KİTAP – DERGİ – FİLM – DİZİ – WEB SİTESİ – PROGRAM TAVSİYELERİ & ANALİZLERİ


KUDÜS’ÜN GİZEMLİ TARİHİ (KİTAP ÖZETİ)


Sultan AVŞAR

 

Pelin ÇİFT ve Prof.Dr. Ömer Faruk
HARMAN’ın kaleme aldıkları, 2016 yılında Destek Yayınları’ndan yayınlanan
kitabın özeti, SASAM Staj Programı kapsamında aşağıda sunulmaktadır:

*****

Kudüs, öyle bir şehirdir ki; üç
ilahi din için de vazgeçilmezdir. Yahudiler için tanrının dünyayı yaratmaya
başladığı yer, Hıristiyanlar için mahşerdeki dirilişin mekânı, Müslümanlar için
ise ilk kıbledir. Kudüs’ün gizli tarihi bilinmeden neden üç din için de ölesiye
istendiği bilinemez. Kutsallıkla anılan Kudüs’ün Yahudiler ve Hıristiyanlar
için vazgeçilmez olmasının çok önemli bir nedeni var. Zira her iki dinin
geleceği de Kudüs’e bağlıdır.

Hıristiyan inanışına göre; Mesih
bu şehre inecek ve yeryüzünde bin yıl sürecek Tanrı Krallığı kuracak. Kudüs’e
inecek Mesih, Deccal hâkimiyetine son verecek ve iyilerle kötülerin savaşına
yani Armageddon’a komutanlık edecek. Yahudilerin geleceği de tartışılmaz
biçimde Kudüs ile ilişkilidir. Eğer Süleyman Mabedini kurabilirlerse,
kurtarıcıları Mesih gelecek ve Tanrı’nın İhtişamına yeniden kavuşacaklar,
böylece de dünyaya hükmedebileceklerdir.

Kudüs Hz. Muhammed’in ifadesiyle
‘Allah’ın seçtiği toprak ve onun kullarının vatanı, onun duvarlarından dünya
dünya oldu, ona doğru inen çiğ taneleri hastalıklara şifa oldu. Çünkü geldiği
yer cennetin bahçeleri.’

KUDÜS YAHUDİLER İÇİN NEDEN KUTSAL?

Kudüs kutsallık tarihinin önemli
ve etkileyici hadiselerine tanıklık etti. Ve üç ilahi din için vazgeçilmez bir
hale geldi. Yahudiler için kutsal olma nedeni ise Yahudilerin Tevrat ve Zebur’u
kapsayan kutsal kitabı Tanah’ta Kudüs’ü ‘tanrının seçtiği şehir olarak
tanımlar.  Dünyanın merkezide derler. Yahudi dini metinlerinde Kudüs için
‘Tanrı dünyayı yaratırken güzelliği on parçaya taksim etti bunun dokuzunu
Kudüs’ebirini dünyaya verdi’ denilir.

Efsaneye göre Tanrı dünyayı
yarattığı zaman tahtının altından bir parça koparıp boşluğa fırlatmıştır.
Yahudiler bu taşa Even Şatiah (Nirengi Taşı) derler ve bu taşın yeryüzünde
düştüğü yere Tanrı’nın Kudüs şehrini inşa etmelerini istediğine inanırlar.
Onlara göre yeryüzünün merkezi bu taş ve üzerine inşa edilen Kutsal Tapınaktır.
Yahudilerin kıblesi olan Süleyman Mabedini içinde barındırır Kudüs. Kudüs tanrı
tarafından seçilmesi sebebiyle Yahudiler için en yüce değerlerin, ümitlerin
simgesi olmuştur. Yahudiler burada hac ve kurban ibadeti yaparlar. Kurban için
yılda üç kez Pesah, Şavuot, Sukkot adıyla bayram düzenlenir. Yemek dualarında
bile Kudüs’ün yeniden inşası için dua eden Yahudiler günde üç defa
tekrarladıkları Amidah (Şemone Esre ) adlı duayı da yine Kudüs’e dönerek yaparlar.
Yahudiler yıllık üç oruçta Kudüs’ün yıkılışının anısına yas tutarlar. Yahudiler
Yahudi devletini Mesih’in burada kuracağına inanırlar. Yahudiler için Kudüs
olmadan ibadetleri yarım kalacağı için Süleyman mabedinin ayakta olması gerekir
ve bu yüzden vazgeçmezler.

Hz. Musa’nın neden kutsal
topraklara giremediğine gelince ise Yahudiler Hz. Musa’nın kavminin altın
buzağı yapıp ona taptığını görünce çok sinirlendiğine ve Tanrı’nın ona verdiği
on emirin yazdığı taş levhaları kırdığına, buzağıya tapanların üstüne
Levilileri gönderip onları katlettiğine inanırlar. Bunu Het Haegel ( buzağı
günahı) adıyla anarlar.

Yahudiler içi Kudüs’ün kutsallığı
Hz. Musa ile değil, Hz. Davut ile başlar. Kudüs’ü ele geçirip başkent ilan eden
Hz. Davut buraya bir mabet inşa etmek istedi fakat tanrı çok kan döktüğü için
bu mabedi ona değil onun soyundan gelen Hz. Süleyman’a kısmet etmiştir denilir.

İsrail oğullarını bileştirecek
yegâne şeyin ahit sandığı olduğunu anlayan Hz. Davut sandığı Kudüs’e getirir.
Yahudiler için Kudüs’ün önemi Ahit Sandığı’nın burada olmasından kaynaklanır
Ahit Sandığı Yahudiler için kutsal sayılan emanetleri barındırır.

Böylece Kudüs dini bir merkez
haline gelir ve hac ziyaretleri artık buraya yapılır. Kudüs’ün Yahudiler için
kutsallaşmasının en önemli adımları bu dönemde atılır. Kudüs mabedi içerdiği
için, İsrail diyarı da Kudüs’ü içerdiği için mübarektir şeklinde düşünür
Yahudiler.

Hz. Musa Sina dağında aldığı vahiy
on emirin iki taş tablet üzerine yazılmış metni bulunur. Kudret helvası (men)
ve Hz. Harun’un asasıda yine Ahit Sandığı’ndadır. Ahit Sandığı’nın ölçülerini
ve şeklini Tanrı’nın belirlediğine inanılır. Ancak şuan Ahit Sandığı’nın
akıbeti tam olarak bilinemiyor.

Hz. Musa’ya inen ve Ahit Sandığı’nda olduğu söylenen on emir ise
şöyledir;

1-Benden başka tanrın olmayacak

2-Kendin için yontma put yapmayacaksın, hiçbir şeyin
resmini yapıp tapmayacaksın.

3-Tanrının adını boşyere ağzına almayacaksın.

4-Cumartesi gününü daima hatırlayıp onu kutsal
bileceksin haftanın altı günü çalışacak yedinci günü dinleneceksin.

5-Babana ve annene hürmet edeceksin.

6-Öldürmeyeceksin

7-Zina etmeyeceksin

8-Çalmayacaksın

9-Komşuna karşı yalancı şahitlik yapmayacaksın

10-Komşuna tamah etmeyeceksin, komşunun eşine
kölesine cariyesine öküzüne eşeğine hiçbirşeyine göz dikmeyeceksin.

Süleyman Mabedi;

Hz. Davut tanrı için bir
mabetyapmak istiyor fakat peygamber Natan,  çok kan döktüğü
gerekçesiylemabet yapmasınıtanrının istemediğini bildiriyor. Daha sonraları Hz.
Süleyman’ın emriyle insanlar melekler ve cinler de çalışmış ve yedi yılaltı
ayda mabedi tamamlamışlardır.

Süleyman Mabedi M.Ö 387 yılının 9
Ab günü Babillerin eline geçti. Şehir ve tapınak yerle bir edildi. Babil devletin
yıkan pers kralı tapınağı yeniden inşaya izin verdi fakat M.S 70 yılında roma
ordusu Kudüs’ü kuşatıp tapınağı yeniden yıktı. Roma İmparatoru Hadrianus izi
kalmayacak şekilde yok ettiği tapınağın olduğu bölgenin adını Judea iken
Palestin (Filistin) olarak değiştirdi. Tarih boyunca birçok tapınak yerle bir
olmuştur. Yaratıcının tek mekânda değil heryerde olduğunu idrak edenler için
açıklaması zor bir durumdur bu. Fakat Yahudiler Tanrı’nın onlara ‘Sonsuza kadar
sizinle tapınağın içinde olacağım’ dediğine inandıkları için tapınağın
yıkılmasını dünyanın yıkılması ile eşdeğer görürler. Tapınağın yıkılmasının
oluşturduğu sarsıntı yerini hızla tapınağın yeniden inşası inancına
bırakmıştır. Yeni tapınağın kurulacağına dair kehanetlerin kutsal metinlere
girmesi çok zaman almadı ve bu kehanetler günümüzde kan dökücü savaşların
kökeni olmuştur. Kehanetleri içeren kitaplardan biri olan Yeşaya’da tanrının
Filistinlileri cezalandıracağına dair bölüm oldukça ilginçtir:

‘Ey Filistinliler, sizi döven değnek kırıldı diye sevinmeyin.

Çünkü yılanın kökünden engerek türeyecek

Onun ürünü uçan yılan olacak.

Yoksulların en yoksulu doyacak

Düşkünler güvenlikte yatacak.

Ama sizin kökünüzü kurutacağım

Sağ kalanlarınız da ölecek…’

Kehanetler günümüzde yaşananlara
çok benzerdir. İsrail’in ablukaları, gıda sevkiyatına izin vermemesi,
Filistinlilerin elinden tarlalarının, zeytinliklerinin alınması, kıtlık
konusunu ne kadar ciddiye aldıklarını gösterir. İsrail Filistin politikasında
kendi kutsal kitaplarından esinlenmiştir.

Ağlama duvarı;

Kral Süleyman Bet Ha Mikdaş’ı
(Süleyman Mabedi) inşa edeceği zaman tüm halkı kendi imkânları ölçüsünde bu
inşaya katılmaya davet etti. Fakir ve muhtaç kesime batı bölümü inşası verildi.
Tanrı tüm eseri inceledi ve ‘Fakir ve muhtaç halkın emeği ve alın teri benim
için en değerli olanı bu duvarı ebediyen kutsuyorum’ dedi. İlahi bir ses ‘Tanrı
kutsal varlığı batı duvarını ebediyen terk etmeyecektir’ diye nida etmiştir.

Yahudilerin zamanla Kudüs’te
ibadet ettikleri en kutsal alan olmuştur bu duvar. Yahudiliğin en büyük hedefi
tek kalıntısı ağlama duvarı olan Süleyman Mabet ‘ini yeniden inşa etmektir. Bu
duvara sıkıştırılan dilek mektupları toplanıp Zeytin Dağı’na yani Mesih’in
geleceği yere gömülür. Mesih inancına göre Mesih Zeytin Dağı’na inecek altın
kapıdan geçecek şehre girip vaat edilmiş kutsal topraklarda Yahudilerin
kurtuluşunu başlatıp dünyaya hükmedecektir.

KUDÜS HIRİSTİYANLAR İÇİN NEDEN KUTSAL?

Hristiyan inancına göre Hz.
İsa’nın yaşadığı, çarmıha gerildiği, defnedildiği, dirildiği ve semaya
yükseldiği şehir olan Kudüs, incillerde geniş yer bulur.

Joachim adlı zengin bir Yahudi’yle
evli olan Anna (Hanne) uzun bir kısırlık döneminden sonra yaşlılık çağında bir
çocuğu olacağı müjdesini alır. Adı Meryem olan kızçocuğunu Rabbin hizmetine
adar. Yahudi geleneğine göre bir kız oniki yaşına geldiğinde mabetten ayrılıp
evlenmesi gerektir. Ancak Meryem üç yaşında mabede götürülüp bakirelik yemini
ettiğinden kura çekilerek Davut’un oğlu Yusuf ile evlendirilir. İncil’e göre
Cebrail Nasıra’ da oturan Meryem’e İsa’nın doğumunu müjdeledi fakat Meryem o
sırada Yusuf’la evli değildi. Daha sonra sonrasında Yusuf’la evlenirler fakat
Yusuf boşanmak ister ama rüyasında boşanmaması konusunda ikaz edilir. Meryem
Hz. İsa’nın doğumunu Beytüllahim’de gerçekleştirir. Yusuf ve Meryem Hz. İsa on
iki yaşına gelince onu Kudüs’e götürmüştür.

Hz Meryem Hz. İsa çarmıha
gerildiğinde ve mezara konulduğunda orada bulunur. Hz Meryem ile ilgili vefatı,
nereye defnedildiği hakkında yeni ahitte bir bilgi yoktur.

Kidron Vadisi;

Kudüs’te Zeytin Dağı ile haremi
şerif arasında bulunan Kidron vadisi, Kral Davut’un oğlu Absalom’un, İsa
Mesih’in kardeşi Yakup’un ve Yahya’nın babası Zekeriya’nın burada metfun
olduğuna inanılan yerdir. İncil’de İsa’nın havarileriyle sık sık inzivaya
çekildiği yer olarak bilinir. Rivayete göre Hz. Meryem’in, Aziz Yusuf’un, 
Hanne’nin ve İmran’ın mezarları buradadır. Kidron vadisindeki Meryem Ana
türbesi ise Hz. Meryem’in vefatından sonra bir süre gömülü kaldığı sonrasında
ruhunun göğe yükseldiği söylenilen yerdir.

Hz. Meryem Kuran’da ismiyle anılan
tek kadındır Kuran’da on dokuzuncu sürenin adıdır Meryem ve 34 yerdeMeryem ismi
geçer. Kuran’da İmran’ın karısının doğacak çocuğu Rabbe adadığı kız oluncada
Meryem adını verdiği ve onu Beytülmakdis’e götürüp Harun’un soyunda din
adamlarına teslim ettiği şeklinde geçer. Hadislerde ise Meryem ve İsa’nın
günahtan korunmuşluğuna işaret edilir. Sonrasında ise Zekeriya Meryem’in
teyzesinin kocası olarak Meryem’i himayesine alır. Ergenlik çağına gelincede
onu mabede götürür orada bir odaya yerleştirir. Kuran’a göre Allah Meryem’i
güzel bir bitki gibi yetiştirir. Zekeriya yaşlılığında dolayı Meryem ile
ilgilenemediğinden Hz.Meryem’i himaye etmesi için birsini bulmalarını istedi.
Meryem kura sonucu amcasının oğlu Yusuf’un himayesine girdi. İncil de Yusuf ve
Meryem’in nişanlandığından bahsedilirken Kuran’da bu durumdan bahsedilmez.

Hz. İsa,  Kuran-ı Kerim’de
İsa İbn Meryem ve Mesih şeklinde zikredilen kendisine incilin verildiği Hz.
Muhammed’i müjdelediği bildirilen, ‘Allah’tan bir ruh ve kelime’ olarak tasvip
edilen ancak kul olduğu vurgulanan bir peygamberdir.  Hz İsa’nın doğumunun
nerede olduğu ilgili tartışmalar mevcuttur. Bu konuda Kuranı Kerim’de bir yer
belirtilmez fakat Matta ve Luka İncillerinde İsa’nın bugünkü Filistin topraklarında
hatta Beytüllahim’de doğduğu iddia edilir. Uzmanlar Hz. İsa’nın Beytüllahimde
doğduğunu belirtir. Nasıra’lı İsa olarak anılmasının nedeni çocukluğunun
Nasıra’ da geçmesinden kaynaklıdır. Burada bulunan Doğuş Kilisesi Hz. İsa’nın
doğduğu yer olduğuna inanıldığı için bu adı almıştır. Hıristiyanlar için kutsal
mekânlardan biridir. Milletler Kilisesi ise Hz. İsa’nın son saatlerini
geçirdiği, dua ettiği bir Katolik Kilisesi’dir.

HZ. İSA’NIN ÖLDÜRÜLMESİ

Hıristiyanlara göre, Hz. İsa’nın
verdiği mesaj bürokratik elitin zenginlerin ve din adamlarının işine gelmedi.
Fakir, kimsesiz ve yaşlılara kucak açmıştı Hz. İsa. Güçlü ruhban sınıfı olan
Yahudiliğe karşı eşitlikçi bir din sunmuştu. O dönemde bu durum bir ayaklanma
olarak düşünüldü. Yahudilerin Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini istemeleri
üzerine Yahudilerin baskısından kurtulmak isteyen Platus, onun çarmıha
gerilmesini onayladı. Bunun üzerine Yahudiler Hz. İsa’yı Golgota denilen yere
götürerek çarmıha gerdi.

Hıristiyan inancına göre
havarilerin gözleri önünde semaya yükselen Hz. İsa babasının sağ tarafına
yerleşmiştir ve dünyanın sonuna doğru yeniden gelecektir.

KUDÜS MÜSLÜMANLAR İÇİN NEDEN KUTSAL?

Kudüs şehir adı olarak Kuran’da
geçmez fakat İsra mucizesi nedeniyle Kuran’da yer alan El Mescidül-Aksa’nın
Kudüs’te ki Süleyman Mabedi olarak kabul edilmesi Müslümanlar için Kudüs’ü
önemli yapar. Kuranı Kerim’de Mescidi Aksa’nın çevresinin mübarek kılındığı
belirtilir. Kuran’da mukaddes belde olarak nitelendirilen Arz-ı Mevut’ un
içerisindedir. Kudüs’ün kutsallığı hadislerde geçer. Hz. Muhammed ‘(ziyade
sevap umarak) Namaz ve ibadet için yalnız şu üç mescide gidilir: Mescid-i
Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid’i Aksa’ buyurmuştur. İslami kaynaklarda geçen
İsra (Hz. Muhammed’in Mescid-i Haram’dan Mescid’i Aksa’ ya gidişi) ve
miraç(yükseklere çıkışı) Müslümanların Kudüs ile ilgili manevi bağlarını
güçlendiren olaylardır.

KIBLE KABEYE NASIL ÇEVRİLDİ?

Hz. Muhammed Mekke ve Medine
dönemlerinde Kâbe’yi önüne alarak Kudüs’e doğru namaz kılıyordu. Hz. Muhammed
Kâbe’nin kıble yapılmasını arzulamaktaydı. Kıblenin Kâbe olduğu vahyi
geldiğinde Hz. Muhammed Beni Selime mescidinde öğle namazını kılıyordu ve namaz
içinde Kâbe’ye dönmesi emrolundu cemaatle birlikte yüzlerini mescidi harama
çevirdiler.

Hz. Ömer Mescidi;

Hz. Ömer miladi 638 yılında
Kudüs’ün fethi için yola çıkar. Hz. Ömer Kudüs’ün anahtarını teslim aldığında
kendisi bizzat çalışarak Mescid-i Aksa’nın (Süleyman Mabedi) Hıristiyanlık
döneminde molozlar altında kalmış olan yeri temizletip orada cemaate namaz
kıldırır. Sonrasında buraya bir mescit yaptırır. Hz. Ömer’in ismini taşıyan bu
mescit Yahudi Mahallesi’nde yer alır ve 1967 yılından beri ziyaretlere
kapalıdır. Hz. Ömer Kudüs’ü fethettiğinde ‘bu fethiistiyordun ya Resulullah!
İşte şehri fethettik Kudüs kardeşlerine kavuştu’ der.

Haçlı istilası sonrası büyük kısmı
Tapınak Şövalyeleri’ne verilen Mescid-i Aksa, Selahaddin Eyyubi’nin geri
alacağı tarihe(1217-1218) kadar onların elinde olur. Selahaddin Eyyubi şehrin
fethinden sonra kaybolan İslami görünümü yeniden canlandırmak için birçok adım
atmıştır.

Kubbet-Üs Sahra;

Kudüs denildiğinde ilk akla gelen
yerdir. Avlusunda Muallak Kayasını bulunduran Kubbet-üs Sahra ortası kubbeli
sekizgen bir yapıdır. İslam mimarisinin ilk kubbeli eserlerindendir. Muallak
kayası rivayete göre Hz. Musa’nın kıblesidir. Kuranda bu kayadan doğrudan
bahsedilmez Muallak Kaya’sı havada asılı duran bir kayadır. Evliya Çelebi
kayanın havada asılı durmasının hikmetinden Seyahatname ’de bahseder. Resul-i
Ekrem’in göklere çıkmasının ardından Sahratullah’ın yerinden kopup arkasından
gelmek istemesi üzerine Hz. Muhammed’in ‘Ya Sahra, Allah’ın emriyle boşlukta
dur!’ demesiyle taş ne kadar havaya kalktı ise orada kalır. Yahudi geleneğinde
Muallak Kayası Süleyman Mabedinin Kudsü’l Akdes bölümünün temelini teşkil ettiği,
dünyanın ortasında bulunduğu, Nuh’un gemisinin tufandan sonra onun üstüne
oturduğu gibi inanışlar mevcuttur.

Hıristiyanlara göre Hz. İsa haşr
günü adalet kürsüsünü bu taşın üzerine kuracak ve insanlara ait hükümleri bu
kürsüden verecektir. Rivayete göre kayanın üzerinde Hz. Muhammed ve Hz.
İdris’in ayak izleri ve Hz. Cebrail’in parmak izleride bulunmaktadır.

Kubbet-üs Sahra Emevi Halifesi
Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılmıştır. Hacer-i Muallak denilen kaya
kütlesini örten kubbe olduğu için Kubbet-üs Sahra yani Kaya Kubbesi denir.

KUDÜS NASIL FETHEDİLDİ?

İslam orduları Ebu Ubeyd’e bin
Cerrah komutasında Kudüs’ü kuşattı. Kudüs halkı anlaşma talep etti bunun
üzerine şehre gelen Hz. Ömer şehri teslim alıp halka can mal kilise ve
haçlarının güvenliğiyle ilgili bir emanname verdi. Hz. Ömer şehre bugünkü
el-Halil kapısından girmiştir.

Emeviler döneminde Muaviye’nin
devletin merkezini Şam’a nakletmesiyle Kudüs’ün önemi artıyor. Emeviler
döneminde gerçekleştirilen imar ve iskân faaliyetleri neticesinde şehrin Arap
nüfusu artmıştır. Emevi hanedanını yıkan Abbasilerin iktidara gelmesiyle Bağdat
başkent olmuştur. Suriye ve Filistin bölgeleri nispeten geri planda kaldı ancak
Kudüs İslam dünyası için Mekke ve Medine’den sonra üçüncü kutsal şehir olma
özelliğini sürdürmüştür.

Kudüs Müslümanlarının Türklerle
ilk karşılaşmaları Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden önce savaş
zamanlarında olmuştur. Savaştıkları Türkler önce Müslüman sonra Abbasi
hanedanının eşleri ve yöneticileri olarak bölgeye geldiler. Kudüs’te biline ilk
Türk 766-809 arasında halifelik yapan Harun Reşit’in hanımı Soğdlu Türk(Maride)
idi. İlk Türk yönetici ise, 838-841 arasında Abbasi orduları komutanlığı yapan,
Fergana Türk hükümdarları soyundan Hayder bin Kavus olmuştur. Artık şehrin
kaderinde Türkler de söz sahibiydi.Şehir 1071-1098 yılları arasında
Selçuklu-Türkmen hâkimiyetinde kaldı. Haçlı seferleri sonrası 15 Temmuz 1099’da
şehir düştü. Haçlılar her yeri talan ederken Muallak Kaya’sına büyük saygı
gösterdiler. Haçlılar Muallak Kayası üzerine sunak inşa ettiler ve kubbedeki
alemin yerine büyük bir haç diktiler. Haçlılar Muallak Kaya’sından bazen bir
parça alıp memleketlerine götürüyorlardı. Haçlı kralları bunu engellemek için
kayayı mermerle kapladı. Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethinden sonra bu
mermerler kaldırılmıştır.

Müslümanlar Kudüs’ü fethettiğinde
Halife Ömer Hıristiyanlara can ve mal güvenlikleri konusunda söz vermiştir.
Fakat Haçlıların Kudüs’e girmesinden sonra Kudüs genelde eski görünüşünü
korumakla beraber tam bir Hıristiyan şehri haline geldi, camiler kiliseye
çevrildi. Yahudi ve Müslümanların şehirde sürekli kalmasına izin verilmedi.

Haçlılar şehirdeki tüm
Müslümanları hatta Müslümanlara yardım ettiği gerekçesiyle tüm Yahudileri
öldürerek dünyada eşi görülmemiş bir vahşet örneği sergilemiştir. Bu katliamın
tanığı olan Haçlılardan Raymond D’Aguilers vahşeti şöyle aktarmıştır ‘Kentin
sokakları, kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda takılıp
düşmeden yürümek zor hale gelmişti. Ama tüm bunlar Süleyman Tapınağı’nda
yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada ne mi oldu? Eğer size gerçekleri
söylesem, bana inanmakta zorlanabilirsiniz. En azından şunu söylemeliyim ki
Süleyman Tapınağı’nda akan kanların yüksekliği, adamlarımızın dizlerinin boyunu
aşıyordu…’

Kudüs’ün ıstırabı Selahaddin
Eyyubi’nin 2 Ekim 1187 yılına kadar sürmüştür. Haçlılar az bir fidye ödediler
parası olmayan binlerce kişi de serbest bırakıldı. Selahaddin’in bu insanca
davranışı Haçlıların vahşetiyle tam bir tezatlık gösteriyordu. Haçlılar
şehirden giderken, Ortodoks ve Yakubi Hıristiyanların şehirde kalmasına ve
Yahudilerin şehre yerleşmelerine izin verildi. Haçlılar tarih boyunca Kudüs’ü
geri almak için sefer düzenlemeye devam etmişlerdir.

Kudüs’te Osmanlı hâkimiyeti ise
1516 ‘ da Mercidabık savaşıyla Suriye’yi ele geçiren ve ertesi yıl Kahire deki
Memlük yönetimine son veren Osmanlılar Kudüs’e hâkim olmuştur. Kudüs’te Osmanlı
hâkimiyeti 1917’ye kadar yaklaşık dört asır devam etmiştir.

Osmanlı devleti huzur içinde
birlikte yaşamak adına çok detaylı kuralar getirmiştir. El Halil Kapısı
üzerindeki kitabe, küçük bir detay gibi durur ama aslında çok şey ifade eder.
‘la ilahe illallah İbrahim Halilullah’ yazılı kitabe hangi din ve mezhebe
mensup olursa olsun herkese kucak açılacağı mesajını taşır adeta.

Osmanlı devleti hem içerde hem
dışarda zorluklarla mücadele ederken aynı zamanda Filistin’e yasa dışı Yahudi
göçü ve Siyonizm ile de uğraşmaktaydı. Yahudilere toprak satışını engellemek
maçıyla birçok tedbir alındıysada başarılı olunamadı. Osmanlı’nın gücü zayıfladıkça
Kudüs için yeni bir dönem gelir. Yahudiler ilk olarak Osmanlı’yı hedef alırlar.
İngilizler çıkarma yaptıklarında Yahudiler İngilizlere yardım ederler ve bu
amaçla askeri bir birlik bile oluştururlar. Elbette Yahudilerin asıl arzusu,
Hadrianus zamanında yok edilmesinden sonra hiçbir iz kalmayan tapınağı ayağa
kaldırmaktır. Bu amaçla zaman zaman bölgeyi incelemiş, iz bulmaya
çalışmışlardır. Osmanlı güçsüzleştikçe taviz kopartmak daha da kolaylaşmış ve
Mescid-i Aksa alanında kazılar başlamıştır. 1880 yılında yapılan bir kazıda,
bir kitabe ortaya çıkmış ve İstanbul’a getirilmiştir. M.Ö 700 yıllarına
tarihlenen ve İbranice yazılı bu kitabede, suyollarınınonarımıyla ilgili bir
ifade vardır. Bu kitabe daha sonraki yıllarda aslında Yahudi yerleşiminin ne
kadar eski olduğu hakkında bir delil olarak görülmüş, İsrail Cumhurbaşkanı
Şimon Peres kitabeyi 2007 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den geri
istemiştir.

Gelelim 1917 senesine… Kudüs için
bir kader yılıdır 1917. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour Siyonist
hareketin liderlerinden Lord Rothshild’e bir mektup göndererek Yahudilerin
bölgede siyasi varlık oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı.1917 senesinin
Ekim ayında General Allenbey komutasındaki yüz otuz bin kişilik işgalci İngiliz
ordusu Gazze’yi kuşattığında Kudüs’ün kaderide değişti. Kudüs’egiren İngiliz
İşgal Orduları Komutanı Edmund Allenby Selahaddin Eyyubi’nin mezarını tekmeler
ve bağırır: ‘kalk Selahaddin biz yine geldik!’şüphesiz buradaki kastı üçüncü
haçlı seferine katılıp başarısız olan İngiliz kralıdır. Türk askeri sadece
Gazze Kudüs hattında yirmi beş bin şehit vermiştir. Osmanlının kahraman Türk
askerinin Filistin’den gidişi hiç dinmeyecek savaşların kan, gözyaşı ve
kargaşanın da başlangıcıdır.

21 Eylül 1922 tarihinde artık
kurulacak olan İsrail Devleti için alenen adımlar atılmaya başlanmıştır.
ABD’nin Kongre ve Temsilciler Meclisi ‘‘Amerika Filistin’de Yahudilere milli
yurt kurulmasına taraftardır’’ diye karar alınmıştır. O tarihte İstanbul’da buna
ses çıkaracak kimse yoktur. Ankara Hükümeti buna sert bir şekilde karşı çıksa
da gücü bir şey yapmaya yetecek durumda değildir. Olayların zincirleme
ilerleyişine baktığımızda gizli tarihin ne demek olduğu ortaya çıkıyor. Osmanlı
batarken dünyada iki yeni devlet şekillenmiştir. Türkiye ve İsrail.

14 Mayıs 1948’de bölgede İsrail
devleti resmen kurulmuştur artık. İsrail’in kurulmasının üzerinden yirmi dört
saat geçmeden Arap ülkeleri İsrail’e savaş açmıştır. Mısır, Suriye, Irak, Ürdün
kuvvetleri saldırıya geçti ancak beklenenin aksine olaylar İsrail’in lehine
gelişti. Bir yıla yakın süren bu savaşta İsrail, hem Arap kuvvetlerini bozguna
uğrattı hem de Filistin’deki topraklarını genişletmeyi başardı. Filistin’deki
yüzde 56’lık toprağını yüzde 78’e çıkardı. 1948 Arap-İsrail savaşında İsrail
Batı Kudüs’ü işgal etmiştir. Ürdün ise doğu Kudüs’e hâkim olmuştur. Böylece
Kudüs doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. 1948 Arap-İsrail savaşında
yüzlerce Filistinli katledilmiştir. Yüz binlerce Filistinli yurtlarından
sürülmüştür. Filistinliler heryıl 15 Mayıs tarihinde yaşadıklarını ‘Nakba’
Türkçe karşılığı ‘büyük felaket’  adıyla tüm dünyaya haykırıyorlar.İsrail
Ocak 1950’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak batı Kudüs’ü başkent
ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya
taşıdı. Resmi kayıtlara baktığımızda, 1948 de altmış bin Arap nüfusuna karşılık
yüz bin dolaylarında olan Yahudi nüfusu 1967 yılında yüz doksan yedi bine
yükselmiştir.

1967 Arap-İsrail savaşında şehrin
tamamını işgal eden İsrail bazen aşırı güç kullanarak şehri Yahudileştirme
çalışmalarına hız vermiştir. Yeni yerleşmeleri özellikle doğu Kudüs’e
yoğunlaştırdı ve 21 ağustos 1980’de doğusu ve batısıyla birleşik Kudüs’ün
İsrail’in ebedi başkenti olduğunu ilan etmiştir.

 

Özetleyen: Sultan
AVŞAR & SASAM Stajyeri






























































































































































KİTABI BURADAN
SATIN ALABİLİRSİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir