Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

ÇILGIN TÜRK DEĞİL, HESAP YAPAN TÜRK

Zeki Sarıhan

Sonradan adı Başkomutanlık Meydan Savaşı olarak değiştirilen
30 Ağustos Dumlupınar Meydan Savaşı, 200 yıldır geri çekilen, sınırları
küçülen, hele Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nda büyük bir yenilgi ile morali
iyice bozulan Türk milleti için güçlü bir moral kaynağı oldu. Demek ki bu
millet örgütlenebilir, modern bir ordu kurabilir, büyük devletlerin
desteklediği bir orduyu alt edebilir ve o devletlerin Türkiye hakkındaki siyasetini
etkisiz hale getirebilirdi.

Bu iş nasıl başarılabilmişti? “Kurtuluş Savaşı Nasıl
Kazanıldı?” başlıkla yazıma gelen bazı tepkiler ve “açıklamalar”da görüldüğü
gibi, bu işi tek bir kişi, Atatürk başarmıştır. Dönemin şartlarını hiç hesaba
katmayan, Atatürk’ün hangi siyasi ve kültürel iklimin ürünü olduğunu bile
düşünmeyen bu anlayış elbette tarih bilincinin eksikliğinden kaynaklanıyor.
Orada tahlil değil inanç egemendir. Kültürel alt yapımız da buna uygundur.
Yedinci yüzyıl Hicaz toplumunun yapısını bilmeden ve araştırmadan, Hazreti
Muhammed’i bildiğini ve anladığını sananlar gibi. Neyse ki yurt içinde ve yurt
dışında o konuda bilgilendirici araştırmalar artmakta ve “tapınç” kültürü,
yerini gitgide “anlama”ya bırakmaktadır.

Kurtuluş Savaşı hakkında yanlış kanılardan biri de bunun bir
avuç “Çılgın Türk” tarafından başarıldığıdır. Bu söylem, AKP gericiliğinin
yükseldiği dönemde ona Atatürk’le karşı koyma niyetinden kaynaklandı. Ancak
“Çılgınlık” ne Atatürk’e ne de onun kâh uzlaştığı, kâh mücadele ettiği arkadaşlarına
hiç uygun değildir. Onların özelliği çılgınlık yapmak değil, gözlerini ve
kulaklarını içerideki ve dışarıdaki olgulara açarak neyi ne zaman
yapabileceklerini iyi hesaplamış olmalarıdır. Bu özellik, Birinci Dünya
Savaşındaki çılgınlıklardan ders çıkarıp yoğurdu üfleyerek yiyen herkes gibi,
hatta onlAardan da çok Atatürk’ün kişiliğinin en önemli unsurudur.

Çılgınlık nitelemesi, Enver Paşa’ya yakışır. İttihat
Terakki’nin Enver Paşa kliği, Osmanlı Devletini İtilaf Devletleriyle Almanlar
arasında kurulmuş bir kumar masasına atıvermiş ve bu çılgınlığının hesabını
koca bir millet ödemek zorunda kalmıştır. Atatürk ise, dağcılar gibi bir
ayağını bastığı yerin sağlamlığını ölçmeden diğer ayağını oraya çekip adım
atmayan bir kişidir. O daha Samsun’a çıktığı zaman kafasında bir Cumhuriyet
fikri taşıyordu. Latin Alfabesi, kadınların çarşaftan kurtulması gibi
düşüncelere sahipti. Bunu Mazhar Müfit Kansu’ya yazdırdığı notlardan biliyoruz.
Ancak her şeyin bir sırası vardı.

Kurtuluş Savaşı neden dört yıl sürdü dersiniz? Hep o hesap
kitap yüzünden, yani çılgınlıklardan uzak durmaktan. Anadolu direnişçileri de
isterdi daha Birinci İnönü Savaşı’nda Yunanlıları Anadolu’dan çıkarmayı. İkinci
İnönü de düşman ordularını perişan etmeyi. Kütahya-Eskişehir Savaşlarında ordunun
ancak üçte biri sağ salim Sakarya boylarına çekilebilirken de hep o nihai
hedefi gözden kaçırmayan hesap kitap masası üzerindeydiler.

Büyük Taarruz ’un neden 1922 ilkbaharında, haydi haydi yaz
başlarında değil de 26 Ağustos’ta, Batı Anadolu dağlarına soğuğun düştüğü bir
mevsimde başladığını sanırsınız? Bunu yakın tarihimizle ilgili önemli
belgesellere imza atmış Taha Akyol “Büyük Zafer” adlı yazısında açıklıyor.
(Hürriyet, 30 Ağustos 2017, s. 18)

Ne yazık ki ortalama üniversite mezunlarımızın tarih bilgisi
bile ezberlediği birkaç slogana sığacak bir sığlıktadır. Cumhuriyet döneminde
liselerde zorunlu olarak okutulan “inkılap Tarihi” dersi bile o kadar
basmakalıp ve klişecidir ki, adı bile “İnkılap”tan “Devrim”e evrilememiştir.  Çoğu öğrenci onu ilgiyle okumamış ve
dinlememiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın 1927’de CHP kurultayında okuduğu ve bir
çeşit siyasi anıları olan ve şimdiye kadar milyonlarca baskı yapılan Nutuk da
neredeyse her Müslüman evinde bez bir torba içinde korunan Mushaf muamelesi
görmüş, onu dönemin diğer tanıklarının anılarıyla karşılaştırmalı okuma yoluna
gidilmemiştir.

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı hakkında bazı ayrıntıları bilmek
yararlıdır fakat dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, tarihin
birikimi, 1919-22’de Türkiye’deki sınıflar hakkında bütüncül bir bakış açısına
sahip olunmadıkça, daha uzun süre “Çılgın Türk” edebiyatıyla patinaj yapacağız
demektir.

Önemli sayılması gereken bir yöntem de bağımsızlık, zafer,
kahramanlık gibi kavramlarla hiçbir zaman gündemden çıkmamış, bugün de çok
ihtiyacımız olan “demokrasi” kavramını birlikte düşünmektir. Kazandığımızı
zannettiklerimizi de kaybetmeye başladığımız günümüzde mücadelenin odağına
“halk” ve “demokrasi”yi koyarsak bunu daha iyi anlayacağımızı sanırım.  (Ayvalık,
30 Ağustos 2017)










































Kitap: Emel Akal, Moskova-Ankara-Londra Üçgeninde
İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri, İstanbul, 2013, İletişim
Yayınları, 557 sayfa)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış