SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

KOMPLO TEORİLERİ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE) & WIKILEAKS

KOMPLO TEORİLERİ /// Emel Abdulaziz Hezzani : Koronavirüsü üzerine komplo teorileri

KOMPLO TEORİLERİ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE) & WIKILEAKS
Bu haber 04 Mart 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

Emel Abdulaziz Hezzani : Koronavirüsü üzerine komplo teorileri


3
Mart 2020


ABD-İngiliz ortak yapımı “Kingsman: The
Secret Service” adlı filminin konusu cep telefonlara yerleştirilen çiplerdir.
Bu çipler, cep telefonunun sahibinin ön beyin lobundaki şiddet noktasını
harekete geçiren bir ses dalgası yayar ve böylece kendisini bir katile
dönüştürür.


Film, insanların birbirleri ile
çatışmalarını ve öldürmelerini sağlayarak dünyanın nüfusunu azaltmayı ve geride
şirketin seçtiği seçkin sınıfın kalmasını amaçlayan bir gizli servis
hakkındadır. Bunun gibi sansasyonel birçok film, bir insanın genetik kodları
ile oynanması sonucunda ortaya bir yaratık ya da canavarın çıkışıyla başlar ve
filmin kahramanının dünyayı kurtarması ile biter. Sayamayacağımız kadar çok
sayıda film virüslerle veya bakterilerle insanları yok etmek teorisini ele
almıştır.


Araştırma merkezlerini sanki bir kötülük
aracı, bu merkezlerde çalışan araştırmacıları da insanların hayatlarına
kasteden katiller veya suçlular gibi göstermiştir.


Bahsi geçen filmler, bireysel ya da
kolektif bilinci bozmaya, yaşanmış bir hususu analiz ederken akılların
karışmasına katkıda bulunmuştur.


Nitekim Çin’de koronavirisünün (Covid-19)
ortaya çıkmasıyla arkasında ABD, İsrail veya İngiltere’nin olduğu gibi iddialar
ortaya atılmaya başladı.


Bu iddialara göre eğer ABD ise amacı, ABD
pazarını tehdit eden Çin ticaretini hedef almaktır.


Eğer İsrail ise hedefi, Arap dünyasında ve
tüm gezegende hastalığı yayarak sonunda Yahudilerin dünyayı tamamen kontrol
etmelerini sağlayacak bir hayat iksirine ulaşmaktır. Bölgede kötü bir geçmişe
sahip İngiltere’ye gelince, güneşin batmadığı imparatorluğunun geri dönmesini
hedeflemektedir.


Virüsün bir komplo olduğu ve aşının
dünyadaki bir laboratuvarda bulunduğu iddiası da tam anlamıyla saçmalık.


Ne yazık ki, yaşanan olaylar ve gerçekler
bölgede eğitim ve kültür altyapısının zayıflığını onaylamaktadır. Bilimsel
kültürün neredeyse hiç olmadığını doğrulamaktadır.


Bilimsel kültür, matematik, astronomi ya
da tıp alanında bilgi sahibi olmak değil kanıt ve delillere dayalı, kurgu ve
anlatılardan tamamen uzak düşünce ve analiz yöntemi demektir.


Virüs ve bakterilerin kendilerini daha
zararlı hale getiren ve yaygınlaştıran mutasyonlara uğramalarının suçlusu
araştırma merkezleri midir?


Gerçek şu ki, araştırmalar araştırma
merkezlerinin aşamayacağı katı etik kurallara dayanır. Hastalık taşıyan
mikroorganizmalara gelince, biyolojik silah olarak kullanıldıkları düşüncesi
gerçekten uzaktır. Çünkü bu organizmalar etkili olduklarında kendilerini
kontrol etmek zordur. Ayrıca bilimsel ilerleme, virüs ya da bakterilerin birçok
çevresel faktör nedeniyle kendi kendini dönüşebileceğini kanıtlamaktadır. Bu da
kendisini güvensiz bir silah yapmaktadır.


İnsanlık tarihi, veba, sıtma ve grip
(influenza) gibi salgınlara tanık olunduğu devirlerle doludur. Bahsi geçen
hastalıklar, Amerika kıtasının keşfinden ve İsrail’in var olmasından önce
milyonlarca insanın canını almıştı.


İlginçtir ki, bu dönemlerde insanlar,
salgınlara şeytanın, cinlerin ya da kötü ruhların neden olduğunu ya da Allah’ın
insanlara bir cezası olduğunu düşünürlerdi. O dönemlerde insanlar mikroskop
nedir bilmezlerdi.


Dolayısıyla hastalığa neden olan
mikrorganizmları görmedikleri ve bilmedikleri için sonuçlara göre yargılara
varıyorlardı. Oysa bugün, genetik kodlarını çözerek canlılar hakkında en küçük
sırlara bile ulaştığımız farklı bir çağda yaşıyoruz. Bu bilimsel ilerleme,
olaylarları değerlendirmemize olumlu bir şekilde yansıması gerekiyor.


Bilimsel olarak virüs ve bakterilerin
dönüşümü/evrimleşmesi, değişen şartlara ve geliştirilen aşılara ve ilaçlara
adapte olmaları ve güçleniyor olmaları kanıtlanmış bir konudur.


Bu dönüşümlere mutasyon denir ve
mikroorganizmaların genetik kodlarını değiştirerek asıl aileden farklı
özelliklere sahip yeni bir ailenin oluşmasına yol açar. Grip aşıları da bu
şekildedir. Mutasyona uğramış bir grup virüse karşı savaşan bir grup aşıdan
oluşur. Ayrıca, bir virüs ailesine karşı üretilen antibiyotiğe karşı hayatta
kalmak için virüslerin dönüşerek farklı yeni aileler oluşturduğu da
araştırmacılar ve doktorlar tarafından bilinmektedir. Peki, bu değişim ve
mutasyonu kontrol etmek mümkün mü? Pratik olarak hayır.


Çünkü onlar da bizim gibi var olmak için
mücadele etmektedir. Bu nedenle onlarla mücadele için ilaç üretiminde ne kadar
ilerlersek onlar da bu ilaçlara karşı hayatta kalmak için kendilerini
dönüştürmek konusunda o kadar ilerlemektedir.


Bu gibi duurmlarda doğru davranış,
uzmanların hastalıktan korunmaya ilişkin tavsiyelerini dinlemek, kişilerin ve
hükümetlerin öncül koruma önlemlerini almasıdır. Bu gibi mutasyonlar çok az
oranlarda doğada da gerçekleşebilir. Ancak küçük olsalar da uygun koşullar ile
karşılaştıklarında yayılıp bir salgına dönüşebilirler.


ABD’nin bir araştırma merkezinden
insanların yaşamlarını kontrol ettiği fantezisi, psikolojik bir hastalık ve
tedavi edilmesi gereken bir komplekstir.


Hastalıklardan ve ölmekten, acı duymaktan
korkmamız doğaldır. Ancak insanın kendisini ancak sinema filmleri hatta çizgi
filmler ile kanıtlayabileceği şehir efsanelerinin kurbanı haline getirmesi
doğal değildir.


Ünlü televizyon dizisi Simpsonlar’ın
başkanlığa aday olmasından yıllar önce Donald Trump’tan başkan olarak
bahsetmesinden, komplocuların nasıl Trump’ın kendisini Beyaz Saray’ın efendisi
yapmaya karar veren bir siyasi kurumun ürünü olduğu sonucunu çıkardıklarını
hepimiz hatırlıyoruz!


Oysa Trump gerçekte ABD toplumunda ünlü ve
tartışma yaratan bir kişiliktir. Dolayısıyla dizinin olayları bağlamında
Trump’a yer vermesi, Barack Obama sahneye çıkmadan yıllar önce birçok filmde
siyahi bir ABD başkanına yer verilmesi gibi doğaldır ve kasıtlı değildir.


Nitekim birçok film, mali piyasaların
çöküceği kehanetinde bulunmuş yahut başka gezegenlerde hayat olduğunun altını
çizmiştir. Simpsonlar dizisi ayrıca doğudan gelen bir virüsün ABD’ye ulaşacağı
tahmininde de bulunmuştu. Ama bu virüsün adı korona değildi ve söylendiği gibi
kaynağı Çin değil Japonya’ydı.


Körfez ülkeleri vatandaşları, The
Incredible Tide romanından uyarlanmış 1978 Japon yapımı “Adnan ve Lana” (Mirai
Shounen Conan-Future Boy Conan) adlı animeyi hatırlıyordur.


Bu animenin konusu, üçüncü dünya
savaşından 20 yıl sonra dünyanın hali ve yeryüzünü yok edecek bir enerjiyi ele
geçirmeye çalışan taraflar arasındaki mücadeleydi.


Hadiseleri yorumlamada gerçek ile kurgu ve
hayali birbirine karıştırmak; insan aklının işleyişinde hala bir zayıflık
olduğunun, bilimsel ilerleyişe, icatlara ve Mars’a ulaşmamıza rağmen batıl
inançların hala kanıtların önüne geçtiğinin ispatıdır.


Daha da talihsiz ve acı olanı, bu gibi
yorumların yüksel eğitim almış, bilimsel diplomalara sahip kişiler tarafından
da yapılmasıdır.


Sanki eğitim etkisiz ve sadece geçmek için
kullandıkları bir geçiş (transit) istasyonuymuş gibi!


Emel
Abdulaziz Hezzani


Suudi yazar

Şarkulavsat

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER