Amerika’da, ‘Komplo teorisi ve
komplo teorisyeni’ teriminin 1960’lı yıllarda CIA tarafından, CIA ile ilişkili
binlerce medya kuruluşunun kullanılmasıyla dolaşıma sokulduğu ciddi akademik
çalışmalarla ispat edilmiş gerçeklere işaret ediyor. ‘’Komplo teorileri’’
terimi başlangıçta, Kennedy suikastı soruşturulurken halka karşı yürütülen bir
psikolojik savaş operasyonuydu. Ancak 19 yıl sonra aynı güçler tarafından, 11
Eylül gerçeğinin arka planını örtme amacıyla kullanılması,’’Demokrasiye karşı
Devlet Suçları faillerinin günümüze değin korunup kollanmalarına yol açmıştı.
Emperyalist güçlerin istihbarat, İKK ve psikolojik harp birimlerinin, insanlığa
karşı işlenen soykırım, kimyasal silah ihlalleri ve diğer suçlarının
araştırılmasında gerçeğe ulaşılmasını engelleme amacıyla sosyal medya
platform’larını  yazılı ve görsel medya gruplarını asparagas iddia gerçek
dışı olaylar ve algılarla manipüle  etme faaliyetleri ne yazık ki günümüze
değin gayet başarılı olmuştur. Cambridge Üniversitesi’nin komplo teorilerinin
demokrasi üzerindeki etkilerini araştırma projesinde önde gelen bir araştırmacı
olan John Naughton, Kennedy suikastının ve 11 Eylül’ün korkunç büyük yalanlar
olduğunu hemen hemen kabul ediyor. Her iki olayı da araştıran binlerce gazeteci
veya araştırmacı tabiri caizse bir bataklığın içine saplanmış ruh hali içinde
kalıyor. Zira örnek olarak verdiğimiz her iki olay da tarihin akışını
değiştirebilecek cinsten küresel kumpas ve komplolara işaret ettiğinden
kurguların profesyonelliği dikkatli gözlerden kaçmıyor.

Örneğin Kennedy Suikastı ile
ilgili olarak en az 20 ayrı senaryodan bahsedilmektedir. Her senaryonun kendine
özgü çarpıcı bir bakış açısı var. Yazıyı kaleme almadan önce Kennedy suikastı
ile medyada köşe yazılarını araştırdığımda bazı yazarların kendi analizi ile
uyum sağlayan bir senaryoyu kaleme aldıkları anlaşılıyordu. Ancak takdir
edersiniz ki bu senaryolardan birine takılıp kalmanız sizi gerçeklere ve asıl
faillere ulaştırmaz. Dolayısıyla kamuoyunu ve okuyucunuzu yanlış bilgilendirmiş
olabilirsiniz. O halde gerek Kennedy suikastı gerek 11 Eylül saldırılarını
gerçekleştiren devlet içi ve dışı aktörlerinin psikolojik savaş
operasyonlarının bir parçası olmamak için ne yapmalıyız? Bu konuları
araştırmamalıyız mı şüphesiz hayır? 1962 yılında Dallas’ta gerçekleştirilen
Kennedy suikastını ele alacak olursak bu suikast ile ilgili olarak resmi
kaynaklardan yapılan açıklamalarda 1992 yılında ABD Kongresi’nde suikast’la
ilgili 5 milyon sayfadan oluşan tüm kayıtların ‘Ulusal Arşiv’e’ gönderilmesine
karar veren’ Kennedy Suikastı Kayıtları Yasası’ kabul edilmişti. Bu yasaya
göre, arşivler üzerindeki gizliliğin 25 yıl sonra kaldırılması zorunluydu.
Bunun tek istisnası ise mevcut Başkan’ın bu duruma karşı çıkmasıydı.

Arşivlenen bu kayıtların yüzde
88’lik bölümü hiçbir gizlilik içermiyor. Yine halka açık olan yüzde 11’lik
bölümden ‘hassas bölümler’ çıkarılmış. Kalan yüzde 1’lik bölüm ise tamamıyla
gizliydi. Bu duruma göre kamuoyu ile paylaşılmamış 35-50 bin sayfa arasında
gizli belge bulunuyor. 1992 yılında çıkartılan Kennedy Suikastı Kayıtları
Yasası gereği, çoğunluğu FBI ve CIA’ya ait milyonlarca belgenin 25 sene
içerisinde kamuyla paylaşılması gerekiyordu. Bu süre 26 Ekim’de doldu. Süre
dolmadan önce Trump Kennedy suikastı ile gizli belgelerin tamamının
açıklanacağını açıklamıştı. Ancak Trump, 50 bin gizli belgeden 2891 sayfanın
yayınlanmasına izin vermişti. Geri kalan diğer belgelerin tamamı ise ‘
Amerikan’ın Ulusal Güvenliği’ne geri dönülmez zararlar verebilecek bir durum
‘nedeniyle CIA ve FBİ tarafından 26 Nisan 2018’e kadar kısmi düzeltmeler
olmakla birlikte kayıtların paylaşılacağı bildiriliyor.

Amerika’da Ulus devletçiler ile
Küreselciler arasında devam eden savaş ABD sınırlarını aşarak günümüzde de
devam ettiriliyor. Pentagon, FBİ Trump’un yanında yer alırken, CIA ve FETÖ
Küreselciler safında yer alıyor. Trump’u Rusya ile işbirliği iddiasıyla sıkıştıran
CIA’ya karşı Trump Kennedy Suikastı gizli belgelerini açıklamakla tehdit
ediyor. Ancak, 1962’de seçilip 1963 Kasım’ın da küreselcilerin suikastı ile
öldürülen ABD’nin 35’nci Başkanı John F.Kennedy ile aynı akıbeti paylaşmasının
Trump’tan kurtulmanın en kestirme yol olacağı ABD Kamuoyunda açıktan
dillendiriliyor ve yazılıyor. 16 ABD Başkanı ve Cumhuriyetçi Parti’nin ilk
başkanı olan Abraham Lincoln zencilerin oy hakkını savunan konuşmasından 3 gün
sonra 14 Nisan 1865 günü tiyatro’da başının arkasından vurulmuştu. Amerika’da 2
Cumhuriyetçi başkanın siyasi suikast’lara kurban gitmesi ardından Cumhuriyetçi
Trump’un da aleni öldürülmekle tehdit edilmesi sıra Trump’ta mı sorusunu
sormamıza neden olurken ABD’de Pentagon ve CIA arasında yaşanan savaşı ve bu
savaşın Suriye ve Irak’taki olumsuz neticelerini gözler önüne seriyor.








Kaynak: Kennedy suikastından sonra sıra Trump’ta mı? – Bülent Orakoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet