Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Dünya Tarihinde Orta
Asya

Peter B. Golden, Çev. Yahya Kemal
Taştan

Zafer SARAÇ

Orta 
Asya ,Türkler için tarihin başlangıcından beri yüksek öneme haiz olmuş
bir coğrafyadır. Bazı milletler vardır ki gücünü coğrafyasından alırlar.
Türkler, coğrafyalarının itici gücünü kullanarak, Dünya üzerinde daha geniş
alanlara yayılmışlardır. Tarih boyunca bu şekilde geniş bir alanda etkinliğini
sürdüren Türkler  için Orta Asya hep
çözülmesi gereken, Türk Tarihinin gölgede kalmış sırlarını barındıran bir coğrafya
olmuştur. Türk Tarihinin bu en eski devresini içeren bir başlangıç alanı olan
Orta Asya, son zamanlarda yapılan araştırmalarla daha anlaşılır bir hale
bürünmüştür. Peter Golden’in “Dünya Tarihinde Orta Asya” isimli eseri, Türk
Tarihinin Orta Asya ayağına ışık tutması hasebiyle oldukça önemli bir çalışma
olarak göze batmaktadır.

Peter Golden bu eseri esasında
ansiklopedik bir çalışma olan ”New Oxford World History” isimli Dünya
Tarihinin Orta Asya  kısmı olarak kaleme
almıştır. Kitabın önsöz kısmına bu nedenle bahsedilen ansiklopedik eserin
editörlerinin de önsözü eklenmiştir. Bahsedilen esere neden Orta Asya kısmının
eklendiğini, editörler kısaca Dünya Tarihinin sadece Batı Avrupa ve ABD Tarihi
manasına   geldiği görüşünü yıkmak,
olarak belirtmişlerdir. Bu amaçla kaleme alınan bu Dünya Tarihi dünyanın bütün
bölgeleri ve ülkelerinin tarihini içermektedir. Bu nedenle eserin öncelikli
kaleme alınış amacını, okurun ilgisini Dünya Tarihinin farklı kısımlarına
kanalize etmek olarak söyleyebiliriz. Yazar ise; bu minvalde dört bin yıldan
fazla süre boyunca Mançurya Ormanlarından Macaristan Bozkırlarına kadar muazzam
bir bölgenin siyasi iktisadi ve kültür tarihini özetlemek amacıyla kitabın Orta
Asya kısmını kaleme aldığını belirtmektedir.

Eser İngilizce okur kitlesine hitap
edecek şekilde hazırlanmış olmasına karşın, yazarın deyimiyle kaleme alınırken
her zaman Türk okuyucu kitlesi göz önünde bulundurulmuştur. Eserin Türkçeye
çevrilmesi  yazarın  Türkçe 
okur  kitlesinin  ilgisine 
mazhar  olmasını  sağladığı 
gibi  Türklerin kulağına yabancı
gelmeyen yer ve halk adları analize tabi tutularak akademik bir tabanda
bilimsel izlenimlerle okuyucuya sunulmuştur. Bütün bu bilimsel yanlarına
rağmen, tam manasıyla alanının mütehassısları için yüzde yüz manada akademik
bir yönelimi olan eser olduğunu söyleyemeyiz. Yazarın kitabın önsözünde belirtildiği
gibi, kitabın hedef kitlesi üniversite öğrencileri ve tarih meraklılarıdır. Bu
nedenle bilimsel yoğunluk ve bilimsel gevşeklik arasındaki bir noktadan tarih
anlatımı yapılmıştır.

Kitabı tam manasıyla Orta Asya Tarihi
olarak kabul etmemekle beraber konuya ilgi duyanların özet mahiyetinde
bilgilere erişebilecekleri açıktır. Yine Orta Asya Tarihine bir yerden
başlayacak olanların   ilgisini   cezbedecek  
bir   giriş   eser  
özelliği   gösterdiği kitabın ana temasından
anlaşılmaktadır.  Kitap  biri 
Giriş  olmak  üzere, 
toplam  on  kısımdan 
oluşmaktadır.  Bölümler kronolojik
tarihe paralel kademeli bir şekilde sunulurken, dönemin hayatına damgasını
vuran önemli özellikler bölüm başlığı olarak seçilmiştir. Yazar anlatımda
oldukça açık ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Anlatılan bölge ya da dönem
yazıya dökülürken, ilk aşamada genel bir bakış açısıyla değerlendirme yapılmış
anlatım özele indirgendiğinde, bilgi verilen halk topluluk veya devletin siyasi
tarihinde kavşak noktası diyebileceğimiz olaylara özellikle temas edilmiştir.
Her siyasi tarihte odaklanılan bu noktanın haricinde siyasi yapıya ruh
kazandıran ana unsur diyebileceğimiz bilim, sanat, kültür gibi alanlarda ön
plana çıkmış eserler hakkında bilgi verilerek konu bütünlüğü sağlanmıştır.
İkili münasebetlerin   anlatımı
açısından, siyasi olayların dokusu gereği yoğun ve sıkıcı   bir  
metot   benimsenmemiş   olup,  
ilgili   unsurun   siyasi  
tarihine   ait   giriş  
ve   sonuç diyebileceğimiz
kısımların özü okuyucuya sunularak, kısa periyotta sadede gelinmiştir. Bu
nedenle dönemler arasındaki hızlı geçişler konu bütünlüğünün bozulması
manasında fazla göze batan bir unsur 
olarak  gözlemlenmemektedir.  Siyasi 
tarihin  anlatılarıyla  okuyucuyu 
boğmaktan  ziyade konuya ilgiyi
çekecek argumanlar kullanılmıştır.

Kitabın giriş kısmı Halkların
Tabakası ismini taşımaktadır. Bu bölümde Orta Asya Toplumunun yapısı bu
coğrafyada yaşayan  halkların durumu
açısından açıklanmıştır. Kabaca bir tasnifle bölge halkı, göçebe ve yerleşik olarak
ikiye ayrılmıştır. Orta Asya’nın sınırları, günümüzdeki devletlerin konumları
belirtilerek çizilmeye çalışılmıştır. Halkların birincil manada temas sağladığı
coğrafi unsurlar üzerinde durularak, bölgenin iklim özellikleri kısaca
özetlenmiştir. Nüfusun demografik özellikleri 
tanımlanırken  nasıl  yoğunlaştığı, 
coğrafyanın  buna  etkisi 
belirtilmiştir.  Bölgedeki
halkların iktisadi faaliyetleri, birbirleriyle temasları bağlamında
anlatılmıştır. Halkların birbirlerine bakış  
açılarının   nasıl   olduğu,  
bunun   ne   derece  
gerçeği   yansıttığı, arkeoloji verilerle
netleştirilmiştir. Örneğin; Çinlilerin bozkır halklarını barbar olarak
nitelendirmesine rağmen, Esik Kurganında çıkarılan Altın Elbiseli Adam
Buluntusunun özellikleri verilerek bu tanımlamanın pekte makul olmadığı öne sürülmüştür.
Orta Asya Halklarının izinin sürülmesinde dil özellikleri yazar tarafından vurgulanırken,
dil ailelerinin oluşması üzerinde etkili olan faktörler tanımlanmıştır.

Kitabın birinci bölümü, “Göçebeliğin
Doğuşu ve Vaha Şehir Devletleri’’ ismini taşımaktadır. Bu bölümde göçebeliğin
tarihsel kökleri tanımlanırken oldukça eski döneme gidilmiş, Orta Asya
bölgesine  ilk  göçün 
ne  zaman  olduğu, 
ne  şekilde  gerçekleştiği  ve 
medeniyetin  oluşma
basamaklarının   bu   bölgedeki  
tekâmülü   hakkında   bilgiler  
verilmiştir.   Bölgedeki   iktisadi faaliyetlerin   kapsamı  
açıklanırken,   Mezopotamya   bölgesi  
uygarlıklarının   bölge   üzerindeki etkilerini nasıl gösterdikleri
açıklanmıştır. Göçebe kültürünün gelişmesinin en önemli unsuru atın
ehlileştirilmesi ve hayvancılığın ortaya çıkışının basamaklarından bahsedilirken,         savaşçı özelliklerin nasıl ortaya
çıktığı belirtilmiştir. Göçebelik hususuna bu şekilde bir giriş yapıldıktan
sonra, bu bölümde göçebelik çok yönlü bir şekilde değerlendirilmiş, iktisadi
siyasi kültürel sosyal yansımaları  
detaylı   bir   şekilde  
açıklanmıştır.   Göçebeliğin   devlet  
olma   şeklide   kendisini göstermesinde  etkili 
unsurun  Çin’in  zenginliğinin 
teşviki  olması  fikri 
ise,  yazarın  farklı 
bir düşüncesi olarak kendini göstermektedir.  Yazar böylelikle  fethedilen bölgelerle  yerleşik şehir kültürünün  göçebe 
kültür  üzerindeki  etkisine 
değinmiştir.  Göçebe  kültürün 
diğer  kültürlerle temasının en
önemli unsurlarından birinin ticaret olması hasebiyle ticaret konusunun
üzerinde özellikle  durulmuş  ve 
ticari  ilişkilerin  oluşma 
şartları  mahiyeti  açıklanmıştır.  Göçebe 
hayatı benimseyenlerin, zenginleşerek şehirlerini nasıl meydana
getirdikleri, hayatlarını şehirlere nasıl taşıdıkları ve oluşturulan şehirlerin
özellikleri belirtilerek bölüm bitirilmiştir.

İkinci bölüm , “İlk Göçebeler:Savaşı
Meslek Edinenler’’ ismini taşıyor. Bu bölümde M.Ö. 3000 yıllarında Hint Avrupa
dil ailesini oluşturan kök halkların dağıldığından bahsedilmiştir. Böylelikle Hint-İran
dilli insanların Orta Asya halklarının ataları olabileceği üzerinde
durulmuştur. Bugünkü İran bölgesinin halk tabanının oluşumu yine bu insan
unsurlarına bağlanmıştır. Hint İranlıların göç yolları,  dillerinin 
günümüzdeki  topluluklara  akisleri, 
diğer  halklarla  münasebetleri 
üzerinde durularak Sakaların İrani göçebe bir kavim olduğu tezi gündeme
getirilmiştir. Kadim İranlılara ait kültürel bulguları Zerdüştlük dini
kapsamında sunan yazar Zerdüştlük dininin temel özelliklerini ele aldıktan
sonra   bu dönemde Soğdlu, Harzemli,
Baktriyalı halkların yerleşim alanları ,ticari ilgileri ve Pers imparatorluğunun
bu halklar  ile ilişkilerini
belirtmiştir. Pers döneminin etkisinin azalmasıyla bölgeyi kontrol altına alan
İskender’in Helenistik Uygarlığının, Orta Asyalı halk ve toplulukların durumu
üzerindeki etkileri kısaca açıklanmıştır. Batıda ki durum bu şekilde yazıya
dökülürken doğuda Hunların tarih sahnesine çıkışları ve Çin Hanedanlarıyla
ilişkileri Asya Tarihi kapsamında ele alınıp, Hunların Orta Asya siyasi
yapısındaki etkileri anlatılarak ipeğin dünya piyasalarında etkili bir emtia olma
süreci, ipek yolunun teşekkülü, ticari ilişkiler açısından değerlendirilmiştir.
Yazar Hunların yıkılmasını, onların boylar federasyonu şeklinde olan esnek
yapısına bağlarken Çin’in bu konfederatif yapıdaki ayrılıkları teşvik eden
hileli kadim siyasetinin ayrıntılarını ortaya koyuyor. Bu noktada tekrar yönünü
batıya çeviren yazar batıda Hun idaresinin zayıflamasıyla ortaya çıkan Kuşan
İmparatorluğunu çok yönlü bir şekilde değerlendirerek siyasi sosyal ve iktisadi
açıdan bu devleti masaya yatırıyor. Kuşanlarla beraber batıda teşekkül eden
ikinci imparatorluk olan Avrupa Hunları’na ise kısa bir değerlendirmeyle ele
alarak bu bölümü sonlandırıyor.

Üçüncü bölüm , ‘’Kutlu Kağanlar:
Türkler ve Halefleri’’ başlığıyla sunulmuştur. Bu bölümde Asya Hun Devleti ve
Han Hanedanının çöküşü sonrası dönemde yükselişe geçen üç önemli güç Avarlar,
Eftalitler ve Wei Devleti hakkında bilgiler verilmiştir. Bununla beraber bu üç
devletin oluşturduğu siyasi istikrarsızlığın etkisini kırarak ortaya çıkan
Göktürk İmparatorluğu dönemi anlatılmıştır. Göktürk Kağanlarının kullandığı
unvanlardan yola çıkan Golden emperyal olarak tanımladığı Göktürk kültürünün
dış etkiler sonucunda şekillendiğini vurgulamıştır.1 Yine Golden Göktürk
Kağanlığının doğu batı olmak üzere iki merkezde ortaya çıkan siyasi tarihleri
anlatırken bu  ikili  yönetimin 
ortaya  çıkardığı  dezavantajların  devleti 
yıkılma  sürecine  götürdüğünü vurgulamıştır.  Çin 
Göktürk  ilişkileri  üzerinde 
özellikle  durulmuş  Çin’in 
kadim  politikası
diyebileceğimiz  siyasi  entrikalarını 
nasıl  gerçekleştirdiği  hakkında 
bilgiler verilmiştir. Yıkılan Göktürk Devletlerinin yerine Çine karşı  yapılan isyan hareketleri sonucunda bağımsızlığını
kazanan  2.Göktürk devletinin siyasi  tarihinin 
dönüm noktaları verilirken bu devlet sonrası dönemde bölgeye hakim olan
Uygurlar, hakimiyetlerinin Kırgızlar tarafından ortadan kaldırıldığı döneme
varıncaya kadar değerlendirilmişlerdir. Göktürk, Uygur ve Kırgız dönemleri
anlatılırken bu devirler arasında yapılan kıyaslarla Asya hakimiyetinin ne
şekilde uygulandığı açıklanmıştır.

Kitabın  dördüncü 
bölümü,  ‘’İpek  Yolu 
Şehirleri  ve  İslam’ın 
Zuhuru’’  ismini  taşımakta. 
Bu bölümde İpek yolunun teşekkülü sonrası, bu ticaret yolunun güzergahı
üzerinde ortaya çıkan şehirler ve ticari arka planları anlatılırken, kadim Orta
Asya halklarının ticaretle olan ilgilerinden söz edilmiştir. Özellikle bölge
ticaretinde etkili olan Soğdlular daha kapsamlı bir şekilde ele alınarak
kültürel yapıları, dini perspektifleri, sosyal yaşamları ve önemli ritüelleri
döneminde yazılmış kaynakların ışığında açıklanmıştır. İran bölgesinde Sasani
etkisinin yıkılmasını takiben Emevi İslam Devletinin bölgede önemli bir siyasi
aktör olarak ortaya çıkması sonucunda gelişen olaylar ve başta ipek yolu
şehirleri olmak üzere bölgeye olan etkileri değerlendirilmiştir. Orta Asya’ya
yönelmiş olan Arap ilerleyişinin siyasi yapıdaki dalgalanmalarına ek olarak
İslam’ın gerek askeri gerekse de ticari temelde yayılması süreci Türk-Arap
ilişkileri düzleminde ele alınmıştır.

Beşinci Bölüm , “Bozkır Semalarında
Hilal: İslam ve Türk Halkları” ismini taşımakta. Bu bölüme Orta Asyada ki
siyasi ve etnik tablonun değişmesine neden olan göçlerin ne şekilde
geliştikleri, göçlerin yönlendiği yerler belirtilmiştir. Özellikle bölgede 7.8.
Yüzyıllarda genelde doğu-batı yönlü gelişen göç hareketleri bu hareketlerin sonucunda
oluşan siyasi tablo anlatılmıştır.Bu siyasi tablonun ana bileşeni olarak
kendisini gösteren bazı devletler , daha detaylı bir anlatıyla ele alınmıştır.  Bu 
bağlamda yazar, Hazarların 6.ve 
10.  yüzyıllara  arasındaki etkinlikleri üzerinde dururken,
İslam’ın yayılmasındaki önemli etkileri yabana atılmayacak olan Samanilerin ilmi
fonksiyonlarını nasıl yürüttüklerini, ortaya koydukları eserler açısından değerlendirmiştir.
Bu şekilde ilk Türk-İslam devletlerinin teşekkülü sürecine değinilerek bu
siyasi ortamda meydana gelen Türk-İslam kültürünün önemli ürünleri Divani
Lügatit Türk ve Kutadgu Bilig gibi eserler kısaca tanımlanmıştır.10.Yüzyıl
sonrası dönemde Asya’nın batısında etkili olan Karahanlı Devletinden
bahsedilirken bu devletin hakimiyet alanında filizlenen Selçuklu Devletinin
oluşumu, büyük Oğuz muhacereti ile Anadolu’nun Türkleşmesinden bahsedilerek bölüm
bitirilmiştir.

Altıncı Bölüm, Asya tarihinde köklü
değişikliklere neden olan olaya ithafen “Moğol Kasırgası” ismini taşımaktadır.
Öncelikle Moğol Kasırgasının başlamasından önce Doğu ve Batı Asya’nın
siyasi  durumu  hakkında 
bilgiler  verilerek  bölüme 
giriş  yapılmıştır.  Moğolların 
ortaya  çıktığı coğrafya,
detaylandırılarak çevrelerindeki halklar ve devletler tanımlanmıştır.
Moğolların Gizli Tarihi isimli eserin rehberliğiyle Cengiz Han’ın doğumu
kendisini cihangir pozisyonuna getiren olaylar 
anlatılmıştır.  Moğolların  Cengiz 
Han  önderliğinde  Asya’nın 
batısında  önce  Moğol boylarını bir çatı altında toplayıp
sonra çevre halk ve devletleri kontrol altına alıp yönünü batıya çevirerek
Asya’daki devletleri birer domino taşı gibi yıktıkları süreç anlatılmıştır.
Kasırga sonrası dönemde Asya’nın şekillenişi, devletlerin ve halkların
toparlanması, dönemi anlatan Reşidüddin, Marco Polo, Williem Rubruck gibi
yazarların izlenimleri ile birlikte okuyucuya sunulmuştur.

Yedinci  Bölüm, “Son Cengizliler Timur ve Timurlu Rönesansı”
ismini taşıyor. Bir önceki bölümde Moğol sonrası döneme giriş yapan yazar bu bölümde
kasırga sonrası dönemi detaylandırarak anlatmıştır. Özellikle Moğolların,   istila ettikleri bölgede yavaş yavaş
kültürel özelliklerini yitirerek bulundukları coğrafyanın etnik havuzu içinde kayboldukları
dönem anlatılmıştır.  Türk-Moğol  Halkları aynı kültür çerçevesinde  birleşip İslam’la karşılaşmış, bu halklar
Türkistan havalisinde bir çok devletle beraber kendilerine ait müstakil
bölgelerde bağımsız yapılar oluşturmuştur. Bu dönem, öncesi ve sonrasıyla ilgi
çekici bir şekilde anlatılırken, bu siyasi teşekküllerden  birisi 
olan  Timur  Devleti, 
Asya  Tarihine  olan            etkilerinden  dolayı 
özel  bir değerlendirmeye  tabi 
tutulmuştur.  Timur  Devletinin 
kurucusu  Timur’un  hayatına 
ait  ilginç sayılabilecek
izlenimler ölümünden kısa bir süre önce onu ziyaret eden Don Ruis Gonzales de
Clavijo’nun   notlarından   istifade  
edilerek   sunulmuştur.   Timur’un  
fetih   hareketi   ile  
Asya steplerinden Anadolu içlerine ulaşan devletinin faaliyetlerinden
bahsedildikten sonra onun ilme ve sanata olan ilgisi yazar tarafından Timurlu
Rönesansı payesi ile taçlandırılmıştır. Timur devletinin dini  anlayışından, 
geliştirmiş  oldukları  iktisat 
politikalarından  kısaca  bahsedildikten  sonra, tarihlerinin sonunda hakim oldukları
bölgelerde ne tarz bir siyasi görünümün olduğu ve bunun günümüze kadar uzayan
etkilerine yer verilmiştir. Timur bakiyesi olan devlet halk ve toplulukların
siyasi hayatlarına ilişkin önemli sayılabilecek bilgiler sunularak bölüm
bitirilmiştir.

Sekizinci Bölüm, “Barut Çağı ve
İmparatorlukların Tazyiki”  ismini
taşımaktadır. Bu bölümde ilk olarak 16. Yüzyılda Orta Asyada ki siyasi görünüm
etnik ve dini temelli olacak şekilde ortaya koyulmuştur. Bu siyasi yapının
şekillenmesinde önemli bir faktör olan barut ve ateşli silahların kullanımının
geniş vadede etkilerinin ne olduğuna kısaca değinildikten sonra Batı
Asya’nın  siyasi  şekillenmesine  etki 
eden  Babür,  Safevi 
ve  özelliklede  yayılmacı 
emperyalist hedefleri  olan  Rus 
Knezlikleri  hakkında  genel 
geçer  bilgiler  verilmiştir. 
Rusların  yayılmacı politikaları
kıtanın doğusu ile ilgili anlatılarda da başrol oynamalarına neden olmuştur.
Asya’nın doğusunda  bulunan  Çin 
ve  Moğol  halklarının 
durumu  anlatılırken  Tibet 
kaynaklı  Budizm’in yayılımı,  Çin-Moğol 
halk  kitleleri  üzerindeki 
etkilerinden  bahsedilmiştir.17.  ve 
18.  yüzyılda, Asya’nın  siyasi 
durumu  üzerinden  yeni 
kurulan  Hanlıklar ve         siyasi 
teşekküller bunların birbirleriyle olan ilişkileri hakkında bilgi
verilmiştir. Genellikle tasvir edilen siyasi parçalanmışlık kaba hatlarıyla
ifade edilirken bu istikrarsız durumun iktisadi ve kültürel yaşantı üzerindeki
etkileri sağlam dayanaklarla incelenmiştir. Yayılmacı hedeflerle kurulan
İmparatorlukların küçük hanlık ve 
siyasi  teşekkülleri  kontrol 
altına  almak  istemeleri, 
bu  siyasi  yapıların  birbirleriyle 
olan hakimiyet  mücadelesi,  bölge 
bölge  anlatılarak  meydana 
gelen  siyasi  harita 
gözler  önüne serilmiştir.
































Dokuzuncu Bölüm “Modernite Meseleleri” ismini taşımaktadır. Bu bölümde
siyasi istikrarsızlığın  Orta  Asya’yı 
güçlü  Rus  İmparatorluğuyla  karşı 
karşıya  bıraktığı  19. 
ve  20. Yüzyıllar anlatılmaktadır.
Asya’nın durumu anlatılırken, bu dönemde bölgeyi ziyaret eden seyyah ve
misyonerlerin notlarından istifade edilmiştir. Rus Çarlığının Orta Asya’da
yayılmacı politikaları neticesinde kurmuş olduğu siyasi hakimiyeti, kültürel
hakimiyetle nasıl pekiştirmek istediği ve bölgedeki  Türkmen 
kitlelerin  Rusya’nın  bu 
yok  edici  politikalarla 
mücadelesi  ele  alınmıştır. Rusya’nın  Türkistan 
da  ki  etkinliğine 
ek  olarak  iç 
siyasi  durumuna  istinaden 
1917  Bolşevik İhtilaline giden
süreç de yazar tarafından kaleme alınmıştır. İhtilal sonrası Sovyet Rusya ile
başta Türkistan olmak üzere Orta Asya ilişkileri ele alınırken Rusya’nın
sindirme politikalarının rejim değişikliğine rağmen şekil değiştirerek devam
ettiği örneklerle anlatılmıştır. Asya’nın Rusya’ya karşı bütünlük arz etmeyen
direnişinin detaylarına ilişkin tüyolar son sayfalardaki yerini almıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış