Mustafa Acar
: Korona Kimin Başının Altından Çıkma ???
 

07 Nisan 2020


COVID-19 kod adlı bir belanın pençesindeyiz. Yaklaşık
son dört aydır dünya “yeni koronavirüs” adıyla anılan bir virüsle mücadele
ediyor. Kasım ayı sonlarında Çin’in Wuhan bölgesinde patlak veren pandemi hızla
yayıldı, kısa sürede küresel bir sorun halini aldı. Çin’den İran’a, oradan
İtalya’ya, oradan İngiltere ve Amerikaya, derken bütün dünyaya yayıldı. Bu
satırların yazıldığı sırada virüs dünyada 200’ü aşkın ülke ve bölgeye yayılmış,
1,3 milyondan fazla insana bulaşmıştı. Şu ana kadar virüsle mücadelede
başarısız olan, büyük çoğunluğu 65 yaş üstü, dünya çapında 70 bin dolayında
insan hayatını kaybetmiş durumda, ölü sayısı her geçen gün artıyor. Halen
yayılmaya devam eden virüsün henüz bir aşısı bulunabilmiş değil. Bazı
tahminler, “ölü sayısını 100-200 bin arasında tutabilirsek iyi bir iş yapmış”
olacağımızdan bahsediyor.


Koronavirüs belası pek çok bakımdan öğretici derslerle
dolu bir bela…


En başta, ülkelerin bu belayı ciddiye alma ve onunla
mücadele etme yöntemleri bir hayli çeşitlilik gösteriyor. Bazı ülkeler çok sert
önlemler, giriş-çıkış yasakları, insanları evlerine hapsetmeler de dâhil hayli
can sıkıcı önlemlere başvurdular. Bunların başında, hastalığın ilk kez
görüldüğü, 1,5 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi, bugün Amerikan
ekonomisiyle boy ölçüşen Çin geliyor. Çin daha işin başında virüsün görüldüğü
bölgelerde karantina uygulamayı, yer yer insanları zorla evlerine hapsetmeyi,
bu doğrultuda çok sert önlemler almayı tercih etti. Bir kısmı, İtalya ve
İngiltere gibi, başlarda gevşek davranıp, hastalığın hızla yayıldığını ve
ölümlerin arttığını gördükten sonra işi ciddiye almaya başladı. Önceleri “sürü
bağışıklığı” yöntemiyle, yani hiçbir özel önlem almadan, hastalığı kapıp
iyileşen insanların bağışıklığının topluma da zamanla yayılmasıyla bu işin
üstesinden geleceğini düşünen İngiltere sonradan yön değiştirip, daha ciddi
önlemler almaya başladı.


İkincisi, virüsün kim tarafından ne amaçla
üretildiğiyle ilgili ortaya atılan görüşler, teoriler, kehanetler geniş bir
yelpazeye sahip. Birbirinden nardane, envai çeşit komplo teorileri havalarda
uçuşuyor. Bunlardan bazıları, virüsün Amerikalılar tarafından, ekonomik açıdan
en büyük rakipleri Çin’i çökertmek için üretilip Çin’in başına bela edildiğini
ileri sürüyor. Bazı komplo teorileri bu salgının “bilimsel, sosyal, iklimsel ve
dijital, planlı bir deney” olduğunu ileri sürüyor. Güya 2015 Paris İklim
Zirvesinde alınan karar gereğince dünyanın soğutulması gerekiyor, Dünya Sağlık
Örgütü (DSÖ/WHO) kontrolünde, bu örgütün verdiği talimat doğrultusunda
yürürlüğe sokulan bir deney. Bazıları hızını alamayıp daha da ayrıntıya giriyor
ve bilmem hangi tarihlerde bilmem hangi şirketlerin bilmem hangi üst düzey
yöneticilerinin kasıtlı olarak görevlerinden istifa ettirilerek, virüsle ilgili
bir aşı üretme kampına sokulduklarından bahsediyor. Bazıları daha ideolojik bir
telden çalarak, kapitalizmin yeni bir emperyalist saldırıyla arzı endam
ettiğini, bizi kendisine köle yapmak istediğini, bunun için herkesin bileğine
mikroçipler yerleştirip uzaktan kumandalı robotlar haline getirmek ve istediği
gibi manipüle etmek için bu tezgahı devreye soktuğunu söylüyor. Bazıları
1917-1990 arasında Sovyet Bolşevik Devrimiyle başlayıp Berlin Duvarı’nın
yıkılmasıyla sona eren SSCB deneyimiyle, diğer yandan Mao liderliğinde
1949-1976 döneminde Çin’de açlıktan ölen milyonlar üzerinden insanlık bu acı
ilacı içmemiş, 1989’da “sosyalizmin cenneti”nden “kapitalizmin cehennemi”ne
kaçmak isteyen insanlar tarafından Berlin Duvarı yıkılmamış gibi, ortada bunca
acı tecrübe yokmuş gibi, koronavirüsten sonra sosyalizmin acı ilacını herkesin
içeceğinden söz edebiliyor. Bu kadar akla ziyan, uçuk, mesnetsiz, her biri ispata
muhtaç abuk-sabuk komplo teorisi arasında insanın akıl sağlığını koruması kolay
değil…


Bazı dini-bütün Müslüman kardeşler Korona’ya teşekkür
ediyorlar. Bize peygamberimizin (as) unutulan veya ihmal edilen sünnetlerini
hatırlattığı için, temizliğin, hijyenin önemini hatırlattığı için, hastaların
sağlıklı insanlardan tecrit edilmesi gerektiğini hatırlattığı için, içkili
mekanları, kumarhaneleri, uyuşturucu satılıp fuhuş yapılan mekanlarını
kapattırdığı ve bunun gibi gece hayatı ve eğlence mekanlarından bizi uzak
tuttuğu için, aile bireylerini birbiriyle aynı ortamda buluşturduğu için,
Korona’ya teşekkür ediyorlar. Bir Arap-Müslüman hatibin “Şükran Corooona..”
diye başlayıp, bütün bunları teker teker sayan hararetli bir konuşması sosyal
medyadan kolayca erişilebilir durumda.


Korona’nın mizah kültürümüze de bir hayli malzeme
kazandırdığı kesin. Korona’nın kadınların erkeklere karşı bir komplosu olduğunu
dile getiren karikatürler var: öyle ya, erkekler eve kapandı, içki yok, kumar
yok, gece hayatı yok, daha çok erkeklerin müptelası olduğu ne kadar eğlence
varsa hepsi yasak! Yine bir başka karikatürde çocuk annesine soruyor: Anne, bu
adam kim? Annesi cevap veriyor: Bu adam var ya, normal zamanlarda kahveden eve
gelmeyen baban! Korona sayesinde erkekler eve döndüler, çocuklar babalarına
kavuştular, babasıyla evde yeterince tanışmayanlar bu sayede tanıştılar..


En çok merak edilen şeyler arasında bu virüsün ne
zaman ortadan kalkacağı veya bir tehlike olmaktan çıkacağı. Bu sorunun cevabını
tam olarak kimse bilmiyor. 26-27 derecenin üstündeki sıcaklıklarda yaşayamadığı
için havaların ısınacağı yaz aylarında bu belanın ortadan kalkmasını bekliyor
ve temenni ediyoruz.


İkinci bir merak edilen husus, bu belanın dünya
ekonomisini ne kadar etkileyeceği. Bu sorunun da kesin bir cevabı yok, çeşitli
varsayımlara göre yapılan tahminler var. Eve kapanmalar daha ne kadar sürecek,
bir aşı veya ilaç bulunabilecek mi? Virüs mutasyon geçirerek başka bir kılıkla
tekrar arzı endam edecek mi? Siyasi otoriteler kamuoyunu paniğe sevk etmeden
başarılı bir kriz yönetimi yapabilecekler mi? Krizin dünya ekonomisini ne kadar
etkileyeceği bu ve benzeri çok sayıda faktöre bağlı. Ama bildiğimiz bir gerçek
var: milyonlarca insan halihazırda bu yüzden işini kaybetti, zorunlu izne
ayrıldı; işyerleri kapandı, gelir kaynakları kurudu; her sektörde müthiş bir
talep daralması yaşıyoruz; bütün uluslararası organizasyonlar iptal. Sonuç
olarak 2020 tarihe bir “kayıp yıl” olarak geçecek, talep daralmasına bağlı
olarak gerek tek tek ülkelerin, gerekse bir bütün olarak dünya ekonomisinde çok
ciddi bir daralma meydana gelecek.


Toparlamak gerekirse..


Daha önce de benzer pandemiler, (veba,
kuş gribi, domuz gribi vb.) salgın hastalıklar yaşamış ihtiyar dünyamız, yeni
bir salgın hastalıkla karşı karşıya. Krizin hem olumsuz, hem olumlu anlamda
getirdikleri, verdiği dersler var. Komplo teorileri bizim en büyük toplumsal
hastalıklarımızdan biri. İdeolojik saplantılarımız veya siyasi kaygılarımız
üzerinden karanlık senaryolar yazıp kendi sinirlerimizi de, toplumun sinirlerini
de yıpratmaya gerek yok; kesin belgelere ve kanıtlara dayanmayan hiçbir
karanlık senaryo inandırıcı değil.


Olumsuz tarafından bakınca görülenler:
İşini ve gelirini kaybeden insanlar, kapanan işyerleri, hastalığa yakalanan,
yaşama sevincini kaybeden hastalar, hayatını kaybeden masum insanlar, onların
geride kalanlarının üzüntüleri. Dünya ölçeğinde daralan talep, iptal edilen
bilimsel, kültürel ve sportif organizasyonlar. Ne zaman bu beladan
kurtulacağımıza dair devam eden belirsizlik.


Olumlu tarafından bakalım: Kötü
alışkanlıklarımızın çoğundan vazgeçtik, zararlı maddeler ve hayırsız mekanlarla
aramıza mesafe koyduk. Savaşlar ve çatışmalar bıçakla kesmiş gibi durdu. Bütün
dünyayı evlerimizden başlamak üzere dezenfekte ettik, temizliğin ve hijyene
dikkat etmenin önemini hatırladık. Evimize döndük, aile bireylerimizle daha çok
vakit geçirir olduk. İş hayatının koşuşturmacasından kılamadığımız namazları
daha düzenli kılmaya, ibadetlerimizi daha düzenli yapmaya başladık. Normal
zamanlarda Allah’ın üzerimizde meğer ne kadar çok nimeti olduğunu hatırladık,
isterse bunları çok kolay geri alabileceğini kavradık. Normal zamanlarda
kuruntusundan geçilmeyen, kibrinden yanına yaklaşılmayan, etrafına tehditler
yağdıran ülkeler, liderler ve ceberrut devletlülerin de aslında ne kadar aciz
varlıklar olduğunu gördük. Okulda verdiğimiz eğitimin aynısını internet
üzerinden sanal alemde vermenin yollarını keşfettik, altyapımızı
sağlamlaştırdık. Yardım kampanyaları başlattık, durumu bizden daha kötü olan
tanıdığımız veya tanımadığımız insanların yardımına daha çok koşar olduk…


Bu vesileyle, hayatımızın yeniden
muhasebesini yapalım: Niçin bu kadar koşuşturmaca, nereye gidiyoruz, ne
yapmaya, neye ulaşmaya çalışıyoruz? Bütün bunlara değer mi? Daha yavaş, daha
sakin, daha ağırbaşlı, daha düşünerek hareket eden bir hayat, daha barış ve
sükunet dolu bir dünya daha iyi değil mi? Yarın hayat normale dönünce hiçbir
şey olmamış gibi yola kaldığımız yerden devam etmek yerine, bu beladan ders
çıkarmış olarak devam etsek olmaz mı? Temizliğe daha çok dikkat eden, aile
bireylerine daha çok zaman ayıran, kötü alışkanlıklar ve zararlı mekanlardan
uzak duran, dünyadaki misafirliğimizin her an bitivereceği bilinciyle yaşayan
insanlar olarak yolumuza devam etsek daha iyi olmaz mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet