PROF. DR. TEMEL
YILMAZ : Salgın ne zaman bitecek ???


Komplo
teorilerini sevmem.


Kaynağını
kanıta dayalı (ama sponsoru bağımsız) araştırmalardan almayan hiçbir iddiaya
inanmam.


Ama bu corona
virüs salgını, yeni güncel adıyla SARS CoV-2 virüs salgını ile ilgili
gelişmeler son derece ilginç bir seyir gösteriyor.


Sadece kendi
halinde yaşamını sürdüren sakin insanları değil, toplumun farklı kesimlerini,
yöneticilerini, siyasetçilerini, bilim insanlarını bu kadar şaşkınlığa düşüren
bir pandemi olayı ile ilk kez karşı karşıyayız.


ÖNCE DÜNYA
LİDERLERİ VİRÜSLE ENFEKTE OLDU


SARS CoV-2
virüs salgını birçok ülkede, daha kendi ülkelerinde yayılmadan önce ülkenin
liderlerini vurdu.


COVID-19
salgını daha yeni yeni konuşulurken Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun evine
girdi. Eşi virüsle enfekte oldu.


Salgın Amerika
genelinde henüz patlamadan çok daha önce Beyaz Saray’a girdi.


Avrupalılar
virüs salgını ile ilgili ne olacak diye merak ederken Avrupa Parlamentosu
Başkanı David Sassoli, corona virüs nedeniyle karantinaya alındı.


En son da
dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerinden birine sahip, liderleri en iyi
korunan, üstelik de toplum sağlığı ve viroloji alanında en iyi bilim
insanlarının olduğu bir ülkede, İngiltere kraliyet ailesinin birinci varisi
Prens Charles, virüsle enfekte oldu. Bu yetmezmiş gibi başlangıçta uzun süre bu
salgını hiç de önemsemeyen İngiltere Başbakanı Boris Johnson da virüse
yakalandı.


Dünyada
pandemi ile ilgili bu tuhaf gidişat doğal olarak birçok soruyu gündeme getirdi.


Toplumlarda
bir panik ortamı ve korku imparatorluğu mu yaratılıyor?


PLANI ÖNCEDEN
KURGULANMIŞ BİR SENARYONUN İÇİNDE MİYİZ?


Çok ilginç bir
rapor var.


Almanya’da
Federal Meclis’e 2012 yılında Robert Koch Enstitüsü ve bilim kurullarının
birlikte hazırladığı “Risk Analizi ve Halkı Koruma” başlıklı bir rapor
sunuluyor. Rapor, 2013 yılında yayınlanmış ve meclisin sitesinde yer alıyor,
yani kamuya açık.


Rapor 2003
yılında ortaya çıkan SARS salgınından sonra hazırlanmış.


SARS virüsünün
mutasyona uğramış bir şeklinden ortaya çıktığı varsayılan Modi-SARS virüs adı
verilen ve Asya ülkelerindeki hayvan pazarlarından ortaya çıkıp tüm dünyaya
yayılan hayali bir virüs ile ilgili senaryo oluşturulmuş.


Senaryoda
hastalığın semptomlarından klinik tablosuna ve Almanya’ya nasıl yayılacağı
anlatılıyor. Hastalık önce ateş ve kuru öksürük semptomları ile başlıyor, nefes
darlığı ve pnömöni ile ölümcül hal alıyor.(Sayfa 58).


Raporda
kurgusal virüsün kuluçka döneminin üç ila beş gün arasında olacağı ancak iki
ila 14 günlük bir süreyi de bulabileceği yazılmış.


Bu rapora göre
çocuk ve gençlerde ölüm riskinin %1 kadar olacağı ama 65 yaş üstü kişilerde
%50’lere ulaşacağı ve salgında Almanya’da sağlık sisteminin çökebileceği, ciddi
ekonomik sorunlar yaşanabileceği öngörülüyor.


Sonuçta raporu
oluşturan kurul, Almanya dahil dünyadaki ülkelerin gelecekteki olası bir
salgına karşı hazırlıksız olduğunu belirterek, Almanya olarak bir an önce
önlemler alınması ve sağlık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini öneriyor.


Birçok uzman
bu raporun 2003 SARS salgınından esinlendiğini, günümüzdeki salgınla bu kadar
benzerliğin olmasının buradan kaynaklandığını söylesede gelecek yıllarda virüs
salgınlarının toplumların kitlesel olarak sağlığını tehdit edebilecek en büyük
risk olduğu unutulmamalı.


Nitekim, bu
rapordan 3 yıl sonra, 2015 yılında Bil Gates’in ünlü konuşmasında “önümüzdeki
on yıl içinde küresel felaketin en büyük riskinin artık bir nükleer savaş
olmayacağını, savaşların virüs ya da bakterilerle salgın hastalıklar şeklinde
geleceğini, yeni savaşlarda füzelerin yerini biyolojik ürünler alacağını”
söylediğinde bu öngörü aslında o zaman bilimkurgu gibi görünse de bugün çok da
gerçekten uzak değil gibi görünüyor.


Artık büyük
devletler de biliyor ki bloklar arası bir nükleer savaş başlarsa bu dünyanın ve
insanlığın sonu olur. Doğa ve yaşanabilir bir dünya kaynakları yok olur, tüm
insanlık zarar görür, nükleer silahlarla yapılan bir dünya savaşının kazananı
olmaz.


Oysa biyolojik
savaşta hedef kitle belirlenebilir, aşı ve ilaç gibi iki önemli silahla böyle
bir savaşı başlatanlar etkilenmez, kontrolü elinde tutar ve süreci istedikleri
gibi yönlendirebilirler, çevre ve doğa yok olmaz.


Artık nükleer
bir dünya savaşı ihtimali çok az ve giderek yeni dünya savaşlarının biyolojik
savaşlar olma olasılığı güç kazanıyor.


YENİ VİRÜS BİR
BİYOLOJİK ÜRÜN MÜ?


Yanıtı çok zor
bir soru.


SARS CoV-2
virüsünün kökeni ile ilgili kesin bilgi sahibi değiliz, insana vahşi doğa hayvanlarından
mı bulaştı yoksa bir laboratuvar ürünü mü konusu halen çok tartışmalı.


Ancak yapılan
çalışmalar, virüsün özellikleri, yayılma şekli, klinik özelliklerinin SARS
virüsünden mutasyona uğratılmış bir laboratuvar ürünü olduğu iddialarını
güçlendiriyor.


Harvard
Üniversitesi’nde görevli öğretim üyesi arkadaşımla geçenlerde yaptığımız bir
telefon konuşmasında, her ne kadar virüsün yarasalarda izole edildiğini söylese
de, virüsün hayvanda doğal mutasyonlarla mı oluştuğu yoksa laboratuvarda
mutasyona uğratıldıktan sonra konak canlı olarak -virüs kendi başına yaşamını
sürdüremez- yarasaya verildiği sorusunun cevabı henüz yok.


Virüsün SARS
virüsünün bir mutasyonu olduğu birçok hakemli ciddi bilimsel dergide
yayınlandı. Artık SARS CoV-2 virüsü olarak konuşuluyor.


Ancak SARS
CoV-2 virüsünün yayılma hızı ve yayılma şekli bilinen klasik modellemelerden
SARS virüsünden farklı.


SARS CoV-2
virüs bulaşıcı olma özelliği açısından SARS virüsüne göre daha güçlü, hem
havada küçük partiküller halinde kolayca yayılabiliyor hem de çeşitli
yüzeylerde daha uzun süre kalabiliyor.


Ama enfekte
kişilerde öldürücü gücü açısından SARS’a göre daha düşük. Dünyada enfekte
kişiler içinde ölüm oranı % 1.5-2.5 kadar. Almanların hazırladığı raporunun
yaklaşık beşte biri.


Çocuklar,
gençler ve sağlıklı (kronik hastalığı olmayan) insanlara genellikle zarar
vermiyor. Ölüm vakalarının % 90’ı yaşlı ve güçsüz kronik hastalığı olan
kişiler.


Gelecekte
dünyanın düzenini değiştirmeyecek, iş gücünü etkilemeyecek tam bir adrese
teslim virüs.


DÜNYADA
ÖZELLİKLE PANİK ORTAMI YARATILMAYA MI ÇALIŞILIYOR?


SARS CoV-2
virüsü, yayılma hızı ve toplumları etkileme şekliyle dünyada bugüne kadar
örneğini görmediğimiz bir panik ve paranoya ortamı oluşturdu.


Bu panik
ortamının oluşumunu sadece virüsün etkisine bağlamak doğru olmaz.


SARS virüsüne
göre SARS CoV-2 virüsün mortalite -öldürücü- etkisi daha zayıf olmasına rağmen
2003’te ülkelerin sınırlarını kapattığı, insanların evlerine karantinaya girdiği,
uçuşların, seyahatlerin yasaklandığı bir panik ortamı olmamıştı.


Bir gizli el
bu panik ortamını körüklüyor gibi.


Hatırlarsanız,
ocak ayı ortalarında salgının daha başlangıcında Wuhan’dan ilk servis edilen
haberler içinde sokakta yürüyen binlerce insanın arasında patır patır yerlere
düşen ve ölen insan videoları servis edilmişti. Kameralar günlerce yerlerde
insan ölülerini gösterdi. Oysa bugün hastalığın klinik sürecinde 2-4 haftalık
nispeten yavaş bir seyir olduğu ve insanlarda ani ölüm oluşturmadığını biliyoruz
(görüntüler gerçek değil).


Arkasından,
haber ajanslarından tüm dünyadan “celebrity” konumundaki insanların, futbol
yıldızlarının, film oyuncularının, arkasından en iyi korunan kraliyet
mensuplarının, ülke başkanlarının, başbakanların enfekte olduğu görüntüleri
gelmeye başladı.


Bunların
üzerine bir İtalya ve İspanya’dan salgın ve büyük sayılarda ölüm haberleri
eklenince insanların psikolojik direnç ve moral gücü duvarı yıkılmaya başladı.


Medyada biraz
da reyting amaçlı abartılı felaket haberleri, açık oturumlardaki kimi
katılımcıların sorumsuz konuşmaları bu panik ortamını alevlendirdi. Panik ve
paranoya insanların günlük yaşamına sıçramaya başladı.


Eve virüs
getirdi korkusuyla doktor sevgilisini öldüren erkek hemşire, alışveriş
sırasında bulunduğu reyona yaklaşanları çığlık çığlığa kovan kadın, evinin
uzağındaki başka bir evde bahçesinde tadilat yaptıran komşuyu CİMER’e şikayetle
tehdit eden site yöneticisi bu paranoyanın gündelik hayattaki örnekleri.


Asıl sorunlar
Avrupa’da üç haftalık sokağa çıkma süresin sonunda, virüs salgını bitmediği
için -bu kesin gibi- sürenin yeniden uzatılması gündeme geldiğinde başlayacak.


Tüm bunlar
eğer ortada bir biyolojik savaş varsa bu savaşı başlatanların tam da
isteyecekleri ortam.


MODERN TIP
BİYOLOJİK BİR SAVAŞ İÇİN HAZIRLIKLI MI?


Bugüne kadar
dünyada alınan önlemler aslında biraz koruyucu biraz da palyatif önlemler.
Alınan en radikal önlem toplumu üç hafta karantinaya almak oldu. Bu önlem
salgını ortadan kaldırmaz, ancak hızını yavaşlatır.


Virüs
salgınını önleyecek asıl güç modern tıp.


Başlangıçta
modern tıp dünyasının önünde çok bilinmeyenli bir problem vardı.


Salgına neden
olan virüsün yapısı bilinmiyordu, virüsü erken tanıyacak yöntemler yoktu,
hastalığın semptomları çok değişkendi ve çok hızlı yayılıyordu.


Tedavi ile
ilgili bilgiler virüsün daha önce yayıldığı ülkelerdeki doktorların tedavi
deneyimleri ve tecrübeleri ile sınırlıydı, yani deneme yanılma yöntemi ile
gidiyordu.


SARS CoV-2
virüsü ile ölüm sayıları hızla artarken henüz tedavisi konusunda üzerinde ortak
bir konsensus oluşmuş bir tedavi yöntemi yoktu, her ülkenin farklı
algoritmaları vardı ve algoritmalar her hafta değişiyordu.


Sürekli yeni
ilaçlar öneriliyordu. FDA dahil bütün dünya ülkelerinin sağlık bakanlıklarının
ilaç ruhsat bölümleri tetikte bekliyor, yeni öneriler gelsin hemen ruhsat
verelim diye. Gerçekten de öyle oluyordu, bugüne kadar hızlı tanı
metodolojileri, tedavi için ilaç molekülleri bu kadar görülmedik hızla onay
alıyordu.


Birkaç gün
önce kaybettiğimiz, tıp şehidi, genel dahiliyenin bu ülkedeki en iyi
klinisyenlerinden olan yakın dostum Prof. Cemil Taşçıoğlu, bu nedenle yoğun
bakıma alınırken öğrencilerine, “Yeni çıkan bütün ilaçları benim üzerimde
deneyebilirsiniz” demişti. Bu sözü söyleyeli iki hafta bile olmadı.


Virüs salgını
ile ilgili savaşa tıp dünyası hazırlıksız yakalandı.


COVİD-19 VİRÜS
AŞISI NE ZAMAN GELECEK?


Ama günümüzün
modern tıp dünyası, yüz yıl öncesinde İspanyol grip salgının çıktığı tıp
dünyasından artık çok farklı.


Üç ay geçmeden
virüsün genetik yapısı çözüldü, erken ve hızlı tanı yöntemleri bulundu ve
uygulanmaya başlandı.


Tedavi
algoritmaları yavaş yavaş şekillenmeye başladı, daha etkin ilaçlar uygulanmaya
başlandı, Wuhan’daki salgının ilk günlerine göre ölüm oranı ciddi şekilde
düştü, bugün virüsle enfekte olanlar, bugün yeni enfekte olanlar, ilk enfekte
olanlara göre çok daha şanslı.


Ama salgının
tam olarak bitmesi, insanların sokağa çıkıp gündelik yaşamlarına dönmesi için
tek yöntem virüse karşı kitlesel bağışıklığın kazanılması.


Bağışıklığın
oluşmasında iki yol var. Birinci yol tüm dünyanın virüsle enfekte olması,
hastalığı geçirmesi. İkinci yol, aşının bulunması.


Dünyada daha
önceki tüm salgınlar ancak aşının bulunmasıyla sonlanabildi. Başka bir yöntem
yok.


Siz bakmayın
“Virüsün aşısı olur mu hiç, paça çorbası için size bir şey olmaz”
diyen kardiologlara, “Bizim genetik yapımız farklı, size bir şey
olmaz” diyen deneysel tıp uzmanlarına, şu otu yiyin, şu bitkinin kökünü
kaynatıp için size bir şey olmaz diyen fitoterapistlere, alternatif tıpçılara.


On altıncı
yüzyılda tüm dünyada milyonlarca insanı öldüren, kızılderililerde soy kırımına
neden Ortopox virüs ailesinden Variola virüsü ya da bilinen adıyla çiçek virüsü
ancak aşı bulunmasıyla yeryüzünden silindi.


Salgının
sonlanmasında tek umut bir an önce aşının bulunmasında.


Gelelim en
önemli soruya: Aşı ne zaman gelecek?


Aşı
çalışmaları dünyada birçok merkezde çok yoğun bir şekilde sürüyor. En önemli
aşamalarından olan virüs izolasyonu yapıldı.


Aşı birkaç
haftada bulunamayacak ama bu araştırmalara destekler arttığı ve çalışmaların
önündeki bürokratik engeller azaltıldığı için iki üç yıl sürecek aşı
çalışmalarının bir yıldan daha kısa süreye inmesi hiç de sürpriz olmamalı.


Ancak, başka
çok önemli bir konu daha var. Bu yazıyı kaleme alma nedenim de budur.


Eğer bu virüs
bir laboratuvar yapımı bir ürünse aşının ortaya çıkma süresi beklenenden çok
daha kısa olabilir.


Hiçbir
biyolojik savaşta kullanmak üzere laboratuvarda dizayn edilen bir virüs ya da
bakteriyi, hiç kimse önlemini almadan, virüse karşı kendi bağışıklığını
kazanmadan yani elinde aşısı olmadan sahneye sürmez. Çünkü kontrosüz biyolojik
ajanlar herkes için tehlikedir.


Eğer SARS
CoV-2 virüsü bir laboratuvar yapımı ve biyolojik savaş ürünü ise, ki bu hiç de
zayıf bir olaslık değil, bu teknolojiye sahip olanlar bir biyolojik insan
yapımı ajanın günümüz modern tıp olanaklarıyla en geç bir yıl içinde
çözülebileceğini bilirler. Muhtemeldir ki aşıyı açıklayan önce kendileri olur.


Bu nedenle bir
yıldan çok daha yakın bir zamanda aşının bulunması sürpriz olmamalıdır.


Önümüzdeki iki
üç aylık süreç içinde çok ilginç olaylara şahit olacağız.