TAVSİYELER & ANALİZLER


Michel
Chossudovsky


Amerika’nın “Terörizme Karşı Savaşı”


Çeviren:
Alpaslan Işıklı


İMGE
Kitabevi


Özgün
Adı America’s “War on Terrorism”


©
Michel Chossudovsky, 2005


©
imge Kitabevi Yayınları, 2010


1.
Baskı: Nisan 2010


Michel
Chossudovsky
, emekli olduğu Ottowa Üniversitesi’nde ziyaretçi profesör olarak
dersler veren bir ekonomisttir. Konuk öğretim üyesi profesör olarak Batı
Avrupa, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki çeşitli üniversitelerde ders
vermiş, gelişmekte olan ülke hükümetlerine ekonomi alanında danışmanlık
yapmış, ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Afrika Kalkınma
Bankası, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Uluslararası Çalışma Örgütü
(ILO), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve daha pek çok uluslararası kurumda görevler
üstlenmiştir. Babası Evgeny Chossudovsky (1914-2006) de Birleşmiş
Milletler’deki görevleri ve tüm yaşamı boyunca Filistin davasını desteklemiş
Rus Yahudisi bir BM diplomatı ve ekonomisttir. Kanada’daki savaş karşıtı
hareketin aktif üyelerinden biri olan Michel Chossudovsky’nin, Le Monde
diplomatique
, Third World Resurgence ve Covert Action Quarterly
gibi yayınlarda sık sık yazıları yer alır. globalresearch.ca
adresi üzerinden küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni konulu yayınlar yapan
Küreselleşme Araştırmaları Merkezi’nde editörlük yapmaktadır. Bu siteye, 2002,
2003, 2004 ve 2005’te GoodWriters.net tarafından “Demokrasi Medyası
ödülü verilmiştir. Ayrıca Chossudovsky 2003 yılında Berlin merkezli
Sivil Hakları ve İnsan Haysiyetini Koruma Örgütü’nün insan hakları ödülünü
almış, yedi kez de ABD Kaliforniya’da bulunan Sonoma Üniversitesi gazetecilik
bölümünün yaygın medyada yer bulamayan önemli haber ve yazılar için verdiği
Project Censored” ödülüne layık görülmüştür. The
Globalisation of Poverty (Yoksulluğun Küreselleşmesi)
adlı kitabı
Türkçe dahil on bir dilde yayınlanmıştır.


Prof.
Dr. Alpaslan Işıklı
, 1940 yılında Amasya’da doğdu. 1961’de mezun olduğu Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, bir yıl sonra asistan olarak
göreve başladı. Aynı fakültede 1980’de profesör oldu. 1983’te sıkıyönetim
yazısıyla görevine son verildi. 1989’da İdare Mahkemesi ve Danıştay kararıyla
görevine döndü. Fransa ve ingiltere’de bilimsel çalışmalarda bulundu. Uzun
yıllar çeşitli sendikal örgütlerin eğitim ve araştırma faaliyetlerine katıldı.
1990-1994 yıllann-da Mülkiyeliler Birliği’nin ve ardından bir dönem de Öğretim
Üyeleri Derneği’nin başkanlığını yaptı. Işıklı’nın Türkçe ve yabancı dillerde
yayımlanmış çok sayıda yapıtı vardır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
tarafından seçildiği YÖK üyeliği görevim 2 Şubat 2005 tarihine kadar sürdürdü.
Ankara Üniversitesi SBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümü’nden
2007’de emekli oldu. Işıklı, halen TÛMÖD (Tüm Öğretim Elemanları Derneği) genel
başkanıdır ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu üyesidir.


“Düşünceyi
bu denli tahrik edici ve bu kadar iyi araştırılmış bir belgeyi bilmemek
olmaz.”


SCOTT
LOUGHREY, The Baltimore Chronide


“Chossudovsky’nin
kitabı okuyucularına acı bir gerçeği sunuyor: terörizm, ABD dolarının
yönlendirdiği ve ABD askeri gücünün desteklediği korporatif kapitalizmin
büyümesinin sağlanmasının ve yaygınlaştırılmasının bir aracıdır. Onun
kitabının, ‘ayrı noktaları birleştirerek bilmece çözmeye’ benzeyen
çalışmalardan birisi olarak, özellikle medyanın yanlış yönlendirdiği, tarihsel
bilgi yoksunu Amerikalılar tarafından okunması gerekir.”


KELLIA
RAMARES, Online Journal


“Kanadalı
iktisat profesörü Chossudovsky’nin kitabı, yoğun belgesel verileri derlemeyi ve
sonra bunları dolambaçsız ve berrak bir biçimde ortaya koymayı başarmış ender
bulunan bir yazarlık yeteneğini gözler önüne sermektedir. Bush’un söylemindeki
bataklığı tümüyle dağıtmakta, bir ulusun, askeri ve istihbarat olanaklarını,
dünyayı daha güvenli bir yer yapma bahanesiyle küresel petrol pazarını denetim
altına almak için kullanmasındaki açık ve yalın gerçeği okuyucuların
incelemesine sunma yürekliliğini göstermekte.”


WILLIAM
HARE, Amazon.com


“Chossudovsky,
dünyadaki tüm yurttaşlar için bir uyandırma hizmeti görecek olan alarm verici
bir kitap yazmıştır. Chossudovsky, Amerika’nın gizli istihbarat
operasyonlarının arkasındaki uluslararası çıkarları ve ABD dış politikasının
amaçlarını açığa çıkarmaktadır.”


ANTHONY
LAFRATA, Chapters-Indigo


Andre
Gunder Frank’ın anısına


İçindekiler


ÇEVİRENİN
ÖNSÖZÜ: 13


İKİNCİ
BASKIYA ÖNSÖZ : 19


BİRİNCİ
ANA BÖLÜM


11
Eylül : 35


I.
BÖLÜM


Geri
plan: 11 Eylül’ün Arkasındakiler: 37


I.
BÖLÜME EK


Usame
Bin Ladin 11 Eylül’de Neredeydi?: 55


II.
BÖLÜM


Usame
Bin Ladin Kimdir? : 61


III.
BÖLÜM


Washington
Uluslararası Terörü Destekliyor : 81


IV.
BÖLÜM


Örtüleme
veya Suç Ortaklığı : 99


İKİNCİ
ANA BÖLÜM


Savaş
ve Küreselleşme: 115


V.
BÖLÜM


Savaş
ve Gizli Program: 117


VI.
BÖLÜM


Afganistan
Üzerinden Petrol Boru Hattı: 137


VII.
BÖLÜM


Amerikan
Savaş Makinesi : 155


VIII.
BÖLÜM


Amerikan
İmparatorluğu : 183


IX.
BÖLÜM


Yeni
Dünya Düzeni’ni Silahsızlandırmak: 197


X.
BÖLÜM


Siyasal
Kandırmaca: 11 Eylül’ün Arkasındaki Kayıp ilişki: 211


X.
BÖLÜME EK


Resmi
Tutanakların Tahrifi: 227


ÜÇÜNCÜ
ANA BÖLÜM


Yanlış
Bilgilendirme Kampanyası: 229


XI.
BÖLÜM


Savaş
Propagandası: Bir Dış Düşman İmal Etme: 231


XII.
BÖLÜM


11
Eylül ve İran-Kontra Skandalı: 251


XIII.
BÖLÜM


Düşmana
Bir Görüntü Vermek: Ebu Musab El-Zarkavi Kimdir?: 257


XIV.
BÖLÜM


El
Kaide Savaşçılarının Savaş Sahnesinde Muhafaza Edilmesi: 293


XIV.
BÖLÜME EK


Sivillerin
Guantanamo Toplama Kampına Gönderilmesi:  303


DÖRDÜNCÜ
ANA BÖLÜM


Yeni
Dünya Düzeni: 307


XV.
BÖLÜM


Savaş
Suçluları Yüksek Makamlarda:  309


XVI.
BÖLÜM


Savaş
Ganimeti: Afganistan’la Milyarlarca Dolarlık Eroin Ticareti: 325


XVII.
BÖLÜM


11
Eylül’ün Önceden Bilinmesi: 341


XVIII.
BÖLÜM


11
Eylül Sabahı: Uçaklarda Ne Oldu?: 357


XIX.
BÖLÜM


Amerika’nın
Önleyici Savaş Doktrini: 375


XX.
BÖLÜM


11
Eylül Sonrası Terör Uyarıları: 403


XXI.
BÖLÜM


Büyük
Birader: İç Güvenlik Devletine Doğru: 423


XXII.
BÖLÜM


Londra
7/7 Bombalı Saldırıları:  459


EK
A


Çalıntıya
Dayalı İstihbarat: Britanya “İstihbaratı”nın Irak Dosyası: 485


EK
B


Dünya
Ticaret Merkezi’nin Kiralanmasının Ardındaki Mali Çıkarlar: 495


Dizin:
499


Çevirenin
Önsözü


Kanadalı
profesör Michel Chossudovsky, 10-23 Aralık 1998 tarihlerinde ülkemize
gelmişti.


13
Aralık 1998’de Ankara’da düzenlenen bir açık oturumda ikimiz de konuşmacıydık.


Akşam
yemeğinde de Mülkiyeliler Birliği’nde birlikte olduk.


Bu
vesileyle kendisiyle tanışmanın ötesinde uzun uzun görüşmelerimiz oldu.


Görüştüğümüz
hemen her konuda, sanki yıllardır birlikte olmuş, görüş alışverişi içinde
bulunmuşuz gibi düşüncelerimizin örtüştüğünü görmek beni şaşırtmıştı.


Sanırım
o da benzer bir izlenimle ayrılmıştı.


Kanada’ya
döndükten kısa bir süre sonra gönderdiği, dilimize Yoksulluğun Küreselleşmesi
adıyla çevrilmiş bulunan kitabını “merkez bankasının gerçekten
demokratikleşmesi için…
” diye yazarak imzalamıştı.


Görüşmelerimiz
sırasında, merkez bankasının özerkleştirilmesi adı altında yapılanın güya
bir demokratikleşmeymiş gibi gösterildiğini; gerçekte ise bu yolla merkez
bankasının halk iradesinden uzaklaştırılarak küresel sermayenin kuyruğuna
takılmasının sağlanmakta olduğunu
söylediğimde memnuniyeti gözlerine
yansımıştı.


Besbelli
ki aynı paralelde düşündüğümüzü bir kere daha vurgulamak istediğinden kitabını
böyle bir ithaf yazarak göndermeyi uygun görmüştü.


Chossudovsky’nin
elinizdeki kitabı da yıllardır zihinlerimizi işgal eden, her gün bir başka
görünümüyle karşılaştığımız sorunların iç yüzüne ışık tutuyor ve ortaya koyduğu
tespitleri son derece zengin kaynaklarla belgeleyerek sunmuş bulunuyor.


11
Eylül 2001’de vuku bulan, İkiz Kulelere ve Pentagon’a yönelik saldırıların

hemen ardından düzenlenen bir açık oturumda, bu saldırılarla, Hitler’in
önlenemeyen yükselişine basamak yaptığı Reichstag yangını arasındaki
paralelliğe
dikkat çekmiştim.


Chossudovsky,
elinizdeki kitabında, insanlık tarihinde yeni bir dönemin açılmasına başlangıç
teşkil etmiş olan bu saldırıların içyüzünü hiçbir tereddüde yer bırakmayacak
açıklıkla ve reddedilmesi mümkün olmayan kanıtlara dayanarak ortaya koymuştur.


Chossudovsky’nin
küresel ölçekte başlatılmış bulunan bu süreçle ilgili yargısı düşündürücüdür ve
bu konudaki görüşleri doğrultusunda insanlığa çok ciddi sorumluluklar düştüğü,
kitabının IX. Bölümünde yer alan şu cümlelerde olanca açıklığıyla ortaya
konulmuştur:


“Olası
bir Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesi algılanmalı ve anlaşılmalıdır. Yeni Dünya
Düzeni’nin silahsızlandırılması için, bu totaliter sistemin içyüzü açığa
çıkarılmalı ve bütünüyle anlaşılmalıdır. Bu anlayış, bir avuç yazarla ve
eleştirmenle sınırlı kalmamalı; yaşamları ‘terörizme karşı savaş’ ile doğrudan
bağlantılı olan tüm yurttaşlarımız tarafından paylaşılmalıdır.”


Görünen
odur ki küresel kapitalizm, içine yuvarlandığı ve kendisiyle birlikte
dünyayı da sürüklediği felaketlere bir sorumlu icat etmek ihtiyacını
duyduğundan “İslami teröradı altında bir düşman
icat
etmek istemiştir.


Amerika’nın
uluslararası alandaki emelleri ile “İslami terör” veya
köktenci islam” arasındaki bağlantı, Chossudovsky’nin
bu kitabında geniş bir tahlile tabi tutulmuştur.


Kitap
boyunca ayrıntılı bir anlatımla sunulmuş olan bu bağlantı, II. Bölümde şöyle
özetlenmiştir:


“11
Eylül’ün ertesinde, ‘köktenci islam’ın’ Ortadoğu ve Orta Asya’daki kayda değer
gelişimi, Amerika’nın gizli programı ile uyum halindeydi. Bu program, ulusal
toplumları kargaşaya sürüklemek ve Amerikan imparatorluğuna karşı gerçek
toplumsal hareketlerin eklemlenmesini önlemek amacıyla, uluslararası terörizmle
savaşmak yerine desteklemekten ibaretti.”


Chossudovsky,
ABD’nin “islamcı terör” ile ilişkisinde Pakistan
istihbarat örgütü ISI’nin oynadığı rolün
önemini ayrıntılarıyla ortaya
koymuştur.


Yazarın
XXII. Bölümde belirlediği üzere “Geniş ölçüde belgelenmiş
bulunmaktadır ki Pakistan istihbarat örgütü ISI, terör şebekesini
desteklemiştir. ISI, ABD’li karşılığı CIA ile yakın ilişki içinde olmuştur
“.


Chossudovsky,
İslamiyet dışı bir bilim adamı ve düşünür olmasına karşın, kışkırtılan ve İslam
görüntüsü arkasında islamiyet’le bağdaştırılması mümkün olmayan amaçlar uğruna
acımasızca kullanılan bir takım hareketlerle gerçek Müslümanlık arasında hiçbir
ilişki bulunmadığının yeterince bilincindedir.


Bu
tespitini, kitabının III. Bölümünde aşağıdaki görüşlere yer vererek ortaya
koymuştur:


“Bu
gruplar, Müslüman ve İslami bilim adamlarının geniş kesiminin yüce bir uygarlık
ve mükemmel bir ahlak örneği olarak savundukları ortak islam anlayışını temsil
etmezler. Onlar, İslam etiketi altında bir anarşik hareket olmaktan öte bir
şeyi temsil etmemektedirler… Onların niyeti, pek o kadar da bir İslami devlet
kurmak değildir, yalnızca işlerini geliştirerek sürdürebilecekleri bir kargaşa
durumu yaratmaktır.”


Bütün
bu tertip ve istismar yüklü politikaların gerisinde yatan ekonomik çıkara
dayalı unsurların ve nedenlerin irdelenmesine, kitapta geniş bir yer
ayrılmıştır.


Bu
bağlamda, petrol kaynaklarının bölüşümüyle ve uluslararası alanda kârlılık
ölçütleri açısından taşıdığı önem dolayısıyla onun hemen ardından gelen
uyuşturucu ticaretinin denetimiyle ilgili çok kapsamlı ve ayrıntılı bilgiler
verilmiştir.


Sistematik
olarak tahrik edilen İslami terör korkusu
, ABD’nin
uluslararası ölçekte uyguladığı emperyalist politikalara ve bu politikalara
uygun yöntemlere bahane oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda ülke içinde baskıcı
bir rejim kurulması yönündeki bazı ciddi adımların atılmasını kolaylaştırmıştır
.


Bu
çerçevede, ABD’de Anayasal hukuk düzeninin ana unsuru olan Posse Comitatus yasasının
değiştirilmesiyle hız kazanan, rejimin askerileştirilmesi yönündeki gelişmeler,
özellikle XXI. Bölümde ayrıntılarıyla ele alınmıştır.


Chossudovsky’nin
bu kitabı, ABD’nin terörizme karşı savaş bahanesiyle başlattığı sürecin
özünü ve ayrıntılarını
ortaya koyarken ülkemiz açısından da olağanüstü önem
taşıyan gerçeklere parmak basmış bulunuyor.


Ancak
unutmamak gerekir ki ABD’nin ve Türkiye’nin uluslararası ilişkiler alanında
işgal ettikleri yerin taban tabana zıt olan konumu dolayısıyla, bu ülke ile ilgili
görüşlerin bizim ülkemize olduğu gibi taşınması bazı yanlışlıklara yol
açabilir.


Örneğin,
ABD’de egemen sermaye güçleri ile ordu arasındaki ittifak, temel nitelikte
belirleyici
bir unsur oluşturur.


Bu
nedenledir ki askerî-sınaî ittifak olarak tanımlanan bu olgu,
Chossudovsky’nin tahlillerinin önemli temel taşlarından birisini oluşturmuştur.


Aynı
temelde bir tahlilin, 12 Eylül gibi bazı dönemlerin dışında, ülkemiz gerçekleri
çerçevesinde önemli bir yere sahip bulunan Kemalist geleneği de kapsayacak
yönde genişletilmesinin, bir hayli yanıltıcı olabileceği sanırım yadsınamaz.


Chossudovsky
bu kitabını Obama’nın iktidara geçmesinden önce kaleme almıştır.


Ancak,
tahlillerinin ve vardığı sonuçların bugün için de geçerliliğini koruyacağına o
zamandan işaret etmiş bulunuyor.


Onun,
XV. Bölümde ifade ettiği gibi “engizisyonun tam bir kukla olan yüce
papazlarını, George W. Bush veya Tony Blair’i yerlerinden ayırmak yeterli
değildir
“.


Cumhuriyetçi
Bush’un “terörizme karşı savaş” adı altında uyguladığı
politikaların Demokratlardan hiçbir karşıtlık görmemiş, tam tersine destek
görmüş
olması kitapta belgelenmiş bulunuyor.


Bir
kere daha anlaşılmaktadır ki, geleceği belirleyecek olan, tek başına şu veya bu
kişi değil, her zaman olduğu gibi bir bütün olarak dünya ulusları ve bu
bütünlüğün bir parçası olarak Amerikan halkı olacaktır.


Alpaslan
Işıklı


İkinci
Baskıya Önsöz


11 
Eylül sabahı saat 11’de, Bush yönetimi Dünya Ticaret Merkezine ve Pentagon’a
yönelik saldırıların sorumlusunun El Kaide olduğunu açıklamıştı
.


Bu
iddia, derinlemesine bir polis araştırması gerçekleştirilmeden yapılmıştı.


Aynı
akşam saat 21.30’da, belli sayıda seçilmiş üst düzey istihbaratçı ve askeri
danışmanlardan oluşan bir “Savaş Kabinesi” toplandı.


Saat
23’teyse, Beyaz Saray’da yapılan bu tarihsel toplantının sonucunda, “Terörizme
Karşı Savaş
” resmen başlatıldı.


Taliban
ve El Kaide’ye karşı savaş kararı, 11 Eylül saldırılarının intikamı olarak ilan
edildi.


Ertesi
sabah, 12  Eylül günü, haber başlıkları, ısrarlı bir biçimde 11
Eylül saldırılarındaki “devlet desteği”ne
işaret etmekteydiler.


ABD
medyası koro halinde Afganistan’a karşı bir askeri müdahaleyi savunmaktaydı.


Yaklaşık
dört hafta sonra, 7 Ekim tarihinde, Afganistan bombalandı ve ABD birlikleri
tarafından işgal edildi. Amerikalılar, savaşa başvurma kararının 11 Eylül
akşamında mevcut koşulların zorlamasıyla, saldırılara ve saldırıların trajik
sonuçlarına yanıt olarak alındığına inanmaya yönlendirildiler.


Halk,
böylesine geniş kapsamlı bir savaş senaryosunun planlanmasının ve icra
edilmesinin asla bir haftalık bir mesele olmayacağını kavramakta yetersiz
kaldı.


Bir
savaşa girişme ve Afganistan’a askeri birlikler gönderme kararı, 11 Eylül’den
çok önce alınmıştı.
CentCom” (ABD Merkez Komutanlığı)
komutanlarından General Tommy Franks’in
daha sonraları kullandığı ifadeyle,
terör, müthiş felaket doğurucu olay“, planlananın son
aşamasına gelmiş bulunan savaş programının desteklenmesi yönünde kamuoyunu
tahrik etmeye yaradı.


Trajik
11 Eylül olayları, dünya kamuoyunun tam desteğiyle ve “uluslararası
topluluğun
” onayladığı “insancıl amaçlarla” bir savaş
yapıldığı iddiasını doğrulamak için gerekli gerekçeyi sağladı
.


Pek
çok tanınmış “ilerici” aydın, ahlaki ve etik gerekçelerle,
“terörizme karşı misilleme” davasını benimsedi. Bir askeri doktrin
olan “haklı neden” (jus ad bellum) benimsendi ve 11 Eylül’e meşru bir
yanıt olarak görüntüyü belirleyen bir unsur niteliğiyle öne çıkarıldı. Bu
arada, Washington’un “Is-lami terör şebekesini” desteklemekle
kalmayıp, 1996’da Taliban yönetiminin kurulmasında aracı olduğu gerçeği
üzerinde durulmadı.


11
Eylül’ün ertesinde savaş karşıtı hareket tümüyle yalnızlaştırılmıştı.


Sendikalar
ve sivil toplum örgütleri, medyanın yalanlarını ve hükümet propagandasını
yuttular.


30
milyonluk yoksul bir ülke olan Afganistan’a karşı bir misilleme savaşını
onayladılar.


11
Eylül gecesi, geç vakitte, El Kaide tarihi hakkında daha önce derlediğim
araştırma notlarının yığınları arasında dolaşarak yazmaya başladım.


12
Eylül’de yazımını tamamladığım ve aynı tarihte ilk defa yayınlanan bu metin,
Usame Bin Ladin Kimdir?” başlığını taşımaktaydı. (Bkz:
Bölüm I)


En
önce, resmi açıklamayı sorguladım.


Resmi
açıklamaya göre, El Kaide’nin desteklediği on dokuz hava korsanı olağanüstü
düzeyde gelişkin ve örgütlü bir eyleme karışmışlardı, ilk hedefim, “Anavatanı
tehdit eden
” bu “Amerika düşmanı” hayalinin gerçek
niteliği üzerindeki örtüyü kaldırmaktı.


“Dış
düşman” ve “İslami teröristler” efsanesi

Bush yönetiminin, Afganistan’ın ve Irak’ın işgaline bahane oluşturan askeri
doktrininin temel taşı
dır.


Bunların
yanı sıra, Amerika’da sivil özgürlüklerin ve anayasal hükümetin ortadan
kaldırıldığının
da unutulmaması gerekir.


“Dış
düşman” olmasaydı, “teröre karşı savaş” olamazdı.


Tüm
ulusal güvenlik programı iskambil kâğıtlarıyla yapılmış bir kule gibi çökerdi.


Yüksek
makamlardaki savaş suçlularının üzerlerine basacakları yer bulunmazdı.


Dolayısıyla,
tutarlı bir savaş karşıtı ve sivil haklar hareketinin gelişimi için, El
Kaide’nin ve bu örgütün birbiri ardından gelen ABD hükümetleriyle gelişmiş olan
ilişkilerinin niteliği üzerindeki örtünün kaldırılması yaşamsal önem
taşımaktadır.


Geniş
ölçüde belgelenmiş, ancak egemen medya tarafından pek değinilmeyen bir konu
olmasına karşın, El Kaide, tarihsel olarak Sovyet-Afgan savaşına dayanan bir
CIA ürünüdür
.


Bu
durum, ABD Kongresinin resmi belgeleri dahil çok sayıda kaynağın doğruladığı,
bilinen bir gerçektir.


Nitekim,
istihbarat birimleri, Usame Bin Ladin’i desteklemiş olduklarını defalarca
açıklamışlardır. Ancak, Soğuk Savaş’ın ertesinde böyleydi; sonra “bize
karşı cephe aldı
” demektedirler.


11
Eylül’den sonra, medyanın yanlış bilgilendirme kampanyası, yalnızca gerçeğin
karanlığa gömülmesine değil, bu hayali “dış gücün” nasıl
imal edildiğine ve nasıl “Bir Numaralı Düşmana
dönüştürüldüğüne
ilişkin pek çok tarihsel kanıtın yok edilmesine hizmet
etti.


Balkan
Bağlantısı


1990
yılı ortalarından bu yana yürüttüğüm Balkanlarla ilgili araştırmalarım, El
Kaide ile ABD yönetimi arasındaki pek çok sayıdaki bağlantıyı ve ilişkiyi
kanıtlamama olanak sağladı
.


ABD
ordusu, CIA ve NATO, Balkanlarda El Kaide’yi desteklemiştir
.


Washington’un
hedefi, etnik çatışmaları tetiklemek ve önce Bosna’yı, ardından Kosova’yı
karıştırmak suretiyle Yugoslavya Federasyonu’nu istikrarsızlaştırmaktı.


1997’de,
ABD Senatosundaki Cumhuriyetçi Parti Komitesi, Başkan Clinton’ı Bosna’da “İslami
Militan Şebeke
” ile işbirliği yapmakla ve Usame Bin Ladin ile
ilişkili bir örgütle el altından birlikte çalışmakla suçlayan ayrıntılı bir
rapor yayınladı. (Bkz: Bölüm III)


Ne
var ki rapor, kamuoyuna geniş bir biçimde yayılmadı.


Bunun
yerine, Cumhuriyetçiler, Clinton’ı Beyaz Saray görevlilerinden Monica Lewinsky
ile ilişkisi dolayısıyla itibarsızlaştırma yolunu seçtiler.


Clinton
yönetimi, ayrıca, El Kaide tarafından desteklenen yarı askeri bir topluluk olan
Kosova Kurtuluş Ordusu’na örtülü yardımda bulunmaktaydı
.


Savunma
istihbarat Örgütü ve genellikle MI6 olarak bilinen Britanya Gizli istihbarat
Servisi, Britanya 22. Özel Hava Hizmetleri Alayı (SAS) ile birlikte, Kosova
Kurtuluş Ordusu’na (örgütlü suçla ve uyuşturucu ticareti ile yaygın
ilişkilerine rağmen)
eğitim vermekteydi.


Bu
arada, El Kaide’nin pek çok eyleminin Kosova Kurtuluş Ordusu’nun yönetim
kadrolarıyla ilişkisi bilinmekteydi ve belgelenmiş bulunuyordu
.(Bkz: Bölüm
III)


11
Eylül’e ön gelen aylarda, Kosova Kurtuluş Ordusu komutanlarıyla
bağlantılı, kendisini Makedonya Ulusal Kurtuluş Ordusu olarak tanıtan
yarı askeri bir grup tarafından Makedonya’da gerçekleştirilen terör
eylemlerinin
araştırılmasına yoğun bir biçimde koyulmuştum.


El
Kaide’nin Mücahittin kanadı Ulusal Kurtuluş Ordusu ile iç içeydi
.


Bu
arada, Pentagonla mukavele bağlantısı olan kâr amaçlı bir özel şirkete
mensup kıdemli ABD askeri görevlileri teröristlere danışmanlık

yapmaktaydılar.


11
Eylül’den yaklaşık iki ay kadar önce, ABD askeri danışmanlarının aynı yarı
askeri örgüt bünyesinde El Kaide eylemlerine karıştıkları görüldü.


2001
yılı Haziran ayı sonlarında 17 Amerikalı “eğitmen“in geri
çekilen isyancılar arasında yer aldığı belirlendi.


ABD
ve NATO, diplomatik rezaleti önlemek ve “islamcı teröristlerle
birlikte ele geçirilen kıdemli ABD personelinin medya karşısındaki durumunu
kurtarmak amacıyla, Ulusal Kurtuluş Ordusu teröristlerinin salınmaları ve
onlarla birlikte ABD’nin kendi danışmanlarının serbest bırakılmaları için
Makedonya hükümeti üzerinde baskı yaptı.


Makedonya
başbakanının açıklamalarını ve basın haberlerini içeren kanıtlar, eski
Yugoslavya’da ABD’nin “İslami birliklere” sürekli gizli
yardımlarının kesin olduğunu
göstermekteydi.


Bunlar,
geçmiş Soğuk Savaş döneminde değil, Haziran 2001’de, 11 Eylül’den yaklaşık iki
ay kadar önce olmaktaydı
.


Günbegün
izlediğim bu gelişmeler, benim zihnime 11 Eylül konusundaki resmi açıklama ile
ilgili ani bir kuşku düşürdü.


Resmi
açıklama, Dünya Ticaret Örgütüne ve Pentagon’a yönelik saldırıların arkasında
ana unsur olarak El Kaide’ye işaret etmekteydi. (Bkz: Bölüm IV)


Pakistanlı
Esrarengiz General


12
Eylül’de, ABD basın haberlerine göre “saldırılar sırasında
Washington’da bulunan
” Pakistan askeri istihbaratının (ISI) başkanı
esrarengiz bir korgeneral, dışişleri bakan yardımcısı Richard Armitage’in makamına
çağrıldı.


Teröre
karşı savaş
” 11 Eylül gecesinin geç vakitlerinde resmen başlatıldı ve
Dick Armitage, general Mahmud Ahmed’den “teröristleri izleme
konusunda Amerika’ya yardımcı olmasını istedi.


Pakistan
devlet başkanı Pervez Müşerref, Dışişleri Bakanı Colin Powell ile telefonda
görüştü; 13 Eylül’de, iki hükümet arasında kapsamlı bir anlaşmaya varıldı.


Bu
arada basın, Pakistan’ın “teröre karşı savaş” konusunda Bush
yönetimini destekleyeceğini duyurdu.


Ancak
sözünü etmekte yetersiz kaldıkları bir şey vardı.


General
Ahmet’in İslami terör şebekesi ile uzun süredir ilişkileri bulunmaktaydı.


Pek
çok kaynak tarafından doğrulandığı üzere, Pakistan Askeri istihbaratının, El
Kaide ve Taliban dahil, çok sayıda Islami örgütü desteklediği bilinmekteydi
.
(Bkz: Bölüm IV)


13
Eylül tarihli haberlerin başlıklarını okuyunca ilk tepkim şu oldu:


Eğer
Bush yönetimi teröristleri temizlemeye gerçekten niyetliyse, niçin, bu
teröristleri desteklediği ve finanse ettiği bilinen Pakistan Askeri istihbarat
Örgütü’nü yardıma çağırmaktadır?


İki
hafta sonra, ABC News kanalı tarafından kısaca sözü edilen bir FBI raporu, 11
Eylül’ün faili oldukları iddia edilen teröristlerin finansmanında bir “Pakistan
bağlantısı
” olduğuna parmak basmaktaydı. ABC’nin haberi, 11
Eylül hava korsanlarının arkasında “para babası” ve “hareketin
beyni” durumunda bir Pakistanlıdan
söz etmekteydi.


Nitekim
birbirini izleyen haberler, 13 Eylül 2001’de Colin Powell ile buluşan Pakistan
askeri istihbaratının başkanı General Mahmut Ahmet’in, 11 Eylül hareketinin
elebaşı Muhammed Atta’ya 100.000 dolar ödenmesini emrettiği iddiasını
yaymaktaydı.


Bu
haberlere göre, Pakistan askeri istihbaratının başkanı, ABD hükümetinin üst
düzey yetkilileri ile yakın temasta olmakla kalmamış, aynı zamanda sözü edilen
hava korsanları ile de ilişkide bulunmuştur.


Balkanlarla
Pakistan ilişkileri üzerine yazdıklarım, 2001 Ekim’inin başında yayınlandı,
daha sonra bu kitabın birinci baskısına dahil edildi.


Sonraki
araştırmamda, dikkatim Amerika’nın Orta Asya ve Ortadoğu’daki geniş kapsamlı
stratejik ve ekonomik programına yöneldi.


Savaş
ve küreselleşme arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır.


“Teröre
Karşı Savaş”
yeni ekonomik ufukların keşfedilmesi ve sonuçta Irak’ın engin
petrol yatakları üzerinde büyük şirketlerin denetiminin kurulması yolunda bir
bahane olarak kullanılmaktadır.


Yanlış
Bilgilendirme Kampanyası


Mart
2003’te Irak’ın işgaline ön gelen aylarda, yanlış bilgilendirme kampanyası tam
vites yürütülmekteydi.


İstila
öncesinde bilindiği ve belgelendiği üzere, Britanya ve ABD, istilayı ve
Irak’ın işgalini meşru göstermek için yaygın bir biçimde sahte istihbarat
kullandılar
.


El
Kaide’yi Bağdat rejiminin müttefiki olarak gösterdiler
.
“Usame Bin Ladin” ve “Kitle İmha Silahları
söylemleri haber kanallarında cömertçe dolaştırıldı. (Bkz: Bölüm XI)


Bu
arada yeni bir terörist üstat ortaya çıktı:


Ebu
Musab El-Zarkavi
.


Colin
Powell’ın BM Güvenlik Konseyindeki tarihsel konuşmasında, Saddam Hüseyin ile
Ebu Musab El-Zarkavi arasındaki uğursuz ilişki hakkında ayrıntılı “belgeler
sunuldu.


Bunlar,
söz konusu ilişkinin, laik eğilimli Baas rejiminin tam desteği ve onayıyla
ölümcül nitelikte kimyasal, biyolojik ve radyolojik silahlar imaline yönelik
olduğu konusuna odaklanmıştı.


Powell’ın
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki -BM silah denetçisi Dr. Hans Blix
tarafından aynı mekânda nazik bir biçimde yalanlanmış olan- konuşmasının
ardından, iki gün zarfında turuncu kodlu bir terör alarmı geldi.


Böylece,
gerçek baş aşağı çevrilmiş oluyordu:


Artık
ABD’nin Irak’a savaş açma hazırlığında olduğu görülmüyordu.


Irak,
İslami teröristlerin” desteğiyle Amerika’ya saldırmaya
hazırlanıyordu.


Baş
terörist El-Zarkavi bir numaralı şüpheli olarak tanımlandı.


Resmi
açıklamalar, ABD’ye yönelik kirli bir radyoaktif bomba saldırısı tehlikesine
işaret etmekteydi.


Yanlış
bilgilendirme kampanyasının asıl saldırısı, Mart 2003’te gerçekleşen, ABD
öncülüğündeki Irak istilasının ertesinde başladı
.


Amaç,
Irak direniş hareketini “terörist” bir hareket olarak
göstermekten ibaretti.


Barış
koruyucusu
” Amerikalılarla çarpışan “demokrasi karşıtı
teröristler
” görüntüsü, yeryüzünün bir ucundan öbür ucuna televizyon
ekranlarında ve boyalı basında görüntülendi.


Bu
arada, turuncu kodlu terör uyarıları, Bush yönetimi tarafından Amerika’yı
boydan boya saran bir korku ve çekingenlik havası yaratma yolunda kullanıldı
.
(Bkz: Bölüm XX).


Terör
uyarıları, aynı zamanda, kamuoyunun dikkatinin, ABD güçleri tarafından
Afganistan ve Irak’taki savaş meydanlarında sahnelenen sayısız canavarlıklardan
ve bunlara ek olarak sözde “düşman savaşçılarına” karşı
sıradan bir yöntem olarak uygulanan işkencelerden başka tarafa çekilmesine
hizmet etti.


Afganistan
istilasının ardından, savaş tutsaklarına işkence uygulanması ve toplama
kamplarının kurulması
Bush yönetiminin 11 Eylül sonrası gündeminin ayrılmaz
bir parçası oldu.


Tüm
yasal çerçeve alt üst edilmişti.


ABD
Adalet Bakanlığına göre, artık bazı koşullarda işkenceye izin vardı.


Teröristlere
uygulanan işkence, demokrasi ve insan haklarını korumanın haklı bir yolu olarak
kabul gördü. (Bkz: Bölüm XIV, XV)


Tamamen
çarpık bir mantıkla, Başkomutan tümüyle yasaya uygun olarak işkence yapılmasına
izin verebilir, çünkü mevcut durumda işkence kurbanları “terörist
denilenlerdir.


Bu
demektir ki aynı yöntemler sıradan bir uygulama olarak Amerikalılara karşı da
kullanılır.


Guantanamo
toplama kampındaki savaş tutsaklarına ve 2003 yılındaki istilanın ardından
Irak’ta işkence yapılmasına dair emirler, ABD hükümetinin en üst düzey
yetkililerinden kaynaklanmıştır. Gardiyanların ve ABD ordusuyla CIA’nın
sorgulayıcılarının açıklamaları, konunun özününün belirlenmesine yanıt
oluşturmaktadır.


Bir
engizisyon düzeni kuruldu. ABD’de ve Britanya’da “terörizme karşı savaş
kamu yararına olduğu gerekçesiyle savunulmaktadır.


Günümüzde
bu duruma ilişkin -keyfi gözaltıları ve tutuklamaları, erkek, kadın ve
çocuklara işkence yapılmasını, siyasal cinayetleri ve toplama kamplarını
içeren- uygulamaları sorgulayanlar, terör karşıtı mevzuat hükümlerine göre,
tutuklanabilir.


7/7
Bombalı Londra Saldırısı


Temmuz
2005’te, trajik bir biçimde 56 kişinin ölümü ve yüzlercesinin yaralanmasıyla
sonuçlanan Londra metrosundaki bombalı saldırı ile birlikte “teröre
kaşı savaşta
” yeni bir eşik aşıldı.


7/7
saldırıları, Atlantik’in her iki yakasında geniş bir kesimi ilgilendiren polis
devleti önlemlerinin önünün açılması yolunda kullanıldı.


ABD
Temsilciler Meclisi, ABD PATRIOT Yasasını “şüpheli teröristlerin
sorgulanmasında hükümete tanınmış bulunan benzeri görülmemiş yetkilere
devamlılık kazandıracak
” yönde yeniledi. Cumhuriyetçiler, Londra
saldırılarının “yasanın yenilenmesinin ne kadar acil ve önemli
olduğunu
” gösterdiğini savunmuşlardır. (26 Ekim 2001’de Bush’un
imzaladığı kısa adı PATRIOT (VATANSEVER) olan yasanın adının açılımı için I.
bölümdeki 10 no.lu dipnotuna bkz. -Çev. notu)


Londra
saldırılarından yaklaşık bir hafta önce, Washington, FBI’nın himayesinde bir
yurtiçi casusluk örgütü” kurulduğunu duyurdu.


Esas
olarak Büyük Birader’in “Gizli Polis Devleti” demek
olan bu yeni kuruluşa “Amerika’da bulunup terörizm ile ilgisinden
veya önemli istihbarat bilgisi taşıdığından şüphe edilen kimseler hakkında, bu
kişiler bir suç işleyeceklerine dair şüphe uyandırmış olmasalar bile

casusluk yapma görevi verilmiştir, ilginçtir, bu yeni FBI kuruluşu, Adalet
Bakanlığı bünyesine dahil edilmiş değildir.


Terör
şüphelilerini
” tutuklama emrini verme yetkisine sahip olan
Negroponte’nin başında bulunduğu Ulusal İstihbarat Başkanlığı tarafından
denetlenmektedir.


Bu
arada, 7/7 tarihli Londra saldırılarının ertesinde, Britanya içişleri
Bakanlığı “terörizme karşı” yanıt olarak bir İD (kimlik) kartı
sistemi kurmakla görevlendirildi
.


Britanya
yurttaşı olan ve Britanya’da ikamet eden herbir kişi devasa bir ulusal
veritabanı oluşturmaya varacak ölçüde geniş kapsamlı olarak kişisel bilgilerini
kaydettirmekle yükümlü kılındı.


Bu
bilgiler, kişinin biometrik ölçümlerini, “gözünün iris tabakasının
biçimini
“, parmak izlerini ve “dijital olarak tanınacak
nitelikte cepheden görünen yüz çizgilerini
içermektedir.


Benzer
işlemler Avrupa Birliği’nde de uygulanmaktadır.


Savaş
Suçluları Yüksek Makamlarda


Terör
karşıtı mevzuat ve bir polis devletinin kurulması, geniş kapsamlı savaş suçları
işlemiş ve başka bir durumda ulusal ve uluslararası mevzuat açısından suçlu bulunacak
olanların çıkarlarına hizmet etmiştir.


7/7
tarihli Londra saldırılarının ertesinde, savaş suçluları yüksek makamlardaki
yerlerini işgal etmeyi yasal olarak sürdürdüler; böylece, hukuksal düzenin
çerçevesini ve yasaların yaptırım gücünü yeniden tanımlama olanağı sağladılar.
Süreç, onlara “kimlerin suçlu olduğunu” belirleme görevi verdi. Oysa
gerçekte suçlu olanlar kendileriydi. (Bölüm XVI)


11
Eylül’deki New York ve Washington’dan, Mart 2004’teki Madrid’e ve Temmuz
2005’teki Londra’ya kadar, terör saldırıları habeas corpus (suçsuzluğunu
ispatlama hakkı)
ilkesinin askıya alınmasına bahane
oluşturdu.


Terör
karşıtı mevzuata göre, bir kimse keyfi olarak tutuklanabilir ve belirsiz bir
süre için gözaltında tutulabilir
.


Daha
genel bir deyişle, boydan boya Batı Dünyası’nda yurttaşlar, mimlenmekte ve
yaftalanmakta, elektronik postaları, telefon görüşmeleri ve faksları
izlenmekte ve kaydedilmektedir.


Kentsel
alanlara yerleştirilmiş binlerce kapalı devre TV kamerası onların hareketlerini
gözetlemekte
dir.


Ayrıntılı
kişisel bilgiler, Büyük Birader’in dev veri bankalarına doldurulmuştur.


Bu
kataloglama işlemi tamamlandığında, insanlar su sızdırmayan hücrelere
kilitlenmiş gibi olacaklardır.


Cadı
avı, yalnızca etnik yapısı dolayısıyla terörist oldukları varsayılanları hedef
almamakta; aynı zamanda, değişik insan hakları, olumlu eylem ve savaş
karşıtlığı yandaşları da terör karşıtı mevzuatın konusu
olmaktadır.


Ulusal
Güvenlik Doktrini


2005’te
Pentagon, Washington’un küresel askeri yönetimine ilişkin programının geniş bir
çizimini oluşturan Amerika Birleşik Devletlerinin Ulusal Savunma Stratejisi
(NDS)
başlıklı önemli bir metin yayınladı. NDS, yönetimin Yeni Amerikan
Yüzyılı Projesinde (PNAC) altı çizilen önleyici” savaş
doktrininin ayak izlerini izlemekle birlikte, Washington’un küresel askeri
programının çerçevesinin ortaya konulmasında çok daha ileri gitmiştir. (Bkz:
Bölüm XIX)


Her
ne kadar önleyici savaş doktrini, ABD’ye düşman kategorisine sokulmuş ülkelere
karşı bir “meşru savunma” aracı olarak askeri eylemi hedeflemekteyse
de 2005 tarihli NDS bir adım daha ileri gitmiştir.


NDS,
istikrarsız ülkelere” veya “çöküntüye uğramış
uluslara
” askeri müdahalede bulunma olanağını
öngörmektedir.


Pentagon,
bu arada, “Amerikan Anavatanının Savunması” için
teröristlere ve haydut düşmanlara karşı nükleer silahlar kullanımım onaylayan
bir görüş doğrultusunda önemli bir propaganda ve halkla ilişkiler kampanyası
başlattı.


Terörizm
karşıtı önemli eylemler çerçevesinde kullanılacak nükleer bombanın Pentagon
tarafından “siviller için uygundur” biçiminde
sınıflandırılmış olması mantıkla bağdaşmamaktadır.


2005
yılında ABD Stratejik Komutanlığı (STRAT-COM)11 Eylül türünde
başka bir terörist saldırıya karşı kullanılmak üzere olasılıklar üzerine
kurulmuş bir plan
” hazırladı.


Plan,
İran’a yönelik, taktik nükleer silahların kullanımı suretiyle hava
saldırılarının yapılmasını içermektedir.


Amerika’nın
“Teröre Karşı Savaşı”


Bu
kitabın ilk on bölümü, bazı değişiklikler ve güncellemelerle birlikte, 2002
yılında Savaş ve Küreselleşme: 11 Eylül’ün Arkasındaki Gerçek adıyla
yayınlanan ilk baskısıyla örtüşür.


Elinizdeki
genişletilmiş baskı, Irak’ın istilasının öncesinde ve sonrasında yapılmış olan
araştırmaların ürünü olan oniki yeni başlığı içermektedir. (Bölüm III ve IV)


III.
ve IV Bölümdeki malzemelerin sıralanması, 11 Eylül sonrası s askeri ve ulusal
güvenlik programının tarihsel evrimiyle uyumludur. Birincil amacım, resmi
açıklamaları çürütmek ve -ayrıntılı kanıt ve belgelemelerden yararlanarak-
Amerika’nın “teröre karşı savaşı”nın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak
olmuştur.


Birinci
ana bölüm, 11 Eylülle ilgili olarak El Kaide’nin tarihi ve Amerikan istihbarat
aygıtı üzerinde odaklanmış bulunan dört bölümü içermektedir.


Bu
bölümler, birbirini izleyen hükümetlerin, ulusal toplumları kargaşaya
sürükleyerek ve siyasal istikrarsızlık yaratmak suretiyle terörist örgütleri
nasıl desteklediklerini ve ayakta kalmalarını sağladıklarını belgelemektedir.


Savaş
ve Küreselleşme
başlığını taşıyan ikinci ana bölüm, “savaş ve
terörizmi
” belirleyen stratejik ve ekonomik çıkarlar üzerinde
yoğunlaşmıştır.


Üçüncü
ana bölüm, Irak istilasından önceki ve sonraki savaş propagandasının ve yanlış
bilgilendirme kampanyasının ayrıntılı bir çözümlemesini içermektedir.


Yeni
Dünya Düzeni başlığını taşıyan dördüncü ana bölümde, Bush yönetiminin önleyici
savaş doktrini (Bölüm XIX), ABD’nin himayesinde yürütülen Taliban sonrası
uyuşturucu ticareti ve özellikle “11 Eylül sabahında uçaklarda ne
oldu” sorusuna odaklanarak 11 Eylül Komisyonu Raporu gözden
geçirilmektedir.


XX.
bölüm, terör uyarı sistemleri ve onların doğurduğu sonuçlar üzerinde
odaklanmıştır.


XXI.
Bölüm, anayasal hükümetin ortadan kaldırılmasına yol açan sıkıyönetimin
ilanı yolunda yararlanılan acil önlem yöntemlerinin incelenmesi
ile devam
etmektedir.


Bu
açıdan, ABD Kongresi, askerlerin polise ve yargının işleyişine doğrudan
müdahalesine olanak sağlayan yöntemler kabul etmiştir.


Ulusal
ölçekte acil durumlarda -yani, sözde terör saldırısına karşı- ABD’de bir askeri
hükümetin kurulmasına kadar varabilecek açıkça belirlenmiş önlemler öngörülmüş
bulunmaktadır.


Son
olarak, XXII. Bölüm, Britanya’da, Avrupa Birli-ği’nde ve Kuzey Amerika’da
ortalığı kasıp kavuran polis devleti önlemlerinin alınması sonucuna varan, 7/7
tarihinde Londra’da meydana gelen bombalı saldırıların geniş boyutlu sonuçları
üzerine odaklanmıştır.


Bu
kitabı yazmak, kolay bir iş değildi. Malzemeler bir hayli hassastı.


Buradaki
analizin ABD dış politikasının üzerine oturduğu iğneli alanı iğneleyen sonuçları,
hem belalı hem de rahatsız edicidir. Varılan sonuçların kabulü zordur, çünkü
devletin üst katmanlarının suçluluğa bulaştıklarına işaret etmektedir.


Ayrıca,
yönetimin savaş programının meşruiyetini savunan ve ABD destekli savaş
suçlarını ört bas etmekte büyük şirket topluluklarının denetimi altındaki
medyanın suç ortaklığını ortaya koymaktadır.


İran’a
karşı askeri hareket doğrudan doğruya İsrail’in karışması sonucunu doğurur, bu
da karşılık olarak, işgal altındaki Filistin topraklarındaki göçe ek olarak,
Ortadoğu’da daha geniş kapsamlı bir savaşı tetikleyebilir.


Yeteneğimin
azamisini kullanarak olağanüstü karmaşık bir siyasal sürecin kanıtlarını ve
ayrıntılı belgelerini sağlamaya giriştim.


Tüm
yeryüzündeki milyonlarca insanın yaşamsal yararları söz konusudur. Gerçeğin
egemen olması ve bu ayrıntılı araştırmanın Dünya barışı davasına hizmet etmesi
samimi umudumdur. Bu hedefe, ancak, Amerika’nın “teröre karşı
savaşının” arkasındaki yalanların açığa çıkarılmasıyla ve yaygın savaş
suçlularının sorumlusu olan siyasal ve askeri baş aktörlerin sorgulanmasıyla
ulaşılabilir.                               


Çalışmalarım
boyunca çabalanma destek olan ve gerçeği aydınlatıcı yararlı araştırmalar
sağlayan pek çok insana borçluyum, www.globalresearch.ca
adresindeki Global Research sitesinin okuyucuları, sürekli bir esin ve
yüreklenme kaynağı
oluşturmuşlardır.


Yaratıcılık
ürünü olan ve Yeni Dünya Düzeni’ni canlı bir biçimde ifade eden ön kapak
desenlerinden ve ayrıca bu kitabın düzenlenmesi ve oluşturulmasmdaki
katkılarından dolayı Nicolas Calve’ye müteşekkirim. Son el yazılarının
yayınlanmasında bana yardımcı olan kızım Natacha’ya da teşekkür borcum var.
Ayrıca, ekte yer alan metinleri özenle araştırmış olan Dr. Leuren Moret’ye ve
Glen Rangwala’ya müteşekkirim.


Michel
Chossudovsky


Terrasse-
Vaudreuil, Quebec, Ağustos 2005




Michel
Chossudovsky


Amerika’nın “Terörizme Karşı Savaşı”


Çeviren:
Alpaslan Işıklı


İMGE
Kitabevi


Özgün
Adı America’s “War on Terrorism”


©
Michel Chossudovsky, 2005


©
imge Kitabevi Yayınları, 2010


1.
Baskı: Nisan 2010


Michel
Chossudovsky
, emekli olduğu Ottowa Üniversitesi’nde ziyaretçi profesör olarak
dersler veren bir ekonomisttir. Konuk öğretim üyesi profesör olarak Batı
Avrupa, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki çeşitli üniversitelerde ders
vermiş, gelişmekte olan ülke hükümetlerine ekonomi alanında danışmanlık
yapmış, ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Afrika Kalkınma
Bankası, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Uluslararası Çalışma Örgütü
(ILO), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve daha pek çok uluslararası kurumda görevler
üstlenmiştir. Babası Evgeny Chossudovsky (1914-2006) de Birleşmiş
Milletler’deki görevleri ve tüm yaşamı boyunca Filistin davasını desteklemiş
Rus Yahudisi bir BM diplomatı ve ekonomisttir. Kanada’daki savaş karşıtı
hareketin aktif üyelerinden biri olan Michel Chossudovsky’nin, Le Monde
diplomatique
, Third World Resurgence ve Covert Action Quarterly
gibi yayınlarda sık sık yazıları yer alır. globalresearch.ca
adresi üzerinden küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni konulu yayınlar yapan
Küreselleşme Araştırmaları Merkezi’nde editörlük yapmaktadır. Bu siteye, 2002,
2003, 2004 ve 2005’te GoodWriters.net tarafından “Demokrasi Medyası
ödülü verilmiştir. Ayrıca Chossudovsky 2003 yılında Berlin merkezli
Sivil Hakları ve İnsan Haysiyetini Koruma Örgütü’nün insan hakları ödülünü
almış, yedi kez de ABD Kaliforniya’da bulunan Sonoma Üniversitesi gazetecilik
bölümünün yaygın medyada yer bulamayan önemli haber ve yazılar için verdiği
Project Censored” ödülüne layık görülmüştür. The
Globalisation of Poverty (Yoksulluğun Küreselleşmesi)
adlı kitabı
Türkçe dahil on bir dilde yayınlanmıştır.


Prof.
Dr. Alpaslan Işıklı
, 1940 yılında Amasya’da doğdu. 1961’de mezun olduğu Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, bir yıl sonra asistan olarak
göreve başladı. Aynı fakültede 1980’de profesör oldu. 1983’te sıkıyönetim
yazısıyla görevine son verildi. 1989’da İdare Mahkemesi ve Danıştay kararıyla
görevine döndü. Fransa ve ingiltere’de bilimsel çalışmalarda bulundu. Uzun
yıllar çeşitli sendikal örgütlerin eğitim ve araştırma faaliyetlerine katıldı.
1990-1994 yıllann-da Mülkiyeliler Birliği’nin ve ardından bir dönem de Öğretim
Üyeleri Derneği’nin başkanlığını yaptı. Işıklı’nın Türkçe ve yabancı dillerde
yayımlanmış çok sayıda yapıtı vardır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
tarafından seçildiği YÖK üyeliği görevim 2 Şubat 2005 tarihine kadar sürdürdü.
Ankara Üniversitesi SBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümü’nden
2007’de emekli oldu. Işıklı, halen TÛMÖD (Tüm Öğretim Elemanları Derneği) genel
başkanıdır ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu üyesidir.


“Düşünceyi
bu denli tahrik edici ve bu kadar iyi araştırılmış bir belgeyi bilmemek
olmaz.”


SCOTT
LOUGHREY, The Baltimore Chronide


“Chossudovsky’nin
kitabı okuyucularına acı bir gerçeği sunuyor: terörizm, ABD dolarının
yönlendirdiği ve ABD askeri gücünün desteklediği korporatif kapitalizmin
büyümesinin sağlanmasının ve yaygınlaştırılmasının bir aracıdır. Onun
kitabının, ‘ayrı noktaları birleştirerek bilmece çözmeye’ benzeyen
çalışmalardan birisi olarak, özellikle medyanın yanlış yönlendirdiği, tarihsel
bilgi yoksunu Amerikalılar tarafından okunması gerekir.”


KELLIA
RAMARES, Online Journal


“Kanadalı
iktisat profesörü Chossudovsky’nin kitabı, yoğun belgesel verileri derlemeyi ve
sonra bunları dolambaçsız ve berrak bir biçimde ortaya koymayı başarmış ender
bulunan bir yazarlık yeteneğini gözler önüne sermektedir. Bush’un söylemindeki
bataklığı tümüyle dağıtmakta, bir ulusun, askeri ve istihbarat olanaklarını,
dünyayı daha güvenli bir yer yapma bahanesiyle küresel petrol pazarını denetim
altına almak için kullanmasındaki açık ve yalın gerçeği okuyucuların
incelemesine sunma yürekliliğini göstermekte.”


WILLIAM
HARE, Amazon.com


“Chossudovsky,
dünyadaki tüm yurttaşlar için bir uyandırma hizmeti görecek olan alarm verici
bir kitap yazmıştır. Chossudovsky, Amerika’nın gizli istihbarat
operasyonlarının arkasındaki uluslararası çıkarları ve ABD dış politikasının
amaçlarını açığa çıkarmaktadır.”


ANTHONY
LAFRATA, Chapters-Indigo


Andre
Gunder Frank’ın anısına


İçindekiler


ÇEVİRENİN
ÖNSÖZÜ: 13


İKİNCİ
BASKIYA ÖNSÖZ : 19


BİRİNCİ
ANA BÖLÜM


11
Eylül : 35


I.
BÖLÜM


Geri
plan: 11 Eylül’ün Arkasındakiler: 37


I.
BÖLÜME EK


Usame
Bin Ladin 11 Eylül’de Neredeydi?: 55


II.
BÖLÜM


Usame
Bin Ladin Kimdir? : 61


III.
BÖLÜM


Washington
Uluslararası Terörü Destekliyor : 81


IV.
BÖLÜM


Örtüleme
veya Suç Ortaklığı : 99


İKİNCİ
ANA BÖLÜM


Savaş
ve Küreselleşme: 115


V.
BÖLÜM


Savaş
ve Gizli Program: 117


VI.
BÖLÜM


Afganistan
Üzerinden Petrol Boru Hattı: 137


VII.
BÖLÜM


Amerikan
Savaş Makinesi : 155


VIII.
BÖLÜM


Amerikan
İmparatorluğu : 183


IX.
BÖLÜM


Yeni
Dünya Düzeni’ni Silahsızlandırmak: 197


X.
BÖLÜM


Siyasal
Kandırmaca: 11 Eylül’ün Arkasındaki Kayıp ilişki: 211


X.
BÖLÜME EK


Resmi
Tutanakların Tahrifi: 227


ÜÇÜNCÜ
ANA BÖLÜM


Yanlış
Bilgilendirme Kampanyası: 229


XI.
BÖLÜM


Savaş
Propagandası: Bir Dış Düşman İmal Etme: 231


XII.
BÖLÜM


11
Eylül ve İran-Kontra Skandalı: 251


XIII.
BÖLÜM


Düşmana
Bir Görüntü Vermek: Ebu Musab El-Zarkavi Kimdir?: 257


XIV.
BÖLÜM


El
Kaide Savaşçılarının Savaş Sahnesinde Muhafaza Edilmesi: 293


XIV.
BÖLÜME EK


Sivillerin
Guantanamo Toplama Kampına Gönderilmesi:  303


DÖRDÜNCÜ
ANA BÖLÜM


Yeni
Dünya Düzeni: 307


XV.
BÖLÜM


Savaş
Suçluları Yüksek Makamlarda:  309


XVI.
BÖLÜM


Savaş
Ganimeti: Afganistan’la Milyarlarca Dolarlık Eroin Ticareti: 325


XVII.
BÖLÜM


11
Eylül’ün Önceden Bilinmesi: 341


XVIII.
BÖLÜM


11
Eylül Sabahı: Uçaklarda Ne Oldu?: 357


XIX.
BÖLÜM


Amerika’nın
Önleyici Savaş Doktrini: 375


XX.
BÖLÜM


11
Eylül Sonrası Terör Uyarıları: 403


XXI.
BÖLÜM


Büyük
Birader: İç Güvenlik Devletine Doğru: 423


XXII.
BÖLÜM


Londra
7/7 Bombalı Saldırıları:  459


EK
A


Çalıntıya
Dayalı İstihbarat: Britanya “İstihbaratı”nın Irak Dosyası: 485


EK
B


Dünya
Ticaret Merkezi’nin Kiralanmasının Ardındaki Mali Çıkarlar: 495


Dizin:
499


Çevirenin
Önsözü


Kanadalı
profesör Michel Chossudovsky, 10-23 Aralık 1998 tarihlerinde ülkemize
gelmişti.


13
Aralık 1998’de Ankara’da düzenlenen bir açık oturumda ikimiz de konuşmacıydık.


Akşam
yemeğinde de Mülkiyeliler Birliği’nde birlikte olduk.


Bu
vesileyle kendisiyle tanışmanın ötesinde uzun uzun görüşmelerimiz oldu.


Görüştüğümüz
hemen her konuda, sanki yıllardır birlikte olmuş, görüş alışverişi içinde
bulunmuşuz gibi düşüncelerimizin örtüştüğünü görmek beni şaşırtmıştı.


Sanırım
o da benzer bir izlenimle ayrılmıştı.


Kanada’ya
döndükten kısa bir süre sonra gönderdiği, dilimize Yoksulluğun Küreselleşmesi
adıyla çevrilmiş bulunan kitabını “merkez bankasının gerçekten
demokratikleşmesi için…
” diye yazarak imzalamıştı.


Görüşmelerimiz
sırasında, merkez bankasının özerkleştirilmesi adı altında yapılanın güya
bir demokratikleşmeymiş gibi gösterildiğini; gerçekte ise bu yolla merkez
bankasının halk iradesinden uzaklaştırılarak küresel sermayenin kuyruğuna
takılmasının sağlanmakta olduğunu
söylediğimde memnuniyeti gözlerine
yansımıştı.


Besbelli
ki aynı paralelde düşündüğümüzü bir kere daha vurgulamak istediğinden kitabını
böyle bir ithaf yazarak göndermeyi uygun görmüştü.


Chossudovsky’nin
elinizdeki kitabı da yıllardır zihinlerimizi işgal eden, her gün bir başka
görünümüyle karşılaştığımız sorunların iç yüzüne ışık tutuyor ve ortaya koyduğu
tespitleri son derece zengin kaynaklarla belgeleyerek sunmuş bulunuyor.


11
Eylül 2001’de vuku bulan, İkiz Kulelere ve Pentagon’a yönelik saldırıların

hemen ardından düzenlenen bir açık oturumda, bu saldırılarla, Hitler’in
önlenemeyen yükselişine basamak yaptığı Reichstag yangını arasındaki
paralelliğe
dikkat çekmiştim.


Chossudovsky,
elinizdeki kitabında, insanlık tarihinde yeni bir dönemin açılmasına başlangıç
teşkil etmiş olan bu saldırıların içyüzünü hiçbir tereddüde yer bırakmayacak
açıklıkla ve reddedilmesi mümkün olmayan kanıtlara dayanarak ortaya koymuştur.


Chossudovsky’nin
küresel ölçekte başlatılmış bulunan bu süreçle ilgili yargısı düşündürücüdür ve
bu konudaki görüşleri doğrultusunda insanlığa çok ciddi sorumluluklar düştüğü,
kitabının IX. Bölümünde yer alan şu cümlelerde olanca açıklığıyla ortaya
konulmuştur:


“Olası
bir Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesi algılanmalı ve anlaşılmalıdır. Yeni Dünya
Düzeni’nin silahsızlandırılması için, bu totaliter sistemin içyüzü açığa
çıkarılmalı ve bütünüyle anlaşılmalıdır. Bu anlayış, bir avuç yazarla ve
eleştirmenle sınırlı kalmamalı; yaşamları ‘terörizme karşı savaş’ ile doğrudan
bağlantılı olan tüm yurttaşlarımız tarafından paylaşılmalıdır.”


Görünen
odur ki küresel kapitalizm, içine yuvarlandığı ve kendisiyle birlikte
dünyayı da sürüklediği felaketlere bir sorumlu icat etmek ihtiyacını
duyduğundan “İslami teröradı altında bir düşman
icat
etmek istemiştir.


Amerika’nın
uluslararası alandaki emelleri ile “İslami terör” veya
köktenci islam” arasındaki bağlantı, Chossudovsky’nin
bu kitabında geniş bir tahlile tabi tutulmuştur.


Kitap
boyunca ayrıntılı bir anlatımla sunulmuş olan bu bağlantı, II. Bölümde şöyle
özetlenmiştir:


“11
Eylül’ün ertesinde, ‘köktenci islam’ın’ Ortadoğu ve Orta Asya’daki kayda değer
gelişimi, Amerika’nın gizli programı ile uyum halindeydi. Bu program, ulusal
toplumları kargaşaya sürüklemek ve Amerikan imparatorluğuna karşı gerçek
toplumsal hareketlerin eklemlenmesini önlemek amacıyla, uluslararası terörizmle
savaşmak yerine desteklemekten ibaretti.”


Chossudovsky,
ABD’nin “islamcı terör” ile ilişkisinde Pakistan
istihbarat örgütü ISI’nin oynadığı rolün
önemini ayrıntılarıyla ortaya
koymuştur.


Yazarın
XXII. Bölümde belirlediği üzere “Geniş ölçüde belgelenmiş
bulunmaktadır ki Pakistan istihbarat örgütü ISI, terör şebekesini
desteklemiştir. ISI, ABD’li karşılığı CIA ile yakın ilişki içinde olmuştur
“.


Chossudovsky,
İslamiyet dışı bir bilim adamı ve düşünür olmasına karşın, kışkırtılan ve İslam
görüntüsü arkasında islamiyet’le bağdaştırılması mümkün olmayan amaçlar uğruna
acımasızca kullanılan bir takım hareketlerle gerçek Müslümanlık arasında hiçbir
ilişki bulunmadığının yeterince bilincindedir.


Bu
tespitini, kitabının III. Bölümünde aşağıdaki görüşlere yer vererek ortaya
koymuştur:


“Bu
gruplar, Müslüman ve İslami bilim adamlarının geniş kesiminin yüce bir uygarlık
ve mükemmel bir ahlak örneği olarak savundukları ortak islam anlayışını temsil
etmezler. Onlar, İslam etiketi altında bir anarşik hareket olmaktan öte bir
şeyi temsil etmemektedirler… Onların niyeti, pek o kadar da bir İslami devlet
kurmak değildir, yalnızca işlerini geliştirerek sürdürebilecekleri bir kargaşa
durumu yaratmaktır.”


Bütün
bu tertip ve istismar yüklü politikaların gerisinde yatan ekonomik çıkara
dayalı unsurların ve nedenlerin irdelenmesine, kitapta geniş bir yer
ayrılmıştır.


Bu
bağlamda, petrol kaynaklarının bölüşümüyle ve uluslararası alanda kârlılık
ölçütleri açısından taşıdığı önem dolayısıyla onun hemen ardından gelen
uyuşturucu ticaretinin denetimiyle ilgili çok kapsamlı ve ayrıntılı bilgiler
verilmiştir.


Sistematik
olarak tahrik edilen İslami terör korkusu
, ABD’nin
uluslararası ölçekte uyguladığı emperyalist politikalara ve bu politikalara
uygun yöntemlere bahane oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda ülke içinde baskıcı
bir rejim kurulması yönündeki bazı ciddi adımların atılmasını kolaylaştırmıştır
.


Bu
çerçevede, ABD’de Anayasal hukuk düzeninin ana unsuru olan Posse Comitatus yasasının
değiştirilmesiyle hız kazanan, rejimin askerileştirilmesi yönündeki gelişmeler,
özellikle XXI. Bölümde ayrıntılarıyla ele alınmıştır.


Chossudovsky’nin
bu kitabı, ABD’nin terörizme karşı savaş bahanesiyle başlattığı sürecin
özünü ve ayrıntılarını
ortaya koyarken ülkemiz açısından da olağanüstü önem
taşıyan gerçeklere parmak basmış bulunuyor.


Ancak
unutmamak gerekir ki ABD’nin ve Türkiye’nin uluslararası ilişkiler alanında
işgal ettikleri yerin taban tabana zıt olan konumu dolayısıyla, bu ülke ile ilgili
görüşlerin bizim ülkemize olduğu gibi taşınması bazı yanlışlıklara yol
açabilir.


Örneğin,
ABD’de egemen sermaye güçleri ile ordu arasındaki ittifak, temel nitelikte
belirleyici
bir unsur oluşturur.


Bu
nedenledir ki askerî-sınaî ittifak olarak tanımlanan bu olgu,
Chossudovsky’nin tahlillerinin önemli temel taşlarından birisini oluşturmuştur.


Aynı
temelde bir tahlilin, 12 Eylül gibi bazı dönemlerin dışında, ülkemiz gerçekleri
çerçevesinde önemli bir yere sahip bulunan Kemalist geleneği de kapsayacak
yönde genişletilmesinin, bir hayli yanıltıcı olabileceği sanırım yadsınamaz.


Chossudovsky
bu kitabını Obama’nın iktidara geçmesinden önce kaleme almıştır.


Ancak,
tahlillerinin ve vardığı sonuçların bugün için de geçerliliğini koruyacağına o
zamandan işaret etmiş bulunuyor.


Onun,
XV. Bölümde ifade ettiği gibi “engizisyonun tam bir kukla olan yüce
papazlarını, George W. Bush veya Tony Blair’i yerlerinden ayırmak yeterli
değildir
“.


Cumhuriyetçi
Bush’un “terörizme karşı savaş” adı altında uyguladığı
politikaların Demokratlardan hiçbir karşıtlık görmemiş, tam tersine destek
görmüş
olması kitapta belgelenmiş bulunuyor.


Bir
kere daha anlaşılmaktadır ki, geleceği belirleyecek olan, tek başına şu veya bu
kişi değil, her zaman olduğu gibi bir bütün olarak dünya ulusları ve bu
bütünlüğün bir parçası olarak Amerikan halkı olacaktır.


Alpaslan
Işıklı


İkinci
Baskıya Önsöz


11 
Eylül sabahı saat 11’de, Bush yönetimi Dünya Ticaret Merkezine ve Pentagon’a
yönelik saldırıların sorumlusunun El Kaide olduğunu açıklamıştı
.


Bu
iddia, derinlemesine bir polis araştırması gerçekleştirilmeden yapılmıştı.


Aynı
akşam saat 21.30’da, belli sayıda seçilmiş üst düzey istihbaratçı ve askeri
danışmanlardan oluşan bir “Savaş Kabinesi” toplandı.


Saat
23’teyse, Beyaz Saray’da yapılan bu tarihsel toplantının sonucunda, “Terörizme
Karşı Savaş
” resmen başlatıldı.


Taliban
ve El Kaide’ye karşı savaş kararı, 11 Eylül saldırılarının intikamı olarak ilan
edildi.


Ertesi
sabah, 12  Eylül günü, haber başlıkları, ısrarlı bir biçimde 11
Eylül saldırılarındaki “devlet desteği”ne
işaret etmekteydiler.


ABD
medyası koro halinde Afganistan’a karşı bir askeri müdahaleyi savunmaktaydı.


Yaklaşık
dört hafta sonra, 7 Ekim tarihinde, Afganistan bombalandı ve ABD birlikleri
tarafından işgal edildi. Amerikalılar, savaşa başvurma kararının 11 Eylül
akşamında mevcut koşulların zorlamasıyla, saldırılara ve saldırıların trajik
sonuçlarına yanıt olarak alındığına inanmaya yönlendirildiler.


Halk,
böylesine geniş kapsamlı bir savaş senaryosunun planlanmasının ve icra
edilmesinin asla bir haftalık bir mesele olmayacağını kavramakta yetersiz
kaldı.


Bir
savaşa girişme ve Afganistan’a askeri birlikler gönderme kararı, 11 Eylül’den
çok önce alınmıştı.
CentCom” (ABD Merkez Komutanlığı)
komutanlarından General Tommy Franks’in
daha sonraları kullandığı ifadeyle,
terör, müthiş felaket doğurucu olay“, planlananın son
aşamasına gelmiş bulunan savaş programının desteklenmesi yönünde kamuoyunu
tahrik etmeye yaradı.


Trajik
11 Eylül olayları, dünya kamuoyunun tam desteğiyle ve “uluslararası
topluluğun
” onayladığı “insancıl amaçlarla” bir savaş
yapıldığı iddiasını doğrulamak için gerekli gerekçeyi sağladı
.


Pek
çok tanınmış “ilerici” aydın, ahlaki ve etik gerekçelerle,
“terörizme karşı misilleme” davasını benimsedi. Bir askeri doktrin
olan “haklı neden” (jus ad bellum) benimsendi ve 11 Eylül’e meşru bir
yanıt olarak görüntüyü belirleyen bir unsur niteliğiyle öne çıkarıldı. Bu
arada, Washington’un “Is-lami terör şebekesini” desteklemekle
kalmayıp, 1996’da Taliban yönetiminin kurulmasında aracı olduğu gerçeği
üzerinde durulmadı.


11
Eylül’ün ertesinde savaş karşıtı hareket tümüyle yalnızlaştırılmıştı.


Sendikalar
ve sivil toplum örgütleri, medyanın yalanlarını ve hükümet propagandasını
yuttular.


30
milyonluk yoksul bir ülke olan Afganistan’a karşı bir misilleme savaşını
onayladılar.


11
Eylül gecesi, geç vakitte, El Kaide tarihi hakkında daha önce derlediğim
araştırma notlarının yığınları arasında dolaşarak yazmaya başladım.


12
Eylül’de yazımını tamamladığım ve aynı tarihte ilk defa yayınlanan bu metin,
Usame Bin Ladin Kimdir?” başlığını taşımaktaydı. (Bkz:
Bölüm I)


En
önce, resmi açıklamayı sorguladım.


Resmi
açıklamaya göre, El Kaide’nin desteklediği on dokuz hava korsanı olağanüstü
düzeyde gelişkin ve örgütlü bir eyleme karışmışlardı, ilk hedefim, “Anavatanı
tehdit eden
” bu “Amerika düşmanı” hayalinin gerçek
niteliği üzerindeki örtüyü kaldırmaktı.


“Dış
düşman” ve “İslami teröristler” efsanesi

Bush yönetiminin, Afganistan’ın ve Irak’ın işgaline bahane oluşturan askeri
doktrininin temel taşı
dır.


Bunların
yanı sıra, Amerika’da sivil özgürlüklerin ve anayasal hükümetin ortadan
kaldırıldığının
da unutulmaması gerekir.


“Dış
düşman” olmasaydı, “teröre karşı savaş” olamazdı.


Tüm
ulusal güvenlik programı iskambil kâğıtlarıyla yapılmış bir kule gibi çökerdi.


Yüksek
makamlardaki savaş suçlularının üzerlerine basacakları yer bulunmazdı.


Dolayısıyla,
tutarlı bir savaş karşıtı ve sivil haklar hareketinin gelişimi için, El
Kaide’nin ve bu örgütün birbiri ardından gelen ABD hükümetleriyle gelişmiş olan
ilişkilerinin niteliği üzerindeki örtünün kaldırılması yaşamsal önem
taşımaktadır.


Geniş
ölçüde belgelenmiş, ancak egemen medya tarafından pek değinilmeyen bir konu
olmasına karşın, El Kaide, tarihsel olarak Sovyet-Afgan savaşına dayanan bir
CIA ürünüdür
.


Bu
durum, ABD Kongresinin resmi belgeleri dahil çok sayıda kaynağın doğruladığı,
bilinen bir gerçektir.


Nitekim,
istihbarat birimleri, Usame Bin Ladin’i desteklemiş olduklarını defalarca
açıklamışlardır. Ancak, Soğuk Savaş’ın ertesinde böyleydi; sonra “bize
karşı cephe aldı
” demektedirler.


11
Eylül’den sonra, medyanın yanlış bilgilendirme kampanyası, yalnızca gerçeğin
karanlığa gömülmesine değil, bu hayali “dış gücün” nasıl
imal edildiğine ve nasıl “Bir Numaralı Düşmana
dönüştürüldüğüne
ilişkin pek çok tarihsel kanıtın yok edilmesine hizmet
etti.


Balkan
Bağlantısı


1990
yılı ortalarından bu yana yürüttüğüm Balkanlarla ilgili araştırmalarım, El
Kaide ile ABD yönetimi arasındaki pek çok sayıdaki bağlantıyı ve ilişkiyi
kanıtlamama olanak sağladı
.


ABD
ordusu, CIA ve NATO, Balkanlarda El Kaide’yi desteklemiştir
.


Washington’un
hedefi, etnik çatışmaları tetiklemek ve önce Bosna’yı, ardından Kosova’yı
karıştırmak suretiyle Yugoslavya Federasyonu’nu istikrarsızlaştırmaktı.


1997’de,
ABD Senatosundaki Cumhuriyetçi Parti Komitesi, Başkan Clinton’ı Bosna’da “İslami
Militan Şebeke
” ile işbirliği yapmakla ve Usame Bin Ladin ile
ilişkili bir örgütle el altından birlikte çalışmakla suçlayan ayrıntılı bir
rapor yayınladı. (Bkz: Bölüm III)


Ne
var ki rapor, kamuoyuna geniş bir biçimde yayılmadı.


Bunun
yerine, Cumhuriyetçiler, Clinton’ı Beyaz Saray görevlilerinden Monica Lewinsky
ile ilişkisi dolayısıyla itibarsızlaştırma yolunu seçtiler.


Clinton
yönetimi, ayrıca, El Kaide tarafından desteklenen yarı askeri bir topluluk olan
Kosova Kurtuluş Ordusu’na örtülü yardımda bulunmaktaydı
.


Savunma
istihbarat Örgütü ve genellikle MI6 olarak bilinen Britanya Gizli istihbarat
Servisi, Britanya 22. Özel Hava Hizmetleri Alayı (SAS) ile birlikte, Kosova
Kurtuluş Ordusu’na (örgütlü suçla ve uyuşturucu ticareti ile yaygın
ilişkilerine rağmen)
eğitim vermekteydi.


Bu
arada, El Kaide’nin pek çok eyleminin Kosova Kurtuluş Ordusu’nun yönetim
kadrolarıyla ilişkisi bilinmekteydi ve belgelenmiş bulunuyordu
.(Bkz: Bölüm
III)


11
Eylül’e ön gelen aylarda, Kosova Kurtuluş Ordusu komutanlarıyla
bağlantılı, kendisini Makedonya Ulusal Kurtuluş Ordusu olarak tanıtan
yarı askeri bir grup tarafından Makedonya’da gerçekleştirilen terör
eylemlerinin
araştırılmasına yoğun bir biçimde koyulmuştum.


El
Kaide’nin Mücahittin kanadı Ulusal Kurtuluş Ordusu ile iç içeydi
.


Bu
arada, Pentagonla mukavele bağlantısı olan kâr amaçlı bir özel şirkete
mensup kıdemli ABD askeri görevlileri teröristlere danışmanlık

yapmaktaydılar.


11
Eylül’den yaklaşık iki ay kadar önce, ABD askeri danışmanlarının aynı yarı
askeri örgüt bünyesinde El Kaide eylemlerine karıştıkları görüldü.


2001
yılı Haziran ayı sonlarında 17 Amerikalı “eğitmen“in geri
çekilen isyancılar arasında yer aldığı belirlendi.


ABD
ve NATO, diplomatik rezaleti önlemek ve “islamcı teröristlerle
birlikte ele geçirilen kıdemli ABD personelinin medya karşısındaki durumunu
kurtarmak amacıyla, Ulusal Kurtuluş Ordusu teröristlerinin salınmaları ve
onlarla birlikte ABD’nin kendi danışmanlarının serbest bırakılmaları için
Makedonya hükümeti üzerinde baskı yaptı.


Makedonya
başbakanının açıklamalarını ve basın haberlerini içeren kanıtlar, eski
Yugoslavya’da ABD’nin “İslami birliklere” sürekli gizli
yardımlarının kesin olduğunu
göstermekteydi.


Bunlar,
geçmiş Soğuk Savaş döneminde değil, Haziran 2001’de, 11 Eylül’den yaklaşık iki
ay kadar önce olmaktaydı
.


Günbegün
izlediğim bu gelişmeler, benim zihnime 11 Eylül konusundaki resmi açıklama ile
ilgili ani bir kuşku düşürdü.


Resmi
açıklama, Dünya Ticaret Örgütüne ve Pentagon’a yönelik saldırıların arkasında
ana unsur olarak El Kaide’ye işaret etmekteydi. (Bkz: Bölüm IV)


Pakistanlı
Esrarengiz General


12
Eylül’de, ABD basın haberlerine göre “saldırılar sırasında
Washington’da bulunan
” Pakistan askeri istihbaratının (ISI) başkanı
esrarengiz bir korgeneral, dışişleri bakan yardımcısı Richard Armitage’in makamına
çağrıldı.


Teröre
karşı savaş
” 11 Eylül gecesinin geç vakitlerinde resmen başlatıldı ve
Dick Armitage, general Mahmud Ahmed’den “teröristleri izleme
konusunda Amerika’ya yardımcı olmasını istedi.


Pakistan
devlet başkanı Pervez Müşerref, Dışişleri Bakanı Colin Powell ile telefonda
görüştü; 13 Eylül’de, iki hükümet arasında kapsamlı bir anlaşmaya varıldı.


Bu
arada basın, Pakistan’ın “teröre karşı savaş” konusunda Bush
yönetimini destekleyeceğini duyurdu.


Ancak
sözünü etmekte yetersiz kaldıkları bir şey vardı.


General
Ahmet’in İslami terör şebekesi ile uzun süredir ilişkileri bulunmaktaydı.


Pek
çok kaynak tarafından doğrulandığı üzere, Pakistan Askeri istihbaratının, El
Kaide ve Taliban dahil, çok sayıda Islami örgütü desteklediği bilinmekteydi
.
(Bkz: Bölüm IV)


13
Eylül tarihli haberlerin başlıklarını okuyunca ilk tepkim şu oldu:


Eğer
Bush yönetimi teröristleri temizlemeye gerçekten niyetliyse, niçin, bu
teröristleri desteklediği ve finanse ettiği bilinen Pakistan Askeri istihbarat
Örgütü’nü yardıma çağırmaktadır?


İki
hafta sonra, ABC News kanalı tarafından kısaca sözü edilen bir FBI raporu, 11
Eylül’ün faili oldukları iddia edilen teröristlerin finansmanında bir “Pakistan
bağlantısı
” olduğuna parmak basmaktaydı. ABC’nin haberi, 11
Eylül hava korsanlarının arkasında “para babası” ve “hareketin
beyni” durumunda bir Pakistanlıdan
söz etmekteydi.


Nitekim
birbirini izleyen haberler, 13 Eylül 2001’de Colin Powell ile buluşan Pakistan
askeri istihbaratının başkanı General Mahmut Ahmet’in, 11 Eylül hareketinin
elebaşı Muhammed Atta’ya 100.000 dolar ödenmesini emrettiği iddiasını
yaymaktaydı.


Bu
haberlere göre, Pakistan askeri istihbaratının başkanı, ABD hükümetinin üst
düzey yetkilileri ile yakın temasta olmakla kalmamış, aynı zamanda sözü edilen
hava korsanları ile de ilişkide bulunmuştur.


Balkanlarla
Pakistan ilişkileri üzerine yazdıklarım, 2001 Ekim’inin başında yayınlandı,
daha sonra bu kitabın birinci baskısına dahil edildi.


Sonraki
araştırmamda, dikkatim Amerika’nın Orta Asya ve Ortadoğu’daki geniş kapsamlı
stratejik ve ekonomik programına yöneldi.


Savaş
ve küreselleşme arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır.


“Teröre
Karşı Savaş”
yeni ekonomik ufukların keşfedilmesi ve sonuçta Irak’ın engin
petrol yatakları üzerinde büyük şirketlerin denetiminin kurulması yolunda bir
bahane olarak kullanılmaktadır.


Yanlış
Bilgilendirme Kampanyası


Mart
2003’te Irak’ın işgaline ön gelen aylarda, yanlış bilgilendirme kampanyası tam
vites yürütülmekteydi.


İstila
öncesinde bilindiği ve belgelendiği üzere, Britanya ve ABD, istilayı ve
Irak’ın işgalini meşru göstermek için yaygın bir biçimde sahte istihbarat
kullandılar
.


El
Kaide’yi Bağdat rejiminin müttefiki olarak gösterdiler
.
“Usame Bin Ladin” ve “Kitle İmha Silahları
söylemleri haber kanallarında cömertçe dolaştırıldı. (Bkz: Bölüm XI)


Bu
arada yeni bir terörist üstat ortaya çıktı:


Ebu
Musab El-Zarkavi
.


Colin
Powell’ın BM Güvenlik Konseyindeki tarihsel konuşmasında, Saddam Hüseyin ile
Ebu Musab El-Zarkavi arasındaki uğursuz ilişki hakkında ayrıntılı “belgeler
sunuldu.


Bunlar,
söz konusu ilişkinin, laik eğilimli Baas rejiminin tam desteği ve onayıyla
ölümcül nitelikte kimyasal, biyolojik ve radyolojik silahlar imaline yönelik
olduğu konusuna odaklanmıştı.


Powell’ın
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki -BM silah denetçisi Dr. Hans Blix
tarafından aynı mekânda nazik bir biçimde yalanlanmış olan- konuşmasının
ardından, iki gün zarfında turuncu kodlu bir terör alarmı geldi.


Böylece,
gerçek baş aşağı çevrilmiş oluyordu:


Artık
ABD’nin Irak’a savaş açma hazırlığında olduğu görülmüyordu.


Irak,
İslami teröristlerin” desteğiyle Amerika’ya saldırmaya
hazırlanıyordu.


Baş
terörist El-Zarkavi bir numaralı şüpheli olarak tanımlandı.


Resmi
açıklamalar, ABD’ye yönelik kirli bir radyoaktif bomba saldırısı tehlikesine
işaret etmekteydi.


Yanlış
bilgilendirme kampanyasının asıl saldırısı, Mart 2003’te gerçekleşen, ABD
öncülüğündeki Irak istilasının ertesinde başladı
.


Amaç,
Irak direniş hareketini “terörist” bir hareket olarak
göstermekten ibaretti.


Barış
koruyucusu
” Amerikalılarla çarpışan “demokrasi karşıtı
teröristler
” görüntüsü, yeryüzünün bir ucundan öbür ucuna televizyon
ekranlarında ve boyalı basında görüntülendi.


Bu
arada, turuncu kodlu terör uyarıları, Bush yönetimi tarafından Amerika’yı
boydan boya saran bir korku ve çekingenlik havası yaratma yolunda kullanıldı
.
(Bkz: Bölüm XX).


Terör
uyarıları, aynı zamanda, kamuoyunun dikkatinin, ABD güçleri tarafından
Afganistan ve Irak’taki savaş meydanlarında sahnelenen sayısız canavarlıklardan
ve bunlara ek olarak sözde “düşman savaşçılarına” karşı
sıradan bir yöntem olarak uygulanan işkencelerden başka tarafa çekilmesine
hizmet etti.


Afganistan
istilasının ardından, savaş tutsaklarına işkence uygulanması ve toplama
kamplarının kurulması
Bush yönetiminin 11 Eylül sonrası gündeminin ayrılmaz
bir parçası oldu.


Tüm
yasal çerçeve alt üst edilmişti.


ABD
Adalet Bakanlığına göre, artık bazı koşullarda işkenceye izin vardı.


Teröristlere
uygulanan işkence, demokrasi ve insan haklarını korumanın haklı bir yolu olarak
kabul gördü. (Bkz: Bölüm XIV, XV)


Tamamen
çarpık bir mantıkla, Başkomutan tümüyle yasaya uygun olarak işkence yapılmasına
izin verebilir, çünkü mevcut durumda işkence kurbanları “terörist
denilenlerdir.


Bu
demektir ki aynı yöntemler sıradan bir uygulama olarak Amerikalılara karşı da
kullanılır.


Guantanamo
toplama kampındaki savaş tutsaklarına ve 2003 yılındaki istilanın ardından
Irak’ta işkence yapılmasına dair emirler, ABD hükümetinin en üst düzey
yetkililerinden kaynaklanmıştır. Gardiyanların ve ABD ordusuyla CIA’nın
sorgulayıcılarının açıklamaları, konunun özününün belirlenmesine yanıt
oluşturmaktadır.


Bir
engizisyon düzeni kuruldu. ABD’de ve Britanya’da “terörizme karşı savaş
kamu yararına olduğu gerekçesiyle savunulmaktadır.


Günümüzde
bu duruma ilişkin -keyfi gözaltıları ve tutuklamaları, erkek, kadın ve
çocuklara işkence yapılmasını, siyasal cinayetleri ve toplama kamplarını
içeren- uygulamaları sorgulayanlar, terör karşıtı mevzuat hükümlerine göre,
tutuklanabilir.


7/7
Bombalı Londra Saldırısı


Temmuz
2005’te, trajik bir biçimde 56 kişinin ölümü ve yüzlercesinin yaralanmasıyla
sonuçlanan Londra metrosundaki bombalı saldırı ile birlikte “teröre
kaşı savaşta
” yeni bir eşik aşıldı.


7/7
saldırıları, Atlantik’in her iki yakasında geniş bir kesimi ilgilendiren polis
devleti önlemlerinin önünün açılması yolunda kullanıldı.


ABD
Temsilciler Meclisi, ABD PATRIOT Yasasını “şüpheli teröristlerin
sorgulanmasında hükümete tanınmış bulunan benzeri görülmemiş yetkilere
devamlılık kazandıracak
” yönde yeniledi. Cumhuriyetçiler, Londra
saldırılarının “yasanın yenilenmesinin ne kadar acil ve önemli
olduğunu
” gösterdiğini savunmuşlardır. (26 Ekim 2001’de Bush’un
imzaladığı kısa adı PATRIOT (VATANSEVER) olan yasanın adının açılımı için I.
bölümdeki 10 no.lu dipnotuna bkz. -Çev. notu)


Londra
saldırılarından yaklaşık bir hafta önce, Washington, FBI’nın himayesinde bir
yurtiçi casusluk örgütü” kurulduğunu duyurdu.


Esas
olarak Büyük Birader’in “Gizli Polis Devleti” demek
olan bu yeni kuruluşa “Amerika’da bulunup terörizm ile ilgisinden
veya önemli istihbarat bilgisi taşıdığından şüphe edilen kimseler hakkında, bu
kişiler bir suç işleyeceklerine dair şüphe uyandırmış olmasalar bile

casusluk yapma görevi verilmiştir, ilginçtir, bu yeni FBI kuruluşu, Adalet
Bakanlığı bünyesine dahil edilmiş değildir.


Terör
şüphelilerini
” tutuklama emrini verme yetkisine sahip olan
Negroponte’nin başında bulunduğu Ulusal İstihbarat Başkanlığı tarafından
denetlenmektedir.


Bu
arada, 7/7 tarihli Londra saldırılarının ertesinde, Britanya içişleri
Bakanlığı “terörizme karşı” yanıt olarak bir İD (kimlik) kartı
sistemi kurmakla görevlendirildi
.


Britanya
yurttaşı olan ve Britanya’da ikamet eden herbir kişi devasa bir ulusal
veritabanı oluşturmaya varacak ölçüde geniş kapsamlı olarak kişisel bilgilerini
kaydettirmekle yükümlü kılındı.


Bu
bilgiler, kişinin biometrik ölçümlerini, “gözünün iris tabakasının
biçimini
“, parmak izlerini ve “dijital olarak tanınacak
nitelikte cepheden görünen yüz çizgilerini
içermektedir.


Benzer
işlemler Avrupa Birliği’nde de uygulanmaktadır.


Savaş
Suçluları Yüksek Makamlarda


Terör
karşıtı mevzuat ve bir polis devletinin kurulması, geniş kapsamlı savaş suçları
işlemiş ve başka bir durumda ulusal ve uluslararası mevzuat açısından suçlu bulunacak
olanların çıkarlarına hizmet etmiştir.


7/7
tarihli Londra saldırılarının ertesinde, savaş suçluları yüksek makamlardaki
yerlerini işgal etmeyi yasal olarak sürdürdüler; böylece, hukuksal düzenin
çerçevesini ve yasaların yaptırım gücünü yeniden tanımlama olanağı sağladılar.
Süreç, onlara “kimlerin suçlu olduğunu” belirleme görevi verdi. Oysa
gerçekte suçlu olanlar kendileriydi. (Bölüm XVI)


11
Eylül’deki New York ve Washington’dan, Mart 2004’teki Madrid’e ve Temmuz
2005’teki Londra’ya kadar, terör saldırıları habeas corpus (suçsuzluğunu
ispatlama hakkı)
ilkesinin askıya alınmasına bahane
oluşturdu.


Terör
karşıtı mevzuata göre, bir kimse keyfi olarak tutuklanabilir ve belirsiz bir
süre için gözaltında tutulabilir
.


Daha
genel bir deyişle, boydan boya Batı Dünyası’nda yurttaşlar, mimlenmekte ve
yaftalanmakta, elektronik postaları, telefon görüşmeleri ve faksları
izlenmekte ve kaydedilmektedir.


Kentsel
alanlara yerleştirilmiş binlerce kapalı devre TV kamerası onların hareketlerini
gözetlemekte
dir.


Ayrıntılı
kişisel bilgiler, Büyük Birader’in dev veri bankalarına doldurulmuştur.


Bu
kataloglama işlemi tamamlandığında, insanlar su sızdırmayan hücrelere
kilitlenmiş gibi olacaklardır.


Cadı
avı, yalnızca etnik yapısı dolayısıyla terörist oldukları varsayılanları hedef
almamakta; aynı zamanda, değişik insan hakları, olumlu eylem ve savaş
karşıtlığı yandaşları da terör karşıtı mevzuatın konusu
olmaktadır.


Ulusal
Güvenlik Doktrini


2005’te
Pentagon, Washington’un küresel askeri yönetimine ilişkin programının geniş bir
çizimini oluşturan Amerika Birleşik Devletlerinin Ulusal Savunma Stratejisi
(NDS)
başlıklı önemli bir metin yayınladı. NDS, yönetimin Yeni Amerikan
Yüzyılı Projesinde (PNAC) altı çizilen önleyici” savaş
doktrininin ayak izlerini izlemekle birlikte, Washington’un küresel askeri
programının çerçevesinin ortaya konulmasında çok daha ileri gitmiştir. (Bkz:
Bölüm XIX)


Her
ne kadar önleyici savaş doktrini, ABD’ye düşman kategorisine sokulmuş ülkelere
karşı bir “meşru savunma” aracı olarak askeri eylemi hedeflemekteyse
de 2005 tarihli NDS bir adım daha ileri gitmiştir.


NDS,
istikrarsız ülkelere” veya “çöküntüye uğramış
uluslara
” askeri müdahalede bulunma olanağını
öngörmektedir.


Pentagon,
bu arada, “Amerikan Anavatanının Savunması” için
teröristlere ve haydut düşmanlara karşı nükleer silahlar kullanımım onaylayan
bir görüş doğrultusunda önemli bir propaganda ve halkla ilişkiler kampanyası
başlattı.


Terörizm
karşıtı önemli eylemler çerçevesinde kullanılacak nükleer bombanın Pentagon
tarafından “siviller için uygundur” biçiminde
sınıflandırılmış olması mantıkla bağdaşmamaktadır.


2005
yılında ABD Stratejik Komutanlığı (STRAT-COM)11 Eylül türünde
başka bir terörist saldırıya karşı kullanılmak üzere olasılıklar üzerine
kurulmuş bir plan
” hazırladı.


Plan,
İran’a yönelik, taktik nükleer silahların kullanımı suretiyle hava
saldırılarının yapılmasını içermektedir.


Amerika’nın
“Teröre Karşı Savaşı”


Bu
kitabın ilk on bölümü, bazı değişiklikler ve güncellemelerle birlikte, 2002
yılında Savaş ve Küreselleşme: 11 Eylül’ün Arkasındaki Gerçek adıyla
yayınlanan ilk baskısıyla örtüşür.


Elinizdeki
genişletilmiş baskı, Irak’ın istilasının öncesinde ve sonrasında yapılmış olan
araştırmaların ürünü olan oniki yeni başlığı içermektedir. (Bölüm III ve IV)


III.
ve IV Bölümdeki malzemelerin sıralanması, 11 Eylül sonrası s askeri ve ulusal
güvenlik programının tarihsel evrimiyle uyumludur. Birincil amacım, resmi
açıklamaları çürütmek ve -ayrıntılı kanıt ve belgelemelerden yararlanarak-
Amerika’nın “teröre karşı savaşı”nın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak
olmuştur.


Birinci
ana bölüm, 11 Eylülle ilgili olarak El Kaide’nin tarihi ve Amerikan istihbarat
aygıtı üzerinde odaklanmış bulunan dört bölümü içermektedir.


Bu
bölümler, birbirini izleyen hükümetlerin, ulusal toplumları kargaşaya
sürükleyerek ve siyasal istikrarsızlık yaratmak suretiyle terörist örgütleri
nasıl desteklediklerini ve ayakta kalmalarını sağladıklarını belgelemektedir.


Savaş
ve Küreselleşme
başlığını taşıyan ikinci ana bölüm, “savaş ve
terörizmi
” belirleyen stratejik ve ekonomik çıkarlar üzerinde
yoğunlaşmıştır.


Üçüncü
ana bölüm, Irak istilasından önceki ve sonraki savaş propagandasının ve yanlış
bilgilendirme kampanyasının ayrıntılı bir çözümlemesini içermektedir.


Yeni
Dünya Düzeni başlığını taşıyan dördüncü ana bölümde, Bush yönetiminin önleyici
savaş doktrini (Bölüm XIX), ABD’nin himayesinde yürütülen Taliban sonrası
uyuşturucu ticareti ve özellikle “11 Eylül sabahında uçaklarda ne
oldu” sorusuna odaklanarak 11 Eylül Komisyonu Raporu gözden
geçirilmektedir.


XX.
bölüm, terör uyarı sistemleri ve onların doğurduğu sonuçlar üzerinde
odaklanmıştır.


XXI.
Bölüm, anayasal hükümetin ortadan kaldırılmasına yol açan sıkıyönetimin
ilanı yolunda yararlanılan acil önlem yöntemlerinin incelenmesi
ile devam
etmektedir.


Bu
açıdan, ABD Kongresi, askerlerin polise ve yargının işleyişine doğrudan
müdahalesine olanak sağlayan yöntemler kabul etmiştir.


Ulusal
ölçekte acil durumlarda -yani, sözde terör saldırısına karşı- ABD’de bir askeri
hükümetin kurulmasına kadar varabilecek açıkça belirlenmiş önlemler öngörülmüş
bulunmaktadır.


Son
olarak, XXII. Bölüm, Britanya’da, Avrupa Birli-ği’nde ve Kuzey Amerika’da
ortalığı kasıp kavuran polis devleti önlemlerinin alınması sonucuna varan, 7/7
tarihinde Londra’da meydana gelen bombalı saldırıların geniş boyutlu sonuçları
üzerine odaklanmıştır.


Bu
kitabı yazmak, kolay bir iş değildi. Malzemeler bir hayli hassastı.


Buradaki
analizin ABD dış politikasının üzerine oturduğu iğneli alanı iğneleyen sonuçları,
hem belalı hem de rahatsız edicidir. Varılan sonuçların kabulü zordur, çünkü
devletin üst katmanlarının suçluluğa bulaştıklarına işaret etmektedir.


Ayrıca,
yönetimin savaş programının meşruiyetini savunan ve ABD destekli savaş
suçlarını ört bas etmekte büyük şirket topluluklarının denetimi altındaki
medyanın suç ortaklığını ortaya koymaktadır.


İran’a
karşı askeri hareket doğrudan doğruya İsrail’in karışması sonucunu doğurur, bu
da karşılık olarak, işgal altındaki Filistin topraklarındaki göçe ek olarak,
Ortadoğu’da daha geniş kapsamlı bir savaşı tetikleyebilir.


Yeteneğimin
azamisini kullanarak olağanüstü karmaşık bir siyasal sürecin kanıtlarını ve
ayrıntılı belgelerini sağlamaya giriştim.


Tüm
yeryüzündeki milyonlarca insanın yaşamsal yararları söz konusudur. Gerçeğin
egemen olması ve bu ayrıntılı araştırmanın Dünya barışı davasına hizmet etmesi
samimi umudumdur. Bu hedefe, ancak, Amerika’nın “teröre karşı
savaşının” arkasındaki yalanların açığa çıkarılmasıyla ve yaygın savaş
suçlularının sorumlusu olan siyasal ve askeri baş aktörlerin sorgulanmasıyla
ulaşılabilir.                               


Çalışmalarım
boyunca çabalanma destek olan ve gerçeği aydınlatıcı yararlı araştırmalar
sağlayan pek çok insana borçluyum, www.globalresearch.ca
adresindeki Global Research sitesinin okuyucuları, sürekli bir esin ve
yüreklenme kaynağı
oluşturmuşlardır.


Yaratıcılık
ürünü olan ve Yeni Dünya Düzeni’ni canlı bir biçimde ifade eden ön kapak
desenlerinden ve ayrıca bu kitabın düzenlenmesi ve oluşturulmasmdaki
katkılarından dolayı Nicolas Calve’ye müteşekkirim. Son el yazılarının
yayınlanmasında bana yardımcı olan kızım Natacha’ya da teşekkür borcum var.
Ayrıca, ekte yer alan metinleri özenle araştırmış olan Dr. Leuren Moret’ye ve
Glen Rangwala’ya müteşekkirim.


Michel
Chossudovsky


Terrasse-
Vaudreuil, Quebec, Ağustos 2005