SAMİH
NAFİZ TANSU : İki Devrin Perde Arkası ///
Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk


İstanbul,
2011, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık.


*Özden
Arıkan




Samih Nafiz Tansu
bu eserinde, Osmanlı Devleti’nin son döneminde faaliyet gösteren istihbarat
teşkilatı olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın 
başkanlığını yapan, ilerleyen süreçte Milli Mücadeleye destek veren
Hüsamettin Ertürk’ün anılarını anlatmıştır. Hüsamettin Ertürk bulunduğu görev
itibariyle önemli faaliyetlerde bulunması, dönemin liderleriyle birebir temas
etmesi, gizli bilgilerin nasıl elde edilişi, İtilaf Devletlerinin gizli
faaliyetleri, Milli Mücadele döneminde yürüttüğü gizli görevleri, dönemin iç
yüzünün anlaşılması, olaylara bakış açısı kazandırması ve birebir döneme tanık
olan kişinin aktarması açısından oldukça değerli bir eserdir.  İstihbaratın dünün Türkiye’sinde ne kadar
önemli olduğunun altını çizer.




Eserin
içindekiler kısmına baktığımızda olayların başlıklar altında anlatıldığı
görülmektedir. Başlıklar altında anlatılan olaylar sonrasında, kitaba neden
“İki Devrin Perde Arkası” ismini verdiğini belirterek son verir. Eser
621 sayfadan oluşmaktadır.




Eserde ilk olarak
Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluşunu Enver Paşa’nın sağladığı, bu doğrultuda Türk
ve İslam unsurunu bir araya getirmeyi amaçladığını belirler. İlk heyecanlı olay
olarak V. Murat’ın cenazesinin gizlice götürülmesine tanık olduğu olaya
değinir. Abdülaziz’in hale edilmesi taraftarlarının etkinliği sonucu halinin
gerçekleştiği, bu olay karşısında gururu kırılan Abdülaziz’in intihar etmiş
olabileceği kanısı aktarmış olmakla beraber, mahkeme kayıtlarında suikasta
kurban gittiğini belirtir. Mekteb-i Harbiye’de okurken kendisinin de dönemin
siyasi koşullarına ayak uydurarak siyasete karıştığını, o dönemde de Jön Türk
hareketinin bu siyasi katılımda her yerde etkin olduğuna değinir. Abdülhamit’in
kuşkulu bir karaktere sahip olmasından dolayı hafiyelere para yedirdiğini, bu
kuşkularının nihayetinde hal edilerek Selanik’e sürülüşünü ele alır. Akabinde
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni ortadan kaldırmak için görevlendirilen Ferik
Şemsi Paşa ve Atıf Bey’in, İttihat ve Terakki üyeleri tarafından öldürülmesiyle
padişahın endişelendiğini, bu endişelenme sonucunda da tekrarda Meclis-i
Mebusan’ı tekrar açtığı tespitinde bulunur (11-41).




31 Mart
Vakası’nda, avcı taburlarındaki genç askerleri, din adamlarının dini kullanarak
fitne yoluyla dinin elden gittiği düşüncesiyle harekete geçirdiği düşüncesini
ifade eder. Ayaklanmanın bu yolla çıktığı ve İstanbul’da meşrutiyet karşıtı
boyutlara ulaşması ile Hareket Ordusu’nun bu ayaklanmayı ortadan kaldırdığı
görülmektedir. II. Abdülhamit’in devleti ekonomik yönden geliştirecek
politikaları olduğunu, dış ilişkilerde İngiltere, Almanya, Rusya gibi ülkelerle
dostluk ilişkisi kurulması gerektiğini belirtir. İttihat ve Terakki
Cemiyeti’nin Osmanlı Devleti’ni İngiltere’ye karşı savaşa sürükleme girişimi
olduğunu, bu tutumun Osmanlı Devleti’nin sonunu getireceğini belirtir.
Rusya’nın 1877-78 savaşını fırsat bilerek, Balkanları yağmaladığını ve
Ermenileri, Ermeni Yurdu kurma yönünde isyana teşvik ettiğini belirtir.
Ermenilerin devletin içindeki muhalif Yahudi unsurla ittifak yaparak II.
Abdülhamit’e karşı suikast girişiminde bulunabildiklerini vurgular.
Abdülhamit’in Yahudilere karşı kuşku duyduğu düşüncesini ifade etmekle
birlikte, Ali Suavi ve adamlarının ilk sivil darbe girişiminde bulundukları
tespitini yapar. Osmanlı Devleti’nde ilk kez sivil hareketin padişahı hal etme
çabası görülmektedir. Abdülhamit döneminde saray etrafında görevli olan
kişilerin hepsinin çıkar beklediği dönem olduğunu niteler. II. Abdülhamit’in
hedeflerine ulaşmak için tahta gelirken Mithat Paşa’ya taviz verdiğini, bu
tavizi Abdülaziz’in öldürülmesi hakkında mahkeme kararıyla Mithat Paşa’yı
bertaraf ettiğini açıklar. Erzurum’da bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti
şubesinde Ermenilerin buraya üye olması üzerine Ermeni propagandası yapılıyor
iddiası ile kapatıldığını ifade eder (42-79).




Serez’e süvari
birliğine atandığı zaman M.Kemal ile tanışmış ve onun Balkan Savaşı öncesinde
ordudaki partizanlık tespitinde bulunduğunu ifade etmekle, M.Kemal ve İttihat
ve Terakki arasındaki görüş ayrılığının ordu-siyaset ilişkisindeki ayrımın olup
olmaması, ordudaki partizanlık faaliyetleri olduğu tespitini yapar. Ordunun
içine düşmüş olduğu partizanlık anlayışı, orduyu zayıflatmış ve I. Balkan Savaşı’nda
yenilgi alınmış, kendiside esir düşmüştür. I. Balkan Savaşı’nın hezimeti ile
barış görüşmelerinin başlaması, Osmanlı’nın bütün Rumeli ve Edirne’den
vazgeçeceği söylentisinin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Bab-ı Ali Baskınını
gerçekleştirilmesi hızlandırmış ve baskının gerçekleşmesi ile İttihat ve
Terakki Cemiyeti yönetime tekrar gelmiştir. II. Balkan Savaşı öncesinde
ordudaki partizanlık faaliyetlerine son verilerek başarı sağlanmıştır.
Muhalefetin Bab-ı Ali Baskının intikamını almak için Mahmut Şevket Paşa’yı
öldürdüğünü ifade eder. Teşkilat-ı Mahsusa’yı Enver Paşa’nın kurduğunu,
Panislamizm ve Pantürkizm genel politikası olduğunu ve bu doğrultuda I. Dünya
Savaşı’nda çeşitli cephelerde  destek
arandığını belirtir (80-135).




Balkan
Savaşı’ndan sonra doğu-batı olarak ikiye ayrılan Trakya’nın, en azından
doğusunu kurtarabilmek için yapılan çalışmaları ve bu çalışmalarda önemli bir
rol oynayan Trakya Paşaeli Cemiyetinin önemini vurgular. I. Dünya Savaşı
öncesinde Enver Paşa’nın Balkanlarda kaybedilen yerleri geri alma umudu
olduğunu ve bu doğrultuda Rusya’dan intikam almak için planlar yaptığını ancak
Rusya ile anlaşma zemini oluşunca bu durumdan vazgeçildiğini ifade eder.
Almanya’nın bu durum karşısında ise Rusya ile Osmanlı yakınlaşmasını sezerek
Goben ve Breslav kozunu oynadığını, Osmanlı bürokrasinin üst kesiminin büyük
bir kısmının savaş taraftarı olmadığını, bir olup bitti ile Osmanlı’nın savaşa
dahil edildiğini ifade eder. Ancak bu durum sadece olup bittiden ibaret
değildir, İttihat ve Terakki’nin mevcut kadrosunun savaş taraftarı olduğu
bilinmektedir. Ayrıca İngilizlerin elçilikleri aracılığıyla Osmanlı Devleti’ni
Almanya’nın yanında savaşa girmemesi konusunda uyardığını aktarır. Osmanlı
Devleti’nin bunu dikkate almadığını, II. Balkan Savaşı’nın zaferine ve intikam
alabilme duygusuna kapıldıklarını da aktarır. Enver Paşa’yı görevinden alma
girişimleri olduğunu, bir harekat planları olduğunu, öne sürülen kişinin Yakup
Cemil, arka planda ise Talat Paşa’nın yer alması, İttihat ve Terakki içinde de
muhalif unsurların görülmesi bakımından kayda değerdir. II. Abdülhamit’in Enver
Paşa’yı II. Dünya Savaşı’nın çıkacağı ve Osmanlı devleti buna katılırsa mağlup
olarak ayrılabileceği konusunda uyarmıştır (136-186).




Hüsamettin Ertürk
savaş süresince Alman denizaltısında aktif olarak görev almış ve bu görevleri
kapsamında, müslüman coğrafyasını İtilaf Devletlerine karşı harekata geçirme
faaliyetlerinde bulunmuş, Alman ordusunun savaş bıkkınlığını dile getirmiştir.
Enver Paşa’nın idealist bir karakteri olduğunu ifade eder. Vahdettin’in tahta
çıkmasıyla I. Dünya Savaşı’nı sonlandırma çalışmaları hızlanmış, bu doğrultuda
İngiltere ve Fransa ile görüşmelere başlanmıştır. Ayrıca müslüman coğrafyasını
ayağa kaldırmak girişimi doğrultusunda İstanbul!a gelen Şeyh Sunusi’nin de
görevini padişahın iptal ettiğini ifade eder. Osmanlı’dan koparılmaya çalışılan
yerlerde Osmanlı Devleti’ne bağlı yöneticilerin faaliyetlerine İtilaf
Devletleri tarafından son verilmiş, bu liderler Milli Mücadeleyi
desteklemiştir. İttihatçılarında savaştan hezimetle ayrılması sonucunda
İstanbul’dan firar etmeleri görülür. Enver Paşa’nın Şeyh Sunusi’yi kullanarak
Osmanlı aleyhinde ayaklanan Arapları yatıştırma ve kendi tarafına çekme
çabasındaki çalışmalarına Teşkilat-ı Mahsusa’yı görevlendirmiştir. Vahdettin
gelmesiyle birlikte Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasında teslimiyet politikası
izlenmiştir. İtalyanların Mondros’tan sonra başlayan işgallere karşı koymak
amacıyla Anadolu da görülen Milli Mücadele harekatını, Afrika’daki
faaliyetlerinin tepkisini azaltmak için desteklemiştir (187-225).




Milli Mücadeleye
İstanbul kaçıp katılanları ve Ermeni olaylarına katıldığı gerekçesiyle, İtilaf
Devletlerinin desteğini sağlamak amacıyla yargılamalarda bulunan Divan-ı Harp
hakkında bilgiler vermektedir. SSCB’nin Kafkasya’da bir Şuralar Cumhuriyeti
ilan ederek Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı içine alan kendine bağlı
olmak şartıyla ilerleyen süreçte kendi geleceklerini belirleyecekleri bir
sistemi kurma çabasından bahseder. Kars’ta kurulan Şuralar Meclisi’ni de bu
doğrultuda desteklediğini ifade eder. Padişah Vahdettin’in ve sadrazam Damat
Ferit’in Anadolu da İttihatçıların tekrar bir araya gelme endişesiyle M.Kemal’i
Anadolu’ya gönderdikleri tespitinde bulunur. Osmanlı hükümetinin Mondros
Mütarekesi gereğince mevcut cephanenin dağıtılma girişimlerinin olduğunu ancak,
cephanenin Anadolu’ya kaçırılmaya çalışıldığını, ayrıca hükümetin Teşkilat-ı
Mahsusa’yı lağvedip, İslam temsilcilerinin geri gönderilmesi kararlarını,
İtilaf Devletlerine yaklaşma çabası olarak nitelendirir. İngilizlerin Ermeni
Tehcirine karışmış olanları tevkif ettirmesinde dolayı İttihatçıların gizli bir
teşkilatlanmaya gittiğini, Talat Paşa’nın talimatıyla Karakol Cemiyeti’nin
kurulduğunu belirtir. Ermeni ve Rum unsurun padişaha sadık görünerek,
emellerini gerçekleştirme amaçları vardır. Bu duruma karşı Milli
Teşkilatlanmaya gidildiğini, İstanbul’da semt semt gizli bir şekilde
teşkilatlanma sağlanarak, Milli Mücadeleye karşı desteğin arttırıldığını ifade
eder. İslam mücahidlerinin de bir kısmının Anadolu’ya gelip Milli Mücadeleyi
desteklediğini, bir kısmının ise Osmanlı Devleti tarafından İtilaf Devletlerine
teslim edildiğini ifade eder. Milli Teşkilatlanma sayesinde İstanbul’da halkın
Milli Mücadeleye desteği sağlanmış, bu doğrultuda İtilaf Devletlerinin
giriştiği karşı harekat bertaraf edilmiştir (226-267).




Ruslar komünist
idare kurulması konusunda ajanları yoluyla gizli teklifler iletmiştir.
İngilizlerin kışkırtmalarıyla Rumların İstanbul’da eşkıyalık faaliyetlerinde
bulunduğu görülür.  Hintli bir İngiliz
ajanı olan Mustafa Sagir’in Anadolu’ya gizlice gelerek Milli Mücadele’ye
katılanların İngilizlere karşı düşüncelerini öğrenmeye çalışmaktadır.
İstanbul’da İtilaf Devletlerine karşı çıkan ayaklanmalardan Teşkilat-ı
Mahsusa’nın sorumlu tutulduğunu ve üyelerinin her tarafta arandığını ifade
eder. Anadolu’ya gizlice gelen Mustafa Sagir’in tanınması ve faaliyetlerinin
anlaşılması, asıl amacının bilgi aktarımından sonra M.Kemal’i öldürmek
olduğunun fark edilmesi ile idam edildiğini ifade eder. Rusya’da patlak veren
Bolşevik İhtilali’nin Almanların desteklemesiyle patlak verdiğini belirtir.
Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerinin sempatisini kazanmak için işgallere
muhalif olanları astırdığını yineler. Şehzade Osman Fuat’ın Anadolu daki harekata
olumlu baktığını, ancak kurtuluşu manda da gördüğünü anlatmaktadır. Ermeni
Patriği Zaven Efendi’nin, Tehcire karıştığı iddiasıyla faaliyetlerde
bulunanların isim listesini Damat Ferit’e verdiğini bu doğrultuda idamlar
görüldüğünü belirtir, bu listede Ermeni Tehcirinden çok İtilaf Devletlerinin
işgallerine karşı duranların olduğu görülmektedir (268-344).




İzmir’in işgali
üzerine Saltanat Şurası toplanmıştır, ancak Vahdettin’in yetkiyi Damat Ferit’e
bırakması üzerine etkinliği kırılmıştır. İstanbul’da İzmir’in işgaline karşın
halkın örgütlenerek mitingler, protestolar ve basın yoluyla propaganda yaptığı
görülmektedir. Bu isyanlar ve protestoların gerçekleştiği sırada Bekir ağa
bölüğündeki siyasi tutukluları halkın kurtarma tehlikesine karşın, İttihatçıların
tekrar faaliyete geçme tehlikesi ortaya çıkınca İngilizlerin Malta sürgününü
başlattığını belirtir. Vahdettin’in M.Kemal’i Anadolu’ya göndermesindeki olayın
iç yüzünü, İttihatçıları ve Teşkilat-ı Mahsusacıları ortadan kaldırılması,
Kafkasya’dan gelecek olan Enver Paşa tehlikesini önleyerek İtilaf kuvvetlerinin
işgaline mahal vermemek olarak niteler. M.Kemal’in Anadolu’ya geldikten sonra
tevkif edilme tehlikesine karşı belirlediği rotayı izlediğini aktarır. M.Kemal
Rus heyeti ile Havza’da başlatacağı harekata destek bulma yönünde görüşme
gerçekleştirmiş, Rus heyeti Bolşevizm’i getirirlerse yardım sözünü vermiştir.
M.Kemal’in bunun sözünü vermese de gerekli yardımı sağlamıştır. Sivas
Kongresiyle Milli Mücadele’nin tekbir çatı altında toplandığı görülür ve diğer
örgütlenmeler reddedilir. Damat Ferit Paşa hükümetinin etkinliğini M.Kemal ve
çevresindekilerin kırdığı görülmektedir. Yerine gelen Ali Rıza Paşa hükümeti
ise iki yüzlü siyaset izlediği M.Kemal tarafından da vurgulanmıştır. Meclis-i
Mebusan’ın dağıtılması üzerine Anadolu da meclisi tekrar açma girişimleri
hızlanmıştır. Kendiside bu süreçte tevkif edilmiş, idamdan hükmü verecek kişiyi
daha önceden tanıması üzerine şans eseri kurtarılması, Osmanlı’nın son
dönemindeki yaptığı tevkif ve idam kararlarının tutarsızlığı ve geçersizliği
yönünden bir göstergedir (345-412).




Damat Ferit’in
Anadolu harekatına karşı Kuvay-ı İnzibatiye’yi kurduğunu, bu birliğinin
yapısında eğitimsiz askerlerin, kendilerine çıkar sağlama çabasında olanların
dahil olduğunu ifade eder. Şehzade Abdürrahim Nasihat Heyeti olarak Anadolu’ya
geçmiş ve Milli Mücadele ye katılmak istese de, M. Kemal onaylamaz, Şehzade’nin
Vahdettin’le yaptığı görüşmede Milli Mücadele harekatını desteklemesi
gerektiğini iddia ettiğini aktarmış ancak Vahdettin bu durumu kabul etmemiştir.
İstanbul’un işgalinden itibaren Vahdettin’in İtilaf Devletlerine ılımlı
davranmasının, İstanbul’da harekat kabiliyetlerini kısıtladığını ifade eder.
Anadolu’daki harekatı desteklemek amacıyla boğazlardan Beykoz yoluyla gizli bir
şekilde Anadolu’ya kaçışlar görülmektedir. Damat Ferit’in yalısındaki gizli
planları ele geçirerek Kuvay-ı İnzibatiye’ye karşı öncü önlem alınmış, bu
hareket böylelikle etkisiz kılınmıştır. İngilizlerin Anadolu harekatını
sonlandırmak amacıyla isyan çıkarma girişimine yöneldiğini ifade eder
(413-472).




İstanbul hükümeti
ve Heyet-i Temsiliye’nin karşılıklı beyanname ilanları göze çarpar, bu
beyannameler sayesinde halk desteğini Milli Mücadeleye vermiştir.İstanbul
hükümetinin Anadolu’ya katılan paşalar hakkında idam kararları alması, adlarını
kötüye çıkararak amaçlarına ulaşamamaları sağlanmaya çalışılsa da, aksi etki
yaparak paşaları daha da kuvvetlendirir. Vahdettin’in sahip olduğu
İstanbul’un  elden gideceği tasavvuruyla,
Sevr Antlaşması’nın imzalandığını, bu anlaşma ile Osmanlı Devleti’nin fiilen
varlığının sona erdiğini ifade eder. Halkın bu olaydan sonra hem İstanbul’u
bırakmayacağına yönelik hem de Milli Mücadeleyi destekleyen nitelikte mitingler
yaptıkları görülmektedir. İngilizlerin ilerleyen süreçte Malta’ya götürdükleri
tutukluları serbest bıraktığı görülmektedir. Bu durumda İngilizlerin iki temel
amacı olduğunu ifade eder, biri Büyük Millet Meclisi ile iyi geçinmek için
yakınlaşma çabası, diğeri ise koyu İttihatçıları serbest bırakarak Anadolu’da anlaşmazlık
oluşturarak bundan faydalanmaktır. Bu doğrultuda ilerleyen süreçte mecliste
birinci ve ikinci grubun oluştuğu yönünde tespitte bulunur. İstanbul
hükümetinin Anadolu harekatını olumlu bakmayan yönde yayınladığı fetvaya karşı,
Ankara’daki meclisinde karşı fetva yayınladığı görülmektedir.Çerkez Ethem’in
Milli Mücadele’den ayrılmasını, İsmet Paşa’nın üstünlüğünü kabul etmemesinden
kaynaklandığını, Yunanlılarla beraber karşı durduğu tespitinde bulunmaktadır.
İstanbul’dan Anadolu’ya gelenleri kontrol etmek amacıyla Samsun ve İnebolu’da
tedbirler alınmıştır. Milli Mücadelenin en ufak bir biçimde sekteye uğramaması
için alınan önlemlerinin derinlemesine düşünüldüğünü gözler önüne serer.
Müdafa-i Milliye’nin kurularak istihbarat işinin Anadolu’dan örgütlenmeye
tekrardan başladığını ifade eder. Şeyh Sunusi’nin Ankara’ya gelerek Milli
Mücadele’nin dinsel arka planını desteklemiştir. İstanbul ve Trakya’daki
hareketleri İtilaf kuvvetleri bastırmıştır (473-532).




Şehzade’nin
Anadolu’ya geçme durumu doğmuş, ancak orduda ve harekatta bu durumun ikilik
yaratma tehlikesine karşın, ayrıca harekatın saltanatla bağının kalmaması
üzerine geçişi engellenmiştir. M.Kemal’in o dönemde herkesten şüphe ederek yeni
devletin kurulmasından önce güven tazeleme girişimleri görülmektedir. Hintli
temsilci Muhammed Ali Han’ın, Papa XV.Benoit ile görüşerek Anadolu harekatının
meşruluğunu uluslararası alanda sağlaması önemli gelişmelerden biridir. Milli
Mücadele’ye İslam coğrafyasının da desteğinin sağlanması konusunda önemli bir
adım atılmıştır. İstanbul halkının Milli Mücadele’ye desteğinin görmezden
gelinmemesi gerektiğini, elbirliğiyle gizlice sevk edilen cephanelerin
harekatta çok önemli bir yer kapladığı görülmektedir. Anadolu ile haberleşmenin
gizli olarak sağlandığı ve mühürlü tezkirelerle Anadolu’ya geçişlerde kontrol
sağlandığı görülmektedir. İstanbul’dan Anadolu’ya silah sevkiyatı için  İtalyanların ve Fransız gemilerinin yardımı
görülmektedir. Bu yardımı yapmalarındaki esas sebebin kendi tabiiyetindeki
müslümanların olası tepkilerinin önüne geçmektir.  Yunanlılarla Eskişehir’de savaş devam ederken
Sakarya gerisine çekilme kararını ordunun takviyesi ve toparlanması için
gerekli olduğunu vurgular. Bu esnada meclisin Ankara’dan Kayseri’ye taşınma
kararı düşüncesinin muhalefete koz verdiğini ifade eder. İngilizler Rahip Frew
ile iş birliği yaparak İngiliz Muhipleri Cemiyetini kurdular, amaçları dini
lider altında inananları bu cemiyet altında toplayarak, kurtuluşu İngiliz
mandası altında aramak ve bu düşünceyi yaymaktır. II. Meclis açılmadan önce
yapılan seçim çalışmalarında I. grubun Alevi ve Bektaşi tarikatlarının
liderleri ile görüşerek seçim öncesinde geniş bir destek sağladığını gözler
önüne serer. Ayrıca I. grubun İstanbul’da seçim öncesinde de propaganda yaptığı
görülmektedir.




M.Kemal’in Sovyet
Rusya’dan komünistlik hareketini destekliyormuş gibi yapıp silah ve mali destek
sağladığı görülmekte, aynı zamanda bu durumu İtilaf Devletlerine karşı bir koz
olarak ta kullanmaktadır. Bu doğrultuda Türkiye Komünist Partisi, İştirakiyun
ve Yeşil Ordu gibi partiler kuruldu ancak daha sonra  Enver Paşa’nın Anadolu’ya gelme durumu ve
Lenin’in desteklediği Mustafa Suphi’nin Trabzon’a gelmesiyle, bu durumların
oluşturduğu tehdit ve muhalefetten dolayı, bu oluşumlara son verilmiştir.
Rusya’nın İslamiyeti kullanma çabasıyla oluşturduğu Yeşil Ordu, İslam
dünyasının gücünü İngilizlerin elinden almayı ve aynı zamanda Anadolu’da
Komünizmi etkin kılmayı hedeflemiştir. M.Kemal’in bu tehlikenin farkına
varması, ilerleyen süreçte Çerkez Ethem’in dahil olması ve muhaliflerin bu
hareketi benimsemeleri ile gizli komünistlerde faaliyetlerini arttırınca kesin
darbenin indirildiğini belirtir. M.Kemal’in bu tutumunda Bolşevik Rusya’nın
yardım bahanesiyle Anadolu’yu istilaya girmesinden endişe duyduğu da görülmektedir.
Bu deneyimlerden sonra kapsamlı bir şekilde tek bir parti programının
hazırlanması ile Halk Fırkası’nın kurulduğu görülür. M.Kemal’in Türk milli
hareketinin en az Fransız İhtilali kadar değerli olduğunu Fransız Milli
Bayramında Fransız Konsolosluğunda verilen davette ifade eder. M.Kemal’in Milli
Mücadele ve sonrasında her türlü karalarını sırasıyla gerçekleştirdiğini
belirtir. Vahdettin’in İstanbul’dan firar ederek ayrılmasından sonra halkın
Milli Mücadele döneminde yaptıklarından dolayı bakış açısının değişmeyeceğini
ifade eder (532-617).




Eserin son
bölümünde iki devrin perde arkası olarak anlatmasını, Osmanlı Devleti zamanında
Enver Paşa’nın talimatıyla kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetleri ve
dönemini, akabinde Milli Mücadele döneminde Müdafa-i Milliye ile istihbarat ve
diğer faaliyetleri ele almasından dolayı, bu isimle adlandırdığına yer vererek
eseri sonlandırır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet