Uğur Özgöker : KORONA (COVİD 19) DÜNYAYI
DEĞİŞTİRECEK


18 Nisan 2020


Şu anda
yaşadığımız kriz, 1929 ve 2008’den sonra görülen en büyük ekonomik krizdir. İlk
 İkisi de iktisadi krizdi. Birincisinin iktisadi ve mali tarafı vardı.
İkincisi ise mali krizdi. Yani mortgage krizi. Aslında ikisini de Amerikan
ekonomisi üretti. ABD, 1950-80 arasında dünya ekonomisinin yüzde 61’ne, tek
başına sahipti ve kendi ihtiyacının çok daha fazlasını üretiyordu. Bu fazla
üretimin diğer ülkelere satılması lazımdı. Durgunluk dönemlerinde ABD
ürettiklerini satamadı ve mallar elinde kaldı. Fabrikalar durdu, stoklar arttı
ve işsizlik hızla yükseldi. ABD’ de tasarrufların yüzde 70- 80’ni borsaya
yönlendirildiği için borsa da çöktü. 1929 buhranının temel nedeniydi bu süreç.
2008’de de aynısı oldu. Tek bir farkla; 2008’deki krizi, ABD bilinçli olarak
kendi yarattı. Çünkü Çin 2000’li yıllardan itibaren dünyanın üretim merkezi
oldu. 2000 yılında ABD, Çin’i dünya ticaret örgütüne aldıktan sonra; ucuz iş
gücü, ucuz hammadde sayesinde ve merdiven altı üretim sayesinde;  patent
hakları, fikri mülkiyet hakları ve işçilerin maliyetleri, kaçak işçilerin
çalıştırma ücreti ve maliyeti düşük olduğu için bütün dünyanın üretimi Çin’e
kaydı. 2000 yılında Çin Dünya Ticaret Örgütüne alınınca tüm dünya pazarları Çin
mallarına açıldı. Amerikan ve Avrupa firmaları da üretimlerini Çin’e kaydırdı.
Çünkü Avrupa Birliği içinde ortak çevre politikası, ortak enerji politikasında
çok sıkı kurallar var. AB’de firmalar, çevreyi kirletiyorsa, kimyasal salıyorsa
çok büyük cezaları var ve bu firmalar kapatılıyordu. Bu yüzden ABD firmaları
üretimlerini Çin’e kaydırdılar. Kendileri yüksek teknolojiye yöneldiler. Fakat
Çin tahmin edilenden çok daha hızlı büyüdü. 1980’lerde dünyanın ilk 60
ekonomisinden biri iken Çin, 2000’lı yıllarda ilk 5’e girdi. 2010’da ikinci
sıraya yükseldi. 2050’de dünyanın birinci ekonomisi olacağı hesaplanmaktadır.


Çin’deki büyük
üretim patlamasından dolayı ve başta işgücü olmak üzere ucuz girdi
maliyetlerinden ötürü araba, elektronik, dayanıklı tüketim malları ABD’deki
maliyetinin de altında Çin’de üretilip nakliyesi dahil ABD’ye teslim
edilebiliyor. Dolayısıyla ABD’de enerji ve çevre kanunlarına, patent
kanunlarına, fikri mülkiyet kanunlarına, rekabet kanunlarına uymak için zaten
eski teknolojiye dayanan klasik ağır sanayi sektörlerindeki üretimden
vazgeçilmişti. Bu durumda da Amerikan pazarları Çin’ in eline geçti ve yılda
850 milyar dolar ABD Çin’e karşı dış ticaret açığı vermeye başladı. Bu miktar
bütün Afrika ülkelerinin bir yılda ki bunların içinde Libya gibi Cezayir gibi
petrol ve doğal gaz, Fas gibi fosfat, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi elmas ve
kömür, Angola gibi Kongo gibi bakır, kalay ve çinko zengini ülkeler dahil
tamamının gayri safi milli hasılasından daha fazla bir parasal değere eşittir.


ABD Ekonomisi
gibi dünya dünyanın en büyük ekonomisi bile bunu kaldıramadı. ABD ne yaptı?
2008’de mortgage krizi deyip Çinli firmaların, İran, Körfez ülkelerinin,
Rusların, Suudi Arabistan’ın Amerikan bankalarındaki paraları bir gecede
buharlaştırdı.  Çinlilerin sadece ABD bankalarında 1 trilyon dolara yakın
parası gitti. ABD bankalar battı dedi paraların üstüne yattı. ABD bunu bilerek
yaptı ve 2 trilyon dolara yakın parayı iç etti ve dış ticaret açığını 10 yıl
için kapatmış oldu. Şu anda aynı durum devam ediyor.


ABD-Çin ticaret
savaşı, laboratuvarda yapılmış virüs ile çıkarılmak istenen bir ticaret savaşı
mı? sorusunu akıllara getiriyor. Virüs, Ocak 2020’ de ilk olarak ABD’nin “Askeri
Savaşta
” olduğu İran’da ve ” Ticaret Savaşı” yürüttüğü Çin’de yayıldı.
Bu doğru mu değil mi tam olarak bilmiyoruz ama mantıksız da değil. Ama bir
gerçek var ki bu salgın dünya ekonomisini ve sağlık sektörünü berbat etti.
Ticaret durdu, üretim durdu. Salgının başlangıcını 10 Mart olarak düşündüğümüz
de ve hesapladığımızda dünya ticaretinde 2 veya 2 buçuk trilyon dolarlık bir
gerileme olmuştur. Varsayımlara göre hareket ederek varsayalım Temmuz ayında bu
salgın bitti. Temmuz’dan sonra ne olacak asıl soru bu? Bir kere dünya ticareti
yüzde 60 civarında gerilemiş olacak. Normalde sadece ABD’nin GSMH 17 trilyon
dolardır yani çok büyük çapta bir gerileme olacaktır.


Dünyanın petrol
ve doğal gaz üretiminden kaynaklanan enerjisinin yüzde 40’na yakınını Çin
tüketiyordu. Enerji ihtiyacı düştü ve petrol fiyatları 70 dolardan 25 dolara
geriledi. Bu Türkiye açısından müspet bir şeydir. Çünkü biz sırf Rusya’dan
yılda 55 milyar dolarlık doğal gaz, petrol alıyoruz, buna karşılık Rusya’ ya 5
milyar dolarlık ihracatımız var. En azından bu 50 milyar dolarlık dış ticaret
açığımız azalacaktır. Genel olarak Dünya ekonomisi açısından enerji
fiyatlarının düşmesi girdi maliyetlerinin azalması bakımından iyi bir şey ancak
Rusya, Suudi Arabistan, İran ve körfez emirlikleri gibi ülkeler yani
ekonomileri yüzde 90 oranında hidrokarbon ihracatına dayalı ülkeler çok büyük
zarar görecek ve gelirleri düştüğü için ithalatları da çok azalacaktır. Yani
temmuzdan sonra da birden bire kimse Dünya ticaret hacminin artmasını ve Dünya
ekonomisinin düzelmesini beklemesin çünkü tarihteki diğer küresel iktisadi
buhranların gösterdiği gibi bir kaç ay içinde küresel ekonomi toparlanamaz.
1929 Dünya Ekonomik Krizinin etkisi 10 yıl kadar sürmüş, nihayetinde 2. Dünya
Savaşının çıkmasına neden olmuştur. Bu durum dünya ekonomisine büyük çapta bir
darbe vuracaktır. Avrupa ülkeleri ve ABD’de işsizlik yüzde 15- 20’leri
bulacaktır. Fabrikalar kapanacaktır. Global çapta İthalat ve ihracat
düşecektir. Dış Ticarette korumacılık, gümrük duvarlarının yükseltilmesi,
ithalat yasakları ve miktar kısıtlamaları ( kotalar ) gibi uluslararası ticareti
kısıtlayan önlemler yeniden gündeme gelecek,  Dünyada mal ve hizmet
ticaretinin hacmi en az 10 yıl kadar geriye gidecektir. Biz ülke olarak bunu şu
anda daha az hissediyoruz. Çünkü AB ile Gümrük Birliğimiz var, Çin, Rusya ve
Orta-Doğu ülkeleri ile ticaretimiz devam ediyor. Ancak iç piyasa açısından çok
ciddi ekonomik ve sosyal problemler çıkabilir. Bu hem dünya genelinde hem de
Türkiye’de ortaya çıkabilecek olası sorunlardandır ve bundan kaçınmak da mümkün
değildir. Temmuzdan itibaren işsizlik oranı ve kapanan işyeri sayısı çok büyük
oranda artacaktır. Dolayısıyla çok daha fakir bir dünya bizi beklemektedir. Bu
durumu öngörerek gerçekçi, sağlam temellere dayanan, geniş halk kitlelerinin
desteğini alacak köklü Yüksek Teknolojiye dayanan ( High Tech )  Rekabetçi,
İnovatif ( Yenilikçi ), Sürdürübilir, Girişimci
stratejilere dayalı tedbirlerin hemen vakit geçirmeden alınarak uygulamaya
sokulması gerekmektedir. ”