SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

KITALAR & BÖLGELER : BALKANLAR & KAFKASLAR & ORTADOĞU & KÖRFEZ

KÖRFEZ ÜLKELERİ DOSYASI /// SALİH KALLAB /// ABD ve İran : Sözlü tehditler yeterli değil eylemler gerekiyor

KITALAR & BÖLGELER : BALKANLAR & KAFKASLAR & ORTADOĞU & KÖRFEZ
Bu haber 24 Eylül 2020 - 9:50 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

SALİH KALLAB /// ABD ve
İran : Sözlü tehditler yeterli değil eylemler gerekiyor


ABD’nin İran’a karşı ima etmeyi adet
haline getirdiği şeyi “siyasi taciz”den ibaret sayarsak bunun, İran
liderliğinin tüm hesaplarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini anlaması için
yeterli olduğu kesindir. Bu bölgenin gerçekliğinin aynı kalmayacağını ve bazı
Arap ülkelerindeki bölgesel genişlemesinin er geç yok olmaya mahkum olduğunu dikkate
alması gerektiğini idrak etmesi için kuşkusuz yeterlidir. Son seçimlerden sonra
üst düzey İranlı yetkililerin en radikallerinin bile birçok tehlikeli değişimi
beklemeleri gerektiğini keşfettiklerini kavraması için yeterlidir.


Bu kişiler, söz konusu “gösteriye benzer”
seçimlerin düzenlenmesine kendilerini kaptırmışken muhtemelen ABD Dışişleri
Bakanı Mike Pompeo’nun açıklamalarına da kulak vermişlerdir. Pompeo, ülkesinin
İran’a baskı politikasına bağlı olduğunu, bu baskının devam edeceğini, ekonomik
meseleler ile sınırlı kalmayacağını, diplomatik izolasyon da olacağını ifade
etmişti.


ABD’nin bu konuda oldukça kararlı ve ciddi
bir tutum benimsediği, bu konuda birçok değişkenin gerçekleşmesinin beklendiği
aşikardır. Mollalar rejimi ise geçmişte olduğu gibi hala “takiyye” politikasını
benimsiyor. Gizlediklerinden farklı şeyler söylüyor. ABD ve diğerleri daha önce
de bu rejimin birçok manevra ve oyununa kanmıştı. Bilindiği gibi George Bush
döneminde Washington, Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra 2003 yılında
Irak’ın doğu sınırlarını aralıksız insan dalgaları şeklinde akan İran seline
açarak en büyük politik ahmaklığı işlemişti. Bunun sonucunda, bugün mevcut olan
durum, Sünnilerden önce Şii Iraklıların ceremesini çektiği siyasi “demografik”
dengesizlik ortaya çıktı.


Bugünkü İran’ın dünkü İran’dan farklı
olduğunun kanıtı, açıklanan sonuçlarına göre en radikal ve kibirli olanların
kazandığı son seçim tiyatrosudur. Bunun içeride daha fazla çatışma şeklinde
sonuçlanacağına şüphe yoktur. Çünkü en ön sırada yer alan liderler arasında
bile tüm bu yaşananlara artık tahammül edemeyenler, ekonomik, siyasi ve aynı
zamanda sosyal alanda kapsamlı bir çöküşü bekleyenler var.


Elbette, Tahran’da en radikallerin bile
takiyyeye başvurarak ABD’nin şartlarını göstermelik bir şekilde kabul etme
yoluna gitmelerinin olası olduğunu düşünenler de var. İranlıların bu konuda
uzman oldukları geçmişte birçok kez kanıtlandı. Ayetullah Humeyni döneminde,
öncesinde ve sonrasında bu, birçok kez yaşandı.


Buradaki sorun, ABD Dışişleri Bakanı’nın
bu konuda gösterdiği tüm bu kararlılığa rağmen Başkan Donald Trump’ın siyasi
tutumlarını sık sık değiştirmekle ünlü olmasıdır. Trump’ın bu konuda katı
olmasına rağmen birçok kez İran’a açılmaya hazır olduğunu açıklamasıdır.
İdaresinin bazı sembol isimlerinin, Ortadoğu denkleminde geçmişte olduğu gibi
hala önemli bir rakam saydıkları bu ülkeye bu tür bir açılımın zorunlu olduğunu
ve Rusya’nın tekeline bırakılmaması gerektiğini düşünüyor olmalarıdır. Nitekim
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eski Rus çarlarının ve mütevazi bir
şekilde olsa da ülkelerinin nüfuzunu Suriye, Mısır, Güney Yemen, Libya ve
Cezayir gibi bölgedeki birçok ülkeye yayan komünist Sovyetler Birliği’nin büyük
liderlerinin emellerinden bazılarını gerçekleştirebildi.


Buradaki asıl mesele, ABD’lilerin
hesaplarının şu ana kadar Arapların hesaplarından farklı olmasıdır. Arap
ülkeleri, İran nüfuzunun bu Arap bölgesindeki genişlemesinin en az İsrail
tehlikesi kadar gerçek bir tehlike oluşturduğuna inanıyorlar. Ayrıca İran’ın bu
bölgede şimdiye kadar sürdürdüğü faaliyetlerinin, Kum, Tahran ve Meşhed
Mollalarının, Pers ve Safevi dönemlerinin ihtişamını geri getirmeye
çalıştıklarını teyit ettiğini düşünüyorlar.


İster dini ister askeri olsun İranlı
liderler, ABD’yi eski ilişkilerine dönmeye ikna etmeye çalışacaklardır. Daha
önce de belirttiğimiz gibi ABD, 2003 yılında Irak’ın sınırlarını İran’a
açmıştı. Bu tarihten sonra Irak, Sünni ve Şii olsun tüm halkına yasak olan ve
İran’a bağlı bir “manda” devletine dönüşmüştü. Ülkenin yönetimi bugün gördüğümüz
mezhepçi “oluşumlar”ın eline geçmişti. Bu oluşumların arkasında duranların ve
onları yönetenlerin “Farisiler” olduklarına ve bunların gerçekte Şii mezhebi
ile hiçbir ilgisi olmadığa şüphe yok.


Dolayısıyla eğer Başkan Donald Trump’ın
başında olduğu mevcut ABD yönetimi, İran’a yönelik baskı politikasına bağlılık
konusunda samimi ise söylemleri bırakıp eyleme geçmelidir. İran’ın Yemen’deki
Husiler aracılığıyla Kızıldeniz’e ulaşma ve kuzeyine doğru ilerleme
girişimlerine bir son vermelidir. Yemen’in Hudeyde şehrinden başlayıp Akdeniz
kıyılarındaki Lazkiye şehrinde sona eren, bazı Körfez ülkeleri ve elbette Irak
ve Suriye’den geçen Şii Hilali adı verilen projenin tamamlanmasını
engellemelidir.


ABD’liler İran’a yönelik tehdit ve
gözdağında samimi olduklarını göstermek istiyorlarsa Babu’l Mendeb’e ulaşmasını
engellemelidirler. Yemen’deki varlığını bitirmelidirler. Katar Emirliği’nin
sadece Türkler için değil birçok Arap Körfez ülkesine karşı tehditlerini
sürdürmeleri için İranlılar için de gelişmiş bir üs olmasına bir son
vermelidirler. İran’ın Arap ülkelerine yönelik bu tehditleri açıkça dile
getirilmekte, bilinmekte ve sürekli tekrarlanmaktadır.


İranlılar Yemen’in bir bölümünü işgal
etmiş ve kendisini her gün hatta her an Babu’l Mendeb, Kızıldeniz ve başta
Suudi Arabistan olmak üzere tüm Körfez ülkelerini tehdit eden bir İran askeri
üssüne dönüştürmüşken ABD’nin İran’a yönelik baskı politikasına bağlı olduğuna
nasıl inanabiliriz?


İranlılar askeri, siyasi, güvenlik ve
ekonomik olarak Irak’ın tamamını, Suriye ve Lübnan’ın büyük bir bölümünü
kontrol ederken, Hamas, Müslüman Kardeşler ve uluslararası örgütü ile ittifakı
sayesinde artık Gazze Şeridi’ni de kontrol etmeye başlamışken ABD’nin baskı
politikasına bağlı olduğuna nasıl inanabiliriz? Libya’nın başkenti Trablus’u
kontrol eden (Müslüman Kardeşlere bağlı) Fayez es-Serrac grubunun arkasında
İran’ın durduğu bilinirken buna nasıl inanabiliriz?


ABD’nin uzaktan kaynatıp köpürtmek,
Washington’un İran’a baskı politikasına bağlılığından bahsetmekle yetindiği
aşikardır. Buna karşılık İranlılar, bu stratejik bölgede istedikleri gibi
hareket ediyorlar. Fiili olarak Irak’ın tamamını, Suriye ve Lübnan’ın ise büyük
bir bölümünü kontrol ediyorlar. Müslüman Kardeşler aracılığıyla Libya ve
Tunus’a kadar ulaşmış bulunuyorlar. Nitekim bugün gördüğümüz gibi Raşid Gannuşi
liderliğindeki Müslüman Kardeşler, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said ve Tunus
siyasi sürecine engeller çıkarıp duruyorlar.


Bu yüzden, İran’a baskının Irak, Suriye,
Lübnan, Yemen, Gazze’deki tüm varlığının sona erdirilmesini gerektirdiğini
anlamaları için bütün bunlar, dost ve müttefik ABD’lilerin önüne konulmalıdır.
Bunun yanında, Katar’ın da üç öküz hikayesinde siyah öküzün “beyaz öküzün
öldürüldüğü gün ben de öldüm” sözünü hatırlayıp, sıranın kaçınılmaz olarak bir
gün kendisine geleceğini ve hedef tahtasında olduğunu bilmesi gerekir.


Son olarak, çiviyi ancak çivinin
sökebileceğinin, ABD’nin Hamaney İranına uygulamayı sürdürdüğü tüm bu
yaptırımların kendisini bölgeye nüfuz etme girişimlerini sürdürmekten
caydıramadığının üzerinde durulmalıdır. Dolayısıyla yapılması gereken en
azından son dönemde gelecek vaat eden üniter bir formül üzerinde anlaşmış olan
İran muhalefet güçlerinin gerçek bir biçimde desteklenmesidir.


Salih
Kallab


Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve
Devlet Bakanı

Şarkulavsat

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER