Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

ATATÜRK’E ATFEDİLEN TARİHİ ÇARPITMA
: “Türk Aleminin En Büyük Düşmanı Komünistliktir”


KAYNAK
: http://www.serenti.org/turk-aleminin-en-buyuk-dusmani-komunistliktir/
 

Serenti | 27 Ekim 2014 |




Tarih boyunca toplumların büyük
önderlerine ya da örnek aldığı kişilere söylemedikleri deyişler, sözler
yüklenmiştir. Bazen öylesine uydurulmuş olsa da çoğu zaman bu sözler toplumları
kendi ideolojilerine çekmek isteyenler, toplumları yanlış yönlendirmek
isteyenler tarafından uydurulagelmiştir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Söz konusu Türkiye olduğunda birçok siyasal sloganın sonradan uydurulup
Atatürk’e mal edilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Tıpkı Cemal Kutay’ın
çıkardığı Millet dergisinin,
Atatürk’e ait olduğunu iddia ederek fitilini ateşlediği “Şurası unutulmamalıdır ki, Türk
aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir

elyazısı gibi…


Cemal Kutay yönetiminde 31 Ocak 1946
tarihinde haftalık siyasi dergi olarak yayın yaşamına başlayan Millet
dergisinin yayın politikası incelendiğinde üç ana eksenin yön verdiği
söylenebilir:


  • Cumhuriyet Halk Partisi’ni eleştirip, Demokrat
    Parti’yi desteklemek,
  • Komünizm tehlikesine karşı uyarıcı yayınlar
    yapmak,
  • Halkı dini konularda yönlendirmek.


Gerçi derginin
ilk başlarda belirgin bir komünizm ya da Sovyetler Birliği düşmanlığı yoktu.
Hatta “Amerikan Ermenileri Beş Vilayetimizi İstiyor” gibi ABD karşıtı
manşetleri de vardı. Fakat ne zaman ki II. Dünya Savaşı sırasında izlediği dış siyasetin bedeliyle
Türkiye’nin politik havası değişince Millet dergisinin yayın politikasına
keskin bir komünizm düşmanlığı damgasını vurdu. İki Gürcü profesör 21 Aralık
1945 tarihli basında çıkan yazılarında, Giresun, Gümüşhane ve Bayburt’a kadar
olan bölgenin Gürcistan’a iade edilmesi gerektiğini yazıyordu. Gerçekte bu
Türkiye’ye yapılmış resmi bir talep değildi ama Sovyet yönetiminin onayı
olmadan böyle bir yazı yazılamayacağı düşünülecek olursa düşmanca bir tutumdu.


Türkiye’nin politik havası bir anda
değişmişti. Millet dergisi de 8 Mayıs 1947 tarihli sayısında 1928 yılındaki
komünist tevkifatı sürerken Atatürk’ün bir sofra sohbeti sırasında şunları
dediğini ileri sürüyordu:


Bu memleketteki komünistler yalnız bizim
tevkif ve hapsettiklerimizden ibaret değildir. Bunları bıraksak belki
aralarında hatalarını anlayarak ıslahı nefs edenler olur. Bu işlerle bizzat
yakından meşgul olacağım.


Derginin bir sonraki 15 Mayıs 1947 tarihli
67. sayısının kapağındaki bir fotoğraf ise günümüze kadar süren kandırmacanın
başlangıcıydı. Derginin kapağında bir tarih kitabının son sayfasının fotoğrafı
bulunmaktaydı. Fotoğraftaki son sözcüğünün altında ise Atatürk’e ait olduğu
iddia edilen o meşhur sözler:


Şurası unutulmamalıdır ki, Türk aleminin
en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.


Aynı sözler derginin ileriki sayılarında
da birçok kez yayınlandı ama etkisi sınırlı oldu. Gerçek oyun bundan çok daha
sonra, 31.12.1964 tarihli Toprak
dergisi
nde yayınlanan bir yazı ile başladı.


Atatürk’ün Komünizme Karşı Tarihi Emirleri!


Atatürk, 5 Ağustos 1929 tarihinde trenle
Eskişehir’e uğramış, kendisini bekleyen kalabalığa ve o tarihte merkezi
Eskişehir’de bulunan Temyiz Mahkemesi üyelerine hitaben bir konuşma yapmıştı.
Atatürk’ün yaptığı bu konuşma, dönemin resmi yayın organı olarak
nitelendirebileceğimiz Hakimiyet-i Milliye gazetesinde de yayınlanmıştı
(Konuşmanın tam metnini Atatürk’ün Söylev Demeçleri II. Cilt “Eskişehir Halkı
İle Bir Konuşma” başlığı altında bulabilirsiniz).


Komünizmle Mücadele Derneği’nin
kurucularından olan AP’li senatör Dr.
Fethi Tevetoğlu
, Atatürk’ün Eskişehir halkına yaptığı adı
konuşmanın altına Millet dergisinin adı geçen sayılarında yer alan iki yazıyı
da eklemiş, sanki Atatürk’ün Eskişehir’de söyledikleriymiş gibi Toprak
dergisinde yayınlamıştı. Kısacası Atatürk’ün Eskişehir’deki nutku bilinçli
olarak tahrif edilmiş, bambaşka bir biçime bürünmüştü.


Yıllar geçince konu tam anlamıyla “Delinin
biri kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” atasözündeki hale büründü.
Yalan yıllar içinde öylesine dallanıp budaklandı ki, sözün çıkış noktası olarak
Millet dergisindeki fotoğrafın yerini Tevetoğlu’nun tahrif edilmiş Eskişehir
nutku alıverdi. Atatürk’ün Eskişehir halkına yaptığı konuşmaya sonradan eklenen
sözlerle ta 1947’de başlayıp 1964’te hortlayan bir uydurmaca Atatürk’ün
komünizme karşı tarihi emirleri haline geldi.


Dikkat ederseniz, bugün Atatürk’ün
söylediğini iddia ettikleri sözleri gerçekmiş gibi yayınlayan birçok site ya da
eserde kaynak olarak Millet dergisi gösterilmez, “Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir
Gazetesi, 1926” yazar.


Yalan dallanıp budaklanınca düzeltilmesi
gerekenler de elbette çok oluyor. Birincisi, Atatürk’ün Eskişehir’de bir
konuşma yaptığı yazdığımız gibi tamamen gerçektir. Ama Atatürk’e mal edilen
sloganı içermediğini hem Hakimiyet-i Milliye gazetesinden hem de Cumhuriyet
gazetesinden öğrenmek hiç de zor değil. Merak eden bir insanın Atatürk’ün
Söylev ve Demeçleri’ne bakarak gerçeğe rahatlıkla ulaşabileceği düşünüldüğünde
bu uydurmacanın halen daha sürmesi bir hayli düşündürücüdür.


İkincisi, verilen 1926 tarihi de yalanın
boyutunu ortaya koymaktadır. Çünkü toplamda 22 kez Eskişehir’e uğramış olsa da
Atatürk 1926 yılında Eskişehir’e hiç uğramamıştır. Resmi kaynaklar da
konuşmanın 1929 yılında olduğunu onaylamaktadır. 1926 yılında medyum tutarak
Atatürk’ün 1929’da ne söyleyeceğini biliyorlarsa orası ayrı!


Üçüncü ve son olarak Eskişehir’de
Atatürk’e tanıtılan gazeteci Faruk Şükrü Yersel, Sakarya gazetesinin
başyazarıdır. Dediğimiz gibi yalan yıllar içinde öyle bir hal almış ki, Atatürk
konuşmayı Eskişehir’de yaptı diye başyazarın gazetesinin adı bile Sakarya’dan
Eskişehir’e dönüşüvermiş!


Atatürk’ün Eskişehir’de Fethi
Tevetoğlu’nun ilave ettiği sözleri söylemediğini, Fethi Tevetoğlu’nun
Atatürk’ün konuşmasını kendi ideolojisine göre nasıl tahrif ettiğini
anlattıktan sonra gelelim diğer konuya. Çünkü bazılarınız “Tamam Atatürk bu
sözleri Eskişehir’de söylememiş ama aynı sözler Millet dergisinin kapağında,
üstelik Atatürk’ün elyazısıyla var” diyebilir.


Peki Elyazısı Kime Ait?


Aslında Millet dergisinin fitilini
ateşlediği bu sahtekarlık neredeyse 50 yıl önce tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Sahtekarlığı ortaya çıkaran kişi ise ünlü gazeteci Çetin Altan’dan başkası
değil. Altan 1965 yılında, o sözlerin bulunduğu Millet dergisi ile birlikte
Ecvet Güresin’den aldığı Atatürk’ün İsmet İnönü’ye kendi el yazısı ile yazdığı
bir mektubu İsveç Devlet Kriminoloji Enstitüsü’ne grafolojik olarak
incelenmeleri için gönderir. Kısa bir süre sonra Enstitü uzmanlarından Gunnar
Sandström başkanlığında yapılmış bir incelemenin raporu eline ulaşır. Rapor,
elyazısının Atatürk’e ait olmadığını onaylamaktadır:


30 Ağustos 1965 tarihli yazınızda, 143
numaralı Türkçe ‘MİLLET’ gazetesinin 4 Kasım 1948 tarihli nüshasının, onuncu
sayfasında bulunan aşağıdaki satırların incelenmesini istemişsiniz… K harfinin
sağ aşağı kısmı (büyük ve küçük k), Z harfinin yazılış şekli ve T harfinin yazılışında
benzemeyen taraflar mevcuttur. …Eğer bu mektup adı geçen satırların yazıldığı
tarihte, Atatürk’ün el yazısına iyi bir örnek oluşturuyorsa, yaptığımız
araştırmalar sonucunda adı geçen satırların O’nun tarafından yazılmadığı tespit edilmiştir.
Araştırma, Büro Müdürü Gunnar Sandström tarafından yönetilmiştir. Evrakınız da
bu mektupla iade edilmektedir.


Çetin Altan işin peşini bırakmaya niyetli
değildir. Elyazısı madem Atatürk’e ait değil, o zaman kim taklit etmiştir?
Araştırmasını derinleştirdiğinde, derginin o sayısının yayınlandığı tarihte
Millet dergisinin binasında çalışan Murat Sertoğlu, Altan’ın kulağına bütün
elyazılarını Münir Hayri Egeli’nin taklit ettiğini fısıldayıverir. Fail
bulunmuştur! Egeli biraz sıkıştırılınca Atatürk’ün elyazısını kendisinin taklit
ettiğini itiraf eder. Ama Atatürk’ün öyle bir yazısı olduğunu, yalnızca onu
cama dayayarak kopyasını çıkardığını söyler. Altan orjinal belgenin yerini
sorduğunda aldığı yanıt hayli şaşırtıcıdır: “Yerini
söyleyemem. Söylersem, komünistler gidip imha ederler.


Yıllar sonra milletvekili olan Çetin Altan
milletvekili olmasının avantajını kullanarak meclise soru önergesi verir ve
orijinal belgenin bulunmasını ister…


Ve böyle bir belge tüm aramalara karşın
bulunamaz!


50 yıl önce yalan olduğu kanıtlanmış
olmasına karşın halen bu sözlere gerçekmiş gibi sarılanların olmasına
şaşırmamak gerekir. Çünkü burası aklın az, dilin çok çalıştığı; araştırmanın
yerini kulaktan dolma bilgilerin aldığı bir ülke olan Türkiye. Atatürk’ün
komünist olmadığını ya da komünizme sıcak bakmadığını anlamak için ne Einstein
düzeyinde zeka sahibi olmaya gerek var ne de O’nun ağzından sözler uydurmaya.
Çünkü komünizmin Türk insanının toplumsal yapısına uygun düşmediğini belirten
ve gerçek olan onlarca sözü zaten var.


Ama Atatürk’ün kendisine mal edilen
sözlerdeki gibi azılı bir komünist düşmanı olmadığını anlamak için de fazla
zeka gerekmiyor. Sovyet düşmanlığının yaygın olduğu bir dönemde bu sözü
uyduranlar ya 1929 yılındaki Sovyet dostluğu havasından bihaberler, ya da
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşımızın en büyük müttefiklerinden olan Sovyetler
Birliği ile ölünceye kadar sürdürdüğü dostane dış politikadan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış