Tapınak
Şövalyelerinin simgesi; “tek at üzerinde iki şövalye”

TAPINAK ŞÖVALYELERİ HAKKINDA TÜRKÇE BİR ANALİZ

Tapınak
Şövalyeleri nasıl Mason oldular” konusuna geçmeden önce Tapınak
Şövalyeleri kimlerdir, amaçları nelerdir, ne gibi değişimler yaşamışlardır? Bu
soruların cevabını vermek gereklidir. 

Bir Fransız soylusu olarak bilinmesine rağmen, hakkında detaylı bilgi
bulunmayan Hugues de Payen tarafından kurulduğu bilinmektedir. Payen, Tapınak
Şövalyeleri tarikatı ya da örgütünü başlangıçta 9 kişi ile kurmuştur. Bu örgüt,
kurulduğunda gizemli ve mistik öğretilerlerle anılmıyordu, tam tersine
Hristiyanlığın Katolik mezhebine bağlı üyelerden oluşuyorlardı. Örgütün
görünürdeki amacı ise Kudüs’e hacı olmaya giden Hristiyanları korumaktı.
Papalık tarafından da 1129 tarihlerinde tanınan bu örgüt, kısa zamanda büyümüş
ve etkisi artmıştır. Ayrıca bilinmelidir ki bütün bu Haçlı seferlerine katılan
yoldaşlıklar, örgütler ve tarikatlar daha sonrasında Tapınak Şövalyeleri
bünyesinde olmuş ve böyle anılmıştır. Birinci Haçlı Seferlerinden sonra birçok
Hristiyan, hacı olmak için Kudüs’e gitmeye başlayan hacılar, savaşlardan dolayı
asayişin sağlanamadığı bu güzergahta haydutların yağma ve talanlarına uğruyor,
katlediliyorlardı. İşte bu sıralarda Hugues de Payen ve dostu Godfred Saint-Omer ile birlikte kuracakları tarikata destek
için Kudüs’ün kralı 2. Baudouin’e
müracaat ettiler. Amaçlarını ise hacıları korumak olarak belirttiler.




İşte bundan sonra Kudüs kralı onlara destek verdi ve Müslümanlarca Zeytin Dağı bilinen yeri
onlara verdi. Burada Süleyman
Tapınağı’nın kalıntıları olması sebebiyle tarikatın bir diğer adı İsa’nın ve Süleyman Tapınağı’nın
askerleri olarakta bilinmektedir. Ayrıca kurulan bu tarikat henüz çok küçük ve
geliri ise sadece yapılan bağışlara bağlı bulunuyordu. İşte bu yüzden bir diğer
adları da “İsa’nın Fakir
Askerleri” olarak geçer. 




Tapınakçıların bu simgesi hakkında iki iddia bulunur. Birinci
iddia bu simgenin ne kadar fakir olduklarını belirtmek ve bir ata iki kişinin
bindiğini açıklamak amacıyla olduğudur. İkinci iddia ise daha sansasyoneldir.
Bu iddiaya göre Hugues De Payen ve dostu Godfred Saint-Omer eşcinseldir ve
birbirlerine bağlılık duymaktadır.




Tapınakçıların fakir ve bağışlara bağlı halde kalmaları pek uzun sürmedi.
Tarikatın kurucu üyelerinden birisinin Papa’nın nezdinde etkisi ve olumlu
izlenimi büyüktü. Bu yiğen, Sistersiyan tarikatının kurucularından ve başkeşiş
olan Clairvauxlu Bernard’tır. Bernard, Fransa’nın Troyes kentinde toplanan
konseyde Tapınak Şövalyeleri’ni Papa’ya anlattı ve Papa tarafından resmi olarak
onaylandıkları söylenir. Ancak, Papa 2. İnnocentus’a şantaj ve tehditle bu
onayı vermek zorunda bırakan da Tapınakçılar olduğu iddiasında bulunanlar da
vardır.



İşte Papa’nın aldığı bu karar, Tapınakçılar için dönem noktası oldu. Bu
süreçten sonra Tapınak Şövalyeleri maddi açıdan Avrupa’daki soylu ve bazı
krallar tarafından çok büyük destekler gördüler. Bir de pek bahsedilmeyen bir
konu daha vardır ki o da Tapınak Şövalyeleri’nin Süleyman Tapınağı’nın
kalıntıları arasında buldukları büyü kitaplarıdır. Bu büyüler, öyle tahmin
edebildiğiniz basit ve bireysel büyüler değildir. En karanlık, en acımasız, en
zalim ifritlerle yapılan iş birlikleri ve onlara tapınma şartıyla mühürlenen
büyülerdir. Bu büyüler için yapılan bazı iğrençliklerden bahsetmek, yazının
güttüğü gaye açısından büyük öneme sahiptir.




Bilinmelidir ki bu büyüler, “ruhunu
şeytana adama” denilen tarzda büyülerdir. Siz belki buna
satanizm diyebilirsiniz ama bilin ki şeytanla anlaşma yaparak bazı isteklerde
bulunan ilk topluluk veya kişiler Tapınak Şövalyeleri değildir. Bu insanlığın
yaratılışı ve çoğalmasıyla başlayan bir süreçtir. İyi ve kötü en baştan beri
vardır ve olacaktır da…



Peki bu büyüler için şeytan veya onun çocukları olan ifritler(çok güçlü erkek cinler)
neler istiyorlar? Cevap çok basit; insanlığını, imanını ve iyilik adına ne
varsa ondan vazgeçmeni istiyorlar. İşte bu sebeple yapılan büyü ayinlerinde,
insanın hayvandan bile aşağı seviyesine inmesini sağlayacak iğrençlikler
yapılır. Tantra-seks ayinleri,
çocuk veya kadın kurban etme, keçi kurban etme, Hristiyanların kutsal
saydıkları ikonlara veya haça işeme, eşcinsel ilişki, utanç öpücüğü gibi
pis işleri yaparlar.




Tantra-seks ayininde belli başlı çizilmiş büyü sembollerinin içerisinde, belli
kriterlere göre seçilmiş bir kadın, tarikat üyelerinin birisiyle veya birkaçı
ile çırılçıplak bir şekilde ilişkiye girer ve diğer tarikat üyeleri de bunu
izler ve ritüel gereği yapmaları gerekenleri yapar veya söylemesi gereken
sözleri söylerler. Aslında o kadın, o esnada vücuduna ifritlerin girmiş olduğu
tarikat üyesi veya üyeleriyle ilişkiye giriyor, yani daha basit ifadeyle şeytan
ve çocuklarıyla ilişkiye giriyor. Bu sahneye benzer bir sahne “Da Vinci Şifresi” adlı
tapınakçıların hayatını kısa kısa anlatan filmde de gösterilmişti. Bu film, Dan
Brown adlı yazarın ” The Da
Vinvi Code”adlı kitabından uyarlanmıştır. Neden Leonardo Da Vinci
orasını da siz düşünün…




Çocuk kurban edilmesi ise çocuk ruhunun henüz kirlenmemiş ve temiz olması
sebebiyle, çocukta bulunan enerjinin şeytan ve çocukları olan ifritlere güç
sağlaması sebebiyledir. Kadın kurbanlar öncelikle seks ayini için kullanılır ve
bazen özel çocukların yetişmesi için tohum atılan bir sera gibi doğum zamanına
kadar özenle bakılır ve tohumun filizlenmesi, yani o özel çocuğun doğmasından
sonra da kurban edilir. Bu kurban edilme tarzı ise genelde kadının doğum zamanı
karnı yarılarak çocuğu alma tarzında olur. Bu durum bazı korku filmlerinde
görülür ve senaryo olarak bakılır. Ama böyle hastalıklı zihniyetler hep
olmuştur ve olacaktır da…




Bunlardan bir tanesi ise İngiltere’de yaşamış çok iyi bilinen birisidir. Adı
da Karındeşen Jack’tir.
Karın deşen Jack hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmak için şu linke
tıklayıp okuyabilirsiniz.



Birçok komplo teorisyeni olarak anılan yabancı araştırmacılar, dünyadaki elit
tabaka sayılan soyluların ve liderlerin birçoğunun satanist zihniyetli
olduğunu, ruhunu şeytana sattığını iddia ederler. Bana kalırlarsa çoğunlukla
haklı olduklarını söylemeliyim. Keçi kurban etme ise “Baphomet” adlı
inandıkları tanrılardan bir tanrının adıdır. Sureti ise keçi suretindedir ve
bunu onun için yaparlar. 




Eşcinsel ilişki ise onlar hakkında en çok dillendirilen bir iddia olmakla
beraber, araştırmacılar bu konuyu kabul eden ve etmeyen olarak ikiye
ayrılmışlardır. Utanç öpücüğü ise ilerleyen süreçte ve tarikatın büyüdüğü ve
Katolik Hristiyan öğretilerinden uzaklaştığı zamanlarda, tarikatın üst
kadrosuna yeni kabul edilmiş ve kardeşlik gereği kardeşlerinle arada mesafe
olmaması adına, yeni katılan üyenin kalçasına diğer kardeşler tarafından bir
buse kondurulmasıdır. Tabi bu konuda da spekülasyonlar devam etmektedir, ben
sadece iddialardan bahsediyorum.




Tapınakçılar, bu süreçten sonra iyice gelişti ve güçlendiler. Kudüs, Haçlıların
elinden çıkınca önce Kıbrıs’a geçen Tapınakçılar, daha sonra Avrupa’da
özellikle Fransa’ya yerleştiler. Fransa’da ilk başlarda hacıları korumaları
sebebiyle çok olumlu karşılanan Tapınakçılar, zamanla bankerlik yapmaya,
Katolik mezhebine göre de haram ve günah sayılan tefeciliğe başladılar, çek
sistemini yürürlüğe koydular, hatta Avrupa’daki birçok krala borç verecek
seviyede güce ulaştılar, borç alan krallardan bazıları da Tapınakçıların
etkisine girmek durumunda kaldı. Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun birçok yerinde
bulunan kiliselerin birçoğu Tapınak Şövalyeleri’ne aitti.



Tapınakçıların büyüyüp gelişmesiyle birlikte birçok makam ve unvan
ortaya çıkmıştır. Bundaki amaç, ast-üst ilişkisini belirleyerek düzeni korumak
ve hiyerarşiyi sağlamaktır. 




Büyük Üstat: Oluşumun en başındaki
kişidir. Birliğin hakimi ve sadece Papa’ya karşı sorumludur. Büyük üstat, sekiz
şövalye dört çavuş ve bir papazdan oluşan bir konsey tarafından seçilir.




İhtiyar Heyeti: Büyük
üstada hem vekillik hem de danışmanlık yapardı. Üstat seçiminde üstadın yerine
seçilebilirlerdi.
 

Mareşal: At, kılıç, kalkan,
yay, ok gibi techizatların alınmasından ve bölgesel komutanların idaresi ve
askeri kararların alınmasından sorumludur.

Burada Tapınakçıların birçok unvan ve kademesinden bahsetmek isterdik ama
konunun daha fazla uzamaması adına önemli olanların bir kısmını görevleriyle
birlikte verdik.

Tapınakçılar, Avrupa’da bankacılık kurumunu ilerleten ve kurumsallaştıran ilk
örgüttür dersek yanlış kelime kullanmış olmayız. Tapınak Şövalyeleri’ne ait
olan tapınaklar bir banka gibi işlev görüyordu hatta bunlardan olan Paris
Tapınağı’nda 60 kadar banka hesabı olduğu söylenir.

Tapınak Şövalyeleri, sadece Papa’ya hesap vermekle yükümlü olmaları sebebiyle,
monarşiyle yönetilen ülkelerin kralları tarafından artık tehlike olarak
görülüyordu, ayrıca Hristiyanlığa ters işler içinde olmaları, sapkın işleri
adet edinmeleri sebebiyle halktan sağladıkları destekte giderek azalıyordu.
Töton Şövalyeleri ve Hospitalier Şövalyeleri’nin yaptığı gibi devletleşmeye
gitme çabaları ise Tapınak Şövalyeleri’ne düşmanlığı daha da arttırdı. Zaten
verdikleri borçlar, yaptıkları şantajlarla, Papa bile onlara boyun eğmek
zorunda kalıyordu.

Tapınak Şövalyeleri’nin bilinen son resmi üstadı Jacques De Molay(Jack Dö
Molay) 1307 yılına gelindiğinde Hospitalier tarikatı ile birleşmeye çalışsa da
uzlaşamadılar ve konu Papa’ya taşındı. İşte bu sıralarda Fransa kralı 4.
Philippe(Filip)’in baskısı ve halkın Tapınakçılar hakkındaki şikayet ve
rahatsızlıklarının da etkisiyle Papa Clemens, tarikatı aforoz, yani kafir ilan
etti. Tarikat üyelerinin birçoğu yakalanarak hapse atıldı veya öldürüldü.
Tarikatın son bilinen resmi üstadı Jacques De Molay ise meydanda diri diri
yakılarak öldürüldü.(1313) 

Tapınakçılar devlet kuruyor ve Mason oluyor

Tapınak Şövalyeleri’nin geriye kalanları Fransa’nın kuzey
doğusunda bugünkü İsviçre topraklarına kaçmış, burada bir devlet kurmuşlar ve
Şövalyeliğin yerini bankerlik almıştır. Tapınakçıların devleti İsviçre idi,
halen de öyledir.

Bu iddianın önemli birkaç nedeni vardır:



1. İsviçre’nin kuruluşu Tapınakçıların Fransa’da zulme uğratıldığı ana
denk geliyordu.



2. İsviçre, Fransa’nın sadece kuzey doğusunda olduğundan, Tapınakçı kardeşlerin
tüm bölgeden topluca kaçması kolay bir yerdi.



3. İlk İsviçre kantonları tarihinde bazı iddialardan bahsedilirmiş ve iddialara
göre; beyaz giysili şövalyelerin gizlice ortaya çıktıkları ve yerli halkın
yabancıların egemenliğine karşı özgürlüklerini kazanmalarına yardım
ettikleriydi.



4. Tapınakçılar bankacılıkta, tarımda ve mühendislikte gelişmişlerdi. Bu benzer
bakış açısı düşmanlarında da görülüyordu ve bu bölgelerin birbirinden
ayrılmasının, nihayet İsviçre’ye geçilmesinin ilk basamağıydı.



5. Ünlü tapınak haçı, çoğu İsviçre kantonunun bayrağında bulunuyor ve tapınak
şövalyeleri için önemli olan diğer amblemlerde, anahtarlar ve lambalar gibi…

İSVİÇRE BAYRAĞI

Kaçak Tapınakçıların önemli bir bölümü de, 14. yüzyıl Avrupası’nda
Katolik Kilisesi’nin otoritesini tanımayan yegane Krallığa, yani İskoçya’ya
sığındılar. İskoçya’ya giden Tapınak şövalyeleri İngiltere-İskoçya savaşı
sırasında İskoç kralına savaşta yardım vaat ederek sığınma talep ederler ve
savaşı İskoçlar kazanır. Kral da onlara sığınma hakkı verir ve halkın içine
karışmaya çalışırlar. Bunun için de mason kılığına girer ve masonların arasına
karışarak hayatlarını devam ettirirler. Burada bahsedilen masonluk, duvar
ustası ya da inşaat ustası anlamındadır. Bir kısım Tapınak Şövalyesi ise
İspanya’ya geçerek, Calatrava,
Alcantara, Saint Jacques de I’Epee tarikatlarına katılır, diğer bir
kısmı da, Portekiz’e geçip Ordre
du Christ (Rabbimiz İsa Mesih’in Şövalyeleri) örgütüne dönüşür.
Başka bir grup Roma-Germen İmparatorluğuna geçip Töton şövalyelerine katılır.
Oldukça büyük bir grup Hospitalier’e katılır. İngiltere’deki Tapınakçılar bu
olay sırasında önce tutuklanarak sorguya çekilir. Ancak hemen serbest
bırakılır. Hatta bazı ülkelerde haklarında hiçbir işlem yapılmaz.




İskoçya başta olmak üzere Tapınakçılar, masonların, yani kelime anlamı duvar
ustası olan insanların arasına sızmış, onların dernek veya lokal tarzındaki
localarına girmiş ve yavaş yavaş bu insanlara kendi öğretilerini anlatmış,
sindirmiş ve kabul ettirmişlerdir. Elbette bu süreç bir anda olmadı, zaman
içinde etkileşimle oldu. Daha sonra mason locaları duvar ustası insanların
değil, tapınakçıların toplanma yuvası oldu. Masonlukta bu duruma;
“operatif masonluktan, spekülatif masonluğa geçiş” adı verilmektedir.
Yani artık duvar ustası işlevi yerine artık bir yanı gizemli ve mistik bir
örgüt, bir yanı ise sosyal ve siyasal amaçlar güden bir dernek…




Tapınakçılar’ın görünen amacı, kendilerini
yasaklayıp üstatlarını öldüren Papalığın ve bazı Avrupa krallıklarının yıkılmasıdır.
Ama Hristiyanlık öğretilerinden uzaklaşan Tapınakçıların gerçek amacı şeytanın
hakimiyetine verilmiş tek dünya devleti kurmaktı. Bu aslında şeytanla antlaşma
yapan her grubun amacı olmuştur ve daha çok Yahudilerle ilgili sayılması ve
Siyon dağı’nın kutsallığı sebebiyle Siyonizm olarak adlandırılmaktadır. Bu
amacın nesiller boyunca aktarıldığını ve Tapınakçılık’ın devamı olan İllüminati
ve masonluk gibi örgütlerce sürdürüldüğü söylenir. Masonluğun etkisiyle gelişen
ve Fransız tahtının yok olmasını sağlayan Fransız Devrimi de bunun bir sonucu
olarak yorumlanır…




Fransız Devrimi’ni ateşleyen ayaklanmanın planı, 1782 yılında Wilhelmsbad’da
toplanan Büyük Masonik Konvansiyon’da yapılmıştı. Konvansiyon’a katılanlar
arasında devrimin önemli liderlerinden Comte de Mirabeau da vardı. Mirabeau,
Fransa’ya döner dönmez Konvansiyon kararlarının detaylarını Fransız locaları
içinde organize etmişti.




Hatta, yaygın bir söylentiye göre, Fransız Devrimi sırasında Kral 14. Louis’nin
giyotinle kafasının kesildiği gün, bilinmeyen biri ortaya çıkar ve ‘Jacques de
Molay, öcün alındı!’ diye bağırır. Ancak şu gerçek bilinmelidir ki bu amaç
doğrultusunda Yahudiler, Hristiyanları kullanmaktadır. Şeytan ise hem
Yahudileri ve hem de Hristiyanları kullanmaktadır.



Mistik ve gizemci inançlar, özellikle Tapınakçıların yaşadıkları dönemde büyük
bir öneme sahiptir. Çok sayıda insan, büyük güçler veya maddi imkanlar elde
etmek için, büyülere, karanlık güçlere ihtiyaç olduğuna inanmaktadır. Bu
karanlık güçlerle bağlantı kurmak, onları kontrol altına almak, çeşitli
sayılarla büyülü şifreler hazırlamak, etkili zehirler, ölümsüzlük veren ya da
uzun bir hayat sağlayan ilaçlar üretmek, çeşitli madenleri altına çevirmek, o
günlerin en bilimsel çalışmalarıdır. Elbette bunlardan bazıları beyhude çabalar
olsa da bazıları gerçekleşmiş şeylerdir. Simya konusunda Nicholas Flamel gibi
birisi sinema sektöründe çeşitli filmlere bile konu olmuştur.



Papa’nın fermanıyla 1312 yılında dağıtılan Tapınakçılar ile birlikte masonların
da serbest dolaşım hakları kaldırılmıştır. Bu nedenle Fransa’da mason
localarında gizliden faaliyetlerini sürdüren Tapınakçılar, yani
Masonlar’ın Almanya’ya kaçmasıyla bu ülkedeki Gotik mimari üslubu da birdenbire
zirveye çıktığı söylenir.




Tapınakçıların, Haşhaşiler ya da İsmaililer adlı batıni anlayışa sahip Hasan
Sabbah’ın öğretilerini uygulayan bir grupla da alakası olan bir şubesi daha
vardır ki onun adı da Gül-Haç örgütüdür.