ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

Kuzey Kore Günlüğünden-3

Zeki Sarıhan  : PİYANGYONG KALESİNDE PİKNİK

29 Haziran 2008, Pazar (devanı)

Öğleden sonra “Siz yorgunsunuz diyerek programda olduğu halde
Moran Tepesi’ne götürmek istemediler. Biz ısrar ettik, onlar caydırmaya
çalıştılar. Sonunda mecbur bıraktık. Buraya mümkün olduğu kadar çok yer görmek
ve çok insanla hiç değilse merhabalaşmaya gelmiştik. Otelde pineklememiz
beklenemezdi.

Moran Tepesi, Pyongyang’ın içinden geçen geniş Dea Dong
nehrinin kıyısında ve başkentin eski kalesi imiş. Gür bir ağaçlık içinde,
genişçe bir alan ve nehre dik inen bir yanında kale duvarları ayakta.  Yemyeşil bir piknik yeri. Fazla kalabalık
olmamakla birlikte birçok aile piknik yapıyor. İki ayrı yerden trampet sesleri
geliyordu. Dört erkek asfalt yola oturmuş kâğıt oynuyorlar.

Piknikçi gruplardan birine yaklaşıp sohbet etmek istedim
ancak mihmandarlarımız bu isteğimi duymazlıktan geldi! Gene de amcasının
karısıyla oturmuş elindeki kalitesiz bir kâğıda basılmış kitaptan tarih çalışan
bir ilkokul öğrencisine takıldık.

Om ve Kim’e, bir yerde oturup çay veya kahve içebileceğimizi
söyledim. İkinci söyleyişimde ödemeyi kendinin yapacağını da ekledim. Tepenin
dibinde bir restorana götürdüler. Şoförün de katılmasıyla beşimiz oturduk.
Onlar bira ben kahve içtim. Garson kıza “Hayatında hiç Türk görmüş müydün?”
diye takıldım. Görmemişti. Türkiye’niz Asya ile Avrupa arasında olduğunu bildi.
Meslek lisesini bitirmiş. 22 yaşında ve bekârmış. Bizi çalıştığı restorana öğle
yemeğine davet etti. Şarkı da söylüyormuş. İyi bir davet ama yanımızdaki
Korelileri göstererek “Bunlar git diyorlar gidiyoruz, kal diyorlar kalıyoruz”
diyerek serzenişte de bulundum. Gülüştüler. Masrafımız 40 Yuan (5 YTL) tutmuş.
Cebimde bozukluk 35 Yuan vardı.

Üstünü affettiler!

Akşam Şenal, otelin telefonundan Ankara’yı aradı ve
çocuklarla konuştu.

NEHİR KIYISINDA SOHBET

Akşam kim bizimle birlikte olmamak için izin istedi. “Sen
bilirsin” dedikse de Om ile birlikte karanlık sokaklarda yakındaki Dea Dong
nehrine kadar bir gezinti yaptık. Kıyıdaki taş basamaklara oturup biraz sohbet
ettik. Kim’in eşinin aşçı, Omun eşinin ise terzi olduğunu öğrendik.

Türkiye’ye dönüş konusunda bizden vergi olarak 10’ar Yuro
istediler, verdik. Aramızda tatsız bir tartışma da geçti. Kim, bizi ağırlayan
derneklerinin parasız olduğunu, otel ve iki uzak yere gidileceğinden otomobilin
benzin parasına yüzde 10 gibi bir katkı sağlamamız gerektiğini söyledi. Bizden
20 dolar katkı istedi. Bunu uygun görmediğimizi, buna rağmen ödeyeceğimizi
söyledik. Kim, geri adım attı ve isteğinden vazgeçtiğini söyledi.

Sorum üzerine, devlet dairelerinde Kim Jong İl’in
fotoğraflarının indirildiğini söyledi.  Bunu
Türkiye basınında okumuştum. Kore’nin savunma gücünü sordum. Cevabı şu oldu:
Saldırı için değil, savunma için ordu besliyoruz ve dünyanın en iyi ordusuyuz…”

DÜNYANIN EN GENİŞ AĞIZLI BARAJI

30 Haziran 2008, Pazartesi:

Bugün ünlü Batı Barajı’na gittik. 2001’de yayımlanan Kore
kitabımda geçtiğimiz Kahraman Gençlik Yolu’nu ve onun gençlerin nasıl büyük bir
kahramanlıkla yapıldığı konusunda Kim’in anlattıklarını yazmıştım. Kitaptan o
bölümü okudum ve bazı yerleri açıklamaya çalıştım. Bunların kitaba girişini
ilginç buldu.

Nüfusunu 200.000 tahmin ettikleri Nampo şehrinden geçtik.
Sokaklarında bisikletli ve yaya insanlar görülüyor. Bu şehirde durup insanlarla
konuşmak isterdim. Fakat bu Koreli yetkililerin bizi halkla mümkün olduğunca
temas ettirmeme tutumu nedeniyle mümkün olmadı.

Şehirden çıktıktan 8-10 km. sonra baraja vardık. Burası
olağanüstü bir çalışmayla 1981-1986 yılları arasında yapılmış. Dea Dong
nehrinin denize kavuştuğu yerde, 8 km genişlindeki nehir ağzına dünyanın en
uzun baraj setini yapmışlar. Üzerine karayolu ve bir yerine kadar demiryolu
döşemişler. Ağır tonajlı gemiler, denizden buraya girebiliyor. Barajda herhalde
balık tutan onlarca tekne vardı.

Yüksekçe bir yere bir anıt da yapmışlar. Yönetim odasında
barajın yapım aşamalarını gösteren 20 dakikalık bir film de gösterdiler.
Sergilenen kitapların yanına koymak üzere Kore kitabımı da bıraktım. Buraya bir
Türk daha uğrarsa merak edip bakar!

İyice susamıştım. Hiçbirimiz yanımıza su almamıştık. Herhangi
bir “kahve”ye uğrayıp kahve veya çay içmek istediğimizi söyledim. Öyle bir yer
yokmuş! Arabayı yanaştırdıkları bir restoranda inmeyi de pahalıdır diye ben
istemedim.

Buraya göre Türkiye bolluklar ülkesi. Türkiye’de adım başı
benzinlik, market, kahve, lokanta var Türkiye halkı canı istediği kadar yiyip
içebiliyor.

Korelilerin su sıkıntısı çektiklerini tahmin etmek zor değil.
Hiçbir yerde akan veya kurumuş bir çeşme yok! Suyu otellerde satıyorlar.
Sofraya bile su koymuyorlar. İstersen parasını verip alabiliyorsun.




















































































Gelecek yazı: HEDİYE TUTKUSU VE BİR TARTIŞMA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir