. Eli ve ayağı kelepçeli, uzak
Sibirya’ya yayan ve yalın ayak yola çıkarılan bu milli Kumuk şairini ne onlar,
ne de bizler, hiçbir vakit unutamayacağız. Aksine onun, 160.000’lik Kumuk’u
koca Rusya’ya karşı koyduğu için, ilelebet iftihar edeceğiz.


Aşağı yukarı aynı
tarihlerde, hem şair ve etnograf olan Manay Alibeyli ile, 1883 yıllarında
Petersburg’da, ilk Nogay ve Kumuk Şarkıları örneklerini yayınlayan Magomet
Efendi Osmanzade faaliyette idiler. Bu örnekler içerisinde Osmanzade ile
Kazak’ın da şiirleri bulunmaktadır.


Kumuk edebiyatı
daha fazla son zamanlarda, çeşitli branş ve nevilerde, bir ilerleme göstermeye
başlamıştır. Kendi muhitlerine göre yetişmiş şair, edip, hikayeci ve yazarları
vardır. Eski Türk “kobuz”u hatırasını tellerinde taşıyan “Ağaçkumu”da, çalan
halk şair ve sazcıları yanında, şarkı söyleyen modern tiyatro artistleri de
mevcuttur. Bayan Bariyat Murad hanımla İsbat Batalbeyli hanım, bugün sivrilmiş
Kumuk yıldızları arasında, halk sevgisini toplamış imtiyazlı birer
şahsiyettirler.


Kumuk folkloru,
biraz yukarıda da işaret edildiği gibi, nev’i, tarzı ve çeşidi itibarıyla
oldukça zengindir. Sarın’lar, yırlar ve takmak’larla beraber beşikyurt’ları yas
türküleri ve sevilmektedir. Epope nevinden en çok sevileni ve ruh okşayanı
“Aygazi” türküsüdür. Aygazi, burada, Kumuk halkının refahı için mücadele eden
milli bir kahraman tipi olarak tanınmakta ve bilinmektedir.


Kumuk
etnonimi’sinin menşei hakkında çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. J. Klaproth
Kumuk’ları doğrudan doğruya Hazarların bir kolu olarak sayıldığından bu hususta
bir fikir ileri sürmekten çekinmiştir. Vambery’ye göre kelime “kımıldamak,
deprenmek” gibi manalarda olup kımak fiilinden türemiştir. Yine bu zata göre
Kumuk halk adı aynı telaffuzlu bir yer adından alınmıştır. Çobanzade, kelimenin
aslının Kama yahut Kuma ile ak veya ok ekinden ibaret olduğunu ve Kamalı
manasını taşıdığını ortaya artmaktadır. Kuzey – Kafkasya halk rivayetlerine
bakılırsa, kumluk sahadan geldiklerinden, Kumuk adını almışlardır. Bütün bu
çeşitli yorumlara rağmen, kelimenin gerçek manası tespit edilememiştir.


Kumuk şivesi,
Türk şiveleri tasnifinde Kıpçak – Kuman dili dalı içerisine alınmıştır. Bununla
beraber, kendine mahsus özel gramer hususiyetlerine de maliktir. Bu kabilen
olarak k-‘nin yerini g-‘ye (ms: kişi > gişi kelimesinden görüldüğü gibi)
terk ettiği tespit edilmektedir. Yine Kumuk şivesine mahsus olmak üzere, bolca
–ağan ve –egen partisiplerini kullanışı ileri sürülebilir. Fonetik ve morfoloji
bölümünde de özellikle mevcuttur.


Kumuk şivesi üç
ağıza ayrılmaktadır. 1) Hasavyurt, 2) Buynak ve 3) Haydak ağızları ki, her
birinin mahalline göre bazı farkları vardır. Bu farklar dikkati çekecek kadar
bariz ve yerine göre de göz önünde bulundurulacak mahiyettedirler. Ms.: suwğa
gir suya gir; ğabak – kabak; hav –av; men – ben; ağaçnı – ağacı ve saire gibi.


Kumuk şivesi
araştırmasının iki asırlık bir tarihi vardır. Vaktile J. Klaproth (1814),
Salemann (1871), Osmanzade (1870) gibi bilginlerin dikkatini çekmiş ve bu
hususta, tarihi değer taşıyan bir yığın malzeme toplanmıştır. Şahanın özelliği,
Kumuk şivesinin canlılığı ve akıcılığı sayesinde bu Türk şivesi, Kumuk’lar
muhiti dışına da taşarak bir nevi “Lingua franca” karakterini almıştır ve
“Kumuk tili” adı altında Kuzey – Kafkasya’nın doğu halkları arasında da
konuşulmaktadır. Bugün bu Türk şivesinde konuşan halkların sayısı 200.000
kişiyi bulmaktadır. Bir aralık ünlü Rus yazarı Lev Tolstoy da Kumuk dilini iki
sene okumuş ve öğrenmiştir.


BİBLİYOGRAFYA: Osmanzade,
Sbornik nogayskih i Kumık-skih stihov = Nogay ve Kumuk şiirleri müntehabatı.
SPb. 1883; M. Afanasyev, Kumıkskie pesni = Kumuk şarkıları, Sbor mat. Po Opis,
mest, i plemyon Kavkaza, Tiflis 1893. III. Bölüm; Russko – kumıkskiy slovar =
Rusça – kumukça lügat, aynı yerde; M. F. Mohir, Kumıksko – russkiy slovar, aynı
yerde; G. Nemeth, Kumuk es balkar szojegyzek = Kumükisches und balkarisches
Wörterverzeichnis, Keleti Szemle dergisi, XII, Budapest 1911 –1912; G. Nemeth,
Proben der kumükischen Volksdichtung, aynı dergide, s. 274-308; Bekir
Çobanzade, Kumuk dili ve edebiyatı, Bakü 1926; N. Z. Gadjieva, Kumıkskiy yazık
= Kumuk dili, Mladopismennie yazıki narodov SSSR. 1959, s. 114-121; N. K.
Dimitriev, Grammatika kumıkskogo yazıka, 1940 = Kumuk dili grameri; N. K.
Dimitrijev, Morfologia della lingua turca dei Cumuccci (Cancaso), Rivista degli
Studi orientali, XV, 1934, I., S. 76-79 ve II., s. 172-198; J. Benzing, Das
Kumükische, Philologiae Turcicae Fundamenta I, Wiesbaden 1959, s. 391-407; A.
N. Batırmurza, Kumuk tilni gramatikası, I, Mahaç-Kala 1933-35; N. A. Baskakov,
Tyurkskie yazıkı, 1960, s. 151-153 = Türk dilleri; H. N. Orkun, Yeryüzünde
Türkler, 1944, s. 79 ve saire.



(Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu,
Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Mart 1964, Kumuk Türkleri, Cilt: II, Sayı:
17, s. 10)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet