SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

KOMPLO TEORİLERİ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE) & WIKILEAKS

KOMPLO TEORİLERİ /// CAN KEMAL ÖZER : Erkekliği yok eden korona, çipli ilaç ve aşılar !!!

KOMPLO TEORİLERİ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE) & WIKILEAKS
Bu haber 24 Mart 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


CAN KEMAL ÖZER :
Erkekliği yok eden korona, çipli ilaç ve aşılar !!!


23 Mart 2020


Davos’un
Türkçe propagandisti Cüneyt Zapsu’nun Bloomberg’e verdiği mülakatın sosyal
medyadaki dolaşımını siz de görmüşsünüzdür. “Filmlerde gördüğünüz şeylerin
hepsi gerçek olacak” diyen Zapsu’nun büyük bir heyecanla Türklere anlattığı
yahut pazarladığı şey, işte gerçek oldu.


Aslına
bakarsanız Zapsu’nun söylediklerini sadece filmleri değil genetik mühendislik
yahut biyo-teknoloji ile ilgili gelişmeleri takip edenler biliyordu. 2010’da
Tapınakçılar’ın kurduğu şeytanilerin merkez üssü İsviçre’de büyük baronların
kontrolündeki Novartis, ‘Sensor Based Drugs’ adını verdiği sensörlü/çipli ilaç
ve aşılar geliştirdiğini duyurmuştu. Bir yıl kadar sonra ise tıp çevrelerinin
Vatikan’ı FDA, ‘Sensor Based Drugs’ adıyla Novartis ilaçlarını ruhsatlandırdı.


Yutturulan bu
sözde ilaçlar, mide asidi ile aktive oluyor ve ardından kablosuz haberleşme
başlıyor. ‘Strategic Program Director, Data42’ adı verilen Microsoft’un da işin
içine dâhil olduğu yeni proje/ler çok büyük medikal buluş veya devrim olarak
takdim ediliyor. Erken teşhiste kolaylık gibi pazarlanan iş, uzun zamandır
Pentagon’un da gündeminde. ABD, askerlerini bir robot gibi uzaktan kontrol edip
yönlendirmeye çalışıyor. Aynı meseleyle Çin’in de ilgilendiği bir sır değil.


Vücuda
yerleştirilen bu çipler, herkesin kimliği yerine geçecek, herkes böylece
kontrol altında tutulacak, çip takılmayı reddedenlere sağlık sigortası
yapılmayacak, bankada hesap açılmayacak. Yani bütün dert insanın robotlaştırma
usulleriyle kontrolü. Ya gönüllü teslim olacağız, ya genetiği değiştirilmiş
virüsler aracılığıyla teslim alacaklar yahut da direnip özgür kalacağız.


‘Taş devrinden
sonra nasıl bizim cinsimiz yaşayabildi?’ diyerek evrime inancını izhar eden
Zapsu, “Çok değil 15-20 sene sonra insanların bambaşka bir cins haline gelme
durumu var. Bu, şu anda yaşadığımız son normal insan jenerasyonu…” diyor ve son
yılların şişirilen Yahudi’si Yuval Noah Harari’den örnekler veriyordu. Belli ki
vicdansız teröristlerin fikirlerini yayacaklardan biri de Harari’nin kitapları
olacaktı ve öyle olmaya devam ediyor.


Davos’ta
yaygınlaştırılması kararlaştırılan ID2020 adlı proje ise, insanı insanlıktan
çıkarıp ID’si üzerinden güdecekleri robot insan olmanın başlangıcı olan dijital
kimlikmiş.


Silikon ve
metal karışımından oluşan, kablosuz haberleşme sağlayan yani RF / Wi-Fi
özelliğine sahip ilaç ve aşılar ise geleceğin hırsızı bir teknoloji. Kılıçtan
keskin bu sözde ilaç, daha gerçekçi ifadeyle biyo-nanogenetik silah, bir saç
kılından 10 kat daha ince. Yani bir saç kılı 50 mikro milimetre iken, bunlar 5
mikro milimetre. Bu yüzden çıplak gözle görülmesi mümkün değil.


İnternetin IP
ve cep telefonlarının IMEI numarası gibi her biri özel bir ID/IP’ye sahip. Bunu
yutan kişilerin bedenleri ve muhtemelen beyinleri, cep telefonu teknolojisi ile
uzaktan yönetilebilir hâle getiriliyor. Kimse bunun üzerine kafa yormuyor. Eski
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bu teknolojinin Türkiye’de uygulanması gerektiğini
söylemişti. Türkiye’de süreç ne aşamada bilmiyoruz.


İlk olarak
organ nakli olan ve organ yetmezliği yaşayanlar için kullanılacağı duyurulan bu
teknoloji, artık herkes için geçerli. Hatta hasta olmanıza bile gerek yok.
Bebeğinize aşı yaptırdığınızda yahut yarın korona aşısı diye önünüze konulacak
olan yeni biyo-nanogenetik ilaç/aşı/silah, haberiniz bile olmadan size de
enjekte edilebilir.


Sonrası basit…


Cep
telefonunuza bir mobil uygulama yükleyeceksiniz. Cihazınıza, size enjekte
edilen ‘Sensor Based Drug’un ID numarasını girdiğinizde işlem tamam. Projenin
sahiplerinin sizi izlemesi için buna da gerek yok. Size ait ID zaten
düşmanınızca biliniyor ve bu yeni düşman 5G teknolojisi ile hücrelerimize kadar
girecek internet sayesinde. Artık sizi birileri uzaktan izleyip dilediğinde
müdahale edecek. Pazarlama bahaneleri ise “Hastaneye gitmeyeceksiniz, kan ve
diğer değerlerinizin kontrolü, ilaçlarınızın dozu otomatik ayarlanacak” vs.


Bu hususla
ilgili 2012 yılında Popular Science dergisinde yer alan bir haberde, David H.
Koch Enstitüsü Başkanı Prof. Robert Langer’ın geliştirdiği küçük silikon
çiplerden oluşan bir ilaç kaynağı cihaz duyurulur. Haberde “İlk olarak kemik
erimesi hastalığı olan kadınları kapsayan çalışmada, kablosuz mikroçipler
başarılı bir şekilde hastalara günlük ilaçlarını verdi. Gelecekte herkesin
vücuduna yerleştirilecek olan bilgisayarlı dispanserler, eczane ve doktorun
yerini alacak. Vücudunuzdaki bu cihaz, kanınıza uygun dozda ilaçları otomatik
olarak dağıtacak. Bu küçük kablosuz çipler, ağrıyı ve rahatsızlığı azaltacak ve
butona basılmasıyla hastalar ihtiyacı olan ilacı tam olarak uygun dozda
alacaklar. Gerektiğinde uzaktan aşılanabilecekler” deniliyordu.


Dikkat edin,
bilim kurgu filminden değil, başlamış bir uygulamadan söz ediliyor!


‘İSRAİL ASKERLERİNİN
DERİSİNDE ÇİP VAR’


HAMAS’ın
askeri kanadı İzzettin El Kassam Tugayları, 2014’de benzer bir teknoloji ile
ilgili açıklama yapmış ve bir de görüntü paylaşmıştı. Açıklamaya göre Hamas,
rehin alınan İsrail askerlerinin derilerinin altında elektronik çip tespit
eder. İsrail, kaçırılan veya esir alınan askerlerinin yerini bu çipler
sayesinde biliyor. Hamas, çipleri deri altından çıkarınca İsrail çaresiz kalır.
Ancak bu teknoloji çok gerilerde kaldı. Şimdi kanınızda dolaşan ancak kimsenin
yerini tespit edemediği internete bağlı gözle görülmesi imkânsız aygıtlar var.

KORONANIN ASIL AMACI BU ÇİPLER Mİ?


Dünya Sağlık
Teşkilatı’nın eski uzmanlarından Peter Koenig’e göre, bu salgının bir amacı da
çipli ilaç ve aşıları yaygınlaştırmak. Yani Davos’ta kararlaştırılan ID2020’yi
hayata geçirmek. Ona göre, bu son pandemi harekete geçmek için süper bir
katalizör görevi görecek. Bütün bunlar afaki şeyler değil. Hepsi resmi siteleri
id2020.org’da zaten anlatılıyor. Mühim olan olup biteni doğru tahlil edebilmek,
devlet ve millet olarak gereken tedbiri alabilmek.

Koenig’e göre, korona virüsü aşısı tüm ülkelerde zorunlu tutulacak ve herkes bu
aşıda bulunan nano teknoloji ürünü kimlik çipleriyle kayıt altına alınacak.
Yani Sensor Based Drug ile… Köşeye sıkışan devletler de çareyi bunda arayacak…
Hatta ‘önce bize ver’ diye yalvar yakar olacak.


Dahası bu
uygulama, Türkiye’nin birkaç katı nüfusa sahip ve Hasan Sabbah geleneğinin
devamı olan Thug terör örgütünün yönetimindeki Bangladeş’te başlamak üzere.
Peter’in yazısında göreceğiniz üzere, 2020 Ocak ayındaki Davos’ta yapılan Dünya
Ekonomik Forumu’nda alınan karar gereği, Bill Gates’in başkanlık ettiği
“Küresel Aşı Birliği” ve destekçilerinin öncülüğünde ID2020’nin yani “Dijital
Kimlik Programı Projesi” ilk olarak Bangladeş’te uygulanacak.


İNSANLAR NASIL
İKNA EDİLİYOR?


İkna etmenin
en kolay yolu korkutmak! Kimini sağlıkla, kimini ölümle, kimini makamla, kimini
de parayla.


“Bu hapı
yutarsanız koronadan kurtulacaksınız, bu aşıyı olursanız korona olmayacaksınız,
olsanız bile doktorunuz anında haberdar olacağı için acil müdahale ile
kurtulacaksınız” denilince kaç kişi itiraz edecek? Çok az öyle değil mi?
Çokları zaten bunu bekliyor.


Kimileriyse
Bitcoin gibi sanal varlıklarının, banka hesaplarının hacklenmesinin derdinde.
Onlar için de çare var. “Güvenilir bir kimlik oluşturma: Blockchain ID” adlı
çalışmada “Kimsin” diye sorulup, “İster uçağa biniyor, ister banka bakiyemizi
kontrol ediyor, isterse bir kamu hizmeti faturası ödüyor olsak da, düzenli
olarak kim olduğumuzu ispatlamamız gerekiyor. Ancak, dünya genelinde 1
milyardan fazla insan kim olduklarını kesin olarak ispat edemez. Ayrıca her yıl
sadece 15 milyondan fazlası kimlik hırsızlığının kurbanı oluyor. Bunu akılda
tutarak, kuruluşlar ve bireyler için kimlik yönetimini modernize etmek
maksadıyla benzersiz bir dijital kimlik prototipi geliştirdik. Blockchain ve
biyometri gücünden yararlanan sistem, dijital kimliklerin oluşturulmasını,
izlenmesini ve korunmasını daha verimli, kullanıcı dostu, güvenli ve
dolandırıcılığa daha kapalı hâle getiriyor” diye cevaplanıyor bu suâl.


Damarlarınızda
dolaşacak internete bağlı bu nano teknoloji ürünü ile parmak izleriniz, ses,
yüz ve iris verileriniz üzerinde bir ID oluşturuluyor. Sonrasında hesaplarınız
güvenli(!). Peki ya siz?


Hesaplarınızı
güvenlik altına aldırırken beyninizin hacklenmesi için tüm kapıları ardına
kadar aralayıp, anahtarı da hırsıza veriyorsunuz. O hırsızın kim olduğunu
söylemeye gerek yok değil mi?


BU PATRONLARI
KİM YEDİ?


Medyaya
yansıyan bilgilere göre dünya korona ile korkutulurken, Davos sürecinde SAP
CEO’su Bill McDermott 10 Ekimde, Renault’un CEO’su Thierry Bollore’nin 11
Ekimde, McDonald’s CEO’su Steve Easterbrook 4 Kasımda, T-Mobile’ın CEO’su
John Legere 19 Kasımda, Circle CEO’su Sean Neville 5 Aralıkta, Turvo CEO’su Eric
Gilmore 14 Aralıkta, BMW Group’un CEO’su Harald Krueger 31 Aralıkta, Google’ın
kurucuları Larry Page ve Sergey Brin 3 Ocakta, Seat’ın CEO’su Luca Meo 8
Ocakta, Boeing CEO’su Dennis Muilenburg 13 Ocakta, IBM CEO’su Ginni Rometty 31
Ocakta, Linkedln CEO’su Jeff Weiner 6 Şubatta, Credit Suisse’in CEO’su Tidjane
Thiam 7 Şubatta, Tendermint Labs’ın başkanı Zaki Manian 19 Şubatta, Walt
Disney’in CEO’su Bob Iger 26 Şubatta, Harley Davidson’un CEO’su Matthew
Levatich 2 Martta, Nokia’nın CEO’su Rajeev Suri 3 Martta olmak üzere yaklaşık
1700 büyük şirketin genel müdürü veya yönetim kurulu başkanı görevlerinden
“kendi istekleri” ile el çektiriliyor.


Görevlerinden
el çektirilenlerden biri de, Microsoft’un Yönetim Kurulu Başkanı, dünyanın en
zengini diye pazarlanan Bill Gates’miş. LSD (Lizerjik asit dietilamidi)
bağımlısı Gates istifasından sonra “zamanının tümünü aşı çalışmalarına ayırmak”
istediğini açıklamış.


Norveç’teki
milyonlarca tohumun saklandığı depoyu da yönetmekte olan şeytanîlerin Gates’i,
Çin’deki korona salgınından sadece 2 ay önce de Davos Dünya Ekonomik Forumunda
ilaç şirketleri ile düzenlediği salgın tatbikatında, dünyada 65 milyon kişinin
yakında ortaya çıkacak bir hastalıktan öleceğini dile getirmiş.


O halde şimdi
soralım…


Bu büyük
şirketlerin yöneticilerinin birkaç ay içinde görevlerinden el çektirilmelerinin
sebebi ne olabilir? Hangileri hangi stratejik görevlere getirilecekler?


Bill Gates,
Çin’de korona görülmeden, koronadan 65 milyon kişinin öleceğini niçin söyledi?
Bu virüsü yayan kuruluş Bill Gates Vakfı mı? Bu suâllerin cevabı için zamana
ihtiyaç var gibi gözükse de, görebilen için belli…


ERKEKLİĞİ YOK
EDEN VİRÜS


Kissinger,
Bill Gates, David Rockefeller, Waren Buffed gibi isimlerle, Harvard rektörünün
evinde yaptıkları toplantı sonrasında açıklama yapan CNN’in patronu Ted Turner,
“225 milyon insandan oluşan bir dünya kurguluyoruz / arzuluyoruz” demişti.


Turner’in
cümlesini akılda tutarak, Çin rejiminin resmi yayın organı China Daily
gazetesinin Wuhan Tongji Hastanesi yetkililerinin yaptığı testlerle ilgili
haberini okuyalım şimdi de. Gazete, covid19’un da kabakulak gibi erkeklerde
kısırlığa yol açtığı sonucuna vardıklarını yazdı. Habere göre Çinli doktorlar,
virüsün erkek üreme organlarında hasar oluşturabileceğini, virüsün bulaşıp da
iyileşen hastaların sperm kalitesinin ölçülmesi gerektiği ikazında bulunuyor.


Nüfusun
çokluğundan dert yanan iblislerin fizikî ve aklî engeli olanlar, yaşlılar ve
doğurgan kadınların ortadan kaldırılması fikrini söyleyip sahnelemeye
başlamalarının üzerinden tam iki asır geçti.


Bu soysuzluğun
yeni fikir babası Yahudi Henry Kissinger’in yetiştirmeleri çok daha ötesini
yapıyor. Bugün dünyada üç veya dört evli çiftten biri çocuk sahibi olamıyor.
Sizce sebebi ne? Unutmayın, satanist baronlar insanlıktan kurtulmak için her
türlü kötülüğe hazır.

Bill Gates liderliğinde yürüttükleri aşılama bundan sonra yeni laboratuvar
yapımı virüs salgınları ile sürecek. Kendi tedbirlerini alamayan devletlerin
işi çok zor.


Dünya Sağlık
Teşkilatına göbekten bağlı mevcut sağlık politikaları, tıpçılar ve bilim
kurulları ile bu iş daha ileri taşınamaz ve kalıcı tedbirler alınamaz. Türkiye
ivedi olarak ilaç ve aşı politikalarını değiştirmek, geleneğe dönmek, Osmanlı
usulü aşı ve serum üretmek, bitki tabanlı ilaçlara geri dönmek zorunda. Aksi
halde ne bu soyguna para yeter, ne de başkasından medet umarak salgınlardan
korunulabilir.


Meselelerin
sadece tıbbî olmadığı; ilmin, siyasetin, aklın ve tıbbın bir arada çalışmak
mecburiyetinde olduğunu görmek zorundayız.


DSÖ’YE
GÜVENEBİLİR MİYİZ?


14 Ocak
2020’de virüsün insandan insana bulaştığının bir delili olmadığı yönünde twit
atan DSÖ, bir ay sonra kendi koyduğu kâideleri yok sayarak, pandemi ilan edecek
kadar çılgın bir taşeron. Şeytanîlerin maskarası bu kurum, şimdi de aşıların
hazır olduğunu söylüyor.


“Kılavuzu
karga olanın…” diye meşhur bir sözümüz vardır. İşte DSÖ’ye güvenmek de böyle
bir iş. 2009’da domuz gribi palavrası piyasaya sürüldüğünde DSÖ Başkanı Dr.
Margaret Chan, ABD nüfusunun yüzde 40’ının domuz gribinden etkilenebileceğini,
dünyada ise yüzbinlerce hatta milyonlarca insanın öleceğini söylemişti.


Devreye giren
Dünya Bankası domuz gribinin maliyetinin 3 ila 4,4 trilyon dolar arasında
olduğunu, beklentide 142 milyon, iyimser rakama göre ise 70 milyon kişinin
öleceğini söylüyordu. Türkiye’de ise dönemin Sağlık Bakanı, “Eğer domuz gribi
aşısı yapılmazsa 21 milyon kişi hastalanacak ve 5 bin 300 kişi hayatını
kaybedecek” demişti. Eski bir sağlık bakanı ise görevdeki bakan için “İzlediği
strateji doğru değil; Azrail’in Türkiye temsilcisi gibi konuşuyor” diye
göstermişti tepkisini. Hırçınlaşan bakan, politikalarını eleştiren eski bakanı
dövmeye bile kalkışmıştı. TBMM kürsüsünden bu fakirin adı da zikredilerek halk
sağlığını tehdit ettiğimiz ilan edilip hakkımızda suç duyurusu yapılacağını
söylemişti.


Neticede ne
oldu?


Nihayetinde
domuz gribi salgınının bir yalan olduğu ortaya çıktı. O gün de okullar tatil
edilmiş, insanlar evlerine kapatılmış, ekonomi büyük hasar almıştı. Bugün ile o
gün arasında hiçbir fark yok. Yani film 2005’de kuş gribi, 2009’da domuz gribi
olarak vizyona girmişti. 2020’de ise yeniden gişe yapmaya başladı ve bu kez
eski tecrübeden hareketle daha profesyonelce ilerliyorlar. Erdoğan o gün “Ben
aşı olmayacağım” dedi. DSÖ Başkanı da aşı olmadığını ve olmayacağını ağzından
kaçırınca oyun bozuldu.


BİYOLOJİK
SİLAHLAR NİÇİN KULLANILIR?


Medya, finans
kaynakları, yeraltı ve yerüstü zenginlikler, ilaç, aşı, tohum gibi alanların
hâkimi, çoğunluğu satanist baronların çok sayıda gizli ajandası var. Ne yazık
ki, günümüzde biyo-nanogenetik silahların riskleri konusu yeterince ve doğru
bir şekilde gündem yapılmadığı için toplum, bürokrat ve siyasetçiler bu
gerçeklerden yeterli düzeyde haberdar değil.


Bu gizli
ajandaları detaylandırdığımızda manzaranın korkunçluğu daha iyi anlaşılacaktır.


Bu satanist
kişi ve yapılar, büyük kitleleri siyaset, ticaret, kültür, sanat ve dinî hayat
gibi alanlardan uzak tutmak istiyor. Bunun için de insanlığın sıhhatinin
bozulması en öncelikli hedeflerdendi ve büyük nispette muvaffak oldular. Bir
diğer hedefleri, nüfusun azaltılması için kitle ölümlerine yol açmak.


PROGRAMLANABİLEN
GENLER DEVRİ


Biyo-nanogenetik
ilminin geldiği nokta, tarihte benzeri belki de hiç görülmemiş bir silah ve
harp biçimi ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Büyük çoğunluk ve
üniversiteler, mevzunun tehlikeli yönünden ziyade, bize anlatılan
‘hastalıkların önlenmesi’ şeklindeki maske boyutu ile ilgililer. Hoş, önlenen
bir hastalık şöyle dursun, aksine kartopu gibi artan ve büyüyen hastalıklar
ortada iken, kimse şer amaçları maskeleme için kullanılan bilim ve bilimsel
yalanlardan söz etmiyor ya da umursamıyor.


Bu gerçeği
Lancet Dergisi editörü Richard Horton, Chatham House’un ağzından şu birkaç
cümle ile özetliyor: “Bilimsel yayınların çoğu yalan. Sağlam olmayan
yöntemlerle sonuçlara varılıyor. Tıp Dünyasında işler çığırından çıktı.
Literatür, istatistikî peri masallarıyla kirletildi.”


Artık şartlara
bağlı olarak ‘kendini yok eden genler’ adı verilen gelişme ile organizmalar
belirli bir çevrede önceden belirlenen miktarlarda kopyalandıktan sonra tamamen
yok olacak biçimde programlanabiliyor. Rekombinant DNA teknolojisi ile de ilaç
ve aşılar saatli bombalar gibi programlanan zamanlarda aktif olabiliyor.


Bu sayede
enfekte olmuş arazi, belirli bir zaman sonra güvenli bir biçimde işgal
edilebilecek ve yahut kodlanmış ilaçlarla hapı yutanlar -yani ilaç şeklinde
verilen genetik saatli bombanın devreye girmesi ile- yok edile(bile)cektir.


Bundan sonra
ya daha karanlık bir çağa gireceğiz yahut da kurtuluşa ramak kaldı. Karanlığa
doğru sürüklendiğimiz kesin. Ama ümitsiz hiç değiliz. Korkmaya gerek yok. Çünkü
yeryüzünde tek söz sahibi bu haydutlar değil. İyilik ölmedi, iyiler ise tümden
sahadan çekilmiş değil. Yeter ki, bu iblislerin bilim dinini sorgulamayı
öğrenin, gerisi çorap söküğü gibi gelir.


İstikbal
İslam’ındır! Vesselam!


Yazarın diğer yazılarını görüntüle: Can
Kemal Özer

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER