Prof. Dr. Sait Yılmaz : COVID-19 senaryosu nasıl hazırlandı ???


Koronavirüs, zamanı durdurdu; olup-bitenler, dünyada
çok önemli gelişmelerin olacağının da göstergesi. Arka planda istihbarat
savaşları var. Bu sefer, Ebola, MERS ve SARS’tan çok daha ciddi bir salgın
hastalıkla karşı karşıyayız. Koronavirüs büyük bir virüs ailesinin ismi; şu an
karşı karşıya kaldığımız son üyesi COVID-19, öngörülmesi zor bir şekilde hızla
yayılan bir virüs. Bu virüs neden ortaya çıktı, işin içinde kimler var? Burada
pek çok komplo teorisi ortaya çıkıyor. Bu teorilerde genellikle ABD’nin Çin’e
karşı bir ekonomik savaş için virüsü kullandığı hikâye ediliyor. Bazı kanıtlar
ise komplonun içinde Çin’in de olduğunu gösteriyor. Öte yandan devam eden
istihbarat savaşları var. Bu makalede, bu konuları ele alacağız.


Şimdi asıl hikâyeye geçmeden önce adres göstereceğimiz
küresel sermayenin biyolojik savaş alanındaki geçmişi ile ilgili bir özet
yapmak istiyoruz. Bahsettiğimiz, devletler değil, onları da yönlendiren ABD ve
Avrupa içine dağılmış, başını Rockefeller ve Rothschilds gibi ailelerin çektiği
zengin işadamlarının oluşturduğu milliyetsiz çıkar ağı. 19. yüzyıldan beri
küresel sermaye kastının hedefi, sürekli babadan oğula geçen bir oligark grubu
altında tek bir dünya hükümeti oluşturmaktı. Bu düzende orta sınıf olmayacak,
sadece yöneticiler ve hizmetçiler bulunacaktı. Böyle bir dünya için bir milyar
nüfus yeterli idi. Kurallara uyanlar yaşamakla mükâfatlandırılacak, uymayanlar
ise ya aç bırakılacak ya da yasadışı ilan edilerek, en sonunda yok edilmek için
hedef alınacaktı. Bu ağın önde gelen isimlerinden Bill Gates, 2010’da şöyle
demişti: “Dünyanın nüfusu bugün 6,8 milyardır ve 2030’da 9 milyar civarına
ulaşacaktır. Eğer yeni aşılar üretir, sağlık hizmetlerini yeniden kurgularsak
bu nüfusu % 10-15 azaltabiliriz.”


Küresel Sermaye ve Nüfus Azaltma Projesi…


Yeni Dünya Düzeni’nin ilk taslağı, Londra’daki
Tavistock İnsan İlişkileri Enstitüsü baş teorisyeni olan Edward Bernays
tarafından yapılmıştı. Yeni Dünya Düzeni planı içinde; küresel nüfusu azaltacak
bir mühendislik çalışması (virüsler/aşılar/genetik olarak oynanmış yiyecekler),
dünya nüfusunun 1 milyardan aşağıya çekilmesi ve dünya kaynaklarının küresel
oligarkların kullanımına bırakılması vardır. 20. yüzyılın başından beri
dünyanın her yerinden virüs ve bakteri toplanarak, askeri amaçlarla üzerinde
çalışılmaktadır.


Küresel sermaye kastı, bu iş için kendisine filantropi
(hayırseverlik) örtüsü edindi. 20. yüzyılın başlangıcında Rockefeller, Carnegie
ve Ford vakıfları filantropi yolu ile bu çalışmalara finanse yolu ile öncülük
ettiler. MacArthur Vakfı ile Bill ve Melinda Gates Vakfı, bu büyük vakıflar
arasına katıldılar. Hayırseverlik amacı ile kurulmuş vakıflar, vergiden muaftır
ve böylece zenginler vergi vermek yerine bir kısım parasını “Benim param!”
diyerek, istediği her (eğitim, din, bilim, kültür vb.) alanda kendine göre
projeler için kullanmaktadır. Bu yöntem, süper zengin biri için vakıf aracılığı
ile yeni emlak ve gelir elde etme yolu olarak da kullanılmaktadır. Örneğin Bill
Gates, gelirlerinin çoğunu Microsoft’tan değil, bu tür işlerden elde
etmektedir.


İnsanın hayatı üzerine biyolojik savaşın babaları 19.
yüzyılda doğmuştu. Amerika’ya göç eden İngilizler, çiçek hastalığı bulaştırılmış
battaniyeleri Kızılderili nüfusunu yok etmek için kullandılar. Biyolojik silah
çalışmaları bugün çok değişik örtüler altında yürütülüyor, ülkelerin gen
haritaları ortaya çıkarılıyor. Nüfus azaltma projesi, 1960 ve 1980’lerde Henry
Kissinger tarafından dile getirilmeye başlandı. Bugün kendisi Rockefeller ve
onların Bildelberg Cemiyeti’nin sözcülüğünü yapıyor.


Rockefeller Vakfı, Nüfus Konseyi, Dünya Bankası, BM
Kalkınma Programı (UNDP), Ford Vakfı ve diğerleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile
birlikte 20 yıl boyunca, tetanos ve diğer aşıları kullanarak üremeyi önleyici
aşı üzerinde çalıştılar. 1970’lerden sonra BM örgütleri ile birlikte insanlar
üzerinde denenen aşılar ile çeşitli deneyler yapıldı. 1978-1981 yılları
arasında ABD hükümeti tarafından homoseksüellere uygulanan Hepatit B aşısı
sonrası HIV mikrobu yayıldı. O zamandan beri Afrika’da nerede ne kadar maden
varsa o kadar HIV/AIDS ve iç savaş oldu. Bu hastalıklardan Batı’nın çokuluslu
madencilik, ilaç ve gıda şirketleri hep kârlı çıktı. İlaç şirketlerinin başında
Pfizer, Merck&Co, Novartis GlaxoSmithKline, Amgen, AstraZenecai Ely Lilly,
Abbott sayılabilir.


2000 yılından itibaren ise hedef biyolojik savaşı
kazanmaktır. Bugün ABD’de 300’den fazla bilimsel kuruluş içinde 12 bin kişi
biyolojik savaşta kullanılacak patojenler üzerinde çalışıyor. Bu kirli oyunun
içine, WHO gibi BM organları, çeşitli araştırma kurumları, biyo-savaş
laboratuvarları dahil edilmiş. Amaç sadece para kazamak değil, dünyanın ve
insanlığın geleceğine, kimlerin yaşayacağına ve yöneteceğine karar vermek.
Zaten birçok politikacı, işadamı, kurumlar ve medya bunların esiri. Çoğu
filantropi yolu ile sanki kendini insanlığa adamış maskesi içinde sahnede.


COVID-19’a giden yol…


Görünüşe göre salgın hastalıklar konusunda on yıldır
kimse Bill Gates ve onun “Bill ve Melinda Gates Vakfı” kadar aktif değildi.
Bill Gates, 18 Ekim 2015’te Vancouver’da yaptığı konuşmada, Batı Afrika’da
ortaya çıkan Ebola’nın 10 binden fazla kişinin canını aldığını, bir sonrakinin
daha kötü olacağını hatta 10 milyon kişiyi öldürebileceğini söylemişti. Moderna
ve Cure Vac gibi şirketler COVID-19 gibi salgın hastalıklara karşı ilaç ve aşı
geliştirmek için yıllardır Gates Vakfı’ndan fon alıyor. Gates ve Vakfı, uzun
zamandır salgın hastalıklara karşı hazırlık yapıyor. 2017’de yapılan Davos
Dünya Ekonomik Forumu esnasında Gates, epidemic hastalıklara karşı hazırlık
amacı ile bir inisiyatif (CEPI) başlattı. 2019 yılında ise Bill Gates’in salgın
hastalık senaryolarına odaklandığını görüyoruz. Önce Netflix için bir video
hazırladı ve hayali bir senaryo anlattı.


Şimdi COVID-19 öncesi neler olduğunu kronolojik bir
sıra ile özetleyelim:


İlk adresimiz ABD-Maryland’daki Fort Derick
biyo-silahlar laboratuvarı. Burası koronavirüs için 2015’te patent başvurusunda
bulunmuş ve 2018’de almış. Ancak aniden Ağustos 2019’da güvenli olmadığı için
kapatılmış çünkü pek çok patojenin kaybolduğu anlaşılmış.


İkinci adres; Johns Hopkins Üniversitesi. 18 Ekim
2019’de yani Çin’in Wuhan şehrinde koronavirüs çıkmadan iki ay önce, Johns
Hopkins Üniversitesi’nde “Event 201” koronavirüs bilgisayar simülasyonu
oynandı. Bu programın sponsoru Dünya Ekonomik Forumu ile “Bill ve Melinda Gates
Vakfı” idi. Senaryo, alınacak tedbirler üzerine ama virüsün adı; CAPS yani
Coronavirus Akciğer Sendromu. Senaryoya göre, Brezilya’da bir domuz
çiftliğinden yola çıkan koronavirüs önce havayolu ile Portekiz’e, sonra ABD ve
Çin’e ulaşıyor. Gene senaryoya göre 18 hafta içinde 65 milyon insan ölecek ama
belli bir hızda devam edecek, küresel nüfusun % 80-90’ı öldüğünde etkili bir ilaç
bulunacak. Peki bu tatbikata kimler katılmış;


– 2017’den beri Çin Hastalık Kontrol ve
Önleme Merkezi’nin başkanı olan Prof. George Fu Gao da var. Kendisi yarasadan
geçen virüs ekolojisi ve moleküler biyoloji konusunda uzman.


– CIA Direktör Yardımcısı Avril Haines ve
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) başkanı emekli amiral Stephen C.
Redd.


– Adı skandallara karışan
Johnson&Johnson’ın (J&J) Başkan Yardımcısı Adrian Thomas. J&J;
Ebola, HIV gibi bulaşıcı hastalıklara karşı aşı geliştiriyor.


– Başka bir isim Lufthansa’dan Martin
Knuchel. Lutfhansa, COVID-19 ortaya çıkar çıkmaz bütün uçuşları durdurdu.


– Bill Gates ve Dünya Ekonomik Forumu’na
katılan ekibi.


Baltimore’daki Johns Hopkins Medikal Merkezi’nde
yapılan bilgisayar simülasyonundan iki hafta sonra Wuhan’da ilk COVID-19
görüldü.


Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 12 Mart 2020 tarihinde
COVID-19’un pandemik (salgın) hastalık olduğunu ilan etti. Ancak salgın
hastalık halinde enfeksiyon sonucu ölümlerin % 12’den fazla olması beklenir. Bu
Avrupa’da % 0,4 civarında, İtalya ise istisna (% 6). Çin’de ise Mart başında %
3 civarında iken oldukça düştü. Akla şu soru geliyor; hastalığın pandemik
olmasına kim karar verdi? WHO, muhtemelen emirleri yukarıdan alıyor, sanmayın
Trump’tan, dünyayı nüfusu azaltarak kontrol etmek isteyen tek dünya düzeni
kastından. Bu karar, yıllardır hazırlanıyordu ve Ocak 2020’de Davos’taki Dünya
Ekonomik Forumu’nda (WEF) kapalı kapılar ardında şekillendi. Bu kapıların
arkasında Bill Gates, Aşı Geliştiren Eczacılar Birliği (GAVI), Rockefellers,
Rothschilds ve diğerleri vardı. Bill Gates zaten yıllardır on yılda on milyon
insanı öldürecek bir virüsün duyurusunu sözde insanlığı uyarmak adına yıllardır
yapıyordu. Karar, ID2020 gündemini uygulamaktı.


WHO’nun kararından sonra diğer adıma geçildi; polis
ve/veya asker gözetiminde aşı üretimi için baskı yapılması. Bunu reddedenler
cezalandırılacaktı. Bu zorlama aşı, büyük ilaç, oyunun aracı idi; bu kokteylin
içine ne konacağına onlar karar vermişti, belki yavaş ölüm ya da birkaç yıl
sürecek başka bir süreç. Bu aşı belki gelecek nesilleri de vuracak, beyinlere
zarar verecek, kadınların doğurganlığını önleyecek ama amaç nüfusu azaltmak.
Belki birkaç yılda daha bu virüsün nerden geldiğini bilemeyeceğiz ama bu virüsü
üretebilecek seviyede teknolojiye sahip biyo-savaş laboratuvarları sadece ABD,
İngiltere, İsrail, Kanada ve Avustralya’da var.


Totaliter bir dünya devleti peşinde olanlar ID2020
Gündemi kapsamında planlarını uyguluyorlar. Küresel finans hegemonyasının
zorlama aşı, nüfus azaltması ve herkesin topyekûn dijital kontrolü ile
uyguladığı ID2020, tek dünya devletine giden yolda önemli bir dönüm noktasıdır.
Kamu ve özel şirketlerinin ittifakı olarak bilinen ID2020 içinde BM ajanslar ve
çeşitli sivil toplum kuruluşları da var. Bu aslında genel aşı kullanımı için
bir dijital kimlik tanıma programı. Bu program sözde doğumundan itibaren hem
doğum hem de tüm aşıların kaydedildiği biyo-metrik ağ ile dijital kimlik oluşturuyor.
GAVI, kendi web sayfasında herkes için bağışıklık oluşturmak üzere kamu ve özel
sektör ortaklığı olduğunu söylüyor. WHO tarafından desteklenen GAVI, gerçekte
ilaç endüstrisinin devlerinin arkasında olduğu bir manivela.


İSTİHBARAT SAVAŞLARI…


Üçüncü adresimiz Kanada-Winnipeg’deki Mikrobiyoloji
Laboratuvarı. Bu laboratuvarda çalışan Çinli ajanların geçen yıl koronavirüs
örneğini gizli bir şekilde kaçırdığı basına yansıdı. Virüsün adresi yaygın
hastalığın faili Wuhan’daki BSL-4 laboratuvarıydı. Virüs önce 4 Mayıs 2013’te
ve hayvan türleri üzerinde etkisi üzerinde çalışmak için Hollanda’daki
laboratuvardan Kanada’ya getirilmiş. Winnipeg’deki laboratuvar, koronavirüsün
çeşitli tiplerini tanımlamış. İddiaya göre Mart 2019’da Kanada’dan Çin’e
biyo-terör vasıtası olabilecek virüsün gittiğinin anlaşılması bir skandal
doğurdu. Bunun üzerine başlarında bayan Xiangguo Qiu’nun olduğu Çin ekibi
laboratuvardan uzaklaştırılmış.


Dördüncü adresimiz olan Wuhan Enstitüsü, daha önce de
koronavirüs, SARS, HN51 grip virüsü, Rusların geliştirdiği antharax gibi
biyolojik taşıyıcılar üzerinde çalışmış. Çin’in böyle bir biyolojik saldırı
geçmişi yok. Genetik çalışmalar Çin’de çıkan COVID-19’un koronavirüsün C
Grubu’na ait olduğunu gösterdi. C Grubu ise aile olarak sadece ABD’de bulunuyor.


Çin’de yaklaşık 40 kadar merkez biyolojik savaş
üzerine çalışıyor ve Ebola ilacını (JK-05) üretmişler. Biyolojik ve kimyasal
silahlar sadece savunma amaçlı değil, bir savaşta saldırı amaçlı olarak
roketler, hava bombadırmanları, spreyler ve kısa menzilli füzeler ile de
yayılabilir.


Çinli ajanların koronavirüsü Kanada’dan kaçırıp
Wuhan’a getirdikleri ve buradan sızıntı olduğu ile ilgili haberlerin uydurma
olduğu ile ilgili iddialar da var. Bu iddialar ise şu gerekçelere dayanıyor;
COVID-19’un herkesin kabul ettiği gibi önceden tanımlanmamış yeni bir virüs
olması ve 2019 modelin CoV’un ile aynı olmadığı. Kanada Kamu Sağlığı Teşkilatı
da olayı yalanladı.


Ancak ABD’de meydana gelen son casusluk olayları
Çin’in uzun süredir bu işlerle alakalı olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim Ocak
ayında Harvard Üniversitesi Kimya ve Kimyasal Biyoloji Başkanı Charles Lieber,
Savunma Bakanlığı’na Çin hükümeti ile bağları ve yabancı bilim insanı ve
araştırmacılar ile ilgili yalan söylemekten tutuklandı. Lieber’in Wuhan’daki araştırma
laboratuvarı ile bol paralı bir sözleşme yaptığı ortaya çıktı. Lieber,
2012-2017 yılları arasında Çinlilerden ayda 50 bin dolar ayrıca yaşam ve şahsi
giderleri için de yıllık 150 bin dolar almış. Belgelere göre Wuhan’daki
laboratuvarın kurulmasına katkılarından dolayı 1,5 milyon dolar ödül verilmiş.


İşin ilginç yanı Lieber, ABD Savunma Bakanlığı’nın
altı araştırma hibe yardımını teftiş eden kişi. Yaklaşık 10 milyon dolarlık bir
hibeden sorumluydu. Yani diğer bir deyişle devam eden pek çok ABD projesinde
sızıntı olduğu ortaya çıktı. Bütün bunlar ABD’nin teknolojik avantajının Çin
karşısında nasıl eridiğinin de bir açıklaması olabilir.


Lieber olayı yakın zamanda Çin’in ABD içindeki üç
casusluk olayından sadece biri. Boston Üniversitesi’nden 29 yaşındaki Yanqing
Ye sahte doküman ve vize sahtekârlığı ile suçlanıyor. Çin’e kaçan Ye’nin
aslında Çin ordusunda üsteğmen olduğu anlaşılmış. 30 yaşındaki Zaosong Zheng
ise geçen ay ABD laboratuvarından çalınan biyolojik maddeleri kaçırmak
suçlaması ile Boston Havaalanı’nda tutuklandı. Zheng, Harvard bursu ile kanser
araştırmaları yapıyordu.


Wuhan’daki Çin’de biyo-güvenlik laboratuvarını (BSL-4)
ABD’den Pitbright Enstitüsü destekliyor. Bu enstitüye yardım yapan adresler ise
Gates Vakfı, WHO ve Avrupa Komisyonu. BSL-4 en yüksek biyo-tehlike seviyesinde
yani en tehlikeli patojenler ile çalışma standardına sahip. Ve koronavirüsün
çıktığı yere uzaklığı yaklaşık sadece 32 km.


CIA kaynaklarında ise şöyle bir bilgi var; “Wuhan
biyo-laboratuvarında çalışan biri fazladan para kazanmak için deney için
kullanılan ölü bir hayvanı mahalli pazarda satmış.”


Buraya kadarki teorilerin temel dayanağı koroavirüsün
laboratuvarda biyo-terör silahı olarak üretildiği varsayımıdır. Ancak bazı
bilim insanları da COVID-19’un laboratuvarda üretilmediğini ve biyolojik silah
olmadığını savunuyor. Bunlar içinde Ontario Doktorlar Koalisyonu kurucusu Dr.
David Jacobs ve Rutgers Üniversitesi’nden kimyasal biyoloji uzmanı Prof.
Richard Elbright var.


İstihbarat savaşları devam ediyor. Suudi SARS koronavirüsü
örneğini alan ve Winnipeg Kanada Laboratuvarı’nda koronavirüs (HIV) üzerine
çalışmış olan bilim insanı Frank Plummer, Afrika’da nasıl olduğu bilinmeyen bir
şekilde ölü bulundu. BBC, bu ölümü kalp krizini bağlasa da diğer kaynaklar
ölümün ani ve gizemli olduğunu söylüyor.


SONUÇ..


ABD Başkanı Trump, en başından beri virüs ile ilgili
“Çin virüsü” gibi tanımlamalarla virüsün Çin yapımı olduğu gibi ve ABD’ye
tehdit olduğu gibi bir tehdit imada bulundu. Biyo savaşta kullanılabilecek 5
tip virüsün hepsi ABD kökenli. Japon ve Tayvanlı epidemoloji ve farmakoloji
uzmanları yeni koronavirüsün de orijin olarak ABD’de üretildiğini iddia ediyor.


SARS, MERS ve ZİKA gibi virüs örneklerinde Batı
medyasının hikâyesi hep farklı oldu. Örneğin MERS, Haziran 2012’de Suudi
Arabistanlı bir hastada ortaya çıkmış, Nisan 2013’te Ürdün’e taşınmıştı.
COVID-19’un ne bir deniz ürünleri pazarında ne de Wuhan’da türediği doğrudur.
Muhtemelen başka bir ülkede üretildi ve Çin’e getirildi. ABD tarafından
üretilmesi muhtemel çünkü sadece ABD, bu virüsün gövdesinin dallarına sahip. Bu
virüsün orijinali ABD Maryland’daki Fort Detrick askeri biyo-savaş
laboratuvarında idi.


Dünyada her gün 26 bin kişinin açlıktan, 3 bin çocuğun
ise malaryadan öldüğünü biliyor muyuz? Ya sağlık sigortası olmadığı için her
yıl ölüme terk edilen on binlerce insan?.. Amerika’nın yaptırımları yüzünden on
yıllardır her gün yüzlerce İranlı ve Venezuelalının öldüğünün farkında mıyız?
Şurası bir gerçek ki; COVID-19 ile içinde bulunduğumuz durum bir “savaş
hali”dir. Bu savaş, tüm insanlığın savaşıdır çünkü renk, din ve milliyet
ayırmaksızın hepimize yönelmiştir. Zaman tek tek tüm insanların ve devletlerin
dayanışma zamanıdır.