Fotoğraf: Kore devriminin önderi ve ilk devlet
başkanı Kim İl Sung’un doğduğu köy evi önünde.(Temmuz 2008)

Zeki Sarıhan : KUZEY KORE GÜNLÜĞÜNDEN

(Güney ve Kuzey Kore devlet başkanlarının barış
görüşmesi vesilesiyle)

Bugünkü programın adı iki Kore’yi birbirinden ayıran hat olan
Paynunjom’u ziyaret. 

Yağmurlu bir havada gidip geldik. Panmunjom, başkent’e 168
km. Gelişli gidişli yolun ortası bir çeşit maki ile ayrılmış. Yolun iki tarafı
da çiçeklendirilmiş. Şehirlerarası bir yolu boydan boya çiçeklendirmek Kore’ye
özgü olmalı.

Kuzey Kore’nin güneyi olan ve Güney Kore’ye doğru giden bu
yol, genellikle düz bir arazide, ovalar içinde uzanıyor. Birkaç uzun tünelden
geçiliyor. Daha da önemlisi üç veya dört yerde yolun askerler tarafından
kesilmiş olması. Rehberlerimizin geçiş izni kâğıtlarına bakmadan yol açılmıyor.

Keasong kentini 10 km. geçtikten sonra sınıra ulaştık.
Sınırın ikişer km. olan iki yanı askerden arındırılmış. Sınır kapısının öbür
yanında Amerikalılar var. Ancak görünmüyorlar. Beri yanda Kuzey Koreli askerler
pür ciddiyet nöbet tutuyor. Tam sınır üzerine yapılmış yedi baraka yan yana.
İçlerindeki masalar ortalarından çizgiyle ikiye ayrılmış.  Ancak çizginin öbür yanına da
geçebiliyorsunuz. Çünkü Amerikalılar kendi binalarına çekildiklerinden
barakaların kullanılmasını Kuzey Korelilere terk etmişler.

Ne büyük trajedi! 1953’ten beri 55 yıldır iki taraf bir
ateşkesle idare ediyor.

Sınır çizgisinin biraz içerisinde Kim İl Sung’un
Amerikalılarla ateşkes görüşmeleri yaptığı yapı müze olarak kullanılıyor. Aynı
sandalye ve masalara bu kez Korelilerle bizler oturduk. Biz Kuzey Korelilerin
yerini aldık, onlar Amerikalıları temsil ettiler!

Bir albay, bize tarihsel bilgiler verdi. Geniş, ancak
elektrikleri yanmadığı için loş bu binada, duvardaki resimlerle olay
anlatılıyor. Duvar dibinde uzanan camlı bölmelerde ise o günlerden kalma asker
giysileri ve bazı silahlar korunuyor.

Burada birçok kez görüşme yapılmış. 1991’den sonra görüşmeler
kesilmiş. Ölümünden bir gün önce Kim İl Sung’un birleşme konusundaki yazısında
kullandığı 7.7.1994 tarihini ve imzasını mermere kazımışlar.

Kuzeydeki binaya çıkıp Amerikalılara ait diğer binaların
fotoğrafını çekecekken makinedeki numaratörün çalışmadığını gördük ve çok
canımız sıkıldı. Filmi daha bu sabah takmış ve yollarda da bazı fotoğraflar
çekmiştik. Günün kalan kısmında artık fotoğraf çekemeyecektik!

Pirinç, lahana, fasulye tarlaları arasından dönerken Keasong
kentinde bir otele uğrayarak bizim için hazırlanmış mükellef bir ziyafetle
ağırlandık. Sekiz on çeşit yemeğin çorbasını, balığını, kızarmış tavuğunu ve
ince doğranmış yağlı salatasını yemeyerek Om, Kim ve şoföre ikram ettik. Ancak
onlara gelen yemek de doyurucuydu. Keasong, Kore’de Koryo hanedanının kurduğu
ilk devletin başkenti imiş. Buna ait birkaç yazılı kaya ve taş bir köprüyü
gördük.

Dönüş yolunda biraz daha gelince bize bir sürpriz yaptılar.
Bir kasabanın bitişiğindeki çiftlikte durdular. Sarivan kasabasında pek çok
insan, bisikletlerinin önü veya arkasına yükledikleri torbalarla bir yerden bir
yere gidiyordu. Karayolu bunlarla doluydu.

Mi Kok kooperatif çiftliğinde müze olarak kullanılan kültür
evinde mihmandar bir bayan bilgiler verdi. Bunların esası Kim İl Sung’un bu
çiftliğin kurulmasına yaptığı hizmetler ve çiftliğin üretim durumu idi. Kim İl
Sung gibi Kim Jong il de birçok kez buraya gelmiş. Korelilerin bu çiftlikle
övündükleri anlaşılıyor.

Burada çalışan mühendis sayısı 1964’te 106 iken 1994’te 703’e
çıkmış. 1985-1989 yılları arasında 1 hektardan alınan pirinç, 7.639 kilodan
9.219 kiloya çıkmış. Bu yıl hedefi 10.000 kilo olarak koymuşlar. 1003 evde
4.300 kişinin yaşadığı çiftlikte işgücü sayısı 1.720 imiş. Çiftlikte okul,
hastane, çocuk yuvası gibi kurumlar varmış.

Karayolunun güneyine doğru çiftliğe ait geniş bir ova
uzanıyor. Burada yemyeşil tarlalar uzanıyor. Gruplar halinde çalışan insanlar
görülüyor. Toplam 800 hektar arazinin 800’ünde pirinç, kalanında lahana,
salatalık, fasulye, mısır, elma, armut, erik, kayısı, patates, kiraz ve
benzerleri yetiştiriliyormuş.

Çiftlikte dört tip ev var. Bu evler arasında bir gezinti
yapmayı önerdim. İlk eve girdik. Ev sahibesi evdeydi. Muşamba kaplı salonda
yere oturdum. Üç odalı bu evin bütün bölümlerini görmek isterdim.  Yalnız, mutfaktaki tencerede ne olduğunu
sordum. Su imiş! Kapaklarını kaldırmama izin verilmedi! Köylüler, mihmandar
bayanla evin önünde fotoğrafımızı aldılar. Ne yazık ki bizim makine çalışmıyor!
Bu köylüler sanırım hayatlarında ilk kez Türk görüyorlardı…






































































Yanımdaki diğer Türk eşim Şenal’dı. Bu onun da benim de Kuzey
Kore’ye üçüncü gidişimizdi. Bu üçüncüsü için özel olarak davet edilmiştik. İki
Kore arasındaki barış dünya gündemindeyken bu ülkede tuttuğum günlükten birkaç
bölüm daha paylaşmam ilginizi çekebilir. (29
Nisan 2018)