Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


KİTAP
DEĞERLENDİRMESİ : OTUZ YILLIK SOYKIRIM
 

Yazar : AVİM


23.08.2019


Benny Morris ile Dror Ze’evi, The Thirty-Year Genocide.
Turkey’s Destruction of its Christian Minorities 1894-1924 (Otuz Yıllık
Soykırım. Türkiye’nin Hristiyan Azınlıkları İmhası 1894-1924) 
 (Cambridge
Mass: Harvard University Press, 2019), 672 s.


İki İsrailli
akademisyen Benny Morris ile Dror Ze’evi son dönem Osmanlı tarihi hakkında
oldukça tartışmalı, çarpıtılmış ve önyargılı bir çalışma yayınlamıştır.
Beklenildiği gibi, kitap gereksiz bir şekilde övülerek tanıtılmıştır. The New York Times Book Review
için yazı yazan Bruce Clark çalışmayı “ustaca yapılmış bir teşhis” ve
etkileyici bir çalışma olarak tarif etmiştir. Robert Fisk the Independent’da benzer
şekilde çalışma için olumlu bir değerlendirmede bulunmuştur. Eleni Sakkelis The Thirty-Year Genocide’ı
“mutlak okunması gereken bir çalışma” olarak tarif ederken, Svante
Lundgren çalışmayı “olağanüstü” olarak tarif etmiştir. Bütün bu
eleştirmenlerin ortak özelliği son dönem Osmanlı tarihine yabancı olmalarıdır.
Bu sebeple, kitap alanın uzmanlarından ciddi bir eleştirel ilgi görmemiştir.


The Thirty-Year Genocide (Otuz Yıllık Soykırım) özenli ve dengeli bir
çalışma değildir. Zaman zaman şüpheli veya çarpıtılmış bulgulara dayanan
amatörce hazırlanmış bir tarihi olaylar derlemesini takdim eden öfke ile
yazılmış önyargılı bir anlatımdır. Yazarların anlatı biçiminde kronoloji ile
kullanılan kaynaklar bakımından ciddi kusurlar bulunmaktadır. Yazarlar
tarafından sunulan referansların birçoğu sadece vitrin süsü olarak
kullanılmıştır ve yazarların iddiaları ile herhangi bağlantıları yoktur.
Aslında yazarların referansları sıkça iddiaları ile çelişmektedir.


Kitap dokuz
bölümden oluşmaktadır ve üç ana kısım şeklinde düzenlenmiştir. Birinci kısım
19. yüzyılı ve 1890’lardaki olayları anlatmaktadır. İkinci kısım 1908’den
Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadarki Jön Türkler Dönemini anlatmaktadır.
Üçüncü ve son kısım ise 1919-1922 dönemine odaklanmaktadır. Bu değerlendirme
yazarların bu çalışmasının ilk iki kısmına odaklıdır. Kitabın Yunan ve
Süryanilerin yaşadıklarını anlatan son bölümü benzer şekilde çarpıtmalar ile
doludur ve kendi başına bir incelemeyi hakketmektedir ve burada
incelenmeyecektir.


Eskimiş birçok
klişeden ciddi ölçüde etkilenmiş olan yazarların anlatısı Müslüman Türklerin
Hıristiyanları ve özellikle Ermenileri her zaman ezmiş olduklarını iddia
etmektedir. Daha sonra iddialara göre bu zulüm sebepsiz katliamlara dönüşmüştür
ve 1890’lardan 1920’lere kadar Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hıristiyan nüfusu
yok etmek amaçlı aralıksız devlet kampanyası ile soykırım şeklini almıştır.


Ancak, yazarlar
Balkanlar’daki, Kırım’daki ve Kafkasya’daki Müslüman nüfusların şiddetli
yöntemlerle yok edilmeleri, sürülmeleri ve atalarından kalma vatan topraklarını
terk etmeye zorlanmaları konusunda tamamen sessiz kalmaktadırlar. Hatta bazı
durumlarda onların ıstıraplarını inkâr ediyorlar veya meşrulaştırmaya
çalışıyorlar. Yazarların anlatısı kesinlikle yakın Osmanlı döneminde yaşanmış
olayların nasıl ve neden yaşanmış oldukları konusunda bir bilimsel analiz
değildir, sıkça yozlaşarak bir “korkunç Türk” karikatürüne
dönüşmektedir.


Bu basitleştirilmiş
tabloda, çok-uluslu bir imparatorluğun bütün tarihi Hıristiyan nüfusların
aralıksız şekilde boyun eğmeye mecbur bırakılması ve acı çekmesi hikâyelerine
indirgenmiştir. Oysaki gerçek çok daha karışık ve ilginçtir. Ermenilerin
imparatorluktaki sosyo-ekonomik konumuna kısaca bakmak yazarların anlatısının
sorunlu yapısını açıkça göstermektedir. Ermeni Patrikhanesi ile Ermeni Amira
sınıfı Osmanlı Hükümeti ile yüzyıllar boyunca barışçıl ve uyumu ilişkiler
içinde olmakla kalmamıştır, aynı zamanda komşu Kafkasya ve İran’daki Ermeni
halkları Osmanlı İmparatorluğu’na istikrar, güvenlik ve daha iyi yaşam
koşulları sebebiyle göç etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine kadar
Osmanlı Devleti’nde hizmet veren yüksek rütbeli Ermeni bürokratlar, büyükelçiler
ve hatta kabine bakanları olmuştur. 1917’de bile Talat Paşa’nın kabinesine bir
Ermeni bakan dâhildi. Morris ile Ze’evi bunların hiçbirinden bahsetmemektedir.
Osmanlı-Ermeni tarihinin bu yönleri ile aşina olmaya dair hiçbir belirti
göstermemektedirler.


Yazarların son
dönem Osmanlı tarihine hâkim olmamaları, kendileri için oldukça mahcup edici
bir dolu hata ile kendini göstermektedir. Morris ile Ze’evi’ye göre, Nisan
1876’da “Bulgarlar” Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandıkları zaman
“Abdülhamit sert bir şekilde karşılık vermiştir” ve “Bulgar
ayaklanmasını bastırmak, yeni özgürlükleri engellemek” için harekete
geçmiştir. Ayrıca “anayasayı tecil etmiştir; parlamentoyu dağıtmıştır ve
Başıbozuk askerlerini Bulgarları bastırmaya göndermiştir” (s. 16-17).
Nisan 1876’da Abdülhamit henüz tahta çıkmamıştır. 1876 Ağustos’unun sonunda
tahta geçmiştir. Dolayısıyla, Nisan’da gerçekleşmiş olan bir ayaklanmayı
bastırmak için başıbozuk askerler göndermiş olamazdı. Üstelik Nisan 1876’da
henüz Osmanlı Anayasası ile Parlamentosu yoktu. Aralık 1876’da ilan
edilmişlerdir. Bu nedenle hiçbir sultan henüz var olmayan bir anayasayı tecil
edemezdi veya bir parlamentoyu dağıtamazdı. Buna ilaveten, önyargılı
tutumlarına uygun bir doğrultuda, yazarlar Nisan 1876’daki Bulgar Ayaklanması’nın
Türk köylülerin Bulgar isyancılar tarafından acımasızca katledilmesi olayları
ile beraber meydana geldiğinden elbette bahsetmemişlerdir. 


Yazarlar
1890’ları tartıştıklarında, olaylara aslında tanık olmayan fakat söylentilere
ve ikinci veya hatta üçüncü el bilgiye dayanan birtakım güvenilmez kaynaklara
bel bağlamaktadırlar. Neredeyse bütün bilgi-sahibi yabancı gözlemcilerin
üzerinde mutabık kaldığı bir gerçekten hiç bahsetmemektedirler. Bu gerçek söz
konusu dönem içerisinde Ermeni devrimci grupların aslında Büyük Güçler’i
müdahaleye zorlamak umuduyla Müslüman komşularını şiddet ve terör olayları ile
kışkırtma girişimlerinde bulunmuş olmaları idi. 1890’ların ortasında bölgeyi
saran şiddet olayları sırasında meydana geldiğini iddia ettikleri 300,000 kadar
Ermeni’nin ölümü (s. 132) oldukça abartılı bir sayıdır ve bölgenin demografik
gerçekleri ile çelişmektedir. Yazarlara göre, 6 bin kadar Ermeni’nin
katledildiği Sasun’da (s. 60) bir inceleme komisyonu aslında 265 Ermeni’nin
hayatını kaybettiğini ve bu sayının savaşçı Ermeni devrimcileri de kapsadığını
saptamıştır.


Kitabın ikinci
bölümünde yazarlar Jön Türkler dönemini tartışmaktadırlar. Yazarlara göre, Jön
Türklerin ana amacı imparatorluğu şiddetli yöntemlerle Türkleştirmek idi. Bu
görüş doğrultusunda, onlar genel olarak imparatorluktaki Hıristiyan nüfusları
ve özellikle Ermenileri bir tehdit olarak görmüşlerdir (s. 137-148). Bu
yaklaşım 1908 sonrasında birçok seçkin Ermeninin İttihat ve Terakki yönetimini
neden övdüğünü açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Taşnaklar dâhil birçok Ermeni
İttihat ve Terakki yönetimini övmüşlerdir ve görünür gelişmelerin
gerçekleştiğini beyan etmişlerdir. Örneğin, seçkin bir Taşnak liderine göre Jön
Türklerin yönetimi altında “nüfusun yaşam standartları en az yüzde
yirmi-beş yükselmiştir”. Ancak, yazarlar bunların hiçbirinden
bahsetmemektedirler ve tümüyle olumsuz ve dengesiz bir tablo çizmektedirler.


Morris ile
Ze’evi’ye göre, Jön Türkler “Türk ırkı şeklinde anladıkları inanca olan
bağlılıkları ile hareket ediyorlardı” ve “onları yönlendiren
pan-Türkizm (Turancılık) düşüncesine uygun bir şekilde, İttihat ve Terakki
Cemiyeti Çin’in Uygurlarından Doğu Avrupa’daki Tatarlara ve Türklere kadar Türk
dilleri konuşan bütün etnik grupların siyasi birliğini amaçlamıştır” (s.
137). Oldukça cüretkâr olan bu iddianın kaynağı için yazarlar Feroz Ahmad’ın The Making of Modern Turkey
çalışmasındaki 39. sayfasına atıf yapmaktadırlar. Ancak Ahmad burada yazarların
iddiasını savunan hiçbir şey yazmamıştır. Doğrusu, bırakın Jön Türklerin geniş
bir coğrafyadaki bütün Türk milletlerinin siyasi birliğini amaçladıkları
anlamına gelen herhangi bir ifadeyi, Pan-Türkizm ile Turancılık kelimeleri
Ahmad’ın kitabında geçmemektedir bile. Bunun aksine, Feroz Ahmad’ın o sayfada
yazdıkları yazarların iddialarını ile açıkça çelişmektedir: “En kayda
değer sayısal grup olarak Türklerin giderek artan önemine rağmen,
milliyetçiliğe değil, İslam’a en çok önem verilmiştir; başkentteki sadece bazı
fikir adamları Türk milliyetçiliğini ciddiye almıştır”. Yazarlar kitap boyunca
kaynaklarına karşı oldukça laubali bir tutum sergilemektedirler ve sıkça
kaynaklarının ötesine gitmektedirler ve referans verdikleri kaynaklar
tarafından desteklenmeyen iddialar öne sürmektedirler.


Yazarlar ayrıca
Osmanlı’nın dünya savaşına girişine ve İtilaf Devletlerine karşı kutsal savaş
ilan etmeye fazlasıyla yer ayırmışlardır (s. 146-148). Ancak bunu Osmanlı’nın
savaşa girmesinden önceki aylarda İtilaf Güçleri ile anlaşmaya varmak için
gösterilmiş Osmanlı çabalarını not etmeden ve tarihsel bağlamına oturtmadan
yapmışlardır. Bu çabalar büyük ölçüde İtilaf Güçleri’nin Osmanlıların meşru
güvenlik kaygılarını dikkate almaya istekli olmamalarından dolayı başarısızla
sonuçlanmıştır. Yazarlar yine de bütün bu detayları hariç bırakmışlardır ve
Osmanlı liderlerinin saldırgan ve hevesli bir şekilde savaş çığırtkanları
yaptıkları kurgusal bir anlatım sunmuşlardır.


Yazarlara göre,
Kasım 1914’te “Şeyhülislam, Osmanlı baş din adamı ve İttihat ve Terakki
Cemiyeti’nin merkez komitesinin üyesi olan Mustafa Hayri kutsal savaşı ilan
eden bir fetva çıkartmıştır”. Kasım 1914’te Mustafa Hayri Efendi henüz
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Merkez Komitesi’nin üyesi değildi. 1916’nın
sonlarında Merkez Komitesi’nin üyesi olduğunda artık bir Şeyhülislam değildi,
1916’nın başlarında o mevkii bırakmıştı.


Benzer şekilde,
yazarların Osmanlı liderlerini şevkle kutsal savaş ilan etmeye istekli olarak
tasvir etmeleri de tarihi kayıt ile çelişmektedir. Örneğin küresel pan-İslamcı
bir devrimin aldatıcı niteliğini not eden Enver Paşa, Almanlara kutsal savaş
ilan etmek yerine Sultan’ın   “bütün Müslümanları Üçlü İtilaf
Güçleri’ne karşı silahlanmaya çağırmanın” daha iyi olacağını belirtmiştir.
Ancak nihayetinde Kayser’in ve Berlin’in ısrarcılığı ile kutsal savaşa ve
İngiltere’ye karşı bir savaştaki potansiyel katkısına olan inancı onun ilanına
sebep olmuştur. Yıllar sonra, savaş sırasında genel karargâhın istihbarat
bölümünün başı olarak görev yapmış olan Kazım Karabekir hiciv ile “Osmanlı
Devleti’nin yüksek memurları Cihad’a Almanlardan daha az inanç
duymuşlardır”. Yazarlar Tilman Ludke’nin çalışması Jihad Made in Germany’e
hızlıca bakmış olsalardı, iddialarını daha dengeli ve sağlam bir zemine
oturtabilirlerdi. Fakat yazarların anlatısında dengeli olma kaygısı ve ince
ayrıntılar fazlasıyla eksiktir.


Yazarlar
anlatılarındaki önemli bölümleri anlatmayı ihmal etmişlerdir. Örneğin, 1914
yazında Taşnakların Erzurum’daki önemli kongresinden bahsedilmemektedir. Benzer
şekilde, yazarlar Rusya’ya Osmanlı’nın iç işlerine diplomatik bir şekilde
müdahale etmelerine olanak sağlayan 1912-1914 arasında meydana gelen Kürt
kargaşalarında Rusya’nın rolünden bahsetmemişlerdir. Ayrıca, Osmanlı’nın
hatlarının gerisinde ayaklanma çıkarma amacıyla Osmanlı Ermenilerini kullanarak
Rus savaş gayretini desteklemek için yapılmış olan Rus planları ve Rusya’nın
Osmanlı Ermenileri ile temaslarından bahsedilmemektedir. 1912 sonlarından
itibaren Osmanlı Ermenilerinin Doğu Anadolu’da yoğun bir şekilde
silahlanmalarından bahsedilmemektedir. Bütün bu eksiklikler yazarlara Osmanlı
Devleti’ni daimî saldırgan ve Osmanlı Ermenilerini olayların akışında herhangi
bir rolü olmayan çaresiz mağdurlar olarak tanımlamalarına olanak sağlıyor.


Rus
Arşivlerinde bulunan Osmanlı Ermenilerinin Rus desteği ile silahlı ayaklanma
başlatma hazırlıklarına dair belge ve yazışmalar Ermeni eylemleri konusundaki
bütün Osmanlı endişelerinin yazarların iddia ettikleri gibi paranoya olmadığını
kanıtlamaktadır. Örneğin, Sean McMeekin’in yakın zamanda ortaya çıkarmış olduğu
bulgular Osmanlı askeri istihbarat raporlarının ve Rus Diplomatik-Askeri
raporlarının bu meselede birbirlerini şaşırtıcı derecede doğruladıklarını
göstermektedir. Mesela, Erzurum’daki Rus Konsolos Erzurum’daki isyancıların
itina ile “silahlarını gizli depolarda saklamış olduklarını” not etmiştir.
Dahası, “bu durum sadece Erzurum’daki Ermeni nüfusu için değil… Erzincan,
Sivas, Mana Hatun ile Kayseri dâhil onun çevresindeki bütün şehirlerdeki
Ermeniler için geçerlidir, bunun yanında onları Türk boyunduruğundan kurtaracak
Rus birliklerini sabırsızlıkla bekleyen köylerdeki ve kırsal alandaki Ermeniler
de bu duruma dâhildir” (Sean McMeekin, the
Russian Origins of the First World War
, s.164). Yazarlar bu
meseleyi de tümüyle görmezden gelmektedirler ve tek-taraflı bir şekilde “zulüm
ve mağduriyet” anlatılarında ısrar etmektedirler.


Morris ve
Ze’evi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sözde soykırım karar alması hususunda
Mart ile Nisan aylarına özel vurgu yapmaktadırlar. Yazarlara göre,
“kanıtlar gösteriyor ki ufak bir İttihat ve Terakki Cemiyeti eylemcileri
grubu Sarıkamış’taki felaketin ardından planlamaya [soykırım için]
başlamışlardır” (s. 249), ancak öne sürdükleri “kanıtlar” için
kaynak göstermemişlerdir. Birkaç sayfa sonra benzer bir suçlamayı
tekrarlıyorlar, ancak bu sefer bir kaynağa referans vardır: “İttihat ve Terakki
Cemiyeti yetkililerinin savaş sonrası duruşmalardaki ifadelerine göre, önemli
[soykırım için] planlama görüşmeleri Mart ve Nisan’da gerçekleşmiştir, bu
sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri, yerel idarecileri ve İttihat ve
Terakki Cemiyeti temsilcilerini İstanbul’a çağırmışlardır” (s. 251). Herhangi
bir tartışmanın varlığına dair veya bu konuda İttihat ve Terakki Cemiyeti
yetkilileri arasında herhangi bir toplantı olduğu yönünde hiçbir kanıt
sunmamaktadırlar. Bunun yerine Taner Akçam’a atıfta bulunmaktadırlar. Akçam’ın
kendisi ise 1919’da gerçekleşen İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin ana
duruşmasındaki iddianameye gönderme yapmaktadır. Fakat, her iki eserin de iddia
ve kaynakları sorunludur. Söz konusu iddianamede a) iddia edilen planlamaya
dair herhangi bir tarih veya ay belirtmemektedir, b) İttihat ve Terakki
Cemiyeti yetkililerine ait herhangi bir ifadenin alıntısını yapmamaktadır, c)
böyle bir planlamanın yapıldığını gösteren herhangi bir belgenin alıntısını
yapmamaktadır. Söz konusu iddianame sadece İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin uzun
tartışmalar sonrası böylesine bir karara varmış olması gerektiğine dair
varsayım ve spekülasyonlar içermektedir, fakat böyle görüşmelerin gerçekleşmiş
olduklarına dair hiçbir kanıt verilmemektedir. Başka bir ifade ile, Morris ve
Ze’evi’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Mart ve Nisan’da bir soykırım
planlamak amacıyla görüşmeler yapmış olduğu konusundaki suçlaması tamamen
asılsızdır ve alıntı yaptıkları kaynaklarda temelleri bulunmamaktadır.


İttihat ve
Terakki Cemiyeti’nin Mart ve Nisan’da bir soykırım planlamış olduğu iddialarına
takviye olarak, yazarlar Nisan’da ayında büyük bir grup hükümlünün iddia edilen
soykırımı gerçekleştirmeleri amacıyla hapisten salıverildiklerini öne
sürmektedirler. Onlara göre “aynı zamanda, İçişleri Bakanlığı ve bazı doğu
vilayetleri arasında gönderilmiş bir seri telgrafa göre, hükümlülerden oluşan
bir başka büyük grup yaklaşan [soykırım] harekâtında ‘gönüllüler’ ve çete
üyeleri olarak yer almaları amacıyla serbest bırakılmışlardır” (s. 251).
Sıkça görüldüğü gibi, yazarların iddiasının gerçeklere dayalı bir temeli
bulunmamaktadır. Yazarlar iddialarını desteklemek için yeniden Taner Akçam’a
atıfta bulunuyorlar, ancak kaynaklarına göre, hükümlüler Nisan 1915’te değil,
Kasım ve Aralık 1914’te serbest bırakılmışlardır, imparatorluk Rusya ile savaşa
girdikten hemen sonra ve iddia edilen planlamanın çok öncesinde. Ayrıca,
serbest bırakılan hükümlüler yazarların iddia ettiği gibi “büyük bir
grup” oluşturmamışlardır; birkaç yüzü aşmayan ufak gruplardan
oluşmuşlardır.


Yazarlar Nisan
1915’teki Van ayaklanmasını aşırı dengesiz bir biçimde tartışmaktadırlar ve
ayaklanmadan aylar öncesinde şehirdeki Ermeni devrimcilerin ilerleyen Rus
güçleri ile temasta olduklarından ve düşman güçleri ile birlikte eylemlerini
koordine ettiklerinden bahsetmemektedirler. Benzer şekilde, yazarlar ayaklanma
sırasında ve sonrasında isyancıların Van’daki Müslüman nüfusa karşı geniş çapta
katliamlar gerçekleştirmiş olduklarından bahsetmeyi ihmal etmişlerdir. Sonrasında
işgalci Rus güçleri tarafından Van’ın yeni valisi olarak atanan ayaklanmanın
Taşnak lideri Aram Manukiyan Van’daki Müslüman konutların yıkılmalarını ve
yağmalanmalarını emretmiştir. Daha sonra bölgedeki Kürt nüfusun katledilmesi
gerektiğini bile savunmuştur. Fakat, bu önemli detayların hiçbiri yazarlar
tarafından bahsedilmemektedir. Yazarlar çalışmaları boyunca küstah bir
Türk-karşıtı anlatı sunmaktadırlar ve bu olayların Osmanlı Hükümeti’nin
Ermenileri tehcir etme kararındaki rolünü tarihsel bağlamda
değerlendirmemişlerdir.


Tehcir
konusundaki tartışmaları benzer şekilde kusurludur ve kaynak dayanakları
olağanüstü biçimde tek-taraflıdır. Talat Paşa’nın tehcir edilen Ermenilerin
yaşayacakları zorlukları engellemek ve azaltmak amaçlı kayda değer çabalarından
bahsetmeyi ihmal etmişlerdir. Konvoyların korunmasını, yiyecek ve başka
malzemelerin sağlanması ve Ermenilere kötü muamele eden yetkililerin ve diğer
kişileri cezalandırılmasını emreden telgraflar yazarlar tarafından tamamıyla
görmezden gelinmiştir. 1600’den fazla kişi yargılanmıştır ve 69 kişi Ermenilere
kötü muameleden dolayı idam edilmiştir. Birçok diğer kişi farklı cezalar ile
hüküm giymişleridir, kürek cezası ve hapis dâhil. Yazarlar bu çabaların
hiçbirinden bahsetmemişlerdir ve tartışmamışlardır ve soykırım hükmüne varırken
bu hususları görmezden gelmiş ve kullandıkları kaynakları cımbızla seçerek
kullanmışlardır.


The Thirty-Year Genocide dengeli bir çalışma değildir. Birçok önemli olayı ve
yazarların tezi ile çelişen kaynakları dikkate almayan, belli olayların ve
kaynakların dikkatlice seçilmiş şekilde sıralandığı önyargılı bir anlatıdır.
Çalışmanın etkileyici boyutuna rağmen, kaynaklar, fikirler ve tartışma
bakımından neredeyse hiçbir yeni öğe sunmamaktadır. Bunun yerine, yazarlar
ivedilikle ve amatörce hazırlanmış bir tarihi olaylar derlemesi sunmaktadırlar.
Kitabın temel sorunu tarihi bağlam eksikliği ve sıkça kaynakların seçici
şekilde kullanılmış olması, tarafgirlik ve kitapta kullanılan materyalleri
sentezlemedeki beceriksizliktir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış