HAARP İLE
İLGİLİ DIŞ GÖRÜNTÜLER :


Lütfen bu yazıda yazılanlara
aa komplo teorisi demeden önce google da HAARP ile ilgili geniş bir araştırma
yapın.



Van depreminde vefat
eden kürt, türk tüm kardeşlerimize Allahtan rahmet dilerim. Bu konuda yapılacak
yardımları zaten yapıyorsunuzdur bu yüzden konu başlığında yazdığım konuya
giriş yapmak istiyorum.




En son japonyada olan büyük
deprem, ülkemizde olan gölcük depremi ve van depremleri büyük depremlerdir. Son
yıllarda özellikle ülkemizde büyük depremler olması kamuoyunun aklına soru
işaretleri getiriyor. Acaba tektonik savaşlar dönemindemiyiz  ve tektonkik
savaşlarının en büyük silahı Haarp teknolojisi ile düşman ülkede depremler
oluşturmak mı  ?




Bu durumu da göz önünde
bulundurarak öncelikle HAARP teknolojisi nedir onu tanıyalım. Nikola Teslanın yüz yıl önce başlagıç temelini attığı Haarp
teknolojisi gerçekten akıllara durgunluk veriyor.




KARA BiLiM
HAARP VE TESLA




HAARP’in gerçek amaçlari
söyle özetlenebilir: Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak, genis
kitlelerin düsüncelerini ve ruhsal durumlarini kontrol edebilmek, istenilen
ülkelerin iletisim sistemlerini çökertmek. Temel prensipleri, Tesla’nin 100 yil
önce gelistirdigi fikirlere dayaniyor,




ikinci Dünya Savasi’ndan
sonra, bugünlere kadar gelen süre içerisinde, çesitli çevrelerde en çok
tartisilan konulardan biri “kara bilim” oldu. “Kara bilim” basta ABD olmak
üzere büyük devletlerin, dünyayi kendi hegemonyalari altinda tutabilmek için
yaptiklari bilimsel-teknik arastirmalara ve üzerinde çalistiklari çesitli
projelerin toplamina verilen ad. Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle
yürütülen, gizli veya yan gizli projelerdir. Saldin/savunma silahlari üretimi,
gözetim sistemleri ve düsünce kontrolü üzerine yapilan çalismalar, dogayi
manipüle etme amaçli arastirmalar, bu projelerin içerigini olusturur.




Söz konusu projeler gizli
oldugu için, ortalikta pek çok rivayet dolasmaktadir ve elimizde bu projeler hakkinda
çok da fazla bilgi yoktur. Buna karsin, bu projeler içinde çalisan bazi
insanlarini çalismalarini desifre etmesi, insanlik disi bir bilimi kabul
etmeyen arastirmacilarin ve bilim insanlarinin çabalari, devletler arasindaki
çelismeler ve nihayet bu projelerin bazilarinin gizli kalamayip ister istemez
su yüzüne çikmasi sonucu, söz konusu projeler hakkinda az da olsa bilgi
sahibiyiz.




Bu projelerin ilki, 2. Dünya
Savasi sirasinda gerçeklestirilen Manhattan Projesi’ydi. 1941 yilinda
çalismalarina baslanan Manhattan Projesi’nin konusu atom bombasinin üretimiydi.
Bu projenin gerçekligi Hirosima ve Nagazaki’de aci bir biçimde kanitlandi.




Gerçek oldugu en son
kanitlanan girisim ise ECHELON Projesi oldu. 2. Dünya Savasi’ndan sonra ABD
önderliginde, ingiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada arasinda yapilan
Ukusa Antlasmasi’nin uygulamalarinin 1980lere
yansimasi olan ECHELON sistemiyle; tüm e-postalar, “chat” tipin de iletisim biçimleri, faks, teleks, telefon
haberlesmeleri gözlenebiliyor. ABD ve digerleri yillardir bunun bir komplo
teorisi oldugunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadigini iddia ediyorlardi.
Geçtigimiz Şubat ayinda yasanan gelismeler ise ECHELON’un gerçekligini ortaya
koydu.




Basinda ve internette çikan
haberlere göre, ABD’nin yukarida adi sayili diger devletler ile birlikte
casusluk yapmasi ortaligi karistirdi. Fransa, ABD ve ingiltere’ye karsi hukuki
islemlere basvurmaya hazirlaniyor. Alman ve italyan parlamentolari ise konu
hakkinda arastirma baslatti. Avrupa Parlamentosu, Bilimsel ve Teknolojik
Seçenek Degerlendirme Dairesi (STAO), konu ile ilgili özel bir rapor hazirladi.
Avrupa Parlamentosu’nun konuyla ilgili raporu 22 Şubat’ta Özgürlükler
Komitesi’nde ele alinacakti. Şimdiye kadar varligi kabul edilmeyen ECHELON’un adi,
Amerikan Savunma Bakanligi’nin (Pentagon) Şubat ayinda internete verdigi,
gizlilik derecesi olmayan belgelerden bazilarinda da geçiyor.

İste kamuoyunda HAARP
(High-Fre-quency Active Auroral Re-search Program) Projesi’nin de bu tip
bir kara proje olduguna dair ciddi iddialar ve çalismalar var.

Kamuoyunu aydınlatma görevini
kimse üstlenmeyecekse o zaman bu görevi biz yerine getirelim.




Bahsedilen bu proje
tamamen doğru.
 

Bunun yanı sıra dileyen
herkese HAARP PROJESİ ile ilgili derlemiş 1 TERABYTE hacmindeki bilgileri de ücretsiz olarak
gönderebiliriz.


Nikola Tesla




Nikola Tesla 9 Temmuz 1856da, Sirbistan’da dogdu. 1884de ABD’ye göç etti. Tesla, tarih kitaplarindan
adi silinmis önemli bir arastirmaci ve mucittir. Tesla 1800lerin sonlarinda, bugün tüm dünyada kullanilan
“alternatif akim” (AC) sistemini buldu ve patentini aldi. Tesla’nin buluslari
arasinda “rotatif manyetik alan”, dinamo, AC endüksiyon motoru, vs. vardir.
Tesla ABD’ye gidisinden bir yil sonra, 1885de
alternatif akim dinamo, transformör ve motor sisteminin patent haklarim, adi
bugün Tesla’ninkinden çok daha popüler olan George Westinghouse’a satti. Tesla
1891?de ünlü bulusu olan “Tesla Bobini”ni (Tesla Coil) icat etti. Bu bulus,
radyo teknolojisinde genis olarak kullanilabilecek bir endüksiyon bobiniydi.




1900?ün baslarinda Tesla, en
büyük bulusu olarak gördügü “karasal sabit dalgalar”! (terrestrial stationery
waves) kesfetti. Bu bulusu ile yeryüzünün belirli frekanslardaki elektrik
titresimlerine duyarli oldugunu ve bir iletken/iletici (conductor) olarak
kullanilabilecegini kanitladi. Tesla’nin bir diger önemli projesi ise kablosuz
elektrik transferiydi. 200 ampulü arada kablo olmadan, 25 mil uzakliktan
yakabildigi rivayet edilir. Tesla’nin en büyük amaçlarindan biri ionosferden
bedava elektrik üretmekti. Kablosuz ve bedava elektrik projeleri gibi
çalismalari olan Tesla’nin, finansörü J. P. Morgan’a Long Island’da yapimina
baslanan ancak tamamlanamayan, deneyler için kullanilacak laboratuar kulenin
islevinin, mesaj gibi elektrik iletmek oldugunu itiraf etmesi, onun inisinin de
baslangici oldu. Tekeller oylarin ona karsi kullandilar. Tesla, sistemin görmek
istediklerinden daha fazlasini yapmisti.




Konvansiyonel olmayan enerji
teknolojileri alaninda Tesla çok önemli bir isim olmasina karsin, tarih kitaplarinda
ona, sanki önemsiz tarihsel bir figürmüs gibi davranildi. Tesla-Edison
karsilastirmasi bu açidan ilginçtir. DC (dogru-sal akim-direct current)
sisteminin mu-cidi Edison’u herkes tanir. Ancak onun DC sisteminden çok daha
kullanisli olan ve bugün kullanilan AC sisteminin mucidi Tesla küçük bir çevre
disinda taninmaz. Edison’un DC sistemi, merkez-den bir mil uzakliktaki ampulü
yakamiyordu. Tesla’nin AC sisteminde ise elektrik, yüksek voltajlarda yüzlerce
mil yolculuk yapabilir.




20. yüzyila girmeden hemen
önce Tesla yeni tip elektrik dalgasini kesfetmis ve kullanmisti. Görünüse göre
kesfi o kadar esasliydi ki, Tesla’nin arkasindaki finansal destegin geri
çekilmesinden, kasitli olarak izole edilmesinden ve adinin kitaplardan
silinmesinden sorumluydu.




Tesla 1. Dünya Savasi’ndan
itibaren izole bir yasam sürdü. Ara sira yeni, bedava enerji kaynagi kesfini,
bütün düsman ordulari ve yüzlerce mil öteden bütün uçaklari yok edebilecek
“ates topu” silahlari teorisini, akil almaz bir savunma hazirlayabilecek bir
silah düsüncesini ve kablosuz, kayipsiz enerji transferinin mükemmelligini
açiklamak için yüzeye çikti. Tesla 7 Ocak 1943?de yokluk içinde ölürken
arkasinda pek çok radikal icat ve fikir birakmisti. Öyle ki,




kendisine “Elektrigin
Tanrisi” dendi. : Pek çok arastirmaciya göre HAARP 1 Projesi, ilk kez Nikola
Tesla tarafindan ileri sürülen konseptleri kendine temel aldi. Pentagon, HAARP
Projesi ile “Tesla teknolojisini” yeniden yaratip, bu teknolojiyi tehlikeli
amaçlar için kullanmayi hedefliyor.
 

HAARP: Sadece bir akademik
arastirma mi?




High-frequency Active Auroral
Re-search Program (HAARP) dünyanin en büyük ve en güçlü radyo
transmiterlerinden (iletici) birini imal etme projesidir. Proje, Amerikan Hava
ve Deniz Kuvvetleri tarafindan ortaklasa finanse ediliyor. 30 milyon dolarlik
programin yürütme görevi ise Alaska Üniversitesi’nin. Proje, Alaska/Gakona’nin
11 mil dogusunda hâlâ insa halindedir. 1993 yilinda uygulamaya konan programin
2002 veya 2003 yilinda tamamlanmasi bekleniyor.




HAARP dev antenlerden sinyaller
gönderecek yüksek frekans transmiterlerinden ve bunun disinda 19 enstrümandan
ibaret. Geçen yillarda 48 anteni insa edilmis olan ve 5 arc’lik bir alana
yayilan HAARP, program tamamlandiginda her biri 2 tane 10 kilowatthk radyo
transmiterli 180 antene sahip olacak ve 33 acr’lik bir alana yayilacak. Enerji
için dizel jeneratörler kullanilacak ve 3.6 megawatthk radyo sinyalini
ionos-fere gönderme kapasitesine sahip olacak. Kisaca HAARP, inanilmaz güç
düzeylerinde ELF (extremely low frequ-ency-son derece düsük frekans) ve VHF
(very high frequency-çok yüksek fre-kans) transferine yetenekli, dünyanin en
büyük radyo frekansi (RF) transmitteri olacak.




HAARP’m siradan bir radyo
istasyonundan farki daha güçlü olmasi ve antenlerinin yönlendirilebilir ve
belirli bir noktaya odaklanabilir olmasi. Bunun anlami 3.6 megawattlik radyo
sinyali sadece gelisigüzel bir sekilde disari yayilmayacak, bunun ötesinde, bu
radyo sinyalleri bir isinin içinde yükselebilecek. Bu isinin parlakligi radyo
mühendislerinin “effective radiated power” (ERP-etkili isinsallastirilmis
enerji) olarak adlandirdiklari sey. HAARP’in tamamlanmis hali 4.7 gigawatt
civannda ERP’ye sahip olacak.




Desinatörieri HAARP’in enerji
üretmeyecegini, sadece kendine yüklenen enerjiyi istenen belirli noktalara
transfer edecegini belirtiyorlar.
 

Konuyu daha iyi kavrayabilmek
için Daily News gazetesinden Doug O’Har-ra’nin verdigi bir örnegi aktaralim.
iki elektrik ampulü düsünün. Bu ampullerin bir tanesi 100 watt digeri 1000
watt. Onlari bir alanin ortasina yerlestirin. 1000 wattlik ampul 100 wattlik
ampul-den 10 kez daha parlaktir. 10 kat fazla enerji yayar. Şimdi, 100 wattlik
ampulü isigin isinini 10 kez parlaklastiran bir reflektör (yansitici) ile
birlikte bir elektrik fenerinin içine yerlestirin. Elektrik feneri 1000 wattlik
bir ERP’ye sahip olacaktir. Eger bu size çevrilirse, 100 wattlik elektrik
feneri 1000 wattlik ampul gibi parlak görünecektir. Hâlâ sadece 100 watt
gönderiyor fakat sinirli bir yerden 1000 wattlik ampul kadar parlak görünüyor
olacaktir.




Mühendisler HAARP’in
antenlerinin radyo enerjisinin üzerinde elektrik feneri reflektörü gibi hareket
edecegini söylüyorlar. Tonosferin bir bölümü üzerinde, 4.7 giga-watt ERP’ye
sahip bir isin içinde, 3.6 megawatt odaklayacaktir.
 

Eger HAARP’in bütün antenleri
en yüksek frekansina, 10 Mhz civarina, getirilirse ve ionosferin en alçak
bölümüne, 50-55 mil civarina, hedeflenirse, radyo isini tarafindan vumlan alan
30 mil kare civarinda olacak. HAARP mühendislerine göre bu, HA” ARP’in
çalisabilecegi en dar ve en çok odaklanmis alan. Diger yerlesimlerde ve
irtifalarda isin, enerjisini daha genis bir alan üzerinde yayabilecek.




Aslinda HAARP gizli bir proje
degil. Amerikan Savun-ma Bakanligi da HAARP’m varligini diger projelerde oldugu
gibi inkar etmiyor. Internette HAARP’in kendi web sitesi bile var. Giz ve
ihtilaf, amaçlar ve sonuçlar söz konusu oldugunda basliyor.
 

Bu ihtilafli projenin
yöneticisi olan John Heckscher’e göre HAARP’in amaci gayet masumane: HAARP,
iyonosferi dev bir anten olarak kullanabilmek amaciyla, bir ionosfer yamasini
isitmak için arastirmacilarin kullanabilecegi bir alet. HAARP tamamlanip
harekete geçirildigi zaman, dev antenler, ayni zamanda yüksek frekansli radyo
dalgalarmi dar bir isinin içinden ilete-cekler. Bu radyo dalgalan ionosfere gönderilecek.




Bu yüksek frekans radyasyon
isini ile, arastirmacilar elektrojetin (aurorasal perde boyunca bir milyon
amperlik dogal akimlar) küçük bir parçasini degistirebilecekler. Elektrojetin
gücünün degistirilmesiyle, ionosferin çok düsük frekansi (extremely low
ferquency-ELF) radyo dalgalan üretmek için kullanilmasi mümkün hale gelecek.
Geophysical Institute (Jeofizik Enstitüsü) yöneticisi Syun Akasofu’ya göre
HA-ARP gibi bir araç olmadan, bu frekans genisliginde yayin yapabilmek için
yüzlerce mil uzunlugunda bir antene ihtiyaç vardir. HAARP etkili bir sekilde
aurorayi bir çesit antene dönüstürüyor. Çünkü ELF radyo dalgalari okyanuslara
nüfuz edebiliyor. Böylece denizaltilar suyun yüzeyine çikmak zorunda kalmadan
radyo sinyallerini alabilecek. ELF dalgalari ayrica uzun mesafeli
komünikasyonlari kolaylastirabilecek. ELF dalgalari, aynen okyanusa oldugu
gibi, yeryüzüne de derinden nüfuz edebilecek. Monitöre bagli bir alici
kullanarak, objelerden dünyanin yüzeyine siçrayan dalgalar sayesinde tüneller
veya gizli yeralti barinaklarinin varligi ortaya çikacak. Bu jeologlarin
yeralti minerallerini ve petrol depolarini bulmak için yillardir
kullandiklariyla ayni teknik.




Heckscher’e göre HAARP’m
yayacagi sinyaller hükümetin herhangi bir elektrik sinyali için uygun buldugu
güvenlik düzeyinden bir milyon kez daha az tehlikeli. HAARP’m transmiteri
halihazirda 1/3 megawatt güce sahip. Gelecek yillarda bu rakam 3 megavvatt’a
ulasacak. Heckscher HAARP’m ionosfer üzerindeki etkisinin az olacagini basit
bir örnekle açiklamaya çalisiyor: Küçük bir elektrik bobmim bir fincan kahveye
veya büyük bir nehire daldirmak. Heckscher’e göre HAARP ile yapilacak olan
ikincisi.
 

Akasofu da bu gibi durumlarda
hep ifade edildigi gibi, HAARP Projesi’nin dogaya ve insanlara ciddi zararlari
olacagi iddiasinin bir bilim kurgu oldugunu söylüyor. Ona göre projenin,
transmiter faaliyet halindeyken o yörede uçan uçaklardaki elektronik ekipman
için potansiyel bir tehlikesi var. Fakat buna karsi güvenlik tedbirleri mevcut.
HAARP operatörleri Federal Aviation Administration’a HAARP’in iletim takvimini
verecekler ve mühendisler yörede uçan uçaklarin güvenligini temin etmek için
HAARP’a uçak belirleme radarlari yerlestirecekler. Ayni prosedür roketler için
de takip edilecek.




HAARP’I desifre etme
girisimleri
 

HAARP’a karsi muhalefet önce
internet kanalinda basladi. Pek çok insan Alaska’daki süpheli askeri
faaliyetlere dikkat çekmek için interneti kullandi. Protestonun basili kismi,
daha sonra Alaska’da yasamaya baslayan bir antinükleer aktivist Dennis Specht,
Nexus adli dergiye HAARP konulu bir haber gönderdiginde basladi. Daha sonra,
Alaskali bir politik aktivist ve Anchorage’da bilimsel arastirmaci olan Nick
Begich, kendilerini teknokesisler olarak tanimlayan, Arizona/Sedona’da yasayan
Patrick ve Gael Crystal ile net üzerinden iletisim kurdu ve onlardan bir
Avustralya dergisi olan Nexus’u kontrol etmelerini istedi. Begich kendi
memleketiyle ilgili bir konuyu Nexus’a görmekten çok sasirdi ve makalede
zikredilen dökümanlari bulup çikarmak için acilen çalismaya basladi.




Muhalif arastirmacilara ve
bilim insanlarina göre HAARP bir çesit gelismis “ionosferik isitici”
(ionosferic he-ater). Bu ionosferik isitici üst atmosferi, odaklanmis ve
yönlendirilmis elektro-manyetik isini ile zaplayacak. Ultragüçlü dalgalari,
atmosferimizdeki elektrikle yüklü bölgenin titremesine (vibrate) ve dramatik
bir sekilde yanmasina neden olabilir.
 

ionosfer atmosferin
tabakalarindan biridir. ionosfer, dünyanin üst atmosferini saran elektrik yüklü
bir alandir. Dünyanin yüzeyinin üstünden, asagi yukari 35-50 milden baslayip
500-600 mil yükseklige kadar uzanir (48 km ila 50000 km). tonosfer ion ve
elektron olarak adlandirilan pozitif ve negatif yüklü atomik parçaciklar
içerir. Uzaydan gelen zararli isinlara karsi dogal bir kalkan islevi görür.
Amerikan ordusu HAARP için, “ionosfer üzerine yapilan bilimsel bir arastirma”
gibi zararsiz bir gerekçe ileri sürmektedir. îonosfer tabakasi askeriye için
önemlidir. Çünkü ordu tarafindan kullanilan iletisim, gözetim ve denizcilik
sistemlerinin hepsi ionosferin içinden geçer veya ionosfer tarafindan
yansitilir. ionosferin bir bütün olarak anlasilmasi ve kontrol edilmesi
Pentagon’a bu sistemler üzerinde daha iyi kontrol imkani verecek.




HAARP üzerine en kapsamli
arastirmayi yapip, çalismalarini Angels Don’t Play Thîs HAARP-Advencis in Tesla
Technology adli kitapta derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning’e göre,
HA-ARP bir çesit radyo teleskobunun degistirilmis hali. Antenler sinyalleri
almak yerine, gönderiyorlar. Yazarlar HAARP’i ionosfer alanlarini, bir isini
odaklayarak, isinin odaklandigi bu bölgeleri isitip yükselten süper güçlü radyo
dalgasi, isinlama teknolojisi için bir test olarak degerlendiriyorlar.
Elektromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri siçrayacak ve her seye nüfuz
edecek.
 

Begich ve Manning “HA-ARP
tellaUari”nm, projenin komünikasyon sistemini gelistirmek için ionosferi
degistirme amaçli, iyi niyetli akademik bir proje oldugu izlenimi verdiklerini;
bu programin Arerico, Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler
Biriligi’ndeki diger tamamen güvenli ionosferik isitici operasyonlarindan bir
farki olmadigini iddia ettiklerini, bununla birlikte askeri dökümanlarin
meseleyi açikça ortaya koydugunu ifade ediyorlar. HAARP’m gerçek amaçlarindan
biri, Pentagon’un hedefleri için ionosferin nasil sömürülecegini ögrenmek. RF
gücü ionosferi dogal olmayan aktivitelere götürecek. Bu proje ancak bir nükleer
silahini yapabilecegi boyutlarda tehlikeler içeriyor. Ayrica bizi, ionize
evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yildizlara ait radyasyonun zararli
etkilerinden koruyan gezegenin kalkaninin dogasini degistir-meye çabaliyor.




Uygulayicilari tarafindan
ionosferik bir arastirma olarak nitelenen HAARP ile gündeme gelen ilk soru:
“Gökte delikler mi açiyorlar?” sorusu. Tesla’nin çalismalarini baz alan bu
ihtilafli transmitter veya isiticinin dünyanin üst atmosferinde 30 millik
delikler açmayi da içeren pek çok potansiyel tehlike içerdigi bilim insanlari
tarafindan ciddi bir sekilde ileri sürülüyor. Çogu bilim insani, HAARP’in eger
havanin kontrolü için kullanilmazsa, hava modifikasyonu için kullanilabilecegi
konusunda görüs birligi içindeler.




Bunun yaninda, “HAARP’in
sahipleri” onu kullanarak üst atmosferde bir reflektör yaratma imkanina sahip
olacaklar. Bunu HAARP’tan transfer edilen enerjiyi, gökyüzünün bir bölümüne
odaklayarak ve elektrik akimini açarak yapacaklar. Hava tamamen dramatik olarak
isinacak ve ordunun, radyo dalgalari ve radar isinlari için kullanabilecegi bir
donuk nokta (opaque spot) yaratacak. Bu sekilde onlar, isinlarina dünyanin etrafini
“egmek” için imkan verecek sanal yansima istasyonu (virtu-al reflectmg station)
yaratmaya yetenekli olacaklar.
 

HAARP aynca, verili bölgenin
üstündeki ionosfer bölümünü kiskirtarak (uyandirarak), dünyanin herhangi bir
yerindeki iletisimi engelleyebilecek. Etki, yerel bir firtina gibi olacak:
bölgenin içine veya disina herhangi bir yayini total bir engelle karsilasacak.




Begich ve Manning, Bernard
Eastlund isimli Teksasli fizikçinin çalismalari üzerine insa edilen baska
patentlere bakinca, ordunun HAARP transmiterini nasil -ne sekilde kullanmaya
niyet ettiginin, daha açik hale gelecegini söylüyor-lar. Bu ayrica, hükümetin
proje konusundaki yalanlamalarini daha az inanilir hale getiriyor. Yazarlara
göre Pentagon bu teknolojiyi hangi niyetlerle ve ne sekilde kullanacagini
biliyor ve dokümanlarinda bu konuda “temizlik” yapiyor. Ordu kasti olarak,
sofistike kelime oyunlari, hile ve açik dezenformasyon araciligi ile halki
aldatiyor. Pentagon, HAARP sisteminin:




– Orduya
atmosferik termonükleer cihazlarinin elektromanyetik titresim etkisini tekrar
yerine koyacak (yerine baskasini geçirmek) bir alet verebilecegini;
 

– Çok
büyük ELF denizalti iletisim sistemini, ELF dalgalari üreterek yeni ve daha
siki bir teknolojiyle yeniden yapilandiracagini;




-
Askeriyenin kendi iletisim sistemlerinin çalismasini korurken, son derece genis
alanlardaki iletisimleri silip süpürmesine yol hazirlayabilecegini;
 

– Eger
EMASS’in kompüterize yetenekleriyle ve Cray bilgisayarlarla birlesirse dünyanin
tomografisini çekme imkani sayesinde, barisin korunmasina katkilari olacagini;




– Büyük
bir alan üstünde petrol, gaz ve mineral tortular bulmak amaciyla jeofiziksel
yoklama için bir araç sagladigini;
 

-
Yaklasan uçaklar ve kurvazör füzelerini meydana çikarmak için
kullanilabilecegini ve diger teknolojileri kullanilmaz hale getirecegini
söylüyor.




HAARP’IN arka plani 

Kuskusuz, HAARP izole olmus
bir proje degil. ABD’nin uzun yillardir üzerinde çalistigi pek çok projeden
olu-san demetin bir parçasi. Aslinda HAARP “Yildiz Savaslari” (Star Wars)
programinin önemli bir bölümünü olusturuyor.




ABD uzayla, 2. Dünya Savasi
sirasinda ve sonrasinda ciddi bir biçimde ilgilenmeye basladi. Bu derin ilginin
nedenleri roket teknolojisinin baslangicinin -nükleer teknolojinin de
esligiyle- bu dönemde ortaya çikmasidir. ilk çalismalar sonucunda gürültü
bombalan ve rehberli füzeler ortaya çikti. Roket ve nükleer silah teknolojisi
ayni zamanda, 1945-1963 yillan arasinda gelisti. Bu süre zarfinda yeryüzünün
üstünde ve altinda siddetli nükleer testler tecrübe edildi. îonosfer ve
stratosfer üzerine yapilan çalismalar sonucu atmosferin bir parçasi olan ve
evrenden solar ve galaktik rüzgarlarla gelen protonlar, electronlar ve alfa
parçaciklari gibi yüklü parçaciklari tutarak dünyayi koruyan “Van Allen Belts”
(Van Allen Kemerleri) bulundu. Bu kemerler Amerika’nin ilk uydu operasyonu
-Explorer I-sirasinda 1958?de kesfedildi.




Agustos-Eylül 1958 arasinda
ABD, “Argus Projesi” adi altinda 3 nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombasi
deneyi yapti. Bu projenin amacinin, yüksek irtifadaki nükleer patlamalarin
elektromanyetik titresim (EMP) nedeniyle radyo iletimlerine ve radar
operasyonlarina etkisine deger biçmek, jeomanyetik alanlar ve onun içindeki
yüklü parçaciklari daha iyi anlamak oldugu söyleniyor.
 

13-20 Agustos 1961?de
Amerikan ordusu ionosferde bir “telekomünikasyon kalkani” yaratmayi planladi.
Bu kalkan 3000 km yükseklikte kurulacakti. Kalkanin ionosferde kurulma sebebi
telekomünikasyonlara manyetik firtinalar ve günes isinlari tarafindan zarar
verilebilir olmasidir.




9 Temmuz 1962?de Pentagon
“Project Starfish” adi altinda ionosferle ilgili bir dizi yeni deney yapmaya
giristi. Bu deneyler alt Van Allen kemerine zarar verdi. 1968?de “Solar Power
Satellite Project (SPS) ile günes enerjisiyle çalisan her biri bir ada
büyüklügünde olan uydular üzerine çalisildi. 1975?de firlatilan “Saturn V
Rocket” atmosferde yandi. Bu yanma ionosferde büyük bir delik açti.
 

1978?de SPS Projesi üzerine
yeniden çalisilmaya baslandi. Bu dönemde antibalistik füzeler için uydu isin
silahlari üzerine çalisildi. Yüksek enerjili lazer isinlarinin bir “termal
silah” olarak düsman füzelerini yok etmek için en uygun araç oldugu ileri
sürüldü. SPS ayni zamanda psikolojik ve anti-personel bir silahi da ifade
etmekteydi. Lazer isinlan güç bataryalari bir SPS uydusundan diger uydulara
veya platformlara yayilabilecektir. Bir psikolojik silah olarak insanlar
üzerinde genel bir panik yaratma etkisi vardir. SPS’in dünyanin herhangi bir
yerindeki askeri operasyonda ihtiyaç olunan enerjiyi iletme kapasitesinden
bahsedilmektedir. Bunlarin disinda, gözetim ve erken uyan sistemlerinde
gelismeler, düsman ordularin yayinini bozma ve ionosferde fiziksel
degisiklikler yaratma yetenegine sahiptir.




SPS projesine Baskan Carter’m
onay vermesine karsilik, projenin çok pahali olmasi (Enerji Bakanligi’nin tüm
bütçesinden daha fazla bir bütçeye ihtiyaç duyuluyordu) nedeniyle program rafa
kaldirildi. Ta ki Ronald Reagen baskan olana dek. Proje Reagen, döneminde
yeniden su yüzüne çikti. Reagen projeyi, Pentagon’un bütçesinden daha büyük bir
bütçe ayirarak “Star Wars” (Yildiz Savaslari) adi altinda harekete geçirdi.
 

1970?lerin sonlarinda
Pentagon, düsmana ait nükleer çevrede iletisimin radyo ve televizyon
teknolojisinde kullanilan geleneksel yöntemlerle gerçeklestirilemedigini
farketti. 1982?de bir komuta kontrol elektronik alt sistemi gelistirildi.
“Ground Wave Emergency Net-work (GWEN)” denilen bu sistemle roketler monitörden
izlenip kontrol edilebiliyordu.




1981 yilinda “Orbit
Maneuvering System” (OMS) ile uzay mekikleri için SPS uzay platformlari insasi
planlandi. NASA’nin ürettigi uzay mekiginin ionosfere enjekte ettigi gazlarin
ionosfere etkisi üzerine çalisildi. Deneyler sonu-cunda ABD ionosferik delikler
açabildigini gördü. 1985 yilinda yeni mekik deneyleri yapilmaya baslandi.
1980?lerde ABD yilda 500-600 civarinda roket firlatiyordu. Bu sayi 1989?da
zirveye (1500 adet) ulasti. Bütün bu deneylerin atmosfere ciddi etkileri oldu.
 

1986?da, Çernobil faciasindan
hemen önce, ABD Mighty Oaks olarak bilinen Nevada’daki test bölgesinde hidrojen
bombasi deneyleri yapiyordu. Bu deneyler X isinlari ve parçacik isini
silahlarinin gelistirilmesi programinin bir parçasiydi. ABD 1991?de Körfez
Savasi sirasin-da elektromanyetik titresim silahlari (EMP) olarak adlandirilan
silahlari test etti.




1993 yilinda baslatilan HAARP
projesi iste tüm bu deneylerin devami ve Star Wars programinin bir parçasi
durumunda.
 

HAARP’in tarihi




Dünyadaki en büyük petrol
sirketlerinden biri olan ARCO’nun subesi ARCO Power Technologies Incorporated
(AP-TI), HAARP projesini insa edecek müteahhit sirketti. ARCO bu subeyi,
patentleri ve ikinci safha insa kontratiyla Haziran 1994?de E-Systems’e satti.
E-Systems istihbarat servislerine is yapan, dünyadaki en büyük müteahhit
sirketlerden biridir. CIA, savunma istihbarat örgütleri ve digerleri için is
yapar. Yillik satislarinin 1.8 trilyon dolari, kara projeler (o kadar gizli
projeler ki ABD Kongresi paranin nasil harcandigini konusmuyor) için olan 800
milyon dolarla birlikte, bu örgûûereûir.
 

E-Systems’in hisseleri,
dünyadaki en genis savunma müteahhitlerinden biri olan Raytheon tarafindan satin
alindi. 1994?de Raytheon Fortune, ilk 500?ler listesinde 42 numaradaydi.
Raytheon, bazilari HAARP projesinde degerli olacak binlerce patente sahip.
Asagidaki 12 patent, HAARP projesinin omurgasi ve simdi Raytheon ismi altinda
tutulan binlerce digerleri arasinda saklaniyor.




Bemard J. Eastlund’un 4686605
nolu patenti, “Method and Apparatus for Al-tering a Region in the Earth’s
Atmosphere, lonosphere, andor Magnetosphere (Dünyanin Atmosferinde,
îonosferinde ve/veya Magnetosferinde Bir Bölgeyi Degistirmek için Yöntem ve
Cihazlar) bir yildir hükümet gizli emri altinda mühürlü. Bu patente göre,
Nikola Tesla’nin 1900?lerin basindaki çalismasi arastirmanin temellerini
sekillendirdi.
 

Olayin bir de ticari boyutu
olabilir tabii. Bu teknolojinin, patentlerin sahibi ARCO için ne kiymeti
olacak? Elektrik gücünü gaz alanlari içinde bir güç merkezinden tüketiciye
kablosuz olarak isinlayarak muazzam kazançlar elde edebilirler.




Bir süre için, HAARP
arastirmacilari bunun HAARP için amaçlanmis kullanimlardan biri oldugunu
kamtîayamadilar. Bununla birlikte, Nisan 1995?de Begich diger patentleri buldu.
Bu yeni APTI patentlerinin bazilari gerçekten de elektrik gücünü göndermek için
kablosuz bir sistemdi. Ayni, Tesla’nin projesi gibi.
 

Eastlund’un patenti, bu
teknolojinin uçaklarin ve füzelerin sofistike rehber sistemlerini
bozabilecegini veya tamamen çatlatabilecegini söylüyordu. Dahasi, dünyanin
genis alanlarina baskalasan frekanslarin elektromanyetik dalgalari ile bu
püskürtme yetenegi ve bu dalgalardaki degisimleri kontrol, karada ve denizde,
havada oldugu gibi iletisimi nakavt etmeyi mümkün hale getirecekti.




Begich bunun disinda 11 tane
baska APTI patenti buldu. Nükleer çapli radyasyonsuz patlamalarin, güç isinlama
sistemlerinin, radarlarini, nükleer baslik tasiyan füzeler için dedektör
sistemlerinin, simdiye kadar termonükleer silahlar tarafindan üretilen
elektromanyetik titresimlerin ve diger Yildiz Savaslari oyunlarinin nasil
yapilacagini açiklayan çalismalardi bunlar. Bu patent demeti HAARP silah
sisteminin temelinde yatiyor.
 

iki yazara göre, sanki
havadaki ve zihinsel tahriplerdeki EM titresimler yetmemis gibi, Eastlund süper
güçlü ionosferik isiticinin havayi kontrol edebilecegiyle övünüyor. Begich ve
Manning’m aydinlattigi hükümet dökümanlari gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol
teknolojisine sahip. HAARP tam güç düzeyine eristiginde, tüm yarimküreler
üzerinde hava etkileri yaratabilecek. Eger bir hükümet dünyanin hava modelleri
ile deney yapiyorsa, yapilan is gezegendeki herkesin en önemli ortak
sorunlarindan biridir.




Begich ve Manning’in kitabi,
Prof. Elizabeth Rauscher gibi bagimsiz bilim insanlariyla görüsmeleri içeriyor.
Ytiksek enerji fiziginde uzun ve etkileyici bir kariyere sahip olan ve
prestijli bilim dergilerinde yazilari, kitaplari basilan Rauscher, HAARP’i
yorumluyor: “Korkunç enerjiyi, son derece nazik, ionosfer olarak çagirdigimiz
bu birden fazla tabakalari kapsayan moleküler konfigürasyonun içine
pompaliyorsunuz.” îonosfer, katalitik reaksiyonlara egilimli, Rauscher
açikliyor: “Eger küçük bir parça degistirilirse, ionosferde büyük bir degisim
olabilir”.
 

îonosferi nazik bir balans
sistemi olarak tanimlarken, Dr. Rauscher, onun, zihnindeki resmini paylasiyor:
bir çorba kabarcik. “Eger kabarcikta yeterince büyük bir delik açilirsa”,
Rauscher kehanette bulunuyor, “patlayabilir”.




Bilinç kontrolü mü? 

Begich ve Manning tarafindan
yapilan arastirmalar, garip projelerin örtüsünü kaldirdi. Örnegin, ABD Hava
Kuvvetleri dökümanlari insanin zihinsel eylemlerini manipüle etmek ve
degistirmek [genis cografik alanlar üzerinde titresen radyo frekans radyasyonu
(HAARP’in maddesi) araciligi ile] için bir sistem gelistirildigini meydana
çikardi. Bu teknoloji hakkinda en çok anlatilan materyal, ünlü Zbigniew
Brzezinski’nin (Carter’in eski ulusal güvenlik danismani) ve J. F. MacDonald’m
(Johnson’m bilim danismani ve UCLA’da jeofizik profösörü) jeofizikal ve
çevresel savas için güç isinlama transmiteri hakkinda yazdiklari yazilarindan
gelir. Bu dökümanlar, bu etkilerin nasil insan sagligi ve düsüncesi üzerinde
olumsuz etkilere neden olabilecegini gösterir.




Brzezinski 25 yil önce
Kolombiya Üniversitesi’nde bir profesörken yazmis oldugu bir kitapta söyle
diyor:
 

“Politika stratejistleri
beyin ve insan davranislari üzerine yapilan arastirmalari sömürmeyi
özendiriyorlar. Jeofizikçi G. J. F. MacDonald (savas problemlerinde uzman)
dogru olarak zamanlanmis, suni olarak uyandirilan elektronik darbelerin
dünyanin belirli bölgeleri üzerinde göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek
sarsmalar kalibina önderlik edebilecegini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi
olarak, seçilmis bölgelerde çok genis nüfusun beyin performansini bozacak bir
sistem gelistirebilir. Ulusal çikarlar için davranislari manipüle etmede
çevreyi kullanma düsüncesinin ne kadar derinden rahatsiz edici oldugu kimileri
için sorun degil; böyle kullanima teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek
birkaç on yil içinde gelisecek.”




1966?da MacDonald, Baskan’in
“Bilim Danisma Komitesi”nin ve daha sonra Baskan’in “Çevre Niteligi Konseyi”nin
bir üyesiydi. Askeri amaçlar için çevresel kontrol teknolojilerinin kullanimi
üzerine yazilar yazdi. Bir jeofizikçi olarak yaptigi en derin yorum,
jeofiziksel savasin anahtarinin, çevresel istikrarsizliklarin (yani küçük bir
miktar enerjinin ilavesinin çok daha büyük miktarlarda enerjiyi salivermesi) tanimlanmasi
oldugu önermesidir.
 

Jeofizikçiler çevresel
karmasaya enerji eklemenin genis etkileri olabilecegini fark ettiler. Bununla
birlikte insanlik halihazirda çevremize, kritik kütle tesis ettigini anlamadan,
ciddi miktarlarda elektromanyetik enerji ekliyor. Begich ve Manning’in kitabi
bu konuda çesitli sorular yükseltiyor: “Bu ekler etkisiz mi yoksa ötesinde
onarilamaz bir zarar verecek kümülatif bir miktar var mi? HAARP geri
dönemeyecegimiz bir yolculugun son basamagi mi? Baska bir seri seytani Pandora’nin
Kutusu’ndan saliverecek baska bir enerji deneyi üzerine para yatirmak üzere
miyiz?”




1970 baslarinda Z. Brzezins”
ki, yavas yavas ortaya çikacak, teknoloji bagimli “daha kontrol edilebilir ve
daha yönetilebilir bir toplum”u Öngördü. Bu topluma, oy kullananlari iddiali
süper bilimsel “know-how” ile etki altinda birakacak bir elit grup tarafindan
hükmedilecekti. Bu elit, halkin davranislarini etkilemek ve toplumu yakin
gözetim ve kontrol altinda tutmak için son modern teknikleri kullanarak politik
amaçlarina ulasmada tereddüt etmeyecekti.
 

Begich’e göre Brzezinski’nin
tahminleri dogru çikti. Bugün, söz konusu elit için birkaç yeni araç ortaya
çikiyor. Araçlari kullanma izni için politikalar zaten hazir. “ABD nasil yavas
yavas kontrol edilebilir teknotopluma dönüsecek?” sorusu soruluyor. Kademe
taslari arasinda Brzezinski, halkinin güvenini kazanmak için, devam eden sosyal
krizleri ve kitle medyasinin kullanimim umut ediyor.




ABD Kongresine ait kayitlar,
ionosfere gönderilen sinyallerle dünyaya nüfuz etmek için, HAARP’in
kullanimiyla mesgul oluyor. Bu sinyaller gezegenin içinden kilometrelerce
derine bakarak, düzenli yeralti askeri gereçlerinin, minerallerin ve tünellerin
yerini bulmak için kullanilacak. Senato 1996?da sadece bu yetenegi gelistirmek
için 15 milyon dolar ödenek ayirdi. Problem su: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar
için gerekli olan frekans, insanin zihinsel fonksiyonlarinin tahribi için en
çok zikredilen frekans dizisinin içinde. Ayrica baliklarin ve vahsi hayvanlarin
(ki kendi rotalarini bulmak için rahatsiz edilmemis enerji alani üzerinde
ilerlerler) göç modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak.
 

Begich ve Manning yeni
teknolojilerin insanin beyin potansiyelini gelistirmek için inanilmaz imkanlara
sahip oldugunu söylüyorlar. Bu teknolojiler ögrenme, hafizayi gelistirme ve
insan davranisi modifikasyonu için kullanilabilir. Beyin teknolojileri alaninda
önemli bir isim olan Michael Hutchison, bu alani siradan insanlara açti.




Hutchison’un açikladigi gibi
beyin, oranli dar üstün frekanslar bagi içinde çalisir. Üstün beyin dalga
frekanslari beyinde yer alan aktivite çesitlerine araci olur. 4 temel beyin
dalga frekansi grubu vardir ki bunlar çogu zihinsel aktiviteyle birlesirler.
Birincisi, beta dalgalari (13-15 Hertz veya titresim saniyede), bir kisinin
dikkati normal aktivitelere dogru disa yöneldigi zaman, normal aktivite ile
birlesir. Bu alanin yüksek sonu, stres ve kiskirmis (heyecenli) durumlar -ki
düsünmeyi ve algisal becerileri bozar -ile birlesir. îkinci grup, alfa dalgalan
(8-12 Hertz), gevsetmeye araci olabilir. Alfa frekanslari ögrenme ve
odaklanmis zihinsel
fonksiyonlar (is görme) için idealdir. Üçüncüsü teta dalgalari (4-7 Hertz);
zihinsel imgelemeye, hafizaya ve iç zihinsel odaga girise araci olur. Bu durum
genellikle genç çocuklarla, davranissal n-iodifikasyon ve uyku durumlariyla
ilgilidir. Son olarak, ultra yavas delta dalgalan (5-3 Hertz), bir kimse derin
uykudayken bulunur. Genel kural odur ki, beynin üstün dalga frekansi, saniyede
titresim süresinde rahatlanildiginda en düsüktür ve insan en uyanik ve
heyecanliyken en yüksektir. Beynin, elektromanyetik araçlar ile distan
canlandirilmasi (tahrik edilmesi) bir dis cihaz (jeneratör) ile yeni bir
safhaya geçirilmesine veya kilitlenmesine neden olabilir. Üstün beyin dalgalari
dis tahrik tarafindan yeni frekans kaliplarina sürülebilir veya itilebilir.
Baska bir deyisle, dis sinyal sürücüsü veya itici cihaz beyni bir yolculuga
çikarir, normal frekanslari beyin dalgalarinda degisiklige neden olmaya
bütünüyle götürür; ki bu daha sonra beyin kimyasinda degismeye neden olur; ve
bu da daha sonra beyin çiktilarinda, düsünce sekillerinde, duygu veya fiziksel
durum sekillerinde degismeye neden olur. Beyin manipülasyonu iki yoldan birine
çikar: Faydali veya zararli.


Spesifik dalga formlari
kombinasyonu ile birlikte çesitli frekanslar beynindeki belirli kimyasal
karsiliklari tetikler. Bu nörokimyasallarin saliverilmesi beyinde endise
duygulari, hirs, depresyon, ask vb. sonuçlari olan spesifik reaksiyonlara neden
olur. Bütün bunlar ve duygusal entellektüel karsiliklarin tüm bu gidis gelisi
(degisimler), spesifik elektriksel uyanlar sonucu ortaya çikan bu beyin
kimyasallarin (kimyasal ajanlarin) özel kombinasyonlari sonucunda ortaya çikar.
Beyin sivilarindaki bu belirli karisimlar olaganüstü özel zihinsel durumlari
ortaya çikarabilirler. Örnegin, bilinçli davranis kaybi, karanlik korkusu vb.
Bu alandaki çalismalar düzenli olarak yapilan yeni bulusla da çok hizli bir
yüzdede ilerlemektedir. Bu spesifik frekanslarin bilgisinin çözümü, insan
sagligini anlamada anlamli bir gelisme saglayabilir. ELF için tasiyici olarak
hareket eden radyo frekans radyasyonu kablosuz olarak beyin dalgalarini
degistirmede kullanilabilecek. Bu HAARP’ini bilinç kontrolü konusunda,
uygulamalarinda neler yapabileceginin göstergesidir. Bununla beraber, HAARP’m
kayitlarinda, bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya çikarilmamistir; fakat
Begich ve Manning’in kitaplarindaki hükümet dökümanlarinda görünmektedir.




Beyin aktivitesinin kontrolü
için gereken güç düzeyi 5-20 mikroamper gibi çok küçük bir degerdir ki bu da 60
Wattlik bir ampulü yakmak için gereken enerjiden binlerce kat daha küçüktür.
Yazarlar çalismalarinda gerekli olan çok küçük enerji üzerine konusmaktalar.
Beyin aktivitesini etkilemek için gereken hiz, enerji seviyesi ve dalgalar
formu kombinasyonundan olusur. Son yirmi yilda ve özellikle son birkaç yildaki
gelismeler çok büyük ilerlemeler sunmaktadir.




Arastirmalar, uluslararasi
olarak, dis elektromanyetik alanlar tarafindan beynin kolayca yönlendirilebilecegini
veya durumlari degistirmek için etkilenebilecegini buldu. Bu buluslar hem bilim
insanlari hem de siradan insanlar için yeni araçlar tedarik etti. Yeni araçlar
elektrikli “cranial” kafaya iliskin uyari aletlerini, ses sistemlerini, isikli
uyan sistemlerini ve diger birçok beyin yönlendirme ve geri tepki (destek
yanki) cihazlarini içermektedir. Teknolojik ilerlemeler ayrica, insanlarin
kendi beyin aktivitelerinin yararli sonuçlar için nasil kontrol ve manipüle
edilecegini ögrenmelerine izin veren özel kontrol ve gözetim araçlarina
eklendi. Raporlar digerlerinin yaninda gevsemeyi, agri kontrolünü, ögrenme
hizini ve hafizanin gelistirilmesini içermektedir.




Hutchison’m en son çalismasi
henüz birlestirilen düsünce teknolojilerinin son tanimlarini sagliyor. Onun son
kitabi “büyük beyin gücü”, okuyucularini çok hizli degisen (o kadar ki bilimin
uy-gulamalardan daha hizli gelistiginin farkedildigi) alana ulastiriyor. Sinir
sistemi bozukluklarinin düzeltilmesi, dikkat daginikligi ve çocuklardaki hiperaktif
bozukluklarin düzeltilmesi, diger seyler arasinda ilaç ve alkole bagli
bozukluklarin düzeltilmesi konusundaki son durum tartisiliyor. Bu tip
elektrotip, bu tibbi arastirmalarin en ilginç alanlarini olusturur.




Son yillarda arastirmalar
tibbi ve psikolojik uygulamalarin sasirtici olumlu sonuçlarina dogru
genislemistir. Bu sonuçlarin bazilari Amerikan Hava Kuvvetleri tarafindan fark
edildi. Ne yazik ki askeri çalismalar bu teknolojiyi insanlik yararina
kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma yönünde devam etmektedir.




Flanagan’m nörofonu




Amerikanin en yetenekli
mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962?de tibbin degisecegini öngörmüstü.
“Bir gün tibbi pratigin tüm konsepti elektronik tarafindan degistirilecek.
însanlar ilaç-tan ziyade elektronik olarak tedavi edilecek.” diyen Dr.
Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hâlâ en gelismis beyin yönlendirme araci
olarak kabul edilen “Neurophone”u (elektronik telepati makinesi) kesfetmisti.




Flanagan son söylesisinde,
HAARP’in sadece dünyanin en büyük ionosferik isiticisi degil, ayni zamanda
tasavvur edilmis en büyük beyin yönlendirme cihazi oldugunu not etmektedir.
HAARP kayitlarina göre, cihaza son sekli verildiginde (cihaz tüm bölgesel
topluluklari etkilemeye yetecek düzey-de enerjiye sahip birçok dalga formu
kullanir), VLF ve ELP dalgalarini gön-derebilecek.




Dr. R. 0. Becker 60?lann
basinda ELF tasimak için DC akiminin üstüne sinyal ekleyerek ELP deneyleri
yapti. Becker bu konsepti bir ELF kullanarak test etti, 1-10 Hertz (pulses per
second) sinyal insanlar üzerinde, test subjeleri arasinda yükselen bilinç kaybi
sonucu-nu verdi. Sonuçlar ELF’nin yani insanin beyin fonksiyonlarim en çok
etkileyen frekanslarin, disardan çok derin sonuçlarla manipüle edilebilir
oldugunu gösterdi.




1958?de Dr. Patrick Flanagan,
14 yasindayken nörofonu icat etti. Bu ona zamanimizin en parlak mucitlerinden
biri unvanini kazandirdi. Nörofon cihazi, sesi (kelimeler ve müzik gibi)
elektrik uyansina (impulse), hem de bunu vücut üzerindeki herhangi bir noktadan
direk olarak kulak ve bütün duyma mekanizmasini büsbütün baypas edip beyne
transfer ederek, dönüstürebilir. Arastirmacilar teknolojiyi tartisirken, alti
yildan fazla bir süredir “Birlesik Devletler Patent Ofisi” cihaz için patent
vermeyi reddetmektedir. Sonuçta hükümet nörofonun asla çalismayacagim açikladi
ve patenti reddetti. Bundan sonra Flanagan ve avukati, çalisan cihazi
inceleyicisine göstermek amaciyla alet modeliyle Washington DC’ye gittiler.
inceleyici ikiliye sagir olan isçilerinden biri üzerinde kullanilip olumlu sonuç
alindigi takdirde cihaz için patenti tekrar açacagini ifade etti. Alet denendi,
sagir isçi gönderilen sesi duydu ve patent onaylandi.




Dr. Flanagan daha sonra Tafts
Üniversitesi’ne çatismak üzere gitti. Burada nörofonun bir sonraki arastirma
kademesini geçme amaciyla çalisti. Deniz Kuvvetleri için insan ile yunus
ko-nusmasi üzerine çalismaya basladi. Bu arastirma 3 boyutlu (3-D) holografik
ses sisteminin gelisme-sine olanak sagladi. Bu sistemin özü bir sesin uzayda
herhangi bir yere yerlestirilmesi ve bir dinleyicinin bu sesi fark edebilmesine
dayanir.




İlave çalismalar dijital
nörofonun gelismesine büyük olanak sagladi. Cihazin önemini kesfeden ABD
Savunma îstihbarat Ajansi (DIA) acil olarak onu ulusal güvenlik maddesi olarak
gizlilik altina akli. Dr. Flanagan yeni çalismalar yapmaktan ve teknolojisi
hakkinda konusmaktan 4 yil boyunca men edildi. Güvenlik gerekçesi sonunda
kaldirildiktan ve ilk nörofonun icadindan 20 yil sonra Dr. FIanagan sinirli
olarak Mark XI ve Thinkman Model 50 ürete-bilme asamasina geldi ve bunlar
ögrenme aletleri olarak kullanildi çünkü ilkel örneklerdi.




0 yillardan itibaren Flanagan
periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalisti ve nörofonik teknoloji için
gelismeler dizayn etti. Bu cihazin gelismis sekilleri, bilgisayar beyin etkilesimi
cihazlari olarak kullanilabilir. Büyük miktarlarda düzgün olarak formatlanmis
enformasyonun uzun dönem hafizaya transfer edilmesi fikri egitimde devrim
niteliginde bir gelismedir.




Nörofon simdiye kadar
gelistirilmis en güçlü beyin yönlendirme aletlerinden biridir. Flanagan son
yillarda, diger iletim modelleri üzerine vurgu ile, bu teknolojiler üzerine
çalismaya devam etti. DIA’nin nörofona ilgisi vardi. Onu gelistirmek için
çalismaya devam ettiler. Patrick ve Crystel Flanagan HAARP projesinin, bu radyo
transmiterinin veya ionosferik isiticinin, kablosuz bir nörofon olarak
kullanilabilmesinin mümkün oldugunu söylüyorlar. Bu kullanimin hangi imkanlara
sahip oldugu ise çok açik.




“Real Time Brain Biofeedback”
(Ayni Anda Beyin Destek Yankisi) beyin arastirmalarinda baska bir alan. Bu
alan, düsünce kontrolünün elde edilmesinde yeni yaklasimlar sunuyor. interaktif
beyin teknolojileri ile simdi beyin dalgalarini “gerçek zaman temelinde görmek
mümkün, böylece bu aletleri kullanan bireyler bir kimse düsünürken beyin
dalgalarinin grafiksel olarak neye benzedigini bilgisayar ekraninda
görebilirler. Hükümetler bu teknolojilerle tehlike olarak gördükleri
kalabaliklari kontrol altinda tutmak için ilgileniyorlar.




HAARP’in kontrat
dokümanlarinda ve planlama kayitlarinda açiklanan olanaklarin, yazarlar
tarafindan toplanan Hava Kuvvetleri materyallerinin teshiriyle birlikte
dikkatlice yeniden gözden geçirilmesinden sonra, elektromanyetik dalgalarin
düsünce kontrolü için sundugu imkanlar apaçik ortaya çikti. HAARP iletim
(transmiting) sistemi, dikkatsizce veya kasten zihinsel fonksiyonlari
degistirmek için kullanilabilir.




Dr. Delgado 1952?den beri
insan beynini arastiriyor ve sonuçlarini yayimliyor. Çalismalari düsünce kontrolü
üzerinde odakli. Onun ilk çalismalari bizim insan beynini anlamamiza öncülük
etti. Çalismalarini 1969 yilinda yazdigi Physical Control of the Minâ: Toward a
Psychocivilized Society (Düsüncenin Fi-ziksel Kontrolü: Psikomedeni Bir Toplum
doilu a,dU Idtabuida. özetledi Bu erken çalisma temelde hayvanlarin
arastirilmasiydi ve hayvanlarin beynine elektrod sokmayi içeriyordu. Subjesinin
beyninde elektrik akimi imal ederek davranisi manipüle edebilecegini buldu.
Delgado, uykudan yüksek heyecanli bilinç durumlarina kadar bir dizi etki
yaratabilecegini kesfetti. Daha sonraki çalismalari kablosuz olarak yapildi.
Düsünce manipülasyonu etkisini belirli bir uzakliktan, herhangi bir fiziksel
kontak veya manipüle edilen canli üzerinde araç olmadan aktivite etti. Delgado,
frekansi veya kobay üzerindeki dalga formunu degistirerek, onlarin
düsünmelerini ve duygusal durumlarini tamamen degistirebilecegini buldu. Ayni
zamanda hükümet tarafindan kötüye kullanma olanaklari açilirken, Delgado’nun
çalismalari diger pek çok arastirmaci için temel oldu.




Delgado’nun arastirmasi
1969?da CIA/OR için-çalisan Dr. Gottlieb tarafindan, bu teknolojinin mümkün
kullanimlarini ararken, yeniden degerlendirildi. O zamanlarda çalismanin hâlâ
ham olmasiyla birilikte, CIA Delgado’nun görüsünü psikomedeni bir topluma izin
verecek teknikler açisindan paylasiyordu.




Bu süre içinde Tulana
Üniversitesi’nden bir nöroloji operatörü olan Dr. Heath bu ihtimali, beyinde
elektriksel tahrik (ESB) çalismasiyla gerçege yakin hale getirdi. ESB insanda
zevkli ve kor-kutucu halüsünasyonlar yaratabiliyordu.




CIA’nm düsünce kontrolüyle
ilgilenmesi Kore Savasi ile baslamisti. CIA bu alanda çesitli fiyaskolarla
sonuçlanan arastirmalara basladi. Bunlarin bazilari üstü örtülmüs
skandallardir: Kanadali vatandaslarin izinleri olamadan zihinsel olarak
manipüle edilmeye çalisilmalari, binlerce üniversite ögrencisi ve askeri
personel üzerinde LSD denemeleri gibi.




Delgado’nun kablosuz
etkileri, CIA’nm agzini sulandiran bir düsünce oldu. Delgado hayvanlarin
belirli bir elektromanyetik alanin içine konup sonra herhangi bir fiziksel
kontak olmadan manipüle edilebilecegini kesfetti. Bu teknolojiler baska
arastirmacilar tarafindan fark edildi ve çok hizli bir gelisme yasandi.




HAARP program menajeri J.
Heckscher, HAARP içinde kullanilan frekanslarini ve enerjilerin kontrol
edilebilir oldugunu ve bazi uygulamalarda 1-20 Hertz dizisinde
titrestirilecegini söylüyor. Bu da HAARP’in düsünce kontrolü amaciyla
kullanilabilecegini gösteriyor.




HAARP sistemi çok büyük
kontrol edilebilir bir elektromanyetik alan yaratiyor ki bu, Delgado’nun EMF’si
ile karsilastirilabilir. Bir nokta disinda: HAARP sadece bir odayi doldurmuyor,
potansiyel olarak büyük bir bölgeyi hatta bir yarimküreyi doldurmasi mümkün.
Temelde HAARP transmiteri bu uygula-mada dünyaninkiyle (ki Dr Dolego’inin
kablosuz deneylerinde ihtiyaç olunandan 50 kat daha fazladir) ayni düzeyde
enerjiyi disariya yayiyor. Bunun anlami eger HAARP dogru frekansa getirilirse,
sadece dogru dalga formlarini kullanarak, zihinsel ayirma, bir bölgenin
tamaminda kasten veya radyo frekans iletiminin yan etkisi olarak
olusturulabilir.




Sonuç




Basta Dr. Nick Begich ve
Jeane Man-ning’in arastirmalari olmak üzere tüm arastirmacilarin çalismalari,
HAARP’m pek de masum bir girisim olmadiginin isaretlerini veriyorlar. Bu
görüslere göre HAARP tamamlandigi zaman ABD’nin elindeki olanaklar sunlar:




-
Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon saglamak,




– Askeri
ve güçlü bir silaha sahip olmak,




– Genis
kitlelerin düsüncelerinin ve ruhsal durumlarinin kontrol edilmesini saglamak,




– Kendi
komünikasyon sistemini gelistirip, istenilen ülkelerin sistemlerini çökertmek.




ABD’nin kirli sicili; bilimi,
teknolojiyi ve bilim insanlarini nasil kullana geldigi düsünülürse ve ortaya
konan deliller göz önünde tutulursa yapilmak istenenlerin bunlar olmadigini
söylemek çok zor.




İLGİLİ
VİDEOLAR









 


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet