Hasan Taşkın, 1965 yılında Rize’nin
Pazar İlçesi’nde doğdu ve gazeteciliğe 1988 yılında “Rizeliler”
isimli aylık derginin İmtiyaz sahibi olarak başladı.1992 Yılında Anadolu Ajansı
İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde Muhabir olarak göreve başlayan Taşkın, Lucy-S
Gemisi’nin 3 ton uyuşturucu ile    batırılması haberi ve buna
bağlı uyuşturucu haberlerinin takibi, dönemin İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel’in
gözaltına ajansı ve İSKİ Skandalı haberleri, tarihi eser kaçakçılığı olayları
ve takibi, bir döneme damgasını vuran Emlak bank Genel Müdürü Engin Civan’ın
tabancayla yaralanması ve gelişen olaylarla ilgili haberler ve takibi, bölücü
örgüt ve çete operasyonları haberleri, uyuşturucu operasyonları, uyuşturucu
imalathanelerinin ortaya çıkarılması ve bağlı olayların takibi, polisiye
olaylarla ilgili inceleme ve araştırma haberlerine imza attı.1998 yılında
Anadolu Ajansı Trabzon Bölge Müdürlüğü’ne atanan Hasan Taşkın, burada da
THY’nin ‘Seyhan’ isimli uçağının kaçırılması olayı ve adli gelişmelerin takibi,
İstanbul’da yaşanan ve Trabzon’da görülen Gazi Olayları Davası’nın takibi,
polis ve askeri operasyonların takibi ve araştırma haberleri ile bölücü örgüt
ve çete operasyonları haberleri yaptı. Ekim 2000 yılında Anadolu Ajansı Van
Bölge Müdürlüğü’nde görevlendirilen Taşkın, burada da terör ve araştırma
haberleri yaptı.

 

Aralık 2000 tarihinde ise Anadolu Ajansı
Konya Bölge Müdürlüğü’nde görevlendirilen Hasan Taşkın, 2002 yılının Nisan
ayına kadar Konya kaynaklı ekonomi ve siyaset haberlerine imza attı.

 

2002 yılının ikinci yarısında ise
İstanbul’a dönen Hasan Taşkın, Yeni-şafak Gazetesi’nde araştırma ve inceleme
haberleri yaptı.

 

2002-2003 yılı arasında Sabah
Gazetesi’nde çalışmaya başlayan Taşkın, bu gazeteden ayrıldıktan soma çalışmaya
başladığı Nokta Dergisi’nde de, “Gizli GAP Raporu”, “Askeri
İstihbarat uyardı: El-Kaide Boğazdan vuracak.” ve “İstanbul’un
altındaki patlamaya hazır LPG Bombası.” İsimli kapak haberleri ile gündem
oluşturdu.

 

 

Hasan Taşkın, sarı basın kartı sahibi
olup, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti ve Rize Vakfı
Üyesidir.

 

ÖNSÖZ

 

‘Mayınlı tarlada yürüyorsunuz’

 

Dünyanın 4. büyük projesi olan GAP’a
ilgi büyük. GAP’ın suyu ise herkesin iştahını kabartıyor. Kitabın yazarı
Gazeteci Hasan Taşkın’ın, GAP’ta İsrail’in toprak aldığı yönündeki bilgileri
teyit etmek için bölgeye gidişinden benim de haberim oldu. Yaptığı
araştırmalarda ortaya çıkanlar ise beni hiç şaşırtmadı. Çünkü bölgede görev
yapmış bir general olarak bazı çalışmalardan haberdar olmuştum. Hasan Taşkın
yaptığı araştırmasını Nokta Dergisinde yazdı. Dergi konuyu kapak yaptı ve
“Gizli GAP Raporu” konulu haber ortaya çıktı. Bu haberin ardından
‘Gizli GAP Raporu’nu araştırmak için bölgeye müfettiş gitti. Şimdi esas olan
bölge insanının, topraklarının sahibi olduklarının bilincine varmalarıdır.

 

Hasan Taşkın’ın yazdığı ve Nokta’da
yayınlanan ‘Gizli GAP Raporu’nun ardından, önce bölge milletvekilleri Muharrem
Doğan ve Vedat Melik konuyu Meclise taşıyacaklarını belirttiler. Ardından, Tapu
Kadastro Genel Müdürü Mehmet Zeki Adlı, GAP bölgesindeki arazi alımlarını
soruşturmak üzere 2 müfettiş görevlendirdi. Ancak, yabancılara toprak ve konut
satılmasının yasal olduğu gerçeği de göz ardı edilmiyordu. Hasan Taşkın’ın
Ortaya çıkardığı İstihbarat raporunda zaten İsrail’in hukuka aykırı bir şekilde
toprak aldığı belirtilmiyor, aksine hukuka uygun ve Yahudi kökenli Türk
vatandaşları aracılığıyla, İsrail’in Şanlıurfa’da 450 bin dönüm toprak alımı
yaptığı öne sürülüyordu. İşte bu nokta, konuyu işin içinden çıkılamaz duruma
getiriyor. Tapu Kadastro Genel Müdürü Adlı da bu zorluğa dikkat çekiyor.
Yetkililer şimdi bu işin içinden nasıl çıkılacağını düşünüyor…

 

Yasalar eli kolu bağlıyor.

 

Diğer yandan, AB uyum yasaları
çerçevesinde çıkarılan ve yabancıların toprak ve mülk almalarını içeren yasa
da, bu çerçevede tartışılır duruma geldi. Yasanın yeniden gözden geçirilmesi de
gündemde. Bence gözden geçirilmesi uygun da olur. Bu konu şimdi Türkiye’nin ve
hükümetin gündemine oturdu. Ticari amaç için yabancı yatırımcıya kimse bir şey
demez. Bunu herkes ister. Ancak İsrail’in bölgedeki çalışmaları, bu işin arka
planında bir art niyet olduğu ve bu niyetin de ‘Büyük İsrail Projesi’ni
kapsadığı şüphesi doğuruyor. İşte bu kitabın yazarı da buna dikkat çekiyor.

 

Mayınlı tarla

 

Önce yaptığı haberle gündemi değiştiren,
daha sonra ise bunu detaylı hale getirip kitaplaştıran Hasan Taşkın’ı
kutluyorum. Mücadele alanı mayınlarla dolu. Dikkatli olmasını tavsiye ediyorum.
Ama vazgeçmesin. Bu tip olaylarda sonuna kadar gitmek lazım. Mevcut olan bilgi
ve  belgeler, yapılan girişimler her şeyi ortaya koydu. Artık bundan
sonraki sorumluluk başta yetkililerin, sonra bölge halkınındır.

 

İşin içinde menfaat var

 

“Cesaret, akıl ve düşüncenin bir
tehlike anında kullanılmasıdır” diyor bir düşünür. Meselenin iç yüzünde
menfaatler olduğu belli. Oradaki halkın bakışı da önemli… Vatandaşlar, bu
memleketin hudutları içerisinde, bu toprakların sahipleri olarak kendilerini
görmeli. Yoksa bu mücadele daha fazla zorluklar getirir. Söyleyecek fazla bir şey
bulamıyorum. Zaten Hasan Taşkın olayı yeterince ortaya koydu. O yüzden daha
fazla ne söyleyebilirim?

 

Necdet Demiral

Emekli Tuğgeneral

ASAM Ortadoğu Masası Başkanı

 

SUNUŞ

 

Son günlerde ayyuka çıkan ve medyaya
da yansıyan İsrailli şirketlerin ve İsrail Devleti ve İstihbaratıyla ilişkili
şahısların, GAP bölgesinden toprak alma eylemleriyle ilgili bilgiler, bu
kitabın yazarı Hasan Taşkın tarafından bölgede bir haber çalışması yapılmasıyla
ortaya çıkmıştır. Bu çalışmayla birlikte anlaşılmıştır ki başta gerçekten
mani-pülasyon gibi görünen olayın, bölgede sağır sultanlar tarafından bile
bilinen ve tartışılan oldukça geniş boyutları vardır.

 

Tartışma bölgede çok boyutlu
yapılmasına rağmen, temelde bu bölgede toprak alımında bulunan Yahudilerin,
Tevrat metinlerini kaynak alarak GAP bölgesi topraklarını “Vaadedilmiş
Topraklar” statüsünde düşünmesi, İsrailliler tarafından yapılan tüm
çalışmaların bu teoreme uygun bir kriterle yapıldığı izlenimini doğurmaktadır.

 

Bu konu Hasan Taşkın tarafından çalışmanın
bütününde değerlendirilmektedir. Ancak, İsrail Devletinin, İsrail istihbarat
kaynaklarının ve uluslararası Yahudi lobilerinin Türkiye üzerine yaptıkları
kurguları iyi anlayabilmek için belki de önce Filistin topraklarındaki süreci
bilmek ve anlamak gerekecektir.

Bu yüzden çalışmanın bu bölümünde bu
konu üzerine birkaç şey söylemek daha anlamlı olacaktır.

 

FİLİSTİN…

 

20. yüzyılın özellikle son yarısında
savaşlar da dahil olmak üzere, uluslararası arenalarda yapılan yüzlerce
tartışmada Filistin ve İsrail Devleti olgusu ve sınırları temel olgu olarak yer
almıştır. Bu gün iç içe geçmiş gibi görünen bu devletlerin sınırları aslında
oldukça değişken bir yapı arzetmektedir. Toplamı Türkiye topraklarının % 4’ü
kadar olan bu toprakların tamamı 28.220 kilometrekaredir. Bölgenin tarihsel ve
güncel merkezi binlerce yıllık tarihsel sorunlara neden olan Kudüs’tür.

 

28.220 kilometre karelik bu toprak,
bugün hem İsrail hem de Filistin devletine ev sahipliği yapmaktadır.

 

Birleşmiş Milletler kararı ile
tanınan, resmi İsrail Devletinin toprakları bu coğrafyanın oldukça büyük bir
bölümünü içermektedir. Bugün İsrail’in uluslararası anlaşmalarla elde ettiği
toprak miktarı 20.000 kilometrekare civarındadır. Yani bölgedeki toprakların
büyük kısmı İsrail devletine aittir. Ancak kalan toprakların yarısından fazla
bölümünde de İsrail işgali devam etmekte ve uluslararası anlaşmalarla Filistin halkına
verilen topraklar da İsrail’in kontrolü altında bulunmaktadır.

 

Yaklaşık 8.5 milyon kişinin yaşadığı
topraklarda, 6 milyon kişi yeşil hat diye adlandırılan bölgede, 1 milyon kişi
Gazze’de, 1.5 milyon kişi ise Batı Şeria’da yaşamaktadır.

 

Filistin nüfusunun yaklaşık 1 milyonu
İsrail’in uluslararası resmi sınırı kabul edilen yeşil hat içindeki bölgelerde
yaşamaktadır. Yani bugün İsrail Devleti sınırları içerisinde  yaşayan
Yahudilerin toplamı 6 milyon civarındadır ve bu İstihbarat

sayı dünyanın çeşitli yerlerinden
gelen Yahudi göçmenlerle sürekli artmaktadır.

 

Filistin halkının İsrail işgaliyle
başlayan göç ve mülteci hayatı bugün hala devam etmekte, bu da bölgedeki nüfus
yapısının belli noktalarda yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Yine uluslararası
veriler göstermektedir ki, Gazze bölgesinde 400 metrekarelik bir alanda yaşayan
1 milyon Filistinliye karşılık, bazı bölgelerde bu onda bir bile değildir. Bu
da Filistin halkının savaşın dışında bir yoksulluğa mahkûm edilmiş olmasının
başka bir göstergesidir.

 

İSRAİL…

 

İsa’dan binlerce yıl öncesine
dayandırılan Tevrat metinleri, tarihsel süzgeçten geçtik ten sonra bu gün de
varlığını ve Yahudiler açısından kutsallığını sürdürmektedir. Tevrat
metinlerinden yola çıkılarak süreç değerlendirmesi yapıldığı takdirde, bugün
İsrail ve Filistin ortak sınırlarının bulunduğu topraklar 4000 yıldan daha uzun
süredir savaş ve gözyaşı toprakları olarak anıla gelmiştir. Musa Nebiden bu
güne taşınan tarihsel miras, süreç içerisinde her ne kadar dönüştürülmüş ve
değiştirilmiş gibi görünse de, bölgenin binlerce yıllık savaşa dayalı toplum ve
kabile özelliği bugün hala varlığını sürdürmektedir.

 

Tarihsel kaynaklara göre, M.S. 132
yıllarında Roma’ya karşı ayaklanan Yahudilerin ayaklanmaları Roma devleti
tarafından çok kanlı bir şekilde bastırıldı ve binlerce Yahudi çok feci bir
biçimde öldürüldü. Hayatta kalan Yahudiler ise ölümden kurtulabilmek için
dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. Roma İmparatorluğu tarafından dünyanın
çeşitli yerlerine dağıtılan Yahudi toplumunun Ortadoğu’ya geri dönme ve burada
bir devlet kurma planı, Osmanlı’nın son dönemine denk gelen bir faaliyettir.
19. yüzyılın, milliyetçilik akımları açısından en güçlü faaliyetlerin
yürütüldüğü ve Filistin topraklarında egemenliğini sürdüren Osmanlı’nın batılı
devletler tarafından yok edilme senaryolarının hazırlandığı yüzyıl olduğu da
düşünüldüğünde, Yahudi toplumunun binlerce yıla yayılan Yahudi devleti
hayalinin neden bu dönemde güçlendiği kolayca anlaşılacaktır.

 

Yahudi devleti projesi çerçevesinde,
Filistin topraklarına Yahudi akını önce Avrupa’dan başladığında, tarihler 18.
yüzyılın ikinci yarısını henüz gösteriyordu. 18. yüzyılın sonuna gelindiğinde,
Filistin topraklarının oldukça büyük bir bölümüne Yahudiler yerleşmişti ve bu
yerleşimciler burada kuracakları Yahudi devletinin planlarını yapıyorlardı. 18.
yüzyılın son döneminde yani 1896’da Theodor Herzl’in başkanlığında kurulan bir
ekibin önderliğinde, Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kurulması fikri ilk defa
dillendirildi. 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde Herzl önderliğinde
toplanan 1. Siyonist Kongresi, Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kurulması ile
ilgili temel hedefleri belirleyerek, Yahudi devletinin kurulması ile ilgili ilk
adımı atmış oldu.

 

Yapılan bu kongreden sonra tüm
dünyadaki Yahudiler örgütlendiler ve Filistin’de kurulacak Yahudi devletinin
altyapısını oluşturacak kararlar almaya başladılar.

 

Bu çalışmalar sırasında, Yahudi
siyasetçiler, dünya ticaretini elinde bulunduran Yahudi toplumunun ticaret
adamlarıyla organize maddi fonlar oluşturdu ve 20. yüzyılın başına
gelindiğinde, Theodor Herzl bu fonlarda biriktirilen parayla II. Abdülhamit’ten
Filistin topraklarını bir bütün olarak satın almayı teklif etti. Ödenecek
paranın dışında Osmanlı’nın tüm dış borçlarının üstlenilmesi de bu teklifin
içerisindeydi. Ancak Herzl’in, Osmanlı devletini ekonomik anlamda
güçlendirecek, ancak siyasal anlamda çökertecek bu teklifi II. Abdülhamit
tarafından reddedildi.

 

Herzl’in bu teklifinin II. Abdülhamit
tarafından redde-dilmesiyle birlikte Yahudi örgütleri Ortadoğu’daki
faaliyetlerine daha da ağırlık verdiler. Takvimler 1914 yılını gösterdiğinde
ise, uluslararası fonlarda biriken paralarla, Filistinlilerden satın aldıkları
topraklarda 100.000’e yakın kişiden oluşan bir Yahudi kolonisi kurulmuştu bile.

 

İSRAİL DEVLETİNE DOĞRU

 

Sonraki süreçte, Yahudi toplumunun
Filistin topraklarında yeni koloniler oluşturması, Yahudi cemaatleri ve
örgütlerinin güçlü olduğu batılı ülkeleri harekete geçirdi ve Sykes – Picot
antlaşmasının 1916 yılında imzalanmasıyla birlikte Filistin topraklarında bir
Yahudi devletinin kurulmasının önü açılmış oldu.

 

Bu antlaşmadan sonra Yahudilerin
Ortadoğu’ya göçü hızlandı ve uluslararası Yahudi toplumu, Avrupa devletlerinin
ve özellikle bu bölgeyle ilgili her zaman açık-kapalı hesapları olan
İngiltere’nin desteğiyle, Filistin topraklarında daha fazla mevzi kazanmaya
başladılar.

 

Birinci Dünya savaşı da Yahudilerin
Filistin topraklarındaki devlet yaratma kurgularına yardımcı oldu ve
Osmanlı’nın bölgedeki gücünü tamamen yitirmesiyle birlikte Jp’ bölgedeki
kontrol tamamen Avrupa devletlerinin özellikle de İngiltere’nin eline geçerek
Yahudi devletinin önünü açmış oldu.

 

Ama Filistin topraklarındaki asıl
plan, II. Dünya savaşının karanlık atmosferinde, öncelikle Almanya’dan, ama
temel olarak tüm Avrupa’dan soykırım korkusuyla kaçan Yahudilerin Filistin
topraklarına gelmesiyle işlemeye başladı. 1940’lara gelindiğinde, Filistin’deki
Yahudi toplumunun nüfusu yarım milyon civarındaydı.

 

ARAP İSRAİL SAVAŞLARI

 

İkinci dünya savaşında ortaya çıkan
ve sonrasında çığ gibi büyüyen Yahudi enformasyonu, ileriki yıllarda tüm
dünyayı kontrol altına alarak özellikle Avrupa’da ve Amerika’da büyük bir
Yahudi sempatisi yarattı ve aslında belki de Alman faşizminin yarattığı Yahudi
soykırımı görüntüsü, İsrail devletinin güçlü bir destekle kurulmasına neden
oldu.

 

Hitler faşizminin ve ona bağlı
iktidarcıkların son bulmasıyla birlikte orta Avrupa’dan kaçarak dünyanın
çeşitli yerlerine yerleşen Yahudiler, Yahudi lobilerinin de desteğiyle Filistin
topraklarına akın ettiler ve 2. dünya savaşından sonra Filistin topraklarında
yeni ve geniş mevziler edindiler.

 

194O’lı yılların sonuna gelindiğinde,
tüm dünyadaki Yahudi lobicilerinin baskılarıyla, Birleşmiş Milletler
tarafından   oluşturulan   Filistin  
Özel   Komisyonu,   Filistin U£|   
topraklarının     
Yahudiler      ve     
Araplar      arasında paylaştırılmasını ve kutsal
şehir Kudüs’ün uluslararası bir kutsal şehir Kudüs’ün uluslararası bir statüye
kavuşturulmasını önerdi. Arap devletleri, Birleşmiş Milletler’in bu önerisine
şiddetle karşı çıktılar, ancak Arapların tüm çabalarına rağmen 15 Mayıs 1948’de
Yahudiler israil Devletinin kurulduğunu tüm dünyaya ilan ettiler.

 

Arap ülkelerinin, İsrail Devletinin
oldu-bittiye getirilerek kuruluşunu savaş sebebi saymasıyla birlikte
Ortadoğu’da yeni ve kanlı bir süreç başladı.

 

ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI

 

İsrail devletinin kurulmasıyla
birlikte Mısır, Irak, Ürdün, Suriye ve Lübnan birlikleri İsrail’e karşı
saldırıya geçtiler. Ancak neredeyse tüm dünyanın desteğini alan İsrail ordusu
bu saldırıya direndi ve Arap birliklerini geri püskürttü.

 

Bu savaş Araplara pahalıya mal
olmuştu. Çünkü savaş sonrasında İsrail, topraklarını daha da genişletti ve
sonuçta yaklaşık 8 ay süren savaş, 24 Şubat 1949’da İsrail ile Mısır arasında
yapılan barış antlaşmasıyla son buldu.

 

Savaşın bitmesinden kısa bir süre ve
İsrail devletinin kuruluşundan yaklaşık bir yıl kadar sonra, İsrail Devleti
Birleşmiş Milletlere kabul edildi ve bu manevrayla üzerindeki Arap baskısını
hafifletmeye çalıştı.

 

Bölgede yaklaşık 7 yıl kadar süren
sessizlik ve barış, 1956 yılının Ekim ayında tarafların tekrar savaş alanında
karşı karşıya gelmesiyle son buldu. Ancak bu savaş Birleşmiş Milletler’in
müdahalesiyle fazla uzamadan bitti.

 

Bu savaşın BM müdahalesiyle son
bulmasından sonra, İsrail 1. savaşta işgal ettiği topraklara dünyanın çeşitli
noktalarından getirdiği Yahudi göçmenleri yerleştirmeye başladı ve bu tarihten
sonra Yahudi nüfusu Filistin topraklarında artmaya devam etti.

 

Ancak bu sessizlik de çok uzun sürmedi
ve Araplarla İsrail devleti arasında üçüncü bir savaş daha patlak verdi. 5
Haziran ile 10 Haziran 1967 arası, yani tam 6 gün süren bu savaş, tarihte 6 gün
savaşları ismiyle yerini aldı ve İsrail’in topraklarını yaklaşık 4 kat
büyütmesiyle son buldu.

 

Dünya devletlerinin Filistin
topraklarına yapılan bu saldırıya önce göz yumup, sonra da İsrail’in hedefine
ulaşmasıyla birlikte savaşa müdahale etmesi, bugün hala sürmekte olan Filistin
dramının ana nedenlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

 

Bu savaş sonrasında İsrail, Gazze ile
birlikte Sina yarımadasının tamamını almakla kalmamış, aynı zamanda BM
tarafından uluslararası statüye tabi tutulan Kudüs’ü de topraklarına katmıştır.

 

İsrail’in kuruluş tarihi olan 15
Mayıs 1948’den sonra bu coğrafyada yapılan her savaş, İsrail’in bu bölgedeki
konumunun daha da sağlamlaşmasına ve topraklarının genişlemesine neden
olmuştur.

 

Sonraki yıllarda İsrail saldırganlığı
artarak devam etmiş ve 1980’li yıllara gelindiğinde batılı ülkelerin ve
Amerika’nın da desteğiyle İsrail bölgedeki en büyük güç haline gelmiştir.



SONUÇ OLARAK…

 

Filistin topraklarının, Yahudiler
tarafından parça parça ele geçirilişi ile ilgili bir süreç değerlendirmesi
yapmak gerektiğinde görülüyor ki; GAP bölgesindeki süreç de bunlardan çok
farklı değildir.

 

İstihbarat raporları
değerlendirildiğinde de ortaya çıkmaktadır ki, eylemlerinin gayrimeşruluğu
uluslararası tüm legal platformlarda tescillenmiş bir devletin, Türkiye’nin
bazı kesimlerindeki topraklarının, belki yüz yıl sonrası için kurguladığı
senaryo, bu gün oldukça sinsi bir şekilde uygulanmaya çalışılmaktadır. Tıpkı
geçen yüzyılda Filistin halkının toprakları üzerinde uygulandığı gibi.

 

Bugün tüm dünya ile birlikte biz de
televizyonlarımızdan bize aktarılan soykırım görüntülerini bir filmin kareleri
gibi kanıksayarak izlemekteyiz.

 

Bir halkın toptan yok edilmesi
görüntüsü vicdanları ne kadar rahatsız ediyor gibi görünse de, uluslararası
örgütlerin bu konuya yaklaşımda kimi zaman duyarsızlığı, kimi zaman ise
çaresizliği yüreklerde yaratılan yaranın her geçen gün biraz daha büyümesinden
başka bir işe yaramıyor.

 

Sinsi bir planla ele geçirilen bu
topraklarda gün geçmiyor ki bir Filistinli öldürülmesin, onlarcası
yaralanmasın, işkence altına alınmasın.

 

Uluslararası bazı kaynakların
bildirdiğine göre, sadece duvar operasyonunun başlamasından bu yana, 1000’e
yakın Filistinli ölmüş, binlercesi yaralanmış ve binlercesi de gözaltına
alınmıştır.

 

Bir trajedi şeklinde karşımıza çıkan
bu görüntüler ve   haberler, İsrail’in geçen yüzyılda, Filistin
topraklarında ortaya koyduğu oyun sonucunda ele geçirdiği topraklarda
 gerçekleşmektedir.

 

Bilinmelidir ki; İsrail güneydoğu
topraklarını ele geçirdiği takdirde, tüm geçmişinde kendisine kucak açarak yok
 olmaktan kurtaran Türk halkına, Tevrat metinlerini kriter alarak çok daha
acımasız davranacaktır.

 

Filistin topraklarındaki bu tek
taraflı haksız savaş, çeşitli tarihlerde, değişik yoğunlukla, yüz yıldan beri
devam etmekte ve ne zaman sonlanacağı da bilinmemektedir. Çünkü İsrail’in
“Vaadedilmiş Topraklar” inadı bu savaşın o topraklarda bir tane
Filistinli kalmayıncaya kadar devam ı    edeceğine dair veriler
sunmaktadır.

 

Biraz tarih bilgisi olanlar bilirler
ki, tarihin hiçbir döneminde ve yerinde bu coğrafyadaki gibi bir savaş
yaşanmamıştır. Bu kadar küçük bir toprak parçası için, yüzyılı aşan zamandır
yapılan savaş, İsrail’in Tevrat kaynaklı teoremine ölümüne bağlılığından başka
bir şey değildir.

 

Bu coğrafyada 20. yüzyılın ilk
yarısında oynanan oyunlar, bugün Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan topraklar
için de oynanmaktadır. İsrail devletinin ve istihbaratının konuyla ilgili
tutumu ve bölgedeki yoğun faaliyetleri, bunun böyle olduğunu açık bir şekilde
göstermektedir.

Bu çalışmanın omurgasını oluşturan ve
çalışmanın sonunda ek olarak verilen istihbarat raporları, İsrail’in bölgedeki
faaliyetlerini oldukça açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

Aslında Türkiye İsrail ile sıcak
ilişkileri bulunan ender İslam ülkelerinden biridir. ve son 15 yılda ikili
ticaret grafiği sürekli yukarıya doğru tırmanmaktadır. Türkiye’nin

 

Ortadoğu politikası ve bu bölgedeki
çıkarları, belki de İsrail devleti ile ilişkisini zorunlu kılmaktadır, ancak bu
ilişki son zamanlarda sürekli karşı taraf lehine gelişen bir ilişki izlenimi
vermekte ve Türkiye’yi askeri ve teknolojik bakımdan İsrail’e mahkûm
etmektedir. Bu da Türkiye’nin siyasi anlamda elini zayıflatmakta ve İsrail’in
Türkiye topraklarındaki faaliyetlerini daha da pervasız bir şekilde
yürütmesinin önünü açmaktadır. İstihbarat kaynaklarının hazırladıkları raporlar
bu pervasızlığı açık bir şekilde göstermektedir.

 

Mustafa Demir

 

1.BÖLÜM

GAP’TA İSRAİL İŞGALİ

 

Güneydoğu’da çalışan bazı
İsraillilerin, GAP bölgesinde Türk vatandaşları üzerinden arazi alımı
yaptıkları bölgede sürekli konuşuluyordu. Ancak konuşmaları doğrulayacak
kaynaklara ulaşmak bir türlü mümkün olmuyordu. Konunun hem ulusal, hem de
bölgesel öneminin kamuoyuna doğru bilgilerle iletilmesini sağlamak için,
bölgede ciddi bir araştırma yapmak gerekiyordu. Tabi güncel ve doğru bilgilere
ulaşmak için, araştırmanın bölgedeki enformasyon kaynaklarını elinde bulunduran
kaynaklar aracılığıyla yapılması şarttı.

 

Bu nedenle bölgede inceleme yaptım.
Bölgede dillendirilen onlarca, hatta yüzlerce dedikodunun arasından gerçeklere
ulaşmak oldukça zor oldu. Ama bu çalışmalar esnasında, bölgede dillendirilen
dedikoduların kaynağına, yine bölgede çeşitli ülkeler ve şirketler vasıtasıyla
yapılan çalışmaların neden olduğu ortaya çıktı. Bu kadar dedikodunun olduğu bir
yerde istihbarat kaynaklarının hiç bir şey yapmaması düşünülemezdi. Hele konu
ülke topraklarının paylaşılması söylentisi ise. Bu işin içinde toprak konusunda
sabıkası bulunan İsrail gibi bir devletin olması da konunun daha da ciddi
araştırılmasını sağladı.

 

Bölgeyle ilgili çalışmalara ilk
başladığımda, GAP bölgesinde, 1998 yılından bu yana bir istihbarat çalışması
yapıldığını tespit ettim. Yapılan istihbarat çalışmalarının ne olduğu yönünde
de ayrı bir çalışma yaptım. Bu çalışmalarım sonrasında, kimi zaman bölgesel,
kimi zaman da küresel ama her durumda oldukça güçlü ve zaman zaman kökü
bölgesel bazı devletlere uzanan şirketlerin, bu bölgede yaptıkları çalışmaların
neler olduğu konusunda bilgi sahibi oldum.

 

Edindiğim ilk bilgiler GAP
bölgesindeki senaryonun yazarının İsrail devleti olduğuydu. Oyuncuları
genellikle Musevi kökenli Türk vatandaşları olan bu senaryonun hedefi ise,
İsrail’in Tevrat kaynaklı teoremi “Vaadedilmiş Topraklar” idi.
Konunun gündeme taşınmasıyla birlikte devlet yetkilileri üzerine düşeni yaptı
belki. Ama bir eksikle… Bölgede yasal şirketler aracıyla bölge halkına ne
oyunlar oynandığını anlatamadı. Uluslararası şirketlerin baskısıyla halkı uyarmak
için gereken yapılamadı.

 

Bölgede yaptığım araştırmalardan
sonra, istihbarat kaynakları tarafından uzun zamandır sürdürülen çalışmalar
sonucunda elde edilen raporlar ile GAP’ta oynanan oyunun ne olduğu konusunda
gerçek bilgiler edindim. Bu bilgilerin çok kısa bir bölümünü Nokta’da yazdım.
Bu haberin ardından yabancılara arazi satılması konusu gündeme bomba gibi
düştü. Ama her nedense, İsrail’in sinsi bir plan içinde GAP bölgesini ele
geçirmek için yaptığı esas çalışmanın üstü kapatıldı. Yani İsrailli kaynakların
Musevi Türk vatandaşlarını bu işte kullanması gibi konular hiç işlenmedi.
Ayrıca yetkililer beni aradılar ve bu olayı tespit etmenin mümkün olmadığını
belirterek işin içinden çıktılar. Nokta’da yazdığım yazının ardından İsrail’de
de konu gündeme geldi, İsrailli yetkililer oldukça telaşlandılar. İlerleyen
sayfalarda bu telaşlarını Nokta’ya yaptıkları açıklama ile nasıl ortaya
koyduklarını okuyacaksınız. Basın da Nokta’daki yazımdan sonra yabancılara
toprak satışını işledi. Ama esas yapılanlar göz ardı edilerek. Tempo Dergisi
İsrail’in GAP’ta sulama sistemi ve ticari faaliyetlerini ne kadar üstün
teknoloji ile yaptığını yazdı. Kimi haberlerde de İsrail’den çok diğer
ülkelerin Türkiye’de mülk aldıklarını sayfalarına taşıdı. Ama İsrail’in “Vaadedilmiş
Topraklar” planını uygulamaya çalıştığı akıllara bile getirilmedi. Veya
getirilmek istenmedi.

 

İsraillilerin, güneydoğudaki Türk
vatandaşları üzerinden, tapularla arazi aldıklarını tespit eden istihbarat
raporlarında öne çıkan bir isim var: Abraham Tilmen.

 

İlerleyen sayfalarda GAP’ta yapılan
çalışmaları anlatan istihbarat raporlarının ayrıntılarını bulacaksınız. Ama
önce Şanlıurfa’daki Koç-Ata Sancak Süt ve Et Besi Tesisinde teknik eleman
olarak görev yaptığı söylenen Abraham Tümen ile yaptığımız görüşmeye yer
verelim. Çünkü raporda Tilmen’in bütün bu ‘organizasyonun’ merkezindeki isim
olduğu ve dahası MOSSAD’la ilişkisi olduğu iddia ediliyor. Nokta dergisi adına
bilgisine başvurduğumuz Tümen, ingilizce konuşuyor.

 

A. Tümen: Telefonumu nereden aldınız?

Nokta: Adınızı bazı raporlarda duyduk.
Şanlıurfa’da çalıştığınız, 450 bin dönüm arazi satışıyla ilginiz olduğu
söyleniyor.

A. Tümen: Size bu fıkrayı kim anlattı?
Benim orada bir metrekarem bile yok.

Nokta: Satın almıyorsunuz. Arazi
alımlarını organize ettiğiniz iddia ediliyor.

A. Tümen: Tamam, evet. Benden ne
istiyorsunuz? Nokta: Bu doğru mu?

A. Tümen: Hayır, doğru değil. Kimse
benim çalıştığım toprakları satın almıyor.Ben bir Türk firması için
çalışıyorum. Bu firmanın adı da Koç-Ata Sancak. Eğer benim ne yaptığım hakkında
bir bilgi istiyorsanız orayı arayın, benim görevimi tam olarak anlatsınlar.
Numarası da 0414…. Sekreteri M. ile konuşun ve ona benim ne yaptığımı sorun,
o size detaylı bilgi verecektir. A. ve İ. ile de görüşebilirsiniz.

Nokta: Ne kadar zamandır Türkiye’de
bulunuyorsunuz?

A. Tümen: 4 yıl oldu.

Nokta: İki ayda bir İsrail’e gittiğiniz
doğru mu?

A. Tümen: Hayır altı ayda bir gidiyorum.

Nokta: Urfa’da ki göreviniz tam olarak
nedir?

A. Tümen: Süt merkezinin yöneticisiyim.

Nokta: Sizinle İsrail arasında bir
bağlantı var mı?

A. Tümen: Kesinlikle yok, size bunu kim
söyledi bilmiyorum ama sizi temin ederim ki o bir yalancı. Koç-Ata Sancak’ı
aradığınızda size doğru bilgiyi verecektir.

 

Şirketin İdari işler Müdürü Ahmet
Öğrenci ise, Abra-ham Tilmen’in şirketin ilk kuruluşunda İsrailli A&Y
isimli bir taşeron firma bünyesinde şirkete hizmet verdiğini söyledi. ‘Daha
sonra bu taşeron firma ile şirketin sözleşmesi feshedildi. Abraham Tilmen ve
Sholomo Nitsan isimli iki İsrailli’yi şirket bünyesine aldık. Çünkü ziraat
konusunda çok deneyime sahipler’ dedi. Öğrenci, Tilmen ve Nitsan’ın teknik
eleman olarak çalıştığını da ifade ederek, ‘şirket dışında, İsrail hükümeti
tarafından başka bir görevleri olup olmadığını bilmiyoruz. Abraham sık sık
gezer. Hem İsrail’e hem de Antalya’ya gider, orada bir evi var’ şeklinde devam
etti. Öğrencinin verdiği bu bilgiyle birlikte, Abraham Tilmen’in ‘Süt
merkezinin yöneticisiyim’ sözü yanlış çıktı. Dahası Nokta’da haber çıktıktan
hemen sonra Tilmen Türkiye’den ayrılarak İsrail’e gitti ve iki ay kadar süre
Türkiye’ye hiç gelmedi. İşler durulunca şimdi öğrendiğime göre yine
Türkiye’de…

 

Abraham Tilmen’in adının önemle
çizildiği istihbarat raporunda üzerinde durulan detaylara gelince…

 

Tesisin çalışmaları kapsamında,
İsrail’den getirilecek dört bin büyükbaş hayvanın, köylülere karşılıksız
dağıtılması için çalışmalar yürütülüyor. Bu hayvanlar ‘yem ihtiyacının
kendilerinden satın alınacağı, doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı’
şartını kabul edenlere dağıtılıyor.

 

Ancak ‘istihbarat’ bu ‘bilgilerle’
sınırlı kalmıyor. GAP bölgesine araştırma için geldiğini söyleyen başka
İsraillilerin de sık sık toprak analizleri yaptıklarını belirten rapor ‘arazi
alımı’ sırasında izlenen yöntemleri de bir bir sıralıyor.

 

Bölgede Türk Şirketleri ile ortak
çalışma yürüten İsrail firmaları, sulama sistemlerinde son teknolojiyi
Türkiye’ye kazandırmaktalar. Ancak bu, uzun soluklu bir oyunun görünen yüzü.
israilliler bu görüntü ile daha rahat çalışma ortamı bulmaktadırlar. Yani
hedefe doğru ilerlemeye her ne pahasına olursa olsun devam ediyorlar…

 

SU UĞRUNA

 

Minareden atlayan çocuklar…

 

İnsanı koltuğundan zıplatan bu
görüntünün hemen ardından, çocukların aslında suya atladığını görmek, ilk
zamanlar şaşırtıcı geldi herkese. Bu ‘garip’ görüntünün ardındaki gerçek, on
yıllardır suya hasret toprakların suyla buluştuğunun resmiydi aslında. Ama
artık bu görüntünün ‘ilgi çekici’ yanı kalmadı. Çünkü Halfeti’nin su altında
kalan camiinin minaresinden atlayıp serinleyen çocuklara hepimiz alıştık.

 

Ne var ki bu görüntünün ardında artık
başka bir tablo var şimdi. Ve o tablo şimdiler de ‘gizli’ raporların
sayfalarında yer alıyor. Nedeni ‘o görüntü’deki suyun, yabancılar için çok şey
ifade etmesi. ‘İştahı kabaranlar’ özellikle ‘su sorunu’ yaşayan Ortadoğu
ülkeleri. Hatta rapor/ara göre, tam olarak da İsrail. Çünkü İsrail, Güneydoğu
Anadolu’dan toprak satın alıyor.

 

Ne kadar arazi aldılar?

 

istihbarat,  1998 yılından bu
yana sürdürdüğü GAP bölgesindeki çalışmasını tamamladı. Yapılan bu çalışmanın
sonucunda da ayrıntılı bir rapor ortaya çıktı.

 

Raporda, GAP bölgesinde Yahudi
kökenli 60 Türk vatandaşının, adam başı 5 bin ile 10 bin dönüm büyüklüğünde
arazi satın aldıklarının altı çiziliyor ve toplam 450 bin dönüm olarak ifade
edilen bu arazilerin asıl sahiplerinin ise, bölgede çalışan İsrailliler
olduğuna işaret ediliyor.

 

Rapordaki bu çarpıcı ‘bilginin’
ayrıntılarında, arazileri satın alan kişilerin maddi durumlarının, bu
arazilerin alımı için gereken finansal kaynak için asla yeterli olmadığına
dikkat çekiliyor, istihbarat raporları tarafından açıklanan bu ‘tespiti’, bazı
İsrailli işadamlarının, daha doğrusu işadamı ‘görünümündeki’ kişilerin, bu
arazilerin alınmasında kullanılan paranın kaynağı oldukları ‘istihbaratı’
izliyor. Kaynağın adresi ise, aynı istihbarat birimlerine göre İstanbul.

 

Sedat Bucak’a da teklif gitmiş

 

Bunca ‘gizli’ bilginin bir de ‘aleni’
boyutu var. O da, bugün Urfa’da köylüsünden bürokratına tüm bölge halkının bu
tabloyu ‘konuştuğu’ gerçeği. İsraillilerin toprak alımının bu derece açığa
çıkmış olmasının nedeni kuşkusuz toprak sahiplerine ‘teklifler’ götürülmüş
olmasıdır. Öyle ki, raporlardan biri, Sedat Bucak’a da teklif gittiği, ancak
Bucak’ın ‘kesin’ bir dille teklifi reddettiği bilgisine dahi yer veriyor. Sedat
Bucak bu konudaki iddiayı doğruluyor ve İsrail’in Kuzey Irak ve Türkiye
çerçevesinde bu konuda çalışma yaptığına dikkat çekiyor. Yani İsrail, yayılma
politikasına Irak ve Türkiye’yi de dahil etmiş bulunmaktadır.

 

İsrail’in devlet olma yolunda kat
ettiği mesafeyi giriş yazısından anlayabiliriz. Dahası “Vaadedilmiş
Topraklar” için İsrail’in Tevrat’tan aldığı emir tüm Tevrat metinlerinde
bulunmaktadır.

 

Aşağıdaki haritalardan da
anlaşılacağı üzere, israil’in tarihsel hedefi Anadolu topraklarının bir kısmını
da içermektedir.

 

https://4.bp.blogspot.com/-SI-cCiJpu98/WVfzbrKKTsI/AAAAAAAASqM/wXGOEn5qbZwTYDpcVkU3BfjQUpAFqzNRwCLcBGAs/s200/1.jpghttps://3.bp.blogspot.com/-6yjIZskriHY/WVfzmDxCyHI/AAAAAAAASqU/_nYuHo1TmPEzRcvx0Zr6G2P5TpFX9ue3QCLcBGAs/s200/2.png

Neresi-Neden?

 

“Uymanız için size bildirdiğim
bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Tanrınız RAB’bi sever, yollarında yürür,
O’na bağlı kalırsanız,

RAB bu ulusların tümünü önünüzden
kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk
edineceksiniz.

Ayak basacağınız her yer sizin
olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, Fırat Irmağından Akdeniz’e kadar
uzanacak.

Hiç kimse size karşı koyamayacak.
Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi,
korkunuzu saçacaktır.

 

Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve
laneti koyuyorum:

 

Bugün size bildirdiğim Tanrınız
RAB’bin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız.

 

Ama Tanrınız RAB’bin buyruklarını
dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum
yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız. (Tesniye, 11:22-28)”

 

Türkiye’nin onda biri hedefte

 

Arazi satın alma operasyonu,
raporlardaki belirlemelere göre ağırlıklı olarak Fırat ve Dicle havzalarını
kapsıyor. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt,
Şanlıurfa ve Sımak ‘hedefteki’ öncelikli iller.

 

GAP bölgesinin yüzölçümü 75 bin 358
kilometre kare. Yani Türkiye’nin onda biri. Bugüne kadar ‘alımı
gerçekleştirilen’ toprakların yüzölçümü yaklaşık 413 kilometre kare. Bir başka
deyişle İstanbul’un yarısından fazlası kadar bir toprak İsrailliler tarafından
satın alınmış durumda. Yine de tapuların üzerinde ‘şimdilik’ Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının isimleri yazıyor.

Güneydoğu yeni Filistin mi?

 

Ortadoğu’da ‘bu toprakların bir
bölümü benim’ diyerek Filistin’i bir köşeye sıkıştıran İsrail’in, bu kez çağın
koşullarına ayak uydurarak 30-40 yıl içinde Türkiye’de de aynı tabloyu
uygulayacağı ‘gizli’ rapora yansıyan başlıca ‘endişe’. Suyla birlikte
güneydoğuya giren ve ‘tarım tecrübesini paylaşmak’ istediğini söyleyen
İsrail’in, gerçekte suyun ve ‘adı var kendisi yok’ petrolün kontrolünü ele
geçirmek için arazi satın aldırdığı, aynı raporun ‘temel kaygısını’
oluşturuyor.

 

Ticari faaliyet mi, yoksa?..

 

Raporda GAP bölgesinde 1998 yılında
başlayan ‘dikkat çekici’ faaliyetler ve isimler de sıralanıyor. Ticari faaliyet
ya da iki ülke arasındaki ilişkiler kapsamında gerçekleşen ziyaretlerin içinden
‘ayıklanan’ bazı başlıklar ve isimler öne çıkarılıyor.

 

• ‘Genel merkezi İsrail’de bulunan
MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Joseph Dloomy ve Su Kaynakları
Geliştirme Müdürü Shalom Harel, GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek amacı
ile Şanlıurfa ve Mardin illerini ziyaret etti.’

• ‘Şu ana kadar 67 İsrail
firmasının toprak satın aldığı,   bu  
kadarının   da   gizli   pazarlık  yürüttüğü
kaydediliyor.’

• ‘Toprak satın alan veya talepte
bulunan İsrailli firmaların çoğunun kamu kuruluşu statüsünde
olduğubelirtiliyor.’

 

Resmi Ziyaretler

 

Bu isim ve başlıkların hemen ardından
yine ‘dikkat çekici’ bir dizi resmi ziyaret de raporun satırbaşları arasında.
1998 sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezer VVeizman’ın  Türkiye’ye gelip,
gezisinin önemli bölümünü GAP’a ayırmasını ‘kayda değer’ bulan raporda, şu
yorum da yer alıyor:

 

28 Ağustos 2000’de Ankara’nın bu
seferki misafiri İsrail Başbakanı Ehud Barak’tı. Her ne kadar geliş sebebi
‘Ortadoğu barışı’ idiyse de, Barak’ın, basın toplantısında ‘GAP’ta ki altı
ihaleye talibiz’ cümlesini sözlerinin arasına sıkıştırması anlamlı.

 

Çalışmaların ticari faaliyet
şemsiyesi altında yapıldığını anlatan raporda oldukça detaylı ibareler yer
alıyor.

 

GAP’ta alüminyum sulama boru ve
ekipmanlarını üretmek üzere bir Türk-İsrail ortak yatırımı hususunda girişimler
de söz konusu. Bunun yanı sıra seracılık, tarımsal mekanizasyon, müşterek
çiftlikler kurulması yolunda işbirliği çalışmaları da sürdürülüyor.

 

Yine Soros

 

Dünyanın ünlü para simsarı George
Soros’un ortağı ve Şubat 1999’da ‘Milenyum GLK’ adını verdiği dünya turu
kapsamında Türkiye’yi gezen Jim Rogers için de GAP Bölgesi çok şey ifade
ediyor. Yahudi kökenli Jim Rogers’ın, eşi Paige Parker’la gerçekleştirdiği
Türkiye gezisinde, Türk medyası 500 bin dolar değerindeki özel yapım aracına
büyük yer verdi. O günlerde internetteki sitesinde International Herald
Tribune’de yayınlanan bir makalesinde, Yahudi kökenli ABD’li vatandaşları GAP
bölgesinde arazi satın almaya davet ediyordu.

 

Savaşlar artık tapu dairelerinde

 

Raporlar bu ‘sabırlı’ çağrıların
yavaş yavaş hayata geçtiğini ortaya koyuyor. Bugünün koşullarında artık Maraş’ı
Kahraman, Urfa’yı Şanlı, Antep’i Gazi yapan tablolar rafa kalkmış durumda.
Anlaşılan o ki, savaşlar artık cephelerde değil, tapu dairelerinde veriliyor.

 

Ve bugün gelinen nokta! Raporlar
güneydoğuda İstanbul’un yarısından daha büyük alanın ‘dolaylı’ olarak
İsraillilerin eline geçtiği alarmını veriyor. Buna birçok yabancı istihbarat
kaynağının da verileri eklendiğinde, ortaya İsrail kontrolünde bir Ortadoğu
tablosu çıkıyor. Çünkü yabancı kaynakların raporlarına göre, İsrail bu bölgede
‘Kürtlerin aslında Musevi oldukları’ propagandasını yapıyor.

 

İstihbarat Raporlarına göre sistem
nasıl işliyor?

 

Rapor İsrailli işadamı ya da
görevlilerin izledikleri yöntemleri de ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.
‘İstihbaratlara’ göre, ilk iş bölgede ekonomik zorluk çeken aşiret reisleri
tespit ediliyor ve ardından ‘aracılar’ devreye sokuluyor.

 

Buralardaki topraklarda gelecek gören
Yahudiler, bir yerine beş vererek Şanlıurfa ve Mardin’de Yahudi kökenli Türk
vatandaşları aracılığıyla arazi alımına başladılar. Hatta bu konuda Şanlıurfa
yöresinde birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bölgede bulunan Süryaniler de
Kızıltepe’de arazi alımlarına yardım etmektedirler.

 

Son yıllarda, İsrail’in GAP ile
güneydoğunun kutsal ve bereketli toprakları üzerindeki emel ve niyetleri
açıklığa kavuştu. Türkiye ve israil hükümetleri arasında faiz kredili ve
içeriği net açıklanmayan, kredi süresi faiz oranı ve buna benzer koşulları
belli olmayan, 1 milyar dolarlık GAP kredisini İsrailli firmalara yaptırması,
Türkiye’nin bağımsız,   j| hür teşebbüsle kendi öz yatırımcılarına
vurulan en büyük darbedir. Bu firmalar ‘haham’ gözetiminde noterle ekonomik ve
ticari ahlaka ve uluslararası prensiplere, şartlara uymayan uzun vadeli bir
sömürü taktiğidir.

 

İsrailli işadamları rolündeki
görevliler, bölgede görevli kamu personelini ‘hizmet içi eğitim’ kapsamında
tertipledikleri gezilerle İsrail’e götürmektedir. İsrail’e yapılan bu gezilere
özellikle bölgede yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük
toprak sahiplerini, öğretim üyelerini, bürokratları, mahalli gazete sahipleri
ve çalışanlarını, ziraat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenir
şahısları dahil etmektedirler.

 

İsrail şirketleri bazı gübre
bayiliklerini, yatırım ortaklığı kuracakları veya toprak alacakları şahıslar
ile yapacakları temasta, kendi kuruluşları gibi kullanmaktadırlar, İsrailli
işadamları öncelikle piyasaya ödeme zorluğu içerisinde olan hatta Ziraat
Bankası’na borçları bulunan toprak sahibi ve çiftçiler ile ilgilenmektedir.

 

Özellikle basınçlı sulama teknolojisi
ve slaj mısır (yemlik mısır) üretimindeki uygulamalarını, üretimde pay sahibi
olmak için yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Mardin Kızıltepe’den, Şanlıurfa
Harran’a kadar binlerce dönüm arazi bu amaçla kullanılmaktadır. Susuz ve taşlık
bir bölge olan Karacadağ’da toprak alma ve kiralama girişiminde bulunan
İsrailli şirket yetkilileri, özellikle Türkmen aşiretlerinin olumsuz cevapları
ile karşılaşıyorlar. Buna rağmen, raporlara göre, 50 bin dönüm kıraç arazinin
15 yıllık kirası peşin verilmek bile istenmiştir.

 

Zaman içerisinde dünyanın en gelişmiş
seralarının yer alacağı planlanan Şanlıurfa/Karaali’de, halen üretim yapan
seralardan bazılarının İsrailli şirketlerle ortak olduğu ve bu bölgede
İsrail’in yatırım çalışmalarına devam ettiği bilinmektedir.

 

GAP projesinin üretim aşamasına
geldiği son yıllarda ve özellikle de terörün inişe geçtiği 1998 yılından
itibaren, yabancı devletlerin ve bu devletlere ait şirketlerin GAP bölgesine
ilgisinin arttığı gözlenmektedir.

 

Bu ülkeler, önceleri terör ve insan
hakları ihlalleri gibi olayları incelemek maksadıyla, parlamenterleri ve
konsoloslukları vasıtasıyla bölgeyi kontrol altında bulundurmaya çalışırken,
bugün aynı görevlilerine ticari personelini de ilave etmiş durumdadırlar.

 

Ulusal ve mahalli basın organlarında
yapılan yayınların incelenmesi ve bölge halkı ile yaptığım mülakatlarda,
özellikle İsrailli işadamlarının bölgede dikkati çekecek yoğunlukta faaliyetler
içerisine girdiği ve her geçen gün ilişkilerini derinleştirdiği
anlaşılmaktadır.

 

GAP Bölge Kalkınma idaresi (BKİ)’nin
işbirliği içerisinde olduğu uluslararası kuruluşların ülkelerine bakıldığında
karşımıza iki ülke çıkmaktadır: ABD ve İsrail. İşbirliği yapılan İsrail
kuruluşunun adı ise MASHAV (İsrail Uluslararası İşbirliği Merkezindir.

 

BASINDA YER ALAN HABERLER

 

Şanlıurfa Tarım il Müdürlüğü ile GAP
Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ)’nin ortak yayınladığı “Tarım Bülteni”nde
konu ve satır aralarına serpiştirilmiş bazı dikkat çekici bilgiler vardır.
Yalnızca bu bilgiler irdelendiğinde dahi İsrail’in bölgeye olan olağanüstü
ilgisi açıkça ortaya çıkacaktır.

 

Bu bültende yer alan bazı detayların
bulunması nedeniyle bültenin ana fikrinin bulunduğu paragrafları buraya almakta
fayda olduğuna inanıyorum.

 

“1999 yılının 26 Ocak – 26 Mart
tarihleri arasında çeşitli ülkelerden gelen 35 öğrenci ile 5 İsrailli uzman
bölgede 2 aylık uygulama çalışması yapmaya başlamışlar-dır.”

 

Aynı bültende, ‘İSRAİLLİ YETKİLİLERİN
BÖLGEYE AKINLARI’ başlığı altında şu açıklamalara yer verilmektedir:

 

“Genel merkezi İsrail’de bulunan
MERHA V adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Mr. Joseph DLOOMY ve Su Kaynakları
Geliştirme Müdürü Shalom HAREL, GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek ve
incelemelerde bulunmak amacı ile 24-26 Kasım 1998 tarihleri arasında Şanlıurfa
ve Mardin illerini ziyaret ettiler.

 

Ayrıca çiftçi eğitimi ve yayım
faaliyetleri kapsamında İsrail Hükümeti ile İdaremiz arasında imzalanan
protokol çerçevesinde İsrailli uzmanlar tarafından 14-24 Aralık 1998 tarihleri
arasında GAP illerinden gelen yayım uzmanlarının katıldığı hizmet içi eğitim
yapılmıştır.

 

GAP Bölgesi Tarım İl Müdürlükleri,
Tarım Kredi Kooperatifleri, GAP İdaresi ve Köy Hizmetleri Araştırma
Enstitüsünden gelen 41 uzmana verilmiş olan ‘Çiftçi Eğitim Ve Yayım
Faaliyetleri’ konulu kursun açılışı 14 Aralık 1998 tarihinde GAP BKİ Başkan
Yardımcısı M. Kaya YAŞINOK ve İsrail Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Amir MAİMON
tarafından yapılmış olup, 24 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir.

 

Yasin YAĞG’nın araştırması olarak
kaleme alınan ve “GAP’TA SOĞUK SAVAŞ” başlığı ile Aksiyon dergisinde
yayınlanan yazıda konu çok boyutlu olarak ele alınmıştır;

 

“GAP idaresi son yıllardaki
durumunu şu şekilde açıklıyor; ‘Bugün üç yabancı sermayeli yatırım inşaat
halinde olup, birinin ise anlaşması imzalanmış bulunmaktadır. Bu yatırımlardan
biri tekstil (% 33 İsviçre), biri inşaat malzemesi (% 50 Almanya), biri cam
elyaftı boru (% 50 ABD) ve biri de gıda (% 50 İsrail) yatırımlardır.’

 

İstihbarat raporlarına göre ayrıca,
GAP bölgesinde şu ana kadar 67 İsrail firmasının toprak satın aldığı, en az bu
kadarının da gizli bir şekilde pazarlıklar yürüttüğü kaydediliyor.”

 

İsrail’in GAP bölgesindeki toprak
çalışmalarının önündeki muhtemel engellerden biri, MGK’dır. Çünkü gerektiğinde
MGK stratejik noktalarda bulunan kimi toprakların satışı ile ilgili olumsuz
görüş bildirerek satışına engel olabilmektedir.

 

İsrail şirketlerinin, Türk Milli
Güvenlik Kurulunun bu engelinden (toprak satışlarına onay verilmemesi)
kurtulmak için buldukları yol ise çok basittir; bazı yerli firmalar ile
ortaklık kurmak.

 

Bölgede yerli firmalarla ortaklık
kurmuş onlarca yabancı şirket tüm yasal engelleri aşarak dolaylı bir biçimde
toprak satın almış durumdadır.

 

Bu arada bütün bunların dışında,
İsrail’in bölgede çalışmalar yapmasını meşrulaştıran gerekçeler de yok
değildir. Mesela basınçlı sulama sistemleri konusunda dünyanın ileri
ülkelerinden birisi İsrail’dir. Bu da İsrail’in bölgedeki faaliyetlerini kimi
noktalarda meşru bir zemine oturtmaktadır.

 

İsrail, GAP bölgesindeki
faaliyetlerini çeşitli biçimlerde sürdürmekle birlikte, tüm dünyada ortaya
koyduğu dezenformasyon yöntemleriyle de kendisine yeni müttefikler yaratarak
siyasi geleceğini garanti altına almanın ve belli konularda tüm dünyada
yarattığı olumlu bakışın güçlenmesi için de çaba sarf ediyor.

 

İsrail, son yıllarda Ortadoğu
halkları üzerinde açıkça hissedilen şiddetli Siyonizm baskısının yerini yavaş
yavaş daha sistemli üretilen karşı istihbarat yöntemleriyle siyasi amaçlara
bırakmakta.

Bunlardan biri de Özellikle Kuzey
Irak’ta yaşayan Kürtleri etkilemek ve onları daha sıkı kontrol altına almak
amacıyla üretilmiş söylentilerdir.

 

Kürtler Museviymiş!

 

İsrail yalanlasa da kuzey Irak’taki
varlığı konusunda ortaya çıkanlara bir türlü engel olamıyor, İsrail merkezli
enformasyon kuruluşlarının Ortadoğu’daki yeni oyunu daha çok Kürt Halkı
üzerinedir, İsrail devleti destekli bu kuruluşların üzerinde çalıştıkları tez
ise oldukça çarpıcıdır: Kürt Yahudiler.

 

Saddam Hüseyin yönetiminin ABD
tarafından devrilmesiyle birlikte, Kuzey Irak’ta, ABD ve Kürtlerden oluşan iki
bilinmeyenli denkleme bir üçüncü boyutun daha eklenmekte olduğunun ilk
işaretleri geçen yıl gelmeye başladı…

 

Bu denklemle bağlantılı olarak, İsrailli
bilim adamları son on yıldır yaptıkları genetik araştırmaların sonuçlarını
açıkladılar.

 

Sürecin işlemesiyle birlikte İsrail
ve ABD’de eş zamanlı yapılan açıklamalara göre Sefuerdi Yahudileri ve Kürtler,
binlerce yıl öncesinden baba tarafından gen akrabası idiler. Yani aynı
soydandılar.

 

ABD de faaliyet gösteren ‘İsraeli
Kurdish Friendship League’ adlı örgüt bu iddiaya hemen sahip çıkarken,
Amerikalı yazar Kevin Brooks da Yahudi ve Kürtlere bir tavsiyede bulunmakta
gecikmiyor ve: “Bu durum ümit ederiz ki Kürt ve Yahudileri, son yıllarda
sahip oldukları dostluk ilişkilerini sürdürmeye teşvik eder,” diyor.

 

Anayurt mu?

 

Yahudilerle Kürtlerin, akrabalık
temelinde bir araya getirilmelerine yönelik bu araştırma ve yayınların hemen
ardından, basın yolu ile uçurulmaya başlanan başka sinyaller o dönemde
dikkatleri pek de üzerine çekmemişti. Saddam zamanında, Kuzey Irak’ın,
Araplaştırılması politikası uyarınca, özellikle Zaho Bölgesi’nde yaşamakta olan
150 bin dolayındaki Kürt Yahudi, baskılara dayanamayarak İsrail’e göç etmek
durumunda kalmışlardı. Aralarında İsrail Savunma Bakanlığına kadar yükselen
İsak Mordehay gibi Kürt Yahudiler, Saddam yönetiminin sona ermesinden sonra
niçin anayurtlarına dönmesinler di ki?

 

Ortaya ilk atıldığı dönemlerde
aralarında gerekli ilişki kurulamayan bu iki haberin hangi amaca hizmet ettiği
kısa bir süre sonra anlaşılacak, ancak Türkiye, atın Üsküdar yolunu
yarılamasından sonra uyanarak duruma, o da “dostlar alış verişte
görsün” kabilinden müdahale edecekti.

 

Kuzey Irak’ta da aynı tablo var

 

Bütün bu senaryoların tek bir
merkezde toplanması ile aslında ortaya konulan tüm bu tezlere, varsayımlar
vasıtasıyla yeni eklemeler yaparak, İsrail’in 4000 yıl öncesine dayayarak bu
güne taşıdığı bir senaryo damgasını vuruyordu. Bu “Vaadedilmiş
Topraklar” bilmecesinin 21. yüzyıl yansımasından başka bir şey değildi.

 

Tam da bu aralar ortaya çıkan
istihbarat raporları, İsrail’in Kuzey Irak’ta geniş araziler satın almakta
olduğunu göstermekte. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın, bu konuda duyduğu
rahatsızlığı İsrail’e ilettiği haberleri gazetelerde yer alırken, İsrail’in
karşı açıklaması gecikmedi, İsrail’e göre “Bu haberler gerçekleri
yansıtmamaktaydı, İsrail, Kuzey Irak’ta Türkiye den habersiz davranmak
düşüncesinde değildi ve bunu dile getiren kişi Başbakan Şaron’un
kendisiydi.”

 

Bu arada Türkiye’nin dikkatleri,
Süleymaniye’de askerlerimizin başına geçirilen çuval gibi başka olaylara
çevrilmiş, İsrail’in Filistin’de uyguladığı aşırı güç kullanımı ve devlet eli
ile işlenen suikastlar gündeme yerleşmişti.

 

Aynı sıralarda Amerika mahreçli üç
haber peş peşe Türk kamuoyunun gündemine düştü. New York Times, Kürtlerin,
Kuzey Irak’taki demografik ve siyasi harita ile oynayarak bölgeyi
Kürtleştirdiğini, Kerkük çevresinde toplanan binlerce Kürdün kente girmek üzere
beklediğini yazıyor, ertesi gün Nevv Yorker dergisi, Pulitzer ödüllü ve Ebu
Garip Cezaevindeki işkenceleri ortaya çıkaran Seymour Hersh imzalı bir başka
haberi piyasaya sürüyordu.

 

Ajanlar eğitiyor.

 

Hersh’in, İsrail’in Washington ve
Ankara Büyükelçileri ile KYB lideri Talabani tarafından yalanlanan haberine
göre, İsrailli ajanlar bir süredir Kuzey Irak’ta Kürtlere komando eğitimi
vermekteydiler. Bu eğitim geçen yıl ABD’li yazar Kevin Brooks’un sözünü ettiği,
Kürt ve Yahudiler arasında son yıllarda görülen dostane ilişkilerin bir sonucu
muydu bilinmez ama bilinen, bu haberin Ankara’ya bomba gibi düştüğü ve
yalanlamalara karşın büyük bir rahatsızlık yarattığı idi.

 

Çok uzun olmasa da Ortadoğu’daki
diğer devletler ile kıyaslandığında oldukça eski olan Türk – İsrail ilişkileri,
bu ve daha çok Irak savaşı sonrası meydana gelen buna benzer olumsuzluklarla
birlikte yepyeni bir mecraya kaydı.

 

Daha çok olumlu gelişen ilişki Irak
savaşı sırasında ve Kuzey Irak’taki israil – Kürt ilişkileri neticesinde
karşılıklı sözlü tartışmalarla başka bir boyut kazandı ve sonuçta oldukça
gerilimli bir süreç başlamış oldu.

 

Bu olumsuz olaylarla birlikte devam
eden sinir harbi, İsrail başbakan yardımcısının bir televizyon
programındaki  tavrıyla birlikte açığa çıktı.    

 

İsrail Başbakan Yardımcısı neden
sinirlendi?

 

Resmi temaslar için Ankara’ya gelen
İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert, gazeteci Fatih Altaylı’nın
televizyondaki Teke Tek programına katıldı. Altaylı’nın soruları, İsrafil’in
Kuzey Irak’taki faaliyetleri ile ilgili iddialar üzerineydi.

 

Altaylı’nın, Kudüs Üniversitesinden
bir profesörün, bir İsrail gazetesindeki yazısını referans alarak Olmert’e
yönelttiği soruları Olmert ‘dedikodu’ şeklinde yanıtladı ve tepkisini;
“Bunlar aptalca hikayeler. Biz Türkiye ile çok ciddi ilişkileri olan bir
ülkeyiz. Bu saçma hikayelerle ilgilendiğimizi mi sanıyorsunuz?” sözleriyle
dile getirdi.

 

Altaylı, bu iddialar üzerine geri
çekilmedi ve “sizin dedikodu dediğiniz şeyler, bugünün gündem maddesi.
Yanılıyorsam, yanılıyorsun deyin” diyerek tartışmayı alevlendirdi.
Altaylı’nın bu sözü Olmert tarafından tekrar yalanlandı ve somut hiçbir bilgi
ortaya koymadan “Biz hiç bir şekilde Kuzey Irak’ta herhangi bir faaliyete
girmedik, Kürtlerle ilişkiye girmedik. Ben İsrail hükümetini temsilen buraya
geldim ve eğer yok diyorsam lütfen bana güvenin” dedi.

 

GAP bölgesinde İsraillilerin arazi
aldığı yönündeki ilk haberim Nokta Dergisi’nde yayınlandıktan sonra, her
kafadan bir ses çıkmaya başladı. Ancak yazdığım herşey istihbarat raporlarına
dayanıyordu. Bunun dışında ortaya çıkan söylentiler ise işin gerçek boyutunu
gölgeleyecek şekilde bilinçli bir şekilde ortaya atılıyordu. Dini
hassasiyetlerle ortaya atılan kimi iddiaların gerçeklerle çok da fazla
bağlantıları olmamalarına rağmen, İsrail’in bölgedeki faaliyetlerinin temelde
“Vaadedilmiş Topraklar” eksenine oturduğunu inkâr etmek de mümkün
değildir.

 

“İsrail’in Gizli hesabı Yok
diyorsam yoktur”

 

Nokta Dergisinde benim imzamla
yayınlanan İsrail’in GAP bölgesinde toprak aldığı haberinden sonra konuyla
ilgili birçok haber yayınlandı ve tartışmalar yapıldı.

 

Türkiye’de bu değerlendirmeler
yapılırken konu İsrail kamuoyunda da yankı buldu ve İsrail hükümeti savunmaya
yönelik adımlar atmaya başladı.

 

Bu adımlar kapsamında İsrail’in
İstanbul başkonsolos yardımcısı Moşe Kanfi Nokta Dergisine geldi. Konuya
verdikleri önem buradan da belliydi. Nokta’ya gelişi sırasında ben başka bir
görev için dışarıda idim. Ancak benim yokluğumda Kanfi ile röportaj yapıldı.
Kanfi, verdiği röportajda iddiaları kesin bir dille yalanladı ve İsrail’in
bölgedeki tüm çalışmalarının ticari çalışmalar olduğunu iddia etti.

 

İşte Kanfi’ye sorulan sorular ve Moşe
Kanfi’nin yanıtları:

 

– Güneydoğu Anadolu’da askeri ya
da istihbarata yönelik herhangi bir İsrail etkinliği hakkında resmi bilginiz
var mı?

 

‘Ne İsrail askerinin, ne istihbaratının
ne de başka bir grubun Türkiye’nin güneydoğusunda ya da Kuzey Irak’ta bir
etkinliği var. İsrail’in Güneydoğu Anadolu’daki varlığının tek nedeni, GAP’taki
22 İsrail şirketidir. Kuzey Irak’ta ise hiçbir varlığımız yok.

 

Şirketlerimiz, 1998 ‘de Cumhurbaşkanı
Süleyman Demi-rel’in İsrail ziyaretinin ardından, Türk hükümetinin sunduğu
anlaşmalarla GAP’a gitti. Türkiye’nin tarım alanında yüksek teknolojiye
ihtiyacı vardı. İsrailli firmalar barajlar, sulama sistemleri ve kanal
yapımıyla ilgili bütün araştırmaları ücretsiz yapmayı teklif etti. Bunlar dünya
çapında iş yapan şirketlerdir. Güney Amerika’dan Filipinler’e, Orta Asya’dan
Afrika’ya uzanan bir alanda, hatta Ürdün ve Mısır’da bile iş yaptılar. Dertleri
toprak ya da gayrimenkul satın almak değil, kar etmektir.’

 

– Peki, nereden ortaya çıktı bu
iddialar?

 

– Türkçe’de bir deyiş vardır… ‘Ateş
olmayan yerden duman çıkmaz. Bizde de aynısı var. Bakın İsrail’den iki gün önce
döndüm. Orada, Türkiye’de bizim toprak satın

aldığımız iddialarıyla savaşmak
zorundayım dediğimde bana inanmıyorlar. Emin misiniz? Türkler bunlara
inanıyormu? Neden GAP’ta toprak alalım ki? Diyesoruyorlar. İstanbul’a
döndüğümde İsrail hakkında yazılanlar beni şoka uğrattı. Ben bile iddiaların,
aslında dedikoduların diyeceğim, bu seviyeye geldiğine inanamadım.’

Sözüm şerefim üzerine orada işimiz yok.

 

– Türkiye ‘de bu iddiaların
tartışıldığından İsrailli yetkililerin haberinin olmaması bana pek mantıklı
gelmiyor.

 

– ‘Farkındalar di ancak seviyesi ve
ciddiyeti hakkında bir fikirleri yoktu. Bu seviyeye geleceğini düşünmediler.’

 

– Sizin deyiminizle işler ‘bu seviyeye
geldiğinde’, İsrailli yetkililerin değerlendirmeleri ne oldu peki?

 

– ‘İsrail’de istihbarat açısından,
askeri ve siyasi anlamda en yetkili makamlara defalarca, bu doğru mu, orada bir
şeyler yapıyor muyuz? Lütfen bana doğruyu söyleyin çünkü konsolosluk adına
konuşması gereken benim, bilmem

gerekiyor? Dedim. Bana, Moşe, seni yüzde
yüz temin ederiz ki, rahatlıkla iddiaları reddedebilirsin, orada yapacak işimiz
yok dediler.

 

– Abraham Tilmen adını duydunuz mu?

 

– ‘Hayır’

 

– O’nun istihbarat birimlerinizle ilgisi
olsa, MOSSAD, bizden der miydi?

 

– ‘İnanın bana, size yetkili makamlar
derken, gerçekten en yetkili makamdan söz ediyorum. Sizi yüzde yüz temin
ederim, şerefim üzerine konuşuyorum ve söz veriyorum ki orada hiçbir şey
yapmıyoruz.’

 

– Türkiye ‘n/n endişesini görüyor
musunuz?

 

– ‘Hassasiyeti biliyoruz. Bölgede
Türkiye’nin çıkarları aleyhine olacak bir şey yapmayız. Ankara’nın izni ve
işbirliği olmadan asla bir şey yapmayız zaten.’

 

– Bu iddiaların ardından resmi olarak
güneydoğuya gitmeniz istendi mi?

 

– ‘Hayır. Ayrıca, Yahudileri yaşamaları
için Kuzey Irak’a geri gönderdiğimiz iddiaları da var. İsrail’in amacı
Yahudileri geri yollamak değil, dünyadaki/eri bir araya getirip onlara bir
sığınak yaratmaktır. 1950’ler de yaklaşık 65 bin Yahudi, Kuzey Irak’tan
İsrail’e geldi. Çünkü bu bölgede kendilerini güvende hissetmediler. Neden geri
dönsünler? Kişi başına düşen yıllık gelirin 70 bin dolar olduğu bir ülkeden
ayrılıp, bin dolardan az olduğu bir ülkeye gitmeyi kim, neden ister? Orada ev
alsa, arsa alsa ne olur ki?

 

– Çıkış noktası, İsrail’in suya olan
ihtiyacı değil mi?

 

– ‘Evet ama biz GAP’tan İsrail’e nasıl
su götüreceğiz ki? Develerle mi? Su zaten Irak’tan ve Suriye’den geçerek
geliyor. Biz nasıl alalım GAP’tan? Bu tamamen bilim kurgudur. ..

 

Aynı tarihlere denk gelen bir başka
gün ise Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü de tartışmalardan uzak kalamadı ve konuya
dahil oldu. İsrailli işadamlarının ve onlar tarafından organize ve finanse
edilen diğer kişilerin faaliyetlerinin, medya aracılığıyla tartışma konusu
edilmesi sürecinde, “yabancılara toprak satışı” konuları yoğun
tartışılınca Tapu Kadastro da bir açıklama yaptı.

 

Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki
Adlı, yabancıların Türkiye’de taşınmaz mal edinmesinin çok açık ve net şekilde
izlendiğini vurguladı ve ‘bu iş başıboş değil’ dedi.

 

Zeki Adlı, basında yer alan
yabancıların Türkiye’de gayrimenkul edinmesine ilişkin haberlere açıklık
getirmek amacıyla, Genel Müdürlük binasında bir basın toplantısı düzenledi.
Ancak, sadece yabancıların gayrimenkul edinmesini değerlendirdi. Türkiye’de her
isteyen kişinin istediği yerde, istediği şekilde gayrimenkul alamadığına işaret
eden Adlı, ‘Bu iş titiz şekilde, hem hükümet hem ilgili kuruluşlar tarafından
koordinasyonlu ve sağlıklı şekilde izlenip, değerlendiriliyor’, diye konuştu ve
çalışmanın önceki bölümünden de hatırlanacağı üzere, aşağıdaki metinde yer alan
açıklamalarda bulundu.

 

2644 sayılı Tapu Kanununda yapılan
değişiklikle, ‘yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı tüzel kişiliğe sahip
ticaret ketlerinin Türkiye’de taşınmaz mal ve sınırlı ayni haklar edinimlerine’
ilişkin esaslar getirildiğini anlatan Adlı, ancak bu kişiler ve şirketlerin
Türkiye’de edinebileceği alanın 30 hektar i!e sınırlandırıldığını ve bu
miktarın, ancak hükümet izni ile aşılabildiğini belirtti. Yabancıların taşınmaz
alımlarında, özellikle turizm bölgelerine rağbet ettiğine ve bu bölgelerdeki
yanıklar, siteler ve beldeler genellikle köy sınırlar’ içinde bulunduğundan,
köylerde taşınmaz mal edinimini yasaklayan maddenin yürürlükten kaldırıldığına
dikkati çeken Adlı, bununla ayrıca yatırımları teşvik etmeyi amaçladıklarını
söyledi.

 

TKG’ye göre kim ne kadar mal edinmiş?

 

2644 sayılı Tapu Kanununun yürürlükte
olduğu 1934 tarihinden, Temmuz 2003 tarihine kadar, toplam 58 ülkenin 38 bin
229 vatandaşı tarafından, 37 bin 336 adet taşınmaz mal edinildiğini anlatan
Adlı, yabancı gerçek kişiler tarafından edinilen taşınmaz malların toplam
alanının ise 265 bin 872 dönüm olduğunu, bu alanın büyük kısmının da Suriye
uyrukluların Hatay, Gaziantep, Kilis bölgelerindeki taşınmaz malları olduğunu
belirtti. Yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği 19 Temmuz 2003 tarihinden
günümüze kadar da, toplam 48 ülkenin 7 bin 138 vatandaşı tarafından 6 bin 80
adet taşınmaz mal edinildiğini’ kaydeden Adlı, bunun 5 bin 713’ünün satış,
445’inin ise intikal ve miras gibi farklı nedenlerle edinilen mallar olduğunu
söyledi.

 

Değişiklik sonrası İngiltere başı
çekiyormuş

 

Kanun değişikliği yürürlüğe girmeden
önceki dönem-de, Türkiye’de en fazla taşınmaz mal edinen 10 ülkenin başında 12
bin 355 adet taşınmaz mal ile Yunanistan’ın bulunduğunu belirten Adlı, bunların
yaklaşık 11 bininin Türk kökenli Yunan uyruklu vatandaşlar ait olduğunu
bildirdi. Toplam 9 bin 709 taşınmaz ile ikinci sırada bulunan Almanya’yı ise 4
bin 573 adet taşınmaz ile  Suriye’nin izlediğini anlatan Adi:, 2003
yılından önceki dönemde en çok taşınmaz mal edinilen illerin başında ise 9 bin
49 gayrimenkul ile İstanbul, 5 bin 562 adet taşınmaz ile de Antalya olduğunu
kaydetti. Adli, yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği 2003 tarihinden itibaren de,
Türkiye’de en fazla taşınmaz mal edinen ülkelerin başında 2 bin 402 adet
taşınmaz ile İngiltere, bin 428 adet taşınmaz ile Almanya, 482 adet taşınmaz
ile de Hollanda’nın bulunduğunu, en çok taşınmaz edinilen illerin başında ise
Antalya, Muğla ve Aydın’ın geldiğini söyledi.

 

2003’ten bu yana 44 Trilyonluk satış
yapıldı

 

Kanun değişikliğinin yapıldığı 2003
yılından bu yana, tapu kayıtlarına geçen yabancıların satın aldığı taşınmaz
malların bedelinin 44 trilyon lira olduğunu bildiren Adlı, bunun Merkez Bankası
reel kayıt değerinin ise 600 milyon dolar olduğunu vurguladı. Bugüne kadar
Türkiye genelinde 45 bin 252 yabancı uyruklu gerçek kişilerin 43 bin 307 adet
taşınmaz edindiğini belirten Adlı, bunun 15 bin 908’inin arsa, arazi, 4 bin
526’sının binalı arsa, 22 bin 873’ünün de bağımsız bölüm olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin 780 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümünden yabancıların
mülkiyetinde olan alanın 269 bin 296 dönüm olduğuna dikkat çeken Adlı, bunun 10
binde 3 civarında olduğunu söyledi. Adlı bu arada, yabancıların taşınmaz mal
ediniminin 2004 Ağustos ayı itibarıyla, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 26
artarak 3 bin 564 adet olarak gerçekleştiğini vurguladı.

 

Suriyelilere, 1939’den beri taşınmaz
mal satışı yasak

 

Türkiye’de yabancılara ait toplam 269
bin 296 dönümlük alanın 241 bin 451 dönümlük kısmının Suriye uyruklu
yabancılara ait olduğuna işaret eden Adlı, dolayısıyla Suriye uyruklular
dışında tüm yabancı ülke vatandaşlarının edindiği alanın, 27 bin 845 dönüm
olduğunu söyledi. Adlı, Hatay’ın Türk sınırlarına dahil olduğu 1939 yılından bu
yana Suriyelilere taşınmaz mal satışının yasak olduğunu ve bu tarihten mal
ediniminin söz konusu olmadığını belirtti.

 

Suriyelilerin 1939 yılından önce
aldığı gayri menkullerin de Hazine tarafından kontrol edildiğini anlatan Adlı,
Suriye uyrukluların Türkiye’de edindiği toplam 4 bin 590 adet taşınmazın daha
çok Hatay, Gaziantep, Kilis ve Mardin illerinde bulunduğunu ifade etti. Tapu ve
Kadastro Genel Müdürü Adlı, şöyle devam etti: ‘Türk vatandaşlarının Suriye’de,
Suriye uyrukluların ülkemizde, mevcut taşınmaz mallarından daha fazla taşınmaz
malı bulunmakta olup, iki ülke arasında uzun süreden bu yana emlak müzakereleri
sürdürülmektedir. Buna karşılık, Suriye uyrukluların ülkemizdeki taşınmaz
mallarıyla ilgili herhangi bir tasarruf yaptırılmamakla birlikte, devletimizin
kontrolünün sağlanması amacıyla bu mallar kayıt altına alınmıştır.”

 

TKG’ne göre GAP’ta İsrail
uyrukluların taşınmazı yok!

 

GAP bölgesinde yabancıların edindiği
taşınmaz mallarla ilgili de basına açıklamalarda bulunan Adlı, bölgedeki toplam
9 ilde 939’u 1939 yılından önce Suriye uyruklulara ait olmak üzere, toplam bin
961 adet taşınmaz olduğunu bildirdi. Resmi kayıtlara göre GAP bölgesinde İsrail
uyruklular adına kayıtlı bir taşınmaz bulunmadığına dikkati çeken Adlı, Türkiye
genelinde ise toplam yüzölçümü 63 dönüm olan 133 adet taşınmaz malın, 101
İsrail uyruklu kişi tarafından edinildiğini kaydetti.



Yabancıların aldığı en büyük alan 19 dönümmüş(?)

 

Daha sonra gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Adlı, yüzölçümü bakımından Türkiye’de yabancıların satın aldığı en
büyük arazilerin, Türkiye’de doğup daha sonra yabancı ülkelerin vatandaşlığına
alınan kişilere ait olduğunu anlattı. Adlı, ancak yabancı isimli kişilerin
ülkede aldığı en büyük alanın 19 dönüm olduğunu söyledi. İsrail uyruklu
kişilerin, Türk vatandaşları adına gayrimenkul alıp almadığına ilişkin soru
üzerine Adlı: “Normalde satış işlemlerinde kimin adına satış yapıldıysa,
onun adına geçerlidir. İsraillilerin mal almaları serbestken, neden başka
adlarla alsınlar?” diye sordu. Basında çıkan haberler sonrası, GAP
bölgesine kamu kuruluşlarından yetkililer gönderdiklerini anlatan Adlı, bu
incelemelerin kamuoyunu bilgilendirmek ve   resmi olmayan satış varsa
bunu öğrenmek için olduğunu söyledi. Adlı, “geniş arazilere sahip olmak
isteyen kuşku yaratacak kişiler olup olmadığına” ilişkin soruya karşılık
da, kurum ve kuruluşlarla periyodik iletişim halinde olduklarını belirterek,
“bugüne kadar tehlike noktasında bir şey hissetmedik” dedi.

 

Ciddiyet anlaşılmadı galiba?

 

Tapu Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı,
İsrail’in GAP bölgesinde taşınmazı olmadığını söylüyor. Ancak istihbarat
raporları, İsrail’in çok gizli bir plan dahilinde, GAP’ta ki su kaynaklarını kendi
lehine çekmek için çalışma yapmasının yanı sıra, teknolojik olarak sulama
projeleri adı altında Türk şirketlerle ortak çalışma yaptığını belirtiyorlar.

 

İsrail, 450 bin dönüm araziyi da
Musevi kökenli Türk vatandaşları aracılığı ile satın alıyor. Nasıl ki Suriye,
Türkiye’den toprak alma konusunda sabıkalı, İsrail’in de tarihi itibariyle aynı
uygulamaya alınması gerekirdi. İsrail GAP’ta yaptığı arazi alımlarında piyon
olarak kullandığı Türk vatandaşlarına, özel bir anlaşma imzalatmaktadır. Şu ana
kadar bu anlaşmalarla ilgili yazılı bir detay medyaya yansımamakla birlikte, bu
bölgede ekonomik güçleri binlerce dönüm arazi almaya yetmeyen isimlerin varlığı
bu anlaşmaların varlığıyla ilgili iddiaları güçlendirmektedir.

 

İşte bu aşamada Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün
çaresizlik içinde olduğu ortaya çıkıyor… Bunu açıklamasa; da zor durumda
kaldığı nokta burası. Ancak askeri kaynaklar işin detaylı boyutunu mercek
altına aldılar bile…

 

Bana en son gelen bir bilgi de
konunun ne derece ö-nemli olduğunu ortaya koyuyor. Konya’nın Karapınar
ilçesinin Askeri Stratejik Bölge olduğunu herkes biliyor. Bu alanda
uluslararası askeri atışlar yapılır. Ayrıca bu alan Kara Kuvvetleri
Komutanlığı, Eğitim Doktrin Komutanlığının bulunduğu yerdir…

 

İşte burada yeni bir gelişme
yaşanıyor. İsrailli işadamları ‘Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi’ adı
altında bir çalışma başlattılar. Ve bölgede bu çalışmayı yürütmek için 40 bin
dönüm arazi kiraladılar. Bu işe aracılık eden ise Karapınar İlçesi Ereğli Belde
Belediye Başkanı ile 3 Bölge Milletvekili… İddiaya göre, israil buraya da
teknoloji getirecek. Stratejik yer olan Karapınar’a…

 

CHP Meclise taşıdı

 

Diğer yandan istihbarat raporları
Nokta’da açıklandıktan sonra, konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de taşındı.
CHP işin takipçisi olacağını belirtti. Raporların tamamını kitabın ilerleyen
bölümlerinde göreceksiniz…

 

CHP Grup Başkan Vekili Haluk Koç,
yabancıların son dönemde Türkiye’de çok büyük araziler satın aldığını
bildirerek, “ülke toprakları ayağımızın altından kaymaktadır” dedi.

 

Koç, bir grup milletvekili ile
birlikte Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Ulusal Kurtuluş
Savaşından sonra 1984 yılına kadar ülke topraklarının yabancılara satışına izin
verilmediğini anımsattı. Bugün ‘Lozan’la perçinlenen Anadolu topraklarının
korunması konusunda duyarlılık gösterenlerin paranoya ile suçlandığı’ bir
dönemden geçildiğini kaydeden Koç, ülke işgallerinin geçmişte olduğu gibi bugün
de sadece topla tüfekle yapılmadığına dikkat çekti. Ülke topraklarının korunmasını
sağlayan yasal düzenlemenin iki kez ‘küreselleşme döneminin ilk siyasi aktörü’
olarak nitelendirdiği eski Başbakan Turgut Özal tarafından delinmek istendiğini
ifade eden Koç, bu yasaların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini
anımsattı. Geçen yıl da ‘karşılıklı olmak ve yasal sınırlamalara uymak’
kaydıyla yabancı uyruklu gerçek kişilerle ticari şirketlere Türkiye’de mülk
edinme hakkı tanındığını belirten Koç, CHP’nin bunun iptali için de Anayasa
Mahkemesi’ne başvurduğunu anlattı. “Ülke toprakları bu getirilen uygulama
ile ayaklarımızın altından kaymaktadır” diyen Koç, sözlerini şöyle
sürdürdü:” (Bu tehlikeye kulak verin) demek bazıları tarafından paranoya
olarak adlandırılabilir, dinozorluk olarak görülebilir. Dinozorluk, paranoya bu
değildir. Geçmişten bugüne bu uygulamanın Türkiye’yi topsuz, tüfeksiz, silahsız
bir ekonomik işgalin pençesine götüreceğini söylemek yurtseverliktir, bu ülkeyi
sevmek, bu ülkeye sahip çıkmaktır. (Milli Görüş gömleğini çıkarttık) diyen bir
emperyalist aferin için kalıptan kalıba giriyor, dediğim için bana tazminat
davası açan yeni bir aktör bulundu ve yasa çıkartıldı. Anlaşılan bunlar sevgili
hocalarının rahle-i tedrisatından da iyi geçememişler.”

 

Kimse bizim kadar cömert değil

 

CHP Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç’ta basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bir yılda vatan
topraklarından 277 bin dekarlık kısmı elden çıktı” dedi.

 

Kılıç, bu miktarın sadece gerçek
kişilerin aldığı bölüm olduğunu da belirtti. Kars Milletvekili Selami Yiğit’te
Suriye vatandaşlarının sınır bölgesinden, Yunan vatandaşlarının da Ege Bölgesi
ve Trakya’dan büyük topraklar aldıklarını söyledi.

 

‘Hiçbir ülke bizim kadar cömert
değil’ diyen Yiğit, açıklamasında şunları söyledi:

 

“Karşılıklılık ilkesi bu yasada
olmasına rağmen işlemiyor. Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya tarım ve
orman arazilerinin yabancılara satışını 2010 yılına kadar yasaklamıştır.
Polonya’da ise bu süre 12 yıldır. Litvanya ve Estonya’da da AB’ye girmeden
önce, yabancılar arazi satışı yasaktır. Rusya Federasyonu sınır bölgelerinde
arazi satışına asla izin vermiyor. İsrail’in topraklarının yüzde 80’i devlete
aittir. Bunları kendi vatandaşları bile satın alamaz. AB’den müzakere tarihi
bile alamamış Türkiye’nin bu kadar aceleci davranmasını ülkenin bütünlüğünü
tehlikeye sokacak bir uygulama olarak görüyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin kararını
sabırsızlıkla bekliyoruz.”

 

Bu arada devletin bazı kurumları
arasında da ciddi bir diplomasi yaşanıyordu.

 

‘Adalet Bakanlığı’nın Gizli
Genelgesi’

 

CHP Grup Başkan Vekili Koç, 2 Kasım
2001 tarihinde Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel
Müdürlüğünün, Cumhuriyet Başsavcılıklarına gizli bir genelge göndererek, Yunan
uyruklu kişilerin kıyı ve sınır bölgelerinde mülk edinmelerine izin
verilmemesini istediğini bildirdi. Bu duyarlılığın gizli genelgeyle geçen
hükümet döneminde gösterildiğini kaydeden Koç: “Adalet Bakanı zina ile
uğraşacağına biran önce bu konuda neler olduğunu açıklasın. Üç maymunu
oynayarak siyaset yapamazsınız. Ülke topraklarında kabadayılık yapmak kolay,
kabadayılığı ülkeyi koruyarak yapın”, diye konuştu.

 

En fazla Yunanlılar

 

CHP Milletvekillerinin dağıttığı
haritalara göre yüzde 31.7 ile en fazla Yunan vatandaşları Türkiye’den mülk
e-dindi. Yunanlıları yüzde 28 ile Alman vatandaşları, yüzde 12.2 ile
ingilizler, yüzde 11.6 ile Suriyeliler izliyor.

 

Türkiye’de yapılan bu tartışmalar
devam ederken, aynı konu KKTC’nde de gündeme geldi ve KKTC Meclisi toplanarak
alelacele KKTC topraklarının yabancılara satılmasıyla ilgili yasalarını yeniden
düzenledi ve yabancıların toprak alımını oldukça ağırlaştırıcı kararlar aldı.
Yavru vatan uyandı. Ancak Türkiye iyi niyetini koruyor.

 

Yavru Vatan Kıbrıs uyandı!

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Bakanlar Kurulu, Annan Planı’nın Kıbrıs’ta taraflara sunulmasının ardından
önemli oranda artış gösteren yabancı uyrukluların KKTC’den taşınmaz mal
almasına karşılık ilgili yasada köklü değişikliğe gitti. Bakanlar Kurulu,
yabancı uyrukluların KKTC’de taşınmaz mal edinmelerini düzenleyen yasadaki
değişikliği onayladı. Buna göre, yabancılar bundan sonra KKTC vatandaşları gibi
mülkiyet hakkına sahip olamayacak, satın aldıkları taşınmaz mallar üzerinde
intifa (kullanma,faydalanma) hakkını 125 yıllığına alacak. Bakanlar Kurulu
Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, yaptığı açıklamada,
satıcı mülkiyeti devrettiği anda mülkiyetin devlete geçeceğine işaret ederek,
devletin de yabancıların bu taşınmaz malları 125 yıl süreyle kullanmasına imkân
tanıyacağını anlattı, ilgili yasada önemli bir değişikliğe gidildiğini belirten
Celal, son aylarda yabancılara mal satışındaki eğilimin artması üzerine,
devletin hukuk makamlarıyla istişare halinde bu tedbirin alındığını ve yasa
tasarısının ivedilikle meclise sevk edildiğini bildirdi. Celal, bir soru
üzerine, yasanın geriye dönük değil, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
uygulamaya gireceğini belirtti. Bugüne kadar kaç yabancıya taşınmaz mal
satıldığının belli olmadığını kaydeden Celal, Bakanlar Kurulundan izin talebi
öncesinde mal sahibi ve alıcı arasında sözleşmeler yapıldığını, bunları tespit
etmenin pratikte mümkün olmadığını söyledi.

 

İsrail için su hayatın kendisi

 

“İsrail için su o kadar
önemlidir ki biz, 1967’de Araplarla savaşa biraz da su kaynaklarını kontrol
altına alabilmek için girdik”

 

Moşe Dayan, 1967 savaşındaki
İsrail’in Ordu Komutanı.

 

Hakan Türk’ün ‘Büyük Komplo’ adlı
kitabının ‘Nil’den Fırat’a su politikası’ bölümünün girişi bu sözle başlıyor.

 

Hakan Türk, kitabının bu bölümünde şu
görüşlere yer veriyor:

 

 “Kapalı kapılar arkasında
Türkiye aleyhine alınan kararların acaba kaç tanesinden hükümetlerin veya
devletin istihbarat birimlerinin haberi olmaktadır? Bunun en basit bir örneğini
vermem gerekirse, Türkiye’den çıkan Dicle ve Fırat nehrinin sularıyla ilgili
‘Barış Suyu’ ismi altında Türkiye’nin çoğunlukla haberi olmadığı veya yapılan
toplantılar bittikten sonra haberi olduğu kararlar alınıp, bu kararları
uluslararası kanunlarla pekiştiriyorlar. Bizimse iş işten geçtikten sonra bütün
bu olanlardan haberimiz olmaktadır.

 

İsrail su krizini aşabilmek için,
şimdiye kadar çoğu uluslararası hukuka göre illegal olan çeşitli projeler
geliştirdi. Sürekli artan nüfusuna su sağlamak için, Ürdün hatları ağıyla
Tel-Aviv’e su pompalıyor. İşgal altındaki Batı Şeria’nın hemen altında yer alan
ve yağmur sularıyla beslenen su katmanları da İsrail’in elinde. Bu arada Arap
kuyularının kullanımını da kapsayan bazı düzenlemeler, Batı Şeria’daki
Filistinlilere giden su akışını kısıtlıyor ve su Yahudilere aktarılıyor. İşgal
altındaki Golan Tepeleri’nin suyu da İsrail’e akıyor. Tüm bunlara rağmen Yahudi
Devleti’nin suya açlığı bitmiyor.

 

Hayfa Üniversitesinden Arnold
Soffa’ya göre, İsrail felaketin eşiğine gelmiş durumda, suda 2000 yılından
sonra yüzde 3O’luk bir azalma bekleniyor. Kıyılar sığ ve topraklar gittikçe
tuzlanıyor. İsrail’in su ihtiyacının önemli bir bölümünü sağlayan Kinneret
Gölü’ndeki su seviyesi kritik bir düzeye erişmiş halde. Yüzde 60’ta olan ve su
kaynakları sınırlı olan İsrail, susuzluk içinde kıvranıyor. İsrail  DSI’si
konumundaki Mekorot’un Su Kaynakları Dairesi Başkanı Raf i Boaz, İsrail’de
İngilizce olarak yayınlanan The Jerusalem Post Gazetesi’ne Ocak 1996’da yaptığı
açıklamada, zaten suyu tasarruflu kullanan İsrail halkına, daha fazla tasarruf
yapmaları çağrısında bulundu.

 

İsrail’in söz konusu su krizi, onu
illegal politikalara yöneltiyor. Yahudi Devleti, on yıllardır işgal altında
tuttuğu Arap topraklarındaki suları çalıyor. İngiliz The Indepen-dent Gazetesi,
Yahudi Devleti’nin söz konusu su gaspını şöyle anlatıyor:

 

Likudpartisinin programında ‘Su bizim
hayatımız, böyle olunca da bu nesneyi bize karşı daima iyi niyet gösterisinde
bulunmayabilecek/erin eline teslim etmemeliyiz” deniliyor. İşgalin
başlangıcından bu yana Filistinlilere beş kuyu açma izni verildiği halde
İsrailliler, 40 derin kuyu a-çarak Filistinlilerin toplam kuyularından
çıkardığından daha çok su elde ediyor. İsrail ortalama Filistinlilerin dört
misli fazla su elde ediyor. Nitekim Filistinliler, ‘çöle hayat getirdiler, ama
bizim sularımızdan’ diyorlar… Binlerce yıl önce Yitzhak, ülkelerinde iki kuyu
açmak için Filistinlilerle savaşa girmişti. Bugün o kuyular tekrar açılmış
durumda ve geleneğe uyularak, onlara kin ve nefret “ihtilaf’ adı verilmiş.

 

İsrail’in kullandığı suyun büyük
oranı, özellikle Batı Şeria’da gerçekleştirilen kullanım, uluslararası hukuka
göre oldukça fazla. Bir İsrail vatandaşı bir Filistinlinin kullandığı suyun beş
katını kullanıyor. Filistinliler ise bu suya İsrail vatandaşlarının
ödediklerinin üç katını ödüyor. Filistinliler İsrail’in kendilerine ait su
kaynaklarını çaldığını şöyle anlatıyorlar:

 

‘İsrail suyumuzu çalıyor’… Batı
Yakası’nın altında büyük bir su gölü var. Aslında bu suyun tümü bize ait
olan  topraklarda kalıyor. Ama İsrail burada açtığı kuyuları çok çerin
Kazıyor ve hemen suyun hepsini çekiyor. İşgal altında tuttuğu Batı Yakası’ndaki
su kaynaklarının yüzde 90’im İsrail kullanıyor. Bize içecek su bırakmıyor.
Gerçekte işgalin nedenlerinden biri bu. İsrail 25 yıldır bizim suyumuzla çölde
vahalar yaratıyor. Hatta Lübnan’ın güneyine girmesinin nedenlerinden bin da
gene su. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi barış masasına otururken
kullandığı mevcut su kapasitesinden bir damla taviz vermek  istemiyor.
Statükoya devamdan yana. Ortadoğu barışının ana konularından biri olan su
üzerindeki anlaşmazlığı gidermek için uluslararası uzmanlara başvurmak
istiyoruz.  Hiç olmazsa bir geçiş dönemi boyunca kişi başına bir miktar
belirleyip, İsrail’in suyu bu kişi başına düşen miktara  göre bir eşitlik
ilkesi üzerinden hareketle dağıtmasını  istiyoruz. Bizim talebimiz bu. Ama
İsrail tutuyor, bize Gazze’de su arındırma sistemleri kurmamızı öneriyor.
Olacak şey değil. Feci pahalı bir sistem bu. Öyle ki Coca-Cola içmek daha ucuza
geliyor.

 

  Evet, İsrail’in suya olan
ihtiyacı giderek artıyor. Ancak  bir de buna vaadedilmiş toprakları
koyarsak, GAP’ın ne  kadar önemli olduğu anlaşılır.

 Şimdi İsrail kaynakları GAP’ta
varolmalarının tek nedeninin ticaret olduğunu belirtiyorlar. Peki tarihsel bir
süreç  ve sürdürülen politikaları hiçe mi sayalım? Bunlara bir diyecekleri
yok mu? Herkes konuşuyor. Ama İsrail susuyor.  Sadece icraat yapıyor ..’

 

2. BÖLUM

SONUÇ OLARAK İSRAİL’İN GÖZÜ GAP’TA

 

Reagan döneminin şahin isimlerinden
biri olan ABD Savunma eski Bakan Yardımcısı Richard Perle, ne gariptir ki
Amerika’da Türkiye’nin lobisini yapmak için seçilmiş olan şirketin de
başkanıdır.

 

Richard Perle önceki yıllarda, İsrail
hükümeti lehine bilgi sağlaması konusuyla da gündeme gelmiştir. Bazı iddialara
göre, 1970 yılında FBl’ın düzenlediği bir operasyon sonucunda Perle, İsrail
Elçiliği’ne gizli bilgileri aktarırken yakalanmıştır. Bilinmektedir ki çeşitli
zamanlarda tüm dünyada İsrail adına lobi faaliyetlerinde bulunan Richard Perle,
diğer yandan da güneydoğuda bir Kürdistan fikrini canlı tutmaya çalışan
isimlerden biridir. Ancak Perle Kürdistan fikrini canlı tutan tek Amerikalı da
değildir.

 

Amerikan senatosunda görev yapan Yahudi
senatör Stephan Solarz da bu fikrin önemli destekçilerindendim Yahudi senatör
Stephan Solarz her fırsatta İsrail’e sadakatle bağlı olduğunu belirtmekte ve
İsrail için iyi şeyler yapmış olmakla övünmektedir.

 

1989-90 yıllarında Türkiye’ye gelen
turistler arasında İsrail’e sığınan Kürt Yahudilerinden bir grup da
bulunmaktadır. Bu grup o dönemde Diyarbakır’daki Iraklı Kürt mülteci kamplarını
ziyaret etmiş ve ciddi iddialara göre MOSSAD yararına bilgi toplamıştır. Bu da
İsrail’in güneydoğuya ilgisinin çok da yeni bir olgu olmadığını ortaya
koymaktadır.

 

İsrailli işadamlarının son dönemlerde
resmi yollarla yaptıkları GAP çıkartmaları da konunun bir başka çarpıcı
yönüdür… İsrailli işadamları GAP bölgesinde yer alan birçok ticaret odası ile
nedeni açıkça belli olmayan çok derin ilişki içerisine girmişlerdir. Bir
gazetenin haberine göre, Gaziantep Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Özçal
bir süre önce, İsrailli 20 işadamının GAP’la ilgili yaptıkları ziyaretle ilgili
olarak, İsrailli işadamlarının Gaziantep’e ziyaretlerinin çok olumlu geçtiğini
belirterek, İsraillilerin GAP’la ilgili bütün gelişmelere açık olduklarını
belirtiklerini ifade etmiştir.

 

Elinizdeki kitabın bütün bölümlerinde
yer aldığı gibi, İsrail’in ve İsrailli Yahudilerin güneydoğu bölgesine ilgisi
açıktır. Ve bu faaliyetlerini çeşitli nedenlerle açıklamaktadırlar. Bu
nedenlerin başında ise, İsrail’in çok yeni teknolojilere sahip olduğu tarım
teknolojisinin GAP bölgesinde kullanılmasıdır. Bu nedenle İsrail tarımsal
yardım adı altında bölgede rahatlıkla faaliyet göstermektedir. Bir dönemin TOBB
Başkanı Yalım Erez; “İsrail’in dünyaca ünlü zirai firmaları olan Cargill,
Continental, Grain, Philip Brother, Mark Rich aracılığıyla GAP bölgesindeki
tarım için yüksek teknoloji getirebilir” demiştir.

 

İsrail’le yapılan bu “tarımsal
işbirliği” yönteminin, perde arkasında İsrail tarafından ne amaçla
kullanılabileceğini düşündüğümüzde ise konu biraz daha netleşmektedir.

 

İsrail’in, İsrailli işadamları
vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafında çeşitli konularda faaliyet gösterdiği
bugün bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

İsrail’in bu faaliyetleri ön planda
teknolojik işbirliği gibi görünüyorsa da özellikle GAP bölgesinde gittikçe ivme
kazanan faaliyetler İsrailli din adamlarının da katkısıyla başka bir kimliğe
bürünmektedir.

 

Bütün bunlar değerlendirildiğinde
elimizde çok net bir gerçek vardır. İsrail GAP ile yakından ilgilenmektedir ve
bunu gizlememektedir.

 

İsrail neyin peşinde?

 

Buraya kadarki verilerden de
anlaşılacağı gibi, İsrail’in Güneydoğu Anadolu’yu içine alan kutsal sınırları
ve suya olan acil ihtiyacı, GAP ile yakından ilgilenmesine yol açıyor. Kuruyan
topraklar GAP ile yeşeriyor. Yeşerdikçe de verimlilik artıyor. Dolayısıyla da
İsrail’in gözü önünde bulunan bu verimli toprak ve dolu dolu akan suya dönüyor.
İsrail GAP konusunda Türkiye ile işbirliği yapmak istediğini, İsrail’in su
kaynaklarından yoksun olduğunu, Türkiye’nin ise zengin su, toprak ve işgücüne
sahip bulunduğunu her fırsatta belirtiyor.

 

Simon Peres bir açıklamasında
İsrail’den bahsederek; “Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkân
yaratamazsak, bu kez su için savaşacağız” demiştir.

 

İsrail’e en yakın ve yoğun su
kaynaklarının Türkiye’de olduğu gerçeğini düşündüğümüzde, Peres’in bu
açıklamasının kime karşı yapıldığı anlaşılacaktır.

 

İsrail Hayfa Üniversitesinden Prof.
Armon Sofer’de 1990’da verdiği demeçte, “Orta Doğu’da su kaynaklarının
kullanımı yüzünden savaş çıkacak” demiştir.

 

Ortadoğu’da çok ciddi bir su problemi
olduğu bütün dünyanın bildiği bir gerçek. İsrail ve işgal altındaki topraklarda
kişi başına düsen su miktarı gittikçe azalmaktadır. Bu da İsrail’i gittikçe
daha da radikal stratejik kararlar almaya zorlamaktadır.

 

Kısaca söylemek gerekirse, İsrail,
bölgesindeki suyun tamamını kontrol altına almak istemektedir. Çünkü su İsrail
için yaşamsal öneme sahiptir. Vaat edilmiş toprakların içinde bulunan Ürdün
nehrinden, Yarmuk ve Bati Şeria’daki kaynaklardan İsrail büyük miktarda su
sağlamakta ancak bu su İsrail’e yetmemektedir. Versay Barış Konferansında
1919’da ileri sürülen Siyonist Haritaya Litani Nehri de dahildir. İsrail
1982’de Lübnan’a saldırışında bu nehri kontrol altına almak istemiş ancak
başarılı olamamıştır. Sadece bu olay bile suyun İsrail için ne kadar önemli bir
şey olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

 

Sudan, Etiyopya ve Türkiye

 

Etiyopya’nın İsrail güdümlü dış
politikası, gözleri Türkiye ve Sudan üzerine çekmektedir. Türkiye’deki Yahudi
lobisinin çeşitli alanlardaki yoğun baskıları her geçen gün artarken, GAP
bölgesinde her geçen gün Tel-Aviv merkezli yeni manevralar yapılmakta, yeni
stratejiler geliştirilmektedir. Sudan’ın İsrail için stratejik önemi İsrail’in
bu ülke ile ilgili çeşitli hesaplar yapmasına yol açmıştır. İsrail Devleti’nin
kontrolünde bulunan ajanlar vasıtasıyla Sudan’da ortaya çıkan karışıklıklar, bu
devletin uluslararası arenada çok ağır baskılara uğramasına neden olmuştur. Bu
gün Sudan devleti bir yığın etnik çatışmanın içerisinde boğulan bir devlet
durumundadır. Ve bazı iddialara göre tüm bu çatışmaların merkezinde İsrail
ajanları bulunmaktadır.

İsrail bunu hep yapıyor…

 

İsrail’in, güneydoğuda kurulacak
“İsrail Kontrollü Kürt Devleti” ve su savaşı senaryoları, İsrail’in
bu bölgedeki çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. MOSSAD-Barzani-Kürt
Yahudileri işbirliği ile Kissinger ve Abramovvitz gibi kurmayların
katkılarıyla, İsrail bir taraftan Kürt sorunu ile ilgili yeni öneriler
getirirken, bir taraftan da ABD’deki stratejistlerine savaş senaryolarını
yazdırmaktadır.

 

Su sorununun Ortadoğu’da bir savaşa
yol açacağı fikri ilk olarak 1986 yılında ClA’nin Uluslararası Stratejik
Araştırmalar Merkezi tarafından ortaya atılmıştır. Merkezi VVashington’da
bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, 1986’da ‘Ortadoğu’nun Su Sorunu’
başlıklı bir rapor yayınlar. Raporda; bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir
debilerinin azalacağı, günlük hayatta suyun petrolden daha değerli olacağı gibi
araştırma sonuçlarına yer verilir ve bir de kehanette bulunulur: “Nil,
Ürdün ve Fırat… Ortadoğu’da, gelecekteki bir savaş, mutlaka bu üç nehrin
sularının paylaşılmasından çıkacak”…

 

İsrail GAP ‘ta ne
arıyor?       

 

İsrail’in şu andaki su ihtiyacının
önemli bir bölümü  Taberiye Gölü’nden karşılanmaktadır. Oysa Taberiye
Gölü’ne akan Litani Nehri Lübnan üzerinden gelmekte ve bu gölün kontrolü
İsrail’in sınırları dışında kalmaktadır. İsrail’in Güney Lübnan’ı işgal
etmesinin temel nedeni budur. Çünkü İsrail bu işgal planıyla hem stratejik bir
alanı kontrol altına almış, hem de kendisi için hayati öneme haiz su kaynağına
sahip olmuştur.

 

Buna rağmen, çeşitli ülkelerden akın
akın İsrail’e gelen Yahudi göçmenler de hesaba katıldığında, gelecekte
planlanan İsrail Devleti’nin nüfusuna yetecek kadar su kaynağı Ortadoğu’da
bulunmamaktadır. Bu da İsrail Devleti’nin gözünü Ortadoğu dışındaki su
kaynaklarına çevirmektedir. İsrail’in GAP’a son teknolojik sistemlerle yatırım
yapması, hatta bu bölgede Kürt kökenli Yahudiler aracılığıyla toprak almasında
yatan gerçek budur…

 

İsrail’in Türkiye ile birlikte
yürüttüğü ‘Barış Suyu’ projesine göre Fırat’ın suyu Suriye üzerinden önce
Ürdün’e, daha sonra da İsrail’e aktarılacaktır.

 

İlk anda hayata geçirilmesi düşünülen
bu projeden sonra, İsrail’in, GAP’ın kontrolünün tamamen kendisine geçmesini
sağlayacak projeleri güneydoğu üzerinde hızla uygulamaya soktuğu
gözlemlenmektedir.

 

Su = Hayat

 

İsrail Tarım Bakanı Rafa el Eitan:
“Bölgede su, saatli bombadır”, diyor.

Su sorunu hakkında oldukça radikal
görüşleri olan Eitan, MOSSAD’ın askeri kanadı LAKAM’ın eski şefidir.

 

Yapılan değerlendirmelere göre,
İsrail ve Ürdün, su rezervlerini tekrar doldurabileceklerinden, yüzde 15 daha
fazla bir hızla tüketmektedirler. İsrail’deki her yerleşim yeri günde 280 İt.
yani Filistin’dekinin 4 katı su harcamaktadır.

İsrail Bati Şeria ve Gazze’deki suyun
yüzde 60’ını elinde tutmaktadır. Washington Uluslararası Stratejik Araştırmalar
Enstitüsü görevlilerinden  ve Daniel C. Stoll Ortadoğu’daki Su Kaynakları
Konusunda ABD Dış Politikası adlı araştırmalarında, Ortadoğu’da gelecekte
muhtemel bir savasın petrol yüzünden değil de su yüzünden çıkacağını
belirtiyorlar.

 

Bu gün bilinmektedir ki, İsrail’in
Batı Şeria ve Güney Lübnan’ı işgal etmesinin en önemli nedenlerinden biri de
buraların zengin su kaynaklarına sahip olmalarıdır.

 

Su ve Türkiye İsrail İlişkileri

 

Şiddetli su kavgaları Ortadoğu için
yeni bir şey değildir. Bu bölgede yapılan bundan evvelki birçok savaş Nil,
Dicle ve Fırat nehirlerindeki suyun ekseninde yapılmıştır.

 

Ortadoğu’daki su kaynakları durmaksızın
artan ihtiyaçlar yanında yetersiz kalmaktadır. Su her tarihte, bu bölgedeki
devletler arasında oldukça ciddi bir baskı kaynağı olmuştur. Yakın gelecekte,
Fırat, Dicle ve Nil Nehirleri ekseninde yapılacak bir su savaşı hiç de
şaşırtıcı olmayacaktır.

 

Tüm kaynaklar, Ortadoğu’da petrolden
daha değerli hale gelmeye başlayan suyun, gittikçe önemini daha da rtırarak ve
stratejik bir önem kazanarak, bölgede savaş rüzgârları estirebileceğini
belirtmektedirler.

 

Su savaşlarında Türkiye’nin yeri

 

İşte birkaç başlık…

 

Los Angeles Times: Su Sorununda
Türkiye Anahtar.

 

İngiliz Dışişleri Bakanlığınca
hazırlanan ‘Ortadoğu’da Su Sorunları’ adlı raporda; İsrail Hükümeti’nin
Türkiye’ye, Ortadoğu’da savaş su yüzünden çıkabilir mesajını gönderdiğine
dikkat çekiliyor.

 

Middle East Dergisi, Türkiye’nin
İsrail’e bir Kıbrıs firması aracılığıyla su satacağını belirtti. Middle East,
Türkiye’nin İsrail’e suyu yüzer rezervuarlar aracılığıyla satacağını ve bu
amaçla Hayfa Limanında özel terminaller yapıldığını belirtti, İsrail Su İsleri
Genel Müdürü Tzamach Yishai de bunu doğruladı.

 

İsrail Kıbrıs’ta su projesiyle
faaliyette. Bunun için ABD’den kredi alıyor. Bu projede İsrail-KKTC
bağlantısını Jak ve Cefi Kamhi kuruyor. Jak ve Cefi Kamhi KKTC vatandaşı. Kamhi
Türkiye’deki Yahudi Lobisi içinde uluslararası ilişkileri sağlayan kişi.

Genelde kimsenin bilmediği bir şey de
aynı çeşit bir ilişkinin İsrail ve Suriye arasında da bulunduğudur. Bu iki
ülkenin yıllardır birbirleri ile savaşmalarına rağmen çok geniş çaplı olmasa da
aralarında her zaman bu tip bir ilişki olmuştur.

 

Uluslararası bazı kaynaklara göre,
Mart 1988’de İsrail İstihbarat Şefi Uri Lubrani Bükreş’te Hafız Esad’ın
Başdanışmanı Alaaddin Abedin ile bir görüşme yapar. Bu görüşmede Lubrani,
Başbakan Samir adına, Güney Lübnan’daki gerilla operasyonunda kendilerine
yardım etmelerini Suriye’den rica eder. Bu buluşma Viyana’da gerçekleşir.

 

Ocak 1989’da bu sefer Bükreş’te Albay
İbrahim Sabuh ve Naim Sanika, Lubrani ve David Jocoby’den Esad’a düşman
Müslüman Kardeşlerin liderleri Saadeddin ve Munser Watar hakkında bilgi
alırlar.

 

Bu tarihlerde, görünürde birbirlerine
düşman olan bu iki ülke arasında sadece bilgi alışverişi değil aynı zamanda
Amerika’nın desteklediği barış görüşmeleri de başlar. Bu görüşmelerin ana
teması Golan Tepeleri’nde ki savaşın son bulmasıdır.

 

Senaryolar, senaryolar…

 

Sabah Gazetesinde, İsrail uyardı:
Güneye Dikkat! başlığıyla 17 Aralık 1989’da yayınlanan haberde, Suriye’nin
Atatürk Barajı yüzünden Türkiye ile savaşı göze aldığına ilişkin haberler alan
ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı İsrailli yetkililerin, sözde
Türkiye’yi uyaran tehditleri göze çarpıyor. Suriye’nin füze gücünü anlatarak
yapılan tehditler, aslında bir İsrail provokasyonundan başka bir şey değil.

Gazetenin haberine göre İsrailli
yetkililer; Hafız Esad yönetiminin, Çin’den 80 adet 600 km menzilli M 90 füzesi
aldığını, bunun için de 100 milyon doların üzerinde para ödediğini
bildirmektedirler. Aynı İsrailliler bu füzelerin önemini şöyle anlatırlar:
“Yeni füzeler menzil uzunluğu  nedeniyle Suriye topraklarının
içlerinde konuşlandırılabilirler. Sınıra getirip koyulmaları gerekmiyor. Bu
nedenle bir savaş halinde Türk jetlerinin bu füzeleri tahrip etmesi için
Suriye’nin içlerine hava hücumu düzenlemesi gerekir. Füzeler Atatürk Barajı’na
büyük hasar verecek güçtedir. Suriye’nin GAP için Türkiye ile savaşacağını
belirten İsrailli uzmanlar, “bu savaşta Türkiye, NATO ve Amerikan
desteğini arkasında bulamayabilir. Bunu unutmayın” dediler.

 

Su sorununun diğer tarafı Suriye ise,
yaptırdığı barajlardaki teknik hatalar yüzünden gerekenden fazla suya ihtiyaç
duymakta ve bunu her fırsatta dillendirmektedir.

 

Kurmay Albay Yaşar Cihansız’ın,
Strateji Dergisi’nde kaleme aldığı “GAP ve Türkiye-Suriye İlişkileri”
konulu analizde de bu gerçek dillendirilerek, bölgede su meselesinden dolayı
çatışma ortamının doğmasını İsrail’in empoze ettiği belirtiliyor ve Türkiye ile
Suriye arasında sahnelenmek istenen senaryoyla, İsrail-Filistin-Ürdün
bölgesindeki gerçek su sorununun, Türkiye-Suriye-Irak bölgesine taşınmak
istendiği vurgulanıyor. İsrail’in bölgeye başka yerlerden bölge ülkelerinin
ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla su getirebileceği fikrini yaygınlaştırması
ve aynı zamanda dolaylı olarak Türkiye adresini verdiği de belirtilerek,
İsrail, su zengini olarak tanımladığı Türkiye’yi fazla kırmamak için de ‘para ile
su’ alınabileceği fikrini destekler gözükmekte, deniliyor. Aynı analizde,
İsrail’in Suriye ile birlikte, bu nehirden elde edilebilecek ilave su ile bölge
ülkelerinin su sıkıntısını gidermeyi amaçlayan bir anlaşmayı yapmış olabileceği
ihtimali üzerinde de duruluyor.

 

Yaşar Cihansız tarafından
“Türkiye-Suriye İlişkileri” konulu analizde ise, Ortadoğu’daki tek su
problemine sahip ülkenin İsrail olduğu, bu ülkenin ve suya yönelik taleplerinin
bölgedeki diğer komşularını da etkilediği bildirilerek, İsrail’in bölgedeki su
rezervlerini kendi lehine azami ölçüde kullanan tek ülke konumunda olduğu
belirtiliyor. İsrail’in bölgedeki önemli su potansiyelini oluşturan Fırat ve
Dicle sınır asan nehirlerine doğru yöneldiği ve Suriye-lrak ve Ürdün gibi tek
adamlı devlet sistemine sahip ülkeleri kullanarak İsrail’in hedeflerini
uygulamaya koyduğu vurgulanıyor.

 

Dışişleri Bakanlığı raporlarında da
bu gerçeğe işaret e-dilerek, Suriye’nin su sorununda tansiyonu yükseltmesinde
İsrail’in rolü olduğu belirtiliyor ve Türkiye’ye yapılan baskıların kaynağına
indiğimizde karşımıza yine İsrail çıkıyor, deniyor.

 

İsrail için “Vaadedilmiş
Topraklar”ın önemi

 

O gün Rab Abramla ahdedip dedi: Mısır
ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı senin zürriyetine
verdim. (M. Tevrat, Tekvin Bölümü, 15/18)

İsrail’in ilk Başbakanı Ben Gurion:
“Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi
gereken bir başka haritası vardır diyor ve haritayı ‘Nil’den Fırat’a kadar’
şeklinde belirtiyor. Siyonist Lider Theodor Herzl: “Sınırlarımız kuzeyde
Kapadokya (Orta Anadolu) Dağları, güneyde de Süveyş Kanalı’na kadar
dayanıyor,” diyor.

 

Yukarıda da ifade edildiği gibi, bu
sınırlar İsrail’in olmazsa olmaz sınırlarıdır. Bu yüzden İsrail’in stratejik ve
tehlikeli oyunlarının bir ayağı Fırat’ta, bir ayağı Nil’dedir. Biz önce Nil
üzerindeki planlara bir göz a-talım, yani Nil’in doğduğu ülkeye, Etiyopya’ya…

 

Nil Nehri üzerindeki İsrail planları

 

İsrail, Nil Nehri üzerindeki
planlarından dolayı Etiyopya ile son derece yakın ilişki içindedir…

 

İsrail’in Etiyopya ile ilk olarak
1956’da kurduğu ilişkiden sonra İsrailli temsilciler, Haile Selasi ve arkadaşlarıyla
görüşmek için Etiyopya’ya gittiler.

 

Ben Gurion Eisenhovver ile
yazışmaları sırasında Etiyopya’nın kendileri için önemli olduğuna sık sık
değinmiştir. MOSSAD’ın Afrika şubesi Incoda, Etiyopya’da çok faaldir ve
Etiyopya’da büyük bir İsrail kontrolü bulunmaktadır.

 

Etiyopya, Ortadoğu ve Afrika’daki
gizli faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için oldukça uygun bir istasyondur.
İsrail’in istihbarat amaçlı kullandığı Incoda, görünürde İsrail’e ait Etiyopya
etlerini pazarlayan bir şirkettir. Bu şirket 1955-64 arası mükemmel bir
istihbarat görevi yapmıştır. Şirketin yöneticilerinden biri yakın yıllarda
yaptığı bir açıklamada şöyle diyor; “Incoda, Afrika’daki İsrail
istihbaratının istasyonu görevini görüyordu. Paravan Incoda şirketi askeri bir
komisyonun Etiyopya’yla bağlantılarına aracılık ediyordu. MOSSAD yetkilileri,
Arap ülkelerine birini gönderecekleri zaman bu şirket aracılığıyla
yapıyorlardı.”

 

İsrail, milli güvenliği korumayı çok
gizli bir polis grubunu eğitmekle yapıyordu. General Matityahu Peled’e göre
(Addis Ababa’daki gizli polisin İsrailli danışmanı), İsrail Haile Selasi’yi üç
kere devrim karşısında korumuştu. Haile Selasi’nin devrilişinden sonra da
İsrail ve Etiyopya arasındaki ilişki devam etti. Bu dönemde İsrail’le
bağlantıyı Albay Mengistu Haile Mariam kuruyordu.

Bir zamanlar İsrail’in en güçlü üssü
Etiyopya’ydı. Etiyopya Lideri Necasi ülkesini israilli teknisyenlere,
doktorlara, tüccarlara ve tarımcılara açtı… İsrail polis memurları Etiyopya
polisini yetiştirdiler. Haile Selasi, İsrail’den ordusunu düzenlemesini istedi.
Ben Gurion bu isteği hemen kabul etti… Sivil savaşın kızıştığı anlarda
Etiyopya’da Mengistu Haile Maryam, Kudüs’ten yardım isteğini yineledi.

 

İsrail İsçi Partisi’ne ait paravan
Raynolds Construction şirketi tarafından Etiyopya’da 5 tane havaalanı kuruldu.
Bu İsrail uçaklarının bir savaş anında yararlanmasına yönelik bir adımdı.

 

Etiyopya için hayırlı olmadı.

 

Etiyopya bir zamanlar Afrika’nın en
bereketli yeriydi. Ancak 20. yüzyılda kendini sefaletin içinde buldu. Nil Nehri
kenarındaki verimli topraklara rağmen şimdi karnını doyuramıyor. Yönetimlerin
silaha yatırdığı paralar, kalkınma için kullanılmış olsaydı bugün açlık
çekilmez ve tarlalar da tank mezarlığına dönmezdi. Etiyopya arazilerinin
şartları düşünüldüğünde, normal şartlarda tarım ürünlerinden bir yılda elde
edilen gelir tüm halkın geçimini temin etmeye yeterli olacak düzeydedir. 350
bin kişiden oluşan ve Afrika’nın en kalabalık ordusu olarak bilinen Etiyopya
ordusunun yıllık tüketimi tam 60 bin tondur. Ordunun bu yüksek maliyetli
tüketimini karşılamak ise Etiyopya’nın gelirleri açısından düşünüldüğünde
neredeyse imkânsızdır.

 

İsrail’in Etiyopya üzerinde bu kadar
durmasının ana nedeni, aslında İsrail’in hiçbir zaman vazgeçmediği ve GAP
projesinde de her zaman ön planda tuttuğu Kutsal Topraklar teoremidir.

 

Etiyopya’nın bu günkü durumu ise,
neredeyse İsrail’in kuruluş yıllarına denk gelen bir senaryodur.

 

Ben Gurion Planı

 

194O’lı yıllarda Ben Gurion, Büyük
İsrail Planı’nı hazırlamıştır. Bu planda, Türkiye’nin kaynaklarının kontrolü
ile kuzeyden, İsrail’in güneyden, basta Etiyopya olmak üzere bazı Afrika
ülkelerinin de güneybatıdan bastırması ile Ortadoğu’daki su ve petrolün kontrol
altında tutulması vardır.

 

Bu plana göre Etiyopya, İsrail’in
Ortadoğu’daki suyu kontrol altına almak için hazırladığı senaryonun güneybatı
ayağını oluşturmaktadır. Etiyopya’nın suyu, yani Nil’i kontrol etmesi, aslında
İsrail’in Nil’i kontrol etmesinden başka bir şey değildir.

 

Bu gün Etiyopya-İsrail ilişkileri,
İsrail’in su politikasının ayrılmaz bir parçası niteliğindedir. Mısır’ın da Nil
Nehri ile problemleri bulunmaktadır. Ülke her bakımdan Nil’e bağlıdır. Son
raporlara göre Nil’in bir kolu olan Mavi Nil’in kullanımı için, İsrail ve
Etiyopya ortak çalışma yürütmektedirler. Etiyopya’nın Mavi Nil’de musluk açması
durumunda, Mısır kendi suyunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

 

Etiyopya’daki Nil Nehrinin temel
alınarak hazırlandığı baraj projesi, İsrail’in Nil’in suyunu istediği anda
kesebileceği ve Mısır’ı susuz bırakabileceğini göstermektedir. Bu da yegâne su
kaynağı Nil olan Mısır için hayati bir tehlike olarak kendini göstermektedir.

 

Bu yüzden, Mısır hükümeti çeşitli
zamanlarda, Mısır’ın su ihtiyacının yüzde 98’ini karşılayan Nil Nehri
havzasında bulunan bazı Afrika ülkelerinin, İsrail’in de yardımıyla baraj kurma
teşebbüslerinin Kahire için bir savaş anlamına geleceği ifade edilmiştir.
Nil’in suyu meselesi ise tüm taraflar için çok daha büyük boyutlardadır.

Dikkate alınması gereken bir başka
gerçek ise, İsrail’in Tevrat’ta belirtilen kutsal sınırlarına ulaşmak için
düzenlediği bu planın, yine Tevrat kökenli olmasıdır.

 

Tevrat’tan bazı bölümler.

 

Ve sular denizden kesilecek, ve ırmak
kesilip kuruyacak. Ve ırmaklar kokacak ve Mısır’ın kanalları boşalıp kuruyacak,
kamışla saz olacak. Nil’in yanında, Nil kenarında olan çayırlar ve Nil’in bütün
ekilmiş tarlaları kuruyacak, toz olup dağılacak ve yok olacak. Ve balıkçılar ah
edecekler ve Nil’e olta atanların hepsi yas tutacaklar ve suların yüzü ü-zerine
ağ yayanlar dövünecekler. Ve Mısırın direkleri parçalanacak. Bütün ücretli
isçilerin yürekleri kederli olacak. Orduların Rabbi Mısır için ne tasarladı?…
Ve Mısır’da başın ya da kuyruğun, hurma dalının yahut sazın yapılabileceği bir
iş kalmayacak. O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; ve orduların Rabbinin,
üzerlerine elini sallamasından titreyip yılacaklar. Ve Yahuda diyarı Mısır
diyarı için bir dehşet olacak; ve onun adı kendisine anılan her adam, ordular
Rabbinin ona karsı ettiği niyetten ötürü yi laca k… O gün Mısır diyarının
ortasında Rabbe bir mezbaha ve onun sınırı yanında Rabbe dikili bir tas
yapılacak. (M. Tevrat, Islaya Bölümü, 19/5-19)

 

Ve sıkıntı denizden geçecek ve
denizde dalgaları vuracak ve Nil’in bütün derin yerleri kuruyacak. (M. Tevrat,
Zekerya Bölümü, 10/11)

 

Kutsal kitap anlatılarına göre,
Yehova’nın Öfkesi’nden sonunda Etiyopya da nasibini alacak:

 

Ve Mısır’ın üzerine kılıç gelecek, ve
Mısır’da vurulmuş olanlar yere düşünce Habeş ilinde (Etiyopya’da) sancı olacak
ve onun cumhurunu alıp götürecekler ve Mısır’ın temelleri yıkılacak. Onlarla
beraber Habeş ili, Put ve Lud, ve bütün karışık kavım ve Kub, ve ah id diyarı oğulları
kılıçla düşecekler. Rab şöyle diyor: Mısır’a destek olanlar da düşecekler; ve
kuvvetinin gururu onları a-şağılayacak; onun için de Sevene kulesinden öte
düşecekler; Rab Yehova’nın sözü. Ve viran olan memleketler arasında virane
olacaklar. Ve Mısır’a ateş verdiğim zaman, bütün yardımcıları da bilecekler ki,
Ben Rabbim. Kaygısız Habeş/ilere (Etiyopya) korku salmak için, o gün önümden
gemilerle ulaklar çıkacaklar; ve Mısır’ın gününde olduğu gibi onlarda da sancı
olacak; çünkü işte geliyor. Ve onunla beraber kavmi milletlerin korkunçları,
memleketi harap etmek için içeri sokulacaklar. Ve Mısır’a karşı kılıçlarını
çekecekler ve öldürülmüş olanlarla memleketi dolduracaklar. Ve ırmakları
kurutacağım ve memleketi kötü a-damlara satacağım ve yabancılar eli ile
memleketi ve bütün içindekileri viran edeceğim. Ben Yehova, Ben söyledim. (M.
Tevrat, Hezekiel Bölümü, 30/4-7, 11-12)

 

İsrail, Tevrat’a göre hareket ediyor?

 

Filistinlilere uygulanan korkunç
terörün, “kol kırma, kulak-burun kesme, yakma” gibi yöntemlere kadar
Tevrat ayetleri uyarınca yapıldığı düşünüldüğünde, İsrail’in Nil
politikalarının da Tevrat kaynaklı olduğunu tahmin etmek hiç de zor bir iş değildir.
Nil’in kesilmesi ve sonucunda gelişebilecek olaylar, yukarıdaki Tevrat
ayetlerinden esinlenerek İsrail tarafından uygulamaya konulmuştur.

 

İsrail’in Sudan’a yönelik terör
faaliyetleri de su politikasının kapsamı içindedir. Sudan’daki Jonglei
Kanalı’nın şantiyesini bombalama olayı, suyun İsrail için hayati önemini
göstermektedir. İsrail’in desteklediği Güney Sudanlı kontralar projenin
gerçekleşmemesi için oldukça yoğun faaliyet göstermektedirler. Bu faaliyetler
kapsamında şantiyede çalışan kimi mühendisler bu gerillalar tarafından

zaman zaman kaçırılmakta ve
öldürülmektedirler…

 

İsrail’in Tevrat’ı kaynak alarak
uygulamaya koyduğu “Nil Nehrini Kesme” projesinin Mısır’ı çok zor
durumda bırakacağı açıktır. Gerçekçi boyutlarıyla düşünüldüğünde bu proje,
Etiyopya ile Sudan’ı da içine alabilecek kanlı bir savaşa da neden
olabilecektir. Kızıldeniz’den Sudan’a geçiş için kullanılan Somali Operasyonu
da büyük ölçüde bunun bir parçasıdır. Etiyopya’ya Nil Nehrini kesme projesini
uygulamaya koydurtan İsrailli danışmanlar, yukarıdaki Tevrat ayetlerinin
sonuçlarını alabilmek için çalışmalarına son hızla devam etmektedirler. Nil
nehrinin kontrol edilmesiyle, Ortadoğu’nun su yönünden en problemli ülkesi
İsrail’in suyu kontrol altına alma şansı daha da artmaktadır. Kendi bulunduğu
coğrafyada hayatiyetini devam ettirmek için akla gelmedik senaryolar üreten
İsrail, bir yandan Türkiye’deki GAP’tan rahatsızlığını Kürt kartını kullanış
biçimiyle gözler önüne sererken, öte yandan provokatif savaş teorileri üreterek
Türkiye’nin güneydoğusunda huzursuz ortamın sürmesi için elinden gelen çabayı
göstermektedir.

 

GAP neden istenmedi?

 

Bu gün bilinmektedir ki; İsrail’in
GAP’a yönelik ilgisi her açıdan sürmektedir. GAP’ın oluşum aşamasında Dünya
Bankası’nın GAP’a kredi vermemesi için İsrail’in çalışma yürüttüğü bu gün
bilinen bir gerçektir. İsrail’in bu faaliyetleri zamanla meyvesini de
vermiştir.

 

Birleşmiş Milletler, Türkiye’nin
GAP’la su kaynaklarını tekeline aldığını iddia ederek projeye karsı çıkmıştır.
ABD’nin bu konudaki tavrı ise, sıkı bir İsrail Müttefiki olarak çok açıktır. O
GAP henüz fikir aşamasındayken çekincelerini bildirmiş ve hiçbir zaman da
destek olmamıştır.

 

GAP’ın projesinin temellerini atan
Başbakan Adnan Menderes, ABD’nin bu projeye karşı çıkmasına tepkisini şöyle ifade
etmişti: “Bu barajlardan bizi kimse vazge-çiremez. Arkadaşlar,
Türkiye’mizde, toprağımızda, ülkemizi mamur ve müreffeh belde haline getirecek
bu barajlardan bizi kimse vazgeçiremez. Hemen yarın Güneydoğu Anadolu’ya bir
gezi düzenleyin. Beraber gidip bu yerleri görelim.” 1959 yılının Eylül
sonlarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yapılan yüksek seviyedeki bu gezi
sonunda, bu bölgeye ve özellikle Dicle-Fırat üzerine baraj yapılması kesinlik
kazanmış, ancak bu ısrar ABD tarafından çeşitli vesilelerle eleştirilmiştir.

 

GAP’a engel olamayan İsrail, kontrol
altına mı alıyor?

 

2000’e Doğru dergisi “GAP İsrail
İçin mi Yapılıyor?” başlığıyla verdiği bir haberde; “İsrailliler
GAP’ı o kadar sevmiş olmalılar ki, barajların yapımından sonra Türkiye’de ortak
tarım isleri yapmayı önerdiler. Bu alandaki uzmanlıklarını kanıtlamak için
Türkiye’den tarım heyetleri davet ettiler” diyerek şöyle devam ediyor;

 

Siyonizm sözcüğü Zion kökünden
geliyor. Zion Büyük İsrail demektir. Zion’un sınırları Akdeniz’den
Kızıldeniz’e, İran Körfezi’nden Karadeniz’e uzanıyor. Ne gariptir, Türkiye,
Kürt sorununu Siyonist sopasıyla halletmeyi düşünüyor. İsrail’in çizdiği
haritada Türkiye’nin Kürt bölgeleri Zion sınırları içinde gösteriliyor. 

 

21 Aralık 1992 tarihli Sabah
gazetesinde Sedat Sertoğlu, İsrail’in GAP hakkında neler düşündüğünü endişeli
bir ifadeyle dile getirerek şunları söylemiştir: “Türkiye ile İsrail
arasında, orta ve uzun vadede bölge sularının kullanımı konusunda bir
anlaşmazlık çıkabileceğini sezinledim. Rabin başkanlığındaki İsrail
yönetiminin, suların paylaşımı konusuna Türkiye’den daha değişik yaklaşımı
olacak. Bunun işaretlerine biraz dikkat edince hemen yakalayabiliyorsunuz.
İsraillilerin Golan Tepeleri’ndeki su kaynaklarının, Suriye ile birlikte
kullanımı konusunda Türkiye’nin Dicle ve Fırat sularının Suriye ve Irak
arasında kullanımına dair değişik fikirleri var. Bu fikirler bizi pek memnun
etmeyeceğe benziyor.”

 

İsrail’in silahı “Kürt
Yahudileri”

 

İsrail’in GAP bölgesinde kullandığı
en büyük silah Kürt Yahudileri kavramıdır. Bu kavramı Kürt kökenli Türk
vatandaşlarına aşılamaya çalışan İsrail, bu vatandaşlar aracılığı ile bölgede
toprak alımı gerçekleştirmektedir. Kürt Yahudilerini anlatan “Kürdistan’lı
Yahudiler” adlı kitap, Kürtlerin İsrail’le ittifak kurmalarını belirten
aşağıdaki sözcüklerle başlıyor:

 

“Kürtlerin Ortadoğu’da
Yahudilere karsı düşmanlık hisleri beslemesinin hiçbir yararı yoktur. Kürtler
Yahudi toplumuyla daha sıcak ilişkiler kurmak durumundadırlar. Kürtler Yahudi
toplumunun demokratik kurumlarını görmezden gelemezler. Yahudi toplumu Ortadoğu’da
Kürtlerin doğal ittifakçısıdır.”

 

“Kürdistanlı Yahudiler”
adlı kitabın 19’uncu sayfasında da Müslüman Türk Devletinin, Yahudi İsrail
devletine göre daha gerici, ırkçı, soykırımcı olduğu gibi iddialarda
bulunularak Kürtlerin İsrail Yahudi Devletiyle ittifak kurması gerektiği
belirtilmektedir.

 

İsrail’le ittifakta, İsrail’de
yaşamakta olan Yahudi Kürtlerin de önemli bir rol oynamakta olduğunu görüyoruz.
İsrail’de yasayan Kürt kökenli Yahudiler tarafından kurulmuş olan İsrail’deki
Kürt Yahudileri Ulusal Örgütü (The National Organization of Kurdish Jews in
lsrael)’in başkanlığını yapmış olan Habib Simoni’nin 1973 yılında yaptığı bir
açıklamaya göre, o yıllarda İsrail’de 90.000 “Kürt” bulunmaktadır.

 

Gazeteci yazar Pamela Kidron ise,
1988’de yazdığı bir makalede İsrailli 150.000 Kürf’ün varlığından söz
etmektedir. Yakın tarihli bu kaynaklarda, Kürt kökenli Yahudi topluluklarından
‘Kürt’ etnik kimlikleri vurgulanılarak bahsedilmesi dikkat çekicidir. Bu
ayırım, Kürdistan kökenli diğer (Kürt olmayan) Yahudi topluluklarının varlığı
da göz önüne alınarak yapılmış görünmektedir. Günümüzde İsrail’de, Kürdistan
kökenli yaklaşık 200.000 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

 

İsrail işgal edilen Irak’ta da
yayılıyor.

 

Kürt Yahudileri Irak’ın kuzeyinde
Musul ve Kerkük, İran’ın kuzeydoğu sınırları boyunca Senandal, Türkiye’nin ise
güneydoğusunda, Suriye, Irak, Iran sınırlarına yakın Diyarbakır, Bitlis ve Van,
doğusunda ise Erzurum’da yasamaktaydılar.

Irak’ın işgal edilmesinden sonra
Musul ve Kerkük’te yaşanan olayların arkasında İsrail’in olduğu bugün bilinen
bir gerçektir, İsrail’in Kutsal Topraklar senaryosuna göre, Musul ve Kerkük’te
bulunan Yahudi Kürtler, bu bölgeleri işgal edecek, dahası bu yayılma GAP
bölgesine kadar sürdürülerek, Büyük İsrail Projesi’ne önemli birkaç adım
atılmış olacaktır.

 

Haham Ailesi Barzaniler!

 

Barzani de bir Kürt Yahudi’sidir.
Hatta soyu, ünlü bir haham ailesine dayanmaktadır.

 

16. ve 17 yüzyıllarda Kürdistanlı
hahamlar tarafından yazılmış olan çeşitli belgeler ve elyazması kitaplar, genel
olarak Kürdistanlı Yahudilerin başta dinsel olmak üzere, sosyal ve ekonomik
yaşantıları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra Kürdistan’la ilgili bazı
dolaylı bilgiler de içermektedir. Bu dönemlerde kimi Yahudi toplulukları
Kürdistan halklarının genel yoksulluk tablosu içinde yer alırlarken, öte yandan
özellikle ünlü Barzani Ailesi’nden gelen hahamlar, Kürdistan’ın birçok yerinde
dinsel çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler Mısır
ve İsrail gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı.

 

İsrail’in en büyük müttefiki Barzani
ailesinin Kürdistan-‘da uğradığı siyasi başarısızlıklardan sonra Kürt
Yahudileri Güney Kürdistan’ı terk ederek İsrail’e göç ettiler.

 

Barzani önderliğindeki Güney
Kürdistan Kürt hareketinin 1975 yılında yenilgiye uğramasının ardından,
iktidardaki Baas diktatörlüğünün tüm ülkede uyguladığı yoğun terörün zorlaması
ve İsrail’in de kolaylaştırıcı müdahaleleriyle bir grup Kürdistanlı Yahudi
İsrail’e yönelir.

 

Barzani’nin Kuzey Irak’ta
canlandırmaya ve ayakta tutmaya çalıştığı Kürt Devleti için şu anda birçok Kürt
Yahudi’si bölgede faaliyet göstermektedir. ABD’nin de desteklediği planla
bölgede ikinci bir İsrail oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Geçmiş ABD politikaları ve İsrail’in
bölgedeki faaliyetleri irdelendiğinde, Yahudi Stratejist Henry Kissinger’i,
Kuzey Irak’taki kargaşanın mimari olarak görmek mümkündür. Kissinger’in
Barzani’ye verdiği destekle birlikte bu bölgedeki kargaşanın temelleri 1970’lerin
ilk yıllarına rastlar.

 

O yıllardaki ABD senatosunun Nevvyork
Temsilcisi Otis Pike, Barzani ve yandaşlarına yapılan gizli yardımı ortaya
çıkardığında, rapor Washington bürokrasisi içinde bomba etkisi yaratmıştır.
Ancak bu yardımın ve desteğin boyutlarının hangi ölçüde olduğu bugün bile hala
bilinmemektedir. Tam da bu olayların tartışıldığı dönemlerde Barzani’nin,
“şayet davamızda başarılı olursak ABD’nin 51. eyaleti olmaya hazırım”
ifadesi de olayı bütün çarpıcılığıyla ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak söylenebilir ki;
İsrail’in GAP’ı da içine alan bir politikası vardır ve bu asla son
bulmayacaktır. Çünkü Tevrat metinlerinden de anlaşılacağı gibi İsrail için bu
kutsal bir mirastır.

 

İsrail’in Tevrat metinlerine
dayandırarak şekillendirdiği “Vaadedilmiş Topraklar” teoremi,
İsrail’in tüm dünyada her türlü terörü yaratarak, her türlü oyunu sergileyerek
ve tüm kaynaklarını kullanarak yarattığı senaryolarla güçlendirilmektedir.

 

Bugün GAP bölgesinde faaliyette
bulunan, İsrail devleti destekli, teknik ölçeklerle düşünüldüğünde oldukça
büyük ve finansman anlamında güçlü şirketler, dışardan bakıldığında ticari
şirketlermiş gibi görünmesine rağmen, İsrail’in tüm dünyada, tüm kaynaklarını
kullanarak uygulamaya koyduğu Kutsal topraklar senaryosunu şekillendiren birer
piyondan başka bir şey değildirler.

 

Bu yüzdendir ki, aslında bu
çalışmanın temelini oluşturan istihbarat raporları, İsrail’in bölgedeki
faaliyetlerini oldukça net bir şekilde göstermesine rağmen, raporda ismi geçen
taraflar, raporları nerdeyse görmezden-duymazdan gelmektedirler. Çünkü bu
konuların kamuoyunda tartışılmaya başlanması, İsrail’in bu bölgede uygulamaya
çalıştığı tarihsel senaryosuna zarar verecektir…

 

YANSIMALAR

 

Bu kitabın yayınlanmasını takip eden
günlerde, hem kitaptaki verilerin ortaya koyduğu detaylar hem de konunun
Türkiye’de sıcak gündem olarak yer almasından dolayı çeşitli yansımalar oldu.
Birçok kurumda, kapalı kapılar ardında olaylar sıcak tartışmalarla tekrar
gündeme getirildi ve uzun uzun tartışıldı.

 

Türkiye’nin her yerinden kitapla
ilgili olumlu mesajlar geldi, kitabın içerdiği konular birçok konferansta
tartışıldı ve çok sayıda köşe yazarının yazısına konu oldu.

Biz de kitabın yeni baskısında bu
yazılardan birkaçına yer vermeyi uygun bulduk.

 

Ancak bu yazılardan önce, Filistin
lideri Yaser Arafat’ın ölmeden kısa süre önce Türkiye kamuoyuna verdiği mesajı,
Filistin topraklarının bir numaralı adamı tarafından, Türkiye-Filistin
ilişkilerin oturduğu noktanın nasıl algılandığını göstermesi bakımından buraya
almak istiyoruz.

 

Haber Anadolu Ajansı tarafından
servis edilmiştir.

 

Yaser Arafat:

 

Türkiye ‘deki kardeşlerime bir
mesajdır. Aynı yerde yaşıyoruz, aynı topraklarda yaşıyoruz. Bu yüzden tarihsel
sebeplerle sorumlusunuz. Ortadoğu ‘yu ihmal edemezsiniz…

 

Türkiye’nin uluslararası arenadaki
etkisini kullanarak, Filistin davası için ABD, Birleşmiş Milletler ve Avrupa
Birliği’ne baskı yapmasını isteyen Yaser Arafat, Türkiye’nin desteğine büyük
ihtiyaçları olduğunu söyledi. Filistin’de yeni bir lider isteyen Amerika
Birleşik Devletleri’ni de sert bir dille uyaran Yaser Arafat, Filistin’in
Afganistan’a benzetilmemesi gerektiğini belirtti.

Başta kendi karargahı olmak üzere,
ülkesindeki birçok yapının İsrail ordusu tarafından yıkıldığını ifade eden
Filistin Lideri Yaser Arafat, “İsrail ordusu, tanklar, savaş uçakları,
helikopterler, füzeler, toplar ve aklınıza gelebilecek tüm silahları kullanarak
karargahımı yıktı. Doğu Kudüs’teki yılbaşı kutlamalarına katılmama engel
olmuşlardı. Ve problemler bu tarihten itibaren başladı. Ama ben bu gibi
sorunlarla hayatım boyunca ilk kez karşılaşmıyorum. Fakat sorun benim
insanlarım, benim halkım. Onlar şu anda kötü bir süreç içerisinde. Batı
Şeria’da ve Gazze’de işgal altında yaşamaya çalışıyorlar. Her gün askeri baskı
altında yaşıyorlar. İsrail askerleri her gün halkımdan onlarca kişiyi öldürüyor
ya da yaralıyor. Her yerde buna devam ediyorlar” dedi.

 

“HAMİLE KADINLARIMIZ İSRAİL
KONTROL NOKTALARINDA ÖLÜYOR”

 

İsrail ordusunun tüm dünyaya
kulaklarını kapayarak, sağlık hizmetlerini aksatacak kadar inanılmaz bir işgal
içerisinde olduğunu belirten Yaser Arafat, “Ambulanslarımıza, sağlık
görevlilerimize izin vermiyorlar. Hamile kadınların, çocuklarının doğumunu
engellemek için hastaneye gitmelerini engelliyorlar. Dünyanın neresinde daha
önce böyle bir şey yaşanmıştır. Birçok Filistinli kadın, İsrail askerleri
tarafından kurulan kontrol noktalarının önünde çocuklarını doğurmak zorunda
kaldı. Bu dünyanın neresinde görülmüştür. Benim bulunduğum Ramallah kentinin
hemen önündeki kontrol noktasında 2 hamile kadın hastaneye yetişemediği için
öldü. Diğer 3 kadının da çocukları öldü” diye konuştu.

 

Filistin davasında bugüne kadar 68
binden fazla vatandaşının İsrail askerleri tarafından yaralandığını ve
öldürüldüğünü kaydeden Yaser Arafat, “İsrailliler, bugüne kadar 68 binden
fazla insanımızın yaralanmasına ve ölmesine sebep oldular. Bütün yapılarımız,
bütün yaptırımlarımız zarar gördü. Ama İsrailliler bundan gurur duyuyorlar. Bu
yaptıklarını, gurur duyulacakmış bir şey gibi kendi medyalarında lanse
ediyorlar. Bizim yapılarımızı yakıp yıkmaktan gurur duyuyorlar. Bunu kim kabul
edebilir? Uluslararası güçler nerede?” şeklinde konuştu.

 

Devlet olarak acil ihtiyaçlarını
karşılayamayacak durumda olduklarını kaydeden Yaser Arafat, Filistin halkının
yarıdan fazlasının açlık ve sefaletle karşı karşıya olduğunu kaydederek,
“İsrail, tüm paramızı rezerve etti. Her ay nasıl maaş ödeyeceğimizi
düşünüyoruz. Doktorlarımızın, öğretmenlerimizin maaşlarını, hastanelerimizin
giderlerini ödeyemiyoruz. Elektrik ve su paralarını ödeyemiyoruz. Her şeye
ihtiyacımız var. Gazze şeridinde yaşayan insanlarımızın yüzde 70’i,
Ramallah’takilerin yüzde 54’ünden fazlası sefalet içerisinde yaşıyor. Dünya
bunu görmelidir” dedi.

 

“GÜVENLİK TEŞKİLATIMIZI YOK
ETTİLER, GÜVENLİKLERİNİ SAĞLAMAMIZI İSTİYORLAR”

 

İsrail’in, Filistin Güvenlik
Teşkilatı’nı yok ettikten sonra kendisinden İsrail hedeflerinin güvenliğinin
sağlanması ve intihar saldırılarının durdurulmasını istediğini söyleyen Yaser
Arafat, “İsrail ve Amerika, İsraillilerin güvenliğini sağlamamızı istiyor.
Tüm şehirlerimizdeki güvenlik kuruluşlarımızı yok ettiler. Osmanlı Devleti
tarafından yapılan hapishanelerimizi bile yıktılar. Onların güvenliklerini
sağlamakla sorumlu olduğumuzu söylüyorlar. Ama güvenlik sistemlerimizi, polis araçlarımızı
yok ettiler. Polislerimizi ve güvenlik görevlilerimizi tutukladılar.
Devletimize ait arabalara ve silahlara el koydular. Bütün bunlardan sonra,
güvenliklerinin tehlike altında olmasından bizi sorumlu tutuyorlar”
şeklinde konuştu.

 

Dünyanın gözünü bir an önce açmasını
ve İsrail işgalinin durdurulması için İsrail’e baskı yapması gerektiğini
söyleyen Yaser Arafat, “Tekrar işgal ediliyoruz. Bizim insanlarımızın
ibadet etmelerini engelliyorlar. İnsanların kutsal camilere gitmelerini
engelliyorlar. Batı Şeria ve Gazze”deki insanlarımızın Kudüs’e gitmelerine
engel oluyorlar. Kudüs”ün çevresine de şimdi Berlin duvarı örüyorlar.
Kimse Mescid-i Aksa”ya gidemiyor. Her hafta bizim insanlarımızı oradan
atıyorlar. Evlerimizi yıkıyorlar. Topraklarımızdaki camileri, kiliseleri
yıkıyorlar. Neden herkes sessizliğini koruyor? Tüm dünya bunları görmüyor mu?
Hatırlarsınız, Taliban, Buda heykellerini yıktığı zaman bütün dünya ayağa
kalkmıştı. Bütün dünyadaki hikayeyi hatırlıyor musunuz? Ama buradaki yıkımlara
kimse sesini çıkarmıyor. İnanılmaz bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

 

Karargahının işgal altında olmasından
dolayı çok istemesine rağmen diğer Filistin şehirlerine gidemediğini söyleyen
Yaser Arafat, “”Diğer Filistin şehirlerine gitmeyi çok istiyorum.
Özellikle Kudüs”e, kutsal şehrimize gitmeyi çok istiyorum. Oraya Kudüs
ismini Osmanlılar, yani sizin dedelerinin koymuştu. Bunu daha önce de çok
yapardım. İlk anlaşmalardan sonra Ürdün Kralı”ndan helikopter istemiştim,
Gazze”ye, Cenin”e gitmek için. Ama şimdi gidemiyorum. Benim Arap
Konferansfna katılmamı engellediler. Dünyanın bir çok ülkesindeki bir çok
konferansa davet edildim. Ama işgal altında olduğum için katılamıyorum. Bu
kabul edebilir bir durum mu?”” şeklinde konuştu.

 

Filistin Lideri Yaser Arafat, İsrail Başbakanı
Ariel Şaron”la Ortadoğu”da barışın mümkün olup olmayacağını yönündeki
bir soruya, “”Bu soruyu Başkan Bush”a ve Amerika Birleşik
Devletleri, Birleşmiş Milletler, Rusya ve Avrupa Birliği”nden oluşan
dörtlü komiteye sormanız lazım. İsrail kabinesinin bazı üyeleri barış için
gerçekten çözüm aramaya çalışıyorlar. Fakat özelikle kabinenin başındaki kişi
ve İzak Rabin”i öldüren fanatik güçler barışa engel oluyorlar””
şeklinde cevap verdi.

 

“TÜRKİYE’NİN İSRAİL’E ACİL BASKI
UYGULAMASI GEREKİYOR”

 

Tüm dünyayı ve özellikle de
Türkiye’yi İsrail’e baskı uygulamaya çağıran Yaser Arafat, “Tüm dünya,
Filistin konusunda İsrail’e güçlü ve ivedi baskı uygulamalıdır. Aksi takdirde
kutsal Ortadoğu, çok kötü ve kritik bir duruma girecektir. Bu benden Türkiye’deki
kardeşlerime bir mesajdır. Aynı yerde yaşıyoruz, aynı topraklarda yaşıyoruz. Bu
yüzden tarihsel sebeplerle sorumlusunuz. Ortadoğu’yu ihmal edemezsiniz. Burası
tüm Müslümanlar ve tüm Hıristiyanlar için kutsal topraklardık” şeklinde
konuştu.

 

ABD’nin Filistin meselesiyle ilgili
olarak Arafat’ı dışarıda bırakan isim ya da isimlerle muhatap olunması
gerektiği yönündeki açıklamalarına sert tepki gösteren Yaser Arafat, herkesin
Filistin demokrasisine saygı duyması gerektiğini belirterek, ABD’yi sert bir
şekilde uyardı. Arafat, ABD’yi hedef alan sözlerinde “Burası Afganistan
değil. Bunu bilmek zorundalar. Biz Filistinliyiz. Biz demokrasimizden gurur
duyuyoruz. Hiç kimsenin bizim demokrasimizi ve seçimlerimizi engelleme hakkı
yoktur. Seçim, bizim insanlarımızın doğal hakkıdır. Tüm dünya tarafından buna
saygı duyulması gerekiyor. Ben İslam Konferansı ülkelerinin daimi başkan
vekiliyim. Tarafsız ülkeler konferansının da başkan vekiliyim. Ben buraya
seçimle geldim. Bunu kimsenin unutmaması gerekiyor” görüşlerine yer verdi.

 

Türkiye’nin, uluslararası gücünü
kullanarak İsrail’e ve diğer büyük devlet ve kuruluşlara acil baskı uygulaması
gerektiğini belirten Arafat, “Biz Türkiye ile güçlü ilişkilerimiz olduğu
için gururluyuz. Biz, Türkiye’nin sürekli desteğini unutamayız. Fakat şimdi,
bizim uluslararası arenada güçlü ve i-vedi baskıya ihtiyacımız var. Türkiye’nin
özel desteğine de ihtiyacımız var. Amerikalıları, Avrupalıları, Birleşmiş
Millet-ler’i bir an önce harekete geçirmek için Türkiye’nin baskı yapması
gerekiyor. Baskı unsuru olması lazım. Türkiye’nin uluslararası arenada çok
güçlü bir yeri ve bağlantıları var. Filistin davası için Türkiye’nin desteğine
ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

 

Yaser Arafat’ın Türk ve Dünya
kamuoyuna bu mesajı verdiği günlerde Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi’de
bu kitaptaki iddiaları köşesine taşıdı ve AB ile birlikte, Amerika ve İsrail
devletlerinin ortak strateji yürüterek, Türkiye’nin su kaynakları üzerinde
uluslararası bir baskı ortamı yaratmaya çalıştıklarını açıkladı.

Oldukça diplomatik yöntemlerle bunun
hedeflendiğini belirten Ekşi, AB Komisyonu tarafından hazırlanan rapordan örnek
metinler vererek bunu ortaya koymaya çalıştı.

İşte Oktay Ekşi’nin, neredeyse tüm
dünyanın gözlerinin, Türkiye’nin stratejik topraklarında ve sularında olduğunu
iddia eden yazısı:

 

Fırat, Dicle ve AB

 

AVRUPA Birliği Komisyonu tarafından
açıklanan 6 Ekim tarihli raporun ‘Türkiye’nin AB üyesi olmasının AB’ye ve
Türkiye’ye etkileri’ni konu alan ekinde, altından Çapanoğlu çıkacak satır
aramak aklımıza gelmemişti.

Bir dostumuz, hem önce Melih Aşık’ın
sütununda yayınlanan ibareyi gösterdi hem de CHP Milletvekili Onur Oymen’in
sözlerine dikkatimizi çekti.

 

Söz konusu raporun 9’uncu sayfasında
aynen:

 

‘Water in the Middle East will
increasingly become a strategic issue in the year to come, and with Turkey’s
accession one could expect international management of vvater recources and
infrastructures (dams and irrigation schemes in the Euphrates and Tigris river
basins, crossborder vvater cooperation  betvveen  Israel 
and  its neigbouring countries) to become a majör issue for the EU…’
dendiği bildiriliyor.

 

Tercümesi şu:

 

‘Su, önümüzdeki yıllarda giderek
stratejik bir konu olacak ve Türkiye’nin (AB) üyesi olması sonucu, su
kaynaklarıyla Dicle ve Fırat üzerindeki barajlar ile sulama tesislerinin
uluslararası yönetimi (çokuluslu bir şekilde yönetilmesi) beklenebilir ve bu AB
için bir büyük meseledir.’

 

Onur Öymen 17 Ekim 2004 tarihli
Cumhuriyet’te çıkan mülakatında, bu konuya değiniyor ve ‘aynı cümlenin içinde
İsrail ve diğer ülkelerin adının geçmesinipek de hayra alamet saymıyor. Nitekim
Melih Aşık’ın sütununda çıkan sözlerine göre bu görüşünü, ‘Böyle bir niyet şu
anda ancak bu kadar ifade edilebilir’ diyerek dile getiriyor.

 

Onur Öymen dikkatli bir diplomattır.
Ne okursa aklının süzgecinden geçirir. Nitekim iyi anımsarız, bizim bayağı
olumlu saydığımız -ve bunu bu sütuna aktardığımız- meşhur Annan Planı’nın ilk
versiyonu konusunda bizi uyaran da o olmuştu. Örneğin biz Annan Planı’nda
KKTC’nin egemen'(sovereign) bir devlet olarak tanımlandığını ifade edince,
plandaki ibarenin aslında ‘egemence’ (sovereignly) olduğunu ve bir kelime oyunu
ile insanların aldatılmak istendiğini söylemişti.

Şimdi tabii, ortada henüz fol yok,
yumurta yokken ayağa kalkmak gerektiğini söylüyor değiliz. Ama George VV.Bush
yönetiminin ‘Saddam’ın elinde kimyasal ve biyolojik kitle imha silahları var.
Nükleer bomba yapacak kapasiteye sahip olduğu da biliniyor. O nedenle Saddam’ı
o harekete geçmeden biz vurmak zorundayız’ gerekçesiyle yola çıkarken bizden
‘Samsun ve Trabzon limanlarının da kendilerine tahsisini’ istemesini
anımsarsınız.

 

‘Irak’a Samsun veya Trabzon üzerinden
mi gideceksiniz?’ demezler mi adama?

 

Belli ki bu meselelerde asıl niyeti
gizlemek ve karşınızdakini enayi yerine koymak gibi bir gelenek var.

 

Zaten diplomasideki kazık çoğu kez
20-30 sene sonra fark edilir.

 

O nedenle bizim diplomatlarımız,
yerine gelince ‘O cümlenin orada ne işi var?’ diye sormalılar.

 

Öyle ya… ‘Irak’a Trabzon tarikiyle
gitme’ birtakım AB uzmanlarının ve ülkelerinin de aklına yatıyorsa, bilelim.

 

Oktay Ekşi

Hürriyet Gazetesi Baş Yazarı

19 Ekim 2004

 

Bu konudaki son alıntımız 30 Kasım
2004 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilen bir konferanstan.

 

Anadolu Ajansı kaynaklı bir habere
konu olan konferansta açıklamalarda bulunan, Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat
Fakültesi Tarih Bölümü eski Başkanı ve Rektör Danışmanı Prof.Dr. Çetin Yetkin,
yabancılara toprak satışıyla ilgili yasanın istismara açık bir yasa olduğunu
belirterek bu konuda halkın ve yöneticilerin dikkatli olmaları gerektiğini
belirtti.

 

Prof. Yetkin’in Anadolu Ajansı
tarafından haberleştirilen açıklamaları şöyle: “Burada iki noktayı ayırt
etmek gerekiyor. Birincisi yabancılara satılan turistik mekanlar. İkincisi
yabancılara satılan tarım arazileri. Türkiye’de bu iki ayrım yapılmamıştır.
Türkiye’den bir arazi alan kişi buranın hem yeraltı hem de yerüstündeki
varlıklarına sahip oluyor. Bu da istismar ve ülkenin kaynaklarının yurt dışına
çıkarılması noktasında önemli bir konu” dedi.

 

Yasayla birlikte Yunanlıların Ege
bölgesinde, Suriyelilerin de Hatay ve civarında arazi satın almaya başladığını
ifade e-den Yetkin, “Karşılık esasına göre bu düzenlemelerin yapıldığı
iddia ediliyor. Oysa hangi Türk bugün gidip Yunanistan’dan, Suriye’den veya
İsrail’den toprak alıyor? İlk önce vize istiyorlar. Vize vermeden o ülkeye
girmeniz mümkün bile değil” diye konuştu.

 

Yabancılara mülk satışıyla ilgili ilk
uygulamanın Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde gündeme geldiğini ve o
dönemde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlatan Yetkin, şöyle
devam etti: “Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta mülk edinen
yabancıların sayısı arttıkça bir süre sonra sizden oy hakkı ve ilerleyen dönemde
siyasi hak isteyecekler. Hatta dini problemler ortaya çıkacak. Misyonerlik
faaliyetleri artacak. Bunlar da sosyal sıkıntıları beraberinde getirecek.
Topraklarımız hızla yabancıların eline geçiyor. “Yabancılara mülk
satışıyla ilgili düzenlemelerde, gerçek ve tüzel kişilere satış yapılabilir
ibaresinin yer aldığına dikkati çeken Yetkin, “Verimli Anadolu toprakları,
önemli madenlerin bulunduğu yerler ve su kaynaklarımızın bulunduğu illerdeki
satışların artması dikkat çekici. Bazı yabancılar turizm amaçlı yer alırken,
bazıları neden Güneydoğu’yu tercih ediyor? Bunlara karşı dikkatli olmak
gerekir. Osmanlı’nın son dönemlerinde de yabancılar Türk topraklarını satın
almaya başlamışlardı. Hatta Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamit’ten toprak talep
eden Yahudiler, ret cevabı alınca, Filistin topraklarını satın almaya
başlayarak işgal etmişlerdir” diye konuştu. Turizm bölgelerindeki halkın
yabancıların yüksek oranda verdiği paralara kanmamaları gerektiğini de
vurgulayan Yetkin, sözlerini şöyle tamamladı:

 

“Bir defa toprağınızı pahalı
satarsınız ama ömür boyu kendi toprağınızı başkalarının emirleriyle ekmek
zorunda kalabilirsiniz.”

 

 

3. BÖLÜM – EKLER

İSTİHBARAT RAPORLARI

 

RAPORLARLA İLGİLİ BAZI NOTLAR:

 

1-İstihbarat raporlarında yer alan
bazı bölümler “soru işareti” konarak yazılmamıştır.

 

2-Raporlarda bazı şahısların isimleri
açıkça yer almasına rağmen, bu kişilerin mağduriyetleri ve bilgilerin yasal
anlamda teyide muhtaç bilgiler olduğu göz önüne alınarak isimler ya hiç
yazılmamış ya da kısaltılarak yazılmıştır.

 

3-Bu raporlar tamamen T.C devletinin
bölgedeki istihbarat birimleri tarafından kaleme alınmıştır ve herhangi bir
ekleme yapılmamıştır.

4-Metinde yer alan bazı cümle
düşüklükleri ve yazım hataları olduğu gibi bırakılarak düzeltilmemiştir.

 

EK: 1

İSRAİL’İN GAP BÖLGESİNDE YAPTIĞI
ÇALIŞMALAR

 

1.GENEL

GAP projesinin üretim aşamasına
geldiği son yıllarda ve özellikle de terörün inişe geçtiği 1998 yılından
itibaren, yabancı devletlerin ve bu devletlere ait şirketlerin GAP bölgesine
ilgisinin arttığı gözlenmektedir.

 

Bu ülkeler önceleri terör ve insan
hakları ihlalleri gibi olayları incelemek maksadıyla parlamenterleri ve
konsoloslukları vasıtasıyla bölgeyi kontrol altında bulundurmaya çalışırken,
bugün aynı görevlilerine ticari personelini de ilave etmiş durumdadırlar.

 

Ulusal ve mahalli basın organlarında
yapılan yayınların incelenmesi ve bölge halkı ile yapılan mülakatlarda,
özellikle İsrailli işadamlarının bölgede dikkati çekecek yoğunlukta faaliyetler
içerisine girdiği ve her geçen gün ilişkilerini derinleştirdiği
anlaşılmaktadır.

 

GAP Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ)’nin
işbirliği içerisinde olduğu uluslararası kuruluşların ülkelerine bakıldığında
karşımıza iki ülke çıkmaktadır. ABD ve İsrail. İşbirliği yapılan İsrail
kuruluşunun adı ise MASHAV(İsrail Uluslararası İşbirliği Merkezindir.

 

2.BASINDA YER ALAN HABERLER

Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü ile GAP
Bölge Kalkınma İdaresi(BKİ)’nin ortak yayınladığı “Tarım Bülteni”nde
konu ve satır aralarına serpiştirilmiş bazı dikkat çekici bilgilere rastlamak
mümkündür;

 

“1999 yılının 26 Ocak – 26 Mart
tarihleri arasında çeşitli ülkelerden gelen 35 öğrenci ile 5 İsrailli uzman
bölgede 2 aylık uygulama çalışması yapmaya başlamışlardır.”

 

‘İSRAİLLİ YETKİLİLERİN BÖLGEYE
AKINLARI’ başlığı altında şu açıklamalara yer verilmektedir. “Genel
merkezi İsrail’de bulunan MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Mr. Joseph
DLOOMY ve Su Kaynakları Geliştirme Müdürü Shalom HAREL, GAP ile ilgili çalışmaları
yerinde görmek ve incelemelerde bulunmak amacı ile 24-26 Kasım 1998 tarihleri
arasında Şanlıurfa ve Mardin illerini ziyaret ettiler.

 

Ayrıca çiftçi eğitimi ve yayım
faaliyetleri kapsamında İsrail Hükümeti ile İdaremiz arasında imzalanan
protokol çerçevesinde İsrailli uzmanlar tarafından 14-24 Aralık 1998 tarihleri
arasında GAP illerinden gelen yayım uzmanlarının katıldığı hizmet içi eğitim
yapılmıştır.

 

GAP Bölgesi Tarım İl Müdürlükleri,
Tarım Kredi Kooperatifleri, GAP İdaresi ve Köy Hizmetleri Araştırma
Enstitüsünden gelen 41 uzmana verilmiş olan ‘Çiftçi Eğitim Ve Yayım
Faaliyetleri’konulu kursun açılışı 14 Aralık 1998 tarihinde GAP BKİ Başkan
Yardımcısı M. Kaya YAŞINOK ve İsrail Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Amir MAİMON
tarafından yapılmış olup, 24 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir.”

 

Yasin YAGCI’nın araştırması olarak
kaleme alınan ve “GAP’TA SOĞUK SAVAŞ” başlığı ile Aksiyon Dergisinde
yayınlanan yazıda konu çok boyutlu olarak ele alınmıştır;

 

“GAP idaresi son yıllardaki
durumunu şu şekilde açıklıyor; ‘Bugün üç yabancı sermayeli yatırım inşaat
halinde olup, birinin ise anlaşması imzalanmış bulunmaktadır. Bu yatırımlardan
biri tekstil (% 33 isviçre), biri inşaat malzemesi (% 50 Almanya), biri cam
elyaflı boru (% 50 ABD) ve biri de gıda (% 50 İsrail) yatırımlardır.’

 

…Şu ana kadar 67 İsrail firması
toprak satın almış, en az bu kadarının da gizli bir şekilde pazarlıklar
yürüttüğü kaydediliyor.

 

…Yabancı ülkelerin Milli Güvenlik
Kurulunun bu engelinden (Toprak satışlarına onay verilmemesi) kurtulmak için
buldukları yol ise çok basit; bazı yerli firmalar ile ortaklık kurmak. Yerli
firmalarla ortaklık kurmuş onlarca yabancı şirket dolaylı olarak toprak satın
almış durumda.

 

…Toprak satın alan veya talepte
bulunan İsrailli firmaların çoğunun kamu kuruluşu statüsünde bulunması…

 

…Her şey 1998 yılının sonlarında
israil Cumhurbaşkanı Ezer VVeizman’ın Türkiye’ye gelmesiyle başladı. İsrail
Cumhurbaşkanı gezisinin önemli bir kısmını güneydoğu yani GAP konusuna
ayırmıştı.

 

…Tarihler 28 Ağustos 2000’i
gösterirken Ankara’nın bu seferki misafiri İsrail Başbakanı Ehud Barak’tı. Her
ne kadar geliş sebebi Ortadoğu barışı idiyse de Barak basın toplantısında
“GAP’taki altı ihaleye talibiz.” cümlesini sözlerinin arasına
sıkıştırmadan edemiyordu.

 

…İsrail’in bölgede çalışmalar
yapmasını meşrulaştıran gerekçeler de yok değil. Mesela basınçlı sulama
sistemleri’ konusunda dünyanın ileri ülkelerinden birisi İsrail.

 

…Nitekim Anasol/D’nin GAP’tan
sorumlu Devlet Bakanı Salih Yıldırım bu konuda verilen bir soru önergesine şu
cevabı veriyordu meclis oturumunda: “GAP idaresi olarak İsrail hükümeti
ile teknik konulardaki işbirliği çalışmaları diğer ülkeler ve uluslararası
kuruluşlar ile olduğu gibi yürütülmektedir. GAP idaresi tarla içi basınçla
sulama sistemlerinde dünyada söz sahibi olan İsrail firmaları ile işbirliği
yapmış ve bu firmalar tarafından kendisine hibe e-dilen ekipmanlarla 1998
yılında bölgede 12 adet çiftçi şartlarında demonstrasyon kurulmuştur. Ayrıca
bölgede çalışmakta olan kamu personeline hizmet içi eğitim kapsamında çeşitli
konularda seminerler düzenlenmesi ile ilgili olarak GAP idaresi, İsrail hükümet
kuruluşu MASHA V ile işbirliğine gitmiştir”.

 

…GAP kapsamında bölgede alüminyum
sulama boru ve ekipmanlarını üretmek üzere bir Türk-İsrail ortak yatırımı
hususunda girişimler de söz konusu. Bunun yanı sıra seracılık, tarımsal
mekanizasyon, müşterek çiftlikler kurulması yolunda işbirliği çalışmaları da
sürdürülüyor. İsrail özellikle GAP projesinin yarım kalan sulama sistemleri ile
çok ilgilenmekte ve bunları tamamlamaya hazır olduklarını belirtmektedirler.

 

 

Dünyanın ünlü para simsarı George
Saros’un ortağı ve Şubat 1999’da “Milenyum GLK” adını verdiği dünya
turu kapsamında Türkiye’yi gezen Jim Rogers içinde GAP Bölgesi çok şey ifade
ediyor. Yahudi kökenli Jim Rogers’in eşi Paige Parker’la gerçekleştirdiği Türkiye
gezisine ve 500.000 Dolar değerindeki özel yapım aracına Türk Medyası büyük yer
vermişti. Rogers o günlerde internette ki sitesinde International Horald
Tribune’de yayınlanan bir makalesinde ABD’li yatırımcıları GAP Bölgesinde arazi
almaya çağırıyordu.”

 

Aynı derginin ekonomi bölümünde yazan
Harun ODA-BAŞI’da konu ile ilgileniyor ve yazısında, KOÇ topluluğunun tüketim
grubu başkanlığını yapan Cengiz Solakoğlu’nun Şanlıurfa’da kurulan KOÇ-ATA süt
ve et besi tesisi i-çin yaptığı açıklamalara yer veriyor:

   

“…İsrail’deki çiftlikler ve
verimlilikleri inceleniyor. ABD’ye gidiliyor ve mukayesesi yapılıyor. Ve Dünya
Bankası’nda bir süre çalışmış, bu işleri bilen üç Musevi’yi danışman olarak
tutuyorlar. Proje danışmanlarla birlikte iki senelik yoğun bir çalışmanın
sonunda ortaya çıkıyor. “

 

11 Ekim 2000 tarihinde açılan KOÇ-ATA
tesisinde konuşan Rahmi Koç, tesisin 17 milyon dolara mal olduğunu belirttikten
sonra “2.500 dönümlük arsanın sadece 500 dönümünü satın aldık, geri kalan
2000 dönümünü ise kı- raladık (20 yıllığına). Esasında, tüm kullanılan araziyi
satın almak daha akılcı olurdu. Ancak, arkadaşlarımız ‘Bunlar büyük arazi almak
için buraya geliyorlar’ dedikodularının önüne geçmek için bu şekilde hareket
etmeyi uygun gördüler” demiştir.

 

Köşe yazarı Abdurrahman YILDIRIM
KOÇ-ATA tesisinin açılışıyla ilgili yazısının bir bölümünde “…İsrailli
mühendislerin de görev aldığını modern teknolojiyle üretim yapılan bu
çiftlikte…” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

 

“İSRAİL İŞADAMLARI ADANA’DA”
başlıklı haber içeriğinde “Ticaret ataşesi Avichai Levit başkanlığında
Ada-na’ya gelen 9 firmadan 20 temsilcinin bulunduğu heyet ‘Çukurova’da Tarımsal
İşbirliği Fırsatları’ konulu toplantıya katıldı” şeklindeki açıklamadan
sonra, İsrail Ticaret Enstitüsü Başkanı Yitcak Kiriaki’nin “Ülkesinde
tarım alanı ve suyun giderek azaldığını, bu nedenle dış yatırımlara yönelmek
zorunda olduklarını, Çukurova’nın ve GAP’ın da buna uygun yerler olduğunu”
belirten beyanına yer vermiştir.

 

“ALARKO Şirketler topluluğu
Başkanı Üzeyir Garih, ‘GAP Bölgesinde tarım teknoparkı olarak 25.000 dönüm
arazi üzerinde kurulması planlanan GAPROPARK projesinin bittiği zaman, 50.000
kişinin çalıştığı, 150.000 kişinin yaşadığı modern bir kent
oluşacağını’ söyledi. Garih yaptığı açıklamada, ‘Proje ile ilgili
olarak kendi konuları içinde yatırım yapan çok farklı yabancı kurum ve
kuruluşlarla temaslar sağlanarak etüt çalışmalarına başlandığın/ kaydetti. ‘GAP
Bölgesinin kalkınmasında önemli bir paya sahip olacak ve yatırım tutarı 4
Milyar Dolar olarak tahmin edilen projenin 10-12 yılda bitirilmesinin
hedeflendiğini’ belirten Garih, şöyle dedi ‘Alarko olarak bölgeyi yakından
ilgilendiren çok ciddi bir proje üzerinde çalışıyoruz. GAPROPARK projesi Tarım
ve Köy İşleri Bakanlığınca da destekleniyor. ABD’de bu konuda uzman bir
şirketle işbirliği halinde yürütülen projenin düşünce aşaması 6 ay sürdü ve 1
Milyon Dolara yakın para harcandı.’

 

‘Proje, tarımda yeniden yapılanma ve
reform politikalarına da uygun. GAPROPARK’ın bir bilgi dağıtım şehri olacağını’
vurgulayan Garih: “Bu proje yöre çiftçisini daha fazla ve daha kaliteli
üretime yönlendirecek. Bu bölgede üretilen mallara talip olan şirketler ile
bölge çiftçisinin bağları sağlanacaktır. Böylece ürün çeşitlemesi ve ürün
a-lımı garantisi verilmiş olacak” diye konuştu.”

 

Merkezi Siverek’te bulunan Güç
Birliği Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Medet ABBASOGLU, “Roza İlaç Ve
Kozmetik aracılığıyla Siverek’ten İsrail’e 3 ton nar çekirdeği, 1 ton nar
konsantresi ihraç ettiklerini, nar çekirdeğinin ilaç ve kozmetik sanayisinde
kullanıldığını” belirtmiştir.

 

“GÜNEYDOĞU’DA TOPRAK’OYUNU”
başlıklı bir haberde ise, Çukurova Aydınlar Derneği’ndeki konferansta konuşan
işadamı Ziyaeddin Yağcı’nın yaptığı açıklamalar ile ‘Güneydoğu üzerinde oynanan
Yahudi oyunlarına ışık tuttuğu’ belirtildikten sonra şu sözlerine yer
verilmektedir : ” …Buradaki topraklarda gelecek gören Yahudiler bir
yerine beş vererek Mardin’de arazi alımına başlamışlardır. Hatta bu konuda
Şanlıurfa yöresinde birbirleri ile yarışmaktadırlar. Bölgede bulunan Süryaniler
de Kızıltepe’de arazi almalarına yardım etmektedirler.

 

Diyarbakır Söz Gazetesi, Diyarbakır
Milletvekili Sebge-dullah SEYDAOĞLU’nun konu hakkındaki aşağıdaki
açıklamalarına yer vermiştir:

 

“…Son yıllarda İsrail’in GAP’a
ve Güneydoğunun kutsal mukaddes ve bereketli topraklar üzerindeki emel ve
niyetleri açıklığa kavuşmuştur. Türkiye ve İsrail Hükümetleri arasında faiz
kredili ve içeriği net açıklanmayan kredi süresi faiz oranı ve buna benzer
belli olmayan 1 milyar dolarlık GAP kredisini İsrailli firmalara yaptırması
Türkiye’nin bağımsız, hür teşebbüsle kendi öz yatırımcılarına vurulan en büyük
darbedir. Bu firmalar haham gözetiminde noterle ekonomik ve ticari ahlaka ve
uluslararası prensiplere ve şartlara uymayan uzun vadeli bir sömürü taktiğidir.
İki ay önce İsrail Büyükelçiliğine ve Konsolosluklarına yaptığım başvurumun
cevabını halen net almış değilim…”

 

3.   BÖLGE HALKI İLE
YAPILAN MÜLAKATLAR

 

Bölge halkı ile yapılan görüşmelerde
konu hakkında derinliğine bilgi sahibi olunmadığı, bilgi sahibi olması
gerekenlerin ise konuşmaktan yana olmadığı gözlenmiştir.

 

Halkın küçümsenemeyecek bir bölümü
yapılan yabancı yatırımları ve ortaklıkları dikkatle izlemekle beraber birkaç
nedenden ötürü çoğunlukla sessiz kalmayı ve yorum dahi yapmamayı yeğlemektedir.

 

İsrailli işadamları(yetkililer),
bölgede görevli kamu personeline “hizmet içi eğitim” kapsamında,
tertiplediği gezilerle İsrail’e götürmektedir. İsrail’e yapılan bu gezilere
özellikle bölgede yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük
toprak sahiplerini, öğretim üyelerini, bürokratları, mahalli gazete sahipleri
ve çalışanlarını, ziraat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenir şahısları
dahil etmektedirler.

 

(Örneğin Şanlıurfa Vali
Yardımcılarından Y. B. 1 ay kadar İsrail’de kalmıştır).

Görüştüğümüz bazı şahıslar, basında
İsrail lehine veya aleyhine hiçbir haber çıkmamasını, “İsrail’e
götürülerek teknolojik gelişmelerden etkilenen ve İsrail hayranlığı
aşılanan”, bu şahıslara bağlamaktadır.

 

1998 yılından bugüne kadar İsrailli
yatırımcıların veya Türk ortaklarının bölge halkı ile ilgili tespit edilebilen
çalışmaları ve sonuçları şunlardır;

 

a.İsrail şirketleri “Toros
Gübre” bayiliklerini, yatırım ortaklığı kuracakları veya toprak alacakları
şahıslar ile temasta, kendi kuruluşları gibi kullanmaktadır.

 

b.İsrailli işadamları öncelikle piyasaya
ödeme zorluğu içerisinde olan hatta Ziraat Bankasına borçları bulunan toprak
sahibi ve çiftçiler ile ilgilenmektedir.

 

c.Özellikle basınçlı sulama teknolojisi
ve slaj mısır istihbarat Raporlarında (yemlik mısır) üretimindeki
uygulamalarını, üretimde pay sahibi olmak için yoğun bir şekilde
kullanmaktadır. Mardin Kızıltepe’den Şanlıurfa Harran’a kadar binlerce dönüm
arazi bu amaçla kullanılmaktadır.

 

d.Susuz ve taşlık bir bölge olan
KARACADAG’da toprak alma ve kiralama girişiminde bulunan İsrailli şirket
yetkilileri, özellikle Türkmen aşiretlerinin olumsuz cevapları ile
karşılaşmıştır (50.000 dönüm kıraç arazinin 15 yıllık kirası peşin verilmek
istenmiştir).

 

e.Mardin Derik  ilçesine bağlı bazı
köylerde (bunlardan Atlı ve Kovalı Köyleri eski Milletvekili Ahmet Türk’e
aittir) binlerce dönüm arazi tarım ve hayvancılık yapmak maksadıyla İsraillilere
kiralanmıştır.

 

f.Zaman içerisinde dünyanın en gelişmiş
ve büyük seralarının yer alacağı planlanan Şanlıurfa/Karaali bölgesinde halen
üretim yapan seralardan bazılarının İsrailli şirketlerle ortak olduğu ve bu
bölgede İsrail’in yatırım çalışmalarına devam ettiği bilinmektedir.

 

g.Şanlıurfa-Suruç yolu üzerinde
ABD-TÜRKİYE firmalarının ortaklığıyla kurulduğu bilinen SUBOR boru üretim
fabrikasının İsraillilerin yönetiminde olduğu bölge halkı tarafından
belirtilmektedir (ABD’lilerin Musevi olmaları muhtemeldir).

 

h.K.-A. Süt ve Et Besi Tesisi
çalışmaları kapsamında bazı İsrailli şahıslar, İsrail’den getirecekleri 4.000
adet büyükbaş hayvanı köylülere karşılıksız dağıtmak için çalışmalara
başlamıştır. Bu hayvanların “Yem ihtiyacının kendilerinden satın alınacağı,
doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı” şartını kabul eden ve
kendilerince uygun görülecek isteklilere verileceğini belirtmişlerdir.

 

i.Mezra yapmak amacıyla İsrailli
şirketler tarafından kiralanmış hazine arazilerinden binlerce dönümüne (kira
anlaşmaları çiğnenerek) pamuk ekildiği bilinmektedir.

 

j.Suriyeli toprak sahipleri de İsrail’e
ait sulama teknolojisini almak maksadıyla Türkiye’deki akrabalarından ve
ortaklarından yardım talebinde bulunmuş, kullanılan malzemenin üzerinde bulunan
ve “İsrail malı” olduğunu belirten yazıların silinmesi durumunda
satın alabileceklerini belirtmişlerdir.

 

4.YABANCI ŞİRKETLERİN GAP GİDEM
TARAFINDAN MÜSAADE EDİLEN (LEGAL) YATIRIMLARI

 

















FİRMA ADI

ÜLKE

FAALİYET KONUSU

MEVCUT DU-

FAALİYET YERİ

Man (Mardin Enerji

Almanya

Enerji Üretimi ve doğal gaz

Yer tahsisi ya-

Mardin

özhan Kimya (Ortak –

İtalya (Şahıs)

Deterjan

Üretimde

Mardin

Sanex

Bulgaristan

Ticaret

Mardin

Bizaf

Irak

Ticaret

Mardin

Ms Jordan

Irak

Ticaret

Mardin

Lazer (Hasbab ortak-

İtalya

Battaniye ve tekstil makine-

Yer tahsisi ya-

Diyarbakır

Rama (Bayraktar or-

Suriye

Meyan kökü türevlerini ü-

Faaliyette

Gaziantep

Nanhttan

İsrail

Tekstil (Entegre)

Yer tahsisi ya-

Adıyaman

Naan

İsrail

Sulama sistemleri pazar-

Bölge

Netafİm

İsrail

Sulama sistemleri pazar-

Bölge

Delta-Pine

Havsiz pamuk tohumu Ü-

OSB’de yer rahsi-

Şanlıurfa

ABD firması ve

ABD

İçme, kullanma ve tarımsal

İnşaat aşamasın-

Şanlıurfa

İsrail firması ve

İsrail

Sitrik asit (Limon tuzu)

Yer tahsisi ya-

Adıyaman

ABDİsvec.-Türkiye

ABD ve İsveç

Tarım sektörüne yatırım

Araştırma faali-

Adıyaman

 

 

5. BÖLGEDE PETROL ALANINDA FAALİYET
GÖSTEREN YABANCI FİRMALAR

 







FİRMA ADI

ÜLKE

FAALİYET KONUSU

FAALİYET YERİ

NVT PERENCO

ABD

Petrol arama ve üretimi

Diyarbakır

ALAAODIN MIDDLEEST

ABD

Petrol arama

Adıyaman – Diyarbakır

DOWELL SCHLUMBERGER

Almanya

Petrol ile ilgili yan hizmetler

Diyarbakır Gl

GI

ABD

Petrol arama

Adıyaman

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 

Ulusal ve uluslararası yasalara uygun
olarak gelişen GAP yabancı yatırımlarının, medyaya yansımayan ve bölge halkının
önemli bir bölümünü rahatsız etmesine rağmen dile getiremedikleri bir
yapılanmasının olduğu muhakkaktır. Rahmi Koç’un bile “2.500 dönümlük
arsanın sadece 500 dönümünü satın aldık, geri kalan 2000 dönümünü ise
kiraladık. Esasında, tüm kullanılan araziyi satın almak daha akılcı olurdu.
Ancak, arkadaşlarımız ‘Bunlar büyük arazi almak için buraya geliyorlar’
dedikodularının önüne geçmek için bu şekilde hareket etmeyi uygun
gördüler” şeklindeki açıklaması, konuyu daha dikkat çekici bir hale
getirmektedir.

 

Din, milliyet, örf gibi sıkıca
sarıldıkları bazı değerleri paradan üstün tutarak, özellikle İsrail kökenli
şirketlere hayır diyebilen mal sahipleri, yüksek sesle olmasa da, güvenilir
ortamlarda konu hakkında yorum yapabilmektedirler. Konu hakkında bilgi
alabildiğimiz bu gibi şahısların yabancı şirket temsilcileri ile irtibatları
temas veya sadece başlangıç safhasında kaldığı için, bilgileri yüzeysel, bazen
abartılı ve genellikle de yorum şeklinde olmaktadır.

 

İkinci-üçüncü ağızdan aktarılan,
abartılı, yoruma dayalı ve bazen de kaynağı belirsiz bu haber karmaşası
içerisinde doğru bilgilere ulaşmak epeyce zorlaşmaktadır. Dikkat edildiğinde
ise “Hafızası çok güçlü ve yakın çevresine karşı çok dikkatli” bölge
halkı arasındaki bu haber karmaşası ve bilgi bulanıklığına, yabancı şirket
temsilcilerinin ve onların yerli ortaklarının yaptığı bu çalışmaların neden
olduğu görülebilecektir. Çünkü dışarıdan gelen bu şahıslar ve bölgedeki
ortakları, alışılagelmiş ticari metotların dışında temas ve uygulamalar içine
girmekte, kullandıkları bu teknikler ise, para konusunda zafiyeti bilinen milli
değerleri zayıf, dini duyguları ise gösteriş ağırlıklı bölge halkını olumsuz
etkilemektedir.

 

Özellikle İsrailli işadamları
tanımadıkları yerli halk ile temastan kaçınmaktadırlar. İlk temas için mutlaka
Türkiye’de bulunan ortaklarına bir araştırma yaptırmakta ve işbirliğine
girecekleri bölgedeki uygun toprak sahiplerini tespit ettirmektedirler.
Sonucunda ise daha önceden anlaştıkları ve kendileri ile ticaret yapan yerli
tüccarları aracı olarak kullanarak iş teklifini (toprak alımı, kiralama,
ortaklık) yapmaktadırlar.

 

İsrailli yatırımcılar(Görevliler),
işbirliği yaptıkları veya toprağını kiraladıkları(aldıkları) güçlü şahısları ve
bunların kontrolündeki bölge halkını da satın almaktadırlar. Din olgusunun en
güçlü hissedildiği Şanlıurfa’da dahi hiçbir tepki almadan sessizce yürüttükleri
bu çalışmaların her geçen gün geliştiğinin hissedilmesi, İsraillilerin bu
konularda ne kadar deneyimli olduklarını göstermektedir.

 

İkisi de yüksek okul mezunu biri Arap
diğeri Türkmen kökenli iki aşiret reisi, içeriği aynı olan şu değerlendirmeyi
farklı zamanlarda dile getirmişlerdir : “Görünen tehdit yakın
olmamakla birlikte Batılılar ve bunlar(İsrailliler) bölgemizi ikinci Filistin
haline getirmeye çalışıyorlar, bu durum bizi çok ürkütüyor.”

 

İsrailli işadamlarının ticaret
yelpazesini bu kadar geniş tutmaları, nar çekirdeğinden mısıra, sulama
sistemlerinden sitrik asit üretimine kadar hemen her alanda GAP’ın içinde
olmaları ve bu kısa sürede Batılı Devletlerin bile önüne geçmeleri dikkat çekicidir.

 

6.İsrailli işadamlarının öncelikle
piyasaya ödeme zorluğu içerisinde olan toprak sahibi ve çiftçiler ile
ilgilenmesi, yurtiçinden ve bankacılık sektöründen bilgi aldığı şeklinde
değerlendirilmektedir.

 

EK: 2

İSRAİL’İN GAP’A YÖNELİK FAALİYETLERİ:

GENEL:

1.OCAK   1994’DE  
YAYINLANAN   TIME   DERGİSİNDE, DÜNYANIN 7 HARİKA
PROJESİNİN; METRO SİSTEMİ-LOS ANGELES-AMERİKA, GÜNEY DOĞU ANADOLU
PROJESİ-TÜRKİYE, BÜYÜK  YAPAY   NEHİR-LİBYA,   TAİPEİ  
TRANSİT   SİSTEMİ-TAYVAN, JAMES KÖRFEZ KOMPLEKSİ-KANADA, MANŞ
TÜNELİ-İNGİLTERE/FRANSA,   HONG  KONG  HAVA ALANI-HONG

KONG OLARAK BELİRLENMİŞTİR.

 

2.İSRAİL’İN GAP’A   UZUN
SÜREDİR OLAN İLGİSİ, BU PROJENİN BÖLGE ÜLKELERİNİN BASKILARI NEDENİYLE DÜNYA
BANKASI TARAFINDAN FİNANSE EDİLMEMESİ, İSRAİL’İN ÇEŞİTLİ FİNANSMAN VE TEKNOLOJİ
AKTARIMI TEKLİFLERİ İLE TÜRKİYE’NİN ÖNÜNE ÇIKMASINI SAĞLAMIŞTIR.

 

3.İSRAİL; FIRAT SULARINI KONTROL ETMEK
İÇİN TÜRKİYE’YE VE GAP PROJESİNE İLGİ GÖSTERMEKTE, FIRAT’IN AŞAĞISINDA BULUNAN
SURİYE VE IRAK İLE MUHTEMEL BİR SAVAŞA GİRMESİ DURUMUNDA, TÜRKİYE’Yİ KENDİ
YANINAÇEKEREK BU ÜLKELERE AKAN SUYU KISMAYI PLANLAMAKTA, DOLAYISIYLA TÜRKİYE’Yİ
BİR “SU KOZU” OLARAK KULLANMAYI AMAÇLAMAKTADIR.

 

4.BU BAĞLAMDA ;

 

A.İSRAİL’İN  ESKİ ANKARA
BÜYÜKELÇİSİ  DAVİT GRA-NİT’İN   “GAP GİBİ BİLİNÇLİ BİR
BÖLGESEL PLANLAMAYI ÖNGÖREN, YÖRE HALKINA REFAH GETİRECEK BİR PROJEYE TAM
DESTEK VERİYORUZ, İSRAİL’İN SULAMA VE DENİZ SUYUNU KULLANILIR HALE GETİRME
TEKNOLOJİSİNDEKİ ÜSTÜNLÜĞÜ SAYESİNDE GAP İÇİN İDEAL BİR ORTAK OLABİLECEĞİNİ
BELİRTMESİ VE ,

 

B.İSRAİL’İN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ
ZUİ    ELPELCEG’İN “İSRAİL’İN SUYA İHTİYACININ OLDUĞU,
TÜRKİYE’NİN İSE SU AÇISINDAN ŞANSLI BİR ÜLKE  OLDUĞU,   GELİŞMİŞ
BİR SULAMA SİSTEMİ KURULMASI VE BUNUN TARIMDA KULLANILMASI DURUMUNDA GAP
BÖLGESİNİN BİR CALİFORNİA HALİNE GELECEĞİ”Nİ ÖNE SÜRMESİ İLE,

 

C.TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDEN İSRAİL
CUMHURBAŞKANI EZER VVEİZMANN’IN DA “GAP PROJESİNE İSRAİL’İN
KATILIMI”NI ÖNERMESİ GİBİ HUSUSLAR GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA, İSRAİL’İN
PROJEYE ORTAK OLABİLME ÇABALARI AÇIKÇAORTAYA ÇIKMAKTA, TÜRKİYE’NİN HEM SUYU,
HEMDE TOP

RAĞI   ÜZERİNDE  
PLANLARININ   BULUNDUĞUNU   ORTAYA KOYMAKTADIR.

 

5.İSRAİL, TARIMDA “KİBBUTZLAR”
OLARAK ADLANDIRDIĞI VE SOSYALİST BİR ÜRETİM  MODELİNİN SINIRLI BİR ALANDA
UYGULAMASI DURUMUNDA OLAN “KOLLEKTİF TARIM ÇİFTLİKLERİ” MODELİNİ
UYGULAMAKTADIR.

 

6.GAP PROJESİNİN İSRAİL AÇISINDAN ÖNEMİ;
İSRAİL DEVLETİNİN KURULMASINDAN SONRA GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİNDEN GÖÇ EDEREK
İSRAİL’E YERLEŞEN KÜRT KÖKENLİ YAHUDİLERİ FİNANSE ETMEYE VE
KİBBUTZ-LARDANSAĞLANAN ÜRÜNLERİ PAZARLAMA HAKKINI ELDE ETMEYE DAYANMAKTADIR.

 

7.BU KAPSAMDA, GÜNEY DOĞU ANADOLU
BÖLGESİ ÜZERİNDEN DÜNYAYA AÇILMAYI HEDEFLEYEN İSRAİL, TÜRKİYE’DEN İSRAİL’E GÖÇ
EDEN YAHUDİ AİLELERDEN BİR KISMİNİN ŞANLIURFA BÖLGESİNE YERLEŞMELERİNİ
SAĞLAMIŞTIR.

 

8.DİĞER YANDAN, AĞUSTOS 1995’TE ANKARA
BÜYÜKELÇİSİ OLARAK ATANAN ZUİ ELPELEG YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASINDA
“TÜRKİYE’DE SU DA BOL, TOPRAK DA. ANCAK BİZDE HER İKİSİDE YOK”
ŞEKLİNDE BEYAN VERMESİ, İSRAİL’İN GAP ÜZERİNDEKİ PLANLARINI ORTAYA KOYMASI
BAKIMINDAN DİKKAT ÇEKMEKTEDİR.

 

İSRAİL’İN GAP KAPSAMINDA ŞANLIURFA
İLİNE YÖNELİK FAALİYETLERİ :

 

1.ÖTE YANDAN EYLÜL 2000’DE, İSRAİL
SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI TARAFINDAN YAPILAN BİR AÇIKLAMADA;”GAP
KAPSAMINDAKİ 6 BARAJ VE SULAMA PROJESİ İÇİN AÇILAN İHALEYİ İSRAİL’Ü FİRMALARIN
KAZANDIĞI,   DEĞERİ600-800 MİLYON ABD DOLARI ARASINDA DEĞİŞEN
PROJELERİN İNŞAASINA BAŞLANACAĞI, İHALEYİ KAZANAN FİRMALAR ARASINDA İSRAİL’DE
İNŞAAT VE MÜHENDİSLİK ALT YAPILARI ALANINDA İSİM YAPAN ASHTROM, MERHAV, SOLEH
BONEH VE TAHAL ŞİRKETLERİNİN BULUNDUĞU” HUSUSLARI BELİRTİLMİŞTİR.

 

2.”T.-E.” İSİMLİ BİR İSRAİL
ŞİRKETİ   TARAFINDAN NİSAN 2001’DEN BERİ, GAP KAPSAMINDAKİ
BOZOVA-YAYLAK SU   PROJESİNE   YÖNELİK  
ÇALIŞMALAR   YAPILMAKTADIR. (MUHTEMELEN ŞİRKETİN ASIL AMACI, TOPRAK
ANALİZLERİNİYAPARAK YER ALTI KAYNAKLARINI TESPİT ETMEKTİR.)

 

3.AYRICA, BOZOVA İLÇESİNDEKİ SU KANALI
PROJESİ,TAŞERON BİR FİRMA OLAN   “KOLİN” İSİMLİ BİR
İSPANYOLFİRMASINA YAPTIRILMAKTADIR.

 

4.ŞANLIURFA İLİNİN SURİYE İLE OLAN SINIR
BÖLGESİNDEKİ YERLERİN MAYINDAN TEMİZLENMESİ KONUSUNDA VERİLEN UĞRAŞLARIN
SONUÇLANMASI İLE BİRLİKTE, ÖZELLEŞTİRME KAPSAMINA ALINAN CEYLANPINAR TİGEM
ÇİFTLİK ARAZİSİNİN ÖZELLEŞMESİ DURUMUNDA; İSRAİL ASILLI İŞ ADAMLARININ; BU
BÖLGEDE DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK TOPRAK SATIN ALACAKLARI VE BU TOPRAKLARDA
“SERACILIK” YAPMAYA YÖNELİK MÜRACAATTA BULUNACAKLARI YÖNÜNDE BİLGİLER
ALINMIŞTIR.

 

5.BU KAPSAMDA, 2002 YILINDA İSRAİL
HÜKÜMETİ TARAFINDAN ŞANLIURFA İLİNDE YAPILAN/YAPILACAK ÇALIŞMALAR HAKKINDA
SURİYE DEVLETİNE AİT BİR TV. KANALINDA PROGRAMLAR DA YAYINLANMIŞTIR.

 

6.ÖTE YANDAN; ŞANLIURFA İLİ NÜFUSUNA
KAYITLIVATANDAŞLAR ADINA ALINAN TOPRAKLARIN İSRAİL ŞİRKETLERİ  
TARAFINDAN   UZUN   SÜRELİ   OLARAK 
KİRALANDIĞI, “HAİM” İSİMLİ BİR KİŞİNİN KÖY KÖY DOLAŞARAK TOPRAK ALMA
YÖNÜNDE GİRİŞİMLERDE BULUNDUĞU ÖĞRENİLMİŞTİR.

 

7.KOÇ ŞİRKETLER GRUBUNA BAĞLI OLAN
“K.-A.” ŞİRKETİ İLE İLGİLİ OLARAK;

 

A.K.-A.’NIN; ŞANLIURFA-MARDİN YOLU
ÜZERİNDE BULUNAN VE i. D., F. D., B. D., N. D., M. E. D., M. Y. D., M. N.D.
ADLI KİŞİLERİN ORTAK OLDUĞU ARAZİYİ YÜKSEK BİR FİYATA İSRAİL’LİLER ADINA SATIN
ALDIĞI,

 

B.ANILAN ŞİRKETİN YÖNETİM KURULU BAŞKANI
C. S.TARAFINDAN YAPILAN BİR AÇIKLAMADA; NİSAN 2003’DEN BERİ SÜRDÜRÜLEN
ÇALIŞMALAR ÇERÇEVESİNDE ŞANLIURFAMARDİN YOLU ÜZERİNDEKİ HAYVANCILIK VE BESİ
ÇİFTLİĞİ KOMPLEKSİNİN İNŞAATINA BAŞLANARAK ARAZİ HARİÇ 17

MİLYON ABD DOLARI YATIRIM ÖNGÖREN BU PROJEYLE,
ORTALAMA 1.000 ADET İNEK BESİCİLİĞİ, YILDA 9 MİLYON SÜT ÜRETİMİ İLE BESİCİLİĞE
HİZMET VERECEK YEM BİTKİLERİ TARIM İÇİN ENTEGRE BİR TESİS PLANDIĞININ İFADE
EDİLDİĞİ,

 

C.ŞİRKETTE ÇALIŞAN TÜRK MEMUR VE
İŞÇİLERİN ÇALIŞMA ALANLARI DIŞINDA BİR YERDE BULUNMALARININ YASAKLANDIĞI,
YASAKLARA UYMAYANLARIN İSE İŞTEN ÇIKARTILDIĞI,

 

Ç. 2003 İÇERİSİNDE KARS İLİNDEN VE
ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇEYE BAĞLI ŞENOCAK KÖYÜ VE KARABAYIR MEZRASINDA TARIMSAL
ÇALIŞMA İÇİN YÜKSEK FİYATLARDA A-RAZİ SATIN ALINDIĞI,

 

D.ŞİRKETİN HARRAN OVASINDA TÜRKİYE’NİN
EN MODERN SÜT VE ET ENTEGRE TESİSLERİ KURMA PROJESİNİ HAYATA GEÇİRME
ÇALIŞMALARININ DEVAM ETTİĞİ,

 

E.K.  H.’İN; SULAMA KONUSUNDA DÜNYA
ÇAPINDA DENEYİMLİ,  KALİTELİ  VE  BAŞARILI  ÜRETİCİ 
FİRMALARLA DİSTRİBÜTÖRLÜK ANLAŞMALARI YAPTIĞI,

 

F.BU FİRMALARIN İSE; NAANDAN SULAMA
SİSTEMLERİ (İSRAİL) VE VALLEY SULAMA SİSTEMLERİ (USA) OLDUĞU, TÜM ÜRÜNLERİN
ETÜT, PROJELENDİRME, SATIŞ, MONTAJ VE SERVİS HİZMETLERİNİ VERDİĞİ,

 

G.YÖNLENDİRME İLE, ŞANLIURFA İLİNDE
BİBER FABRİKASI, TRAKMAK VE BORSAN GİBİ İŞ SAHALARI KURULDUĞU YÖNÜNDE BİLGİLER
ALINMIŞTIR. (SÖZ KONUSU ŞİRKETLERİN İSRAİL İLE BAĞLANTISI KONUSUNDA TEYİD EDİCİ
ÇALIŞMALARA BAŞLANMIŞTIR.)

 

8.AYRICA İSRAİL’LİLER TARAFINDAN; HARRAN
İLÇESİNDE YAŞAYAN YAHUDİ VE ERMENİLERE MADDİ YARDIMDA BULUNULDUĞU, BURADA
YÜKSEK MİKTARDA TOPRAK ALINDIĞI, YİNE AYNI İLÇEDE BULUNAN VE KUTSAL SAYILAN
“YAKUP’UN KUYUSU” ADLI YERİ RESTORE ETME PLANLAMALARI YAPILDIĞI
BİLGİLERİNE ERİŞİLMİŞTİR.

 

9.BUNUNLA BİRLİKTE, ŞANLIURFA İL
MERKEZİNDE BULUNAN, YAHUDİ ASILLI OLAN VE İSRAİL İLE TEMASLARINI SÜRDÜREN K.
PASTANESİNİN SAHİBİ A. K. ADLI ŞAHIS, KENDİ ADINA İL MERKEZİNDE ÖNEMLİ GÖRÜLEN
YERLERDE YÜKSEK FİYATLARA ARSA ALMA ÇALIŞMASI YAPMAKTADIR.

 

10.ESKİ GAP MÜDÜRLERİNDEN OLAN Z. Ö.
ADLI ŞAHIS, İSRAİL HÜKÜMETİ ADINA TOPRAK ALARAK TARIM İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR
YAPMAKTADIR.

 

11.İSRAİL’Lİ İŞ ADAMLARI TARAFINDAN,
BOZOVA İLÇESİNDEN M. B. (ASLEN GAZİANTEP İLİ NÜFUSUNA KAYITLI,) İSİMLİ ŞAHSA
KENDİ ADINA TOPRAK ALDIRILARAK 30 YILLIĞINA KİRALANDIĞI, KİRALANAN ARAZİYE İSE
BADEM AĞAÇLARI DİKİLDİĞİ VE BU ALANDA ZİRAİ ARAŞTIRMA YAPILDIĞININ BEYAN
EDİLDİĞİ YÖNÜNDE TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER ALINMIŞTIR.

 

12.GAP PROJESİNDE İHALE ALAN FİRMALARIN
İSE ;

 

A.       MERIT
INTERNATIONAL INC (İSRAİL)

B.      
BERTI-BRUDO-JAKOB BEHAR (İSRAİL)

C.      ZINKAL (İSRAİL)

Ç.      ARAT LTD (İSRAİL)

D.      PAL-YAL, MERAZ
(İSRAİL)

E.       SORTEL B.V.
(HOLLANDA)

F. KOÇ HOLDİNG-SUMITOMO
 (TÜRKİYE-JAPONYA) OLDUĞU BELİRLENMİŞTİR. SÖZ KONUSU FİRMALAR İÇİN
ARAŞTIRMA BAŞLATILMIŞTIR.

 

13.BUNUNLA BİRLİKTE ŞANLIURFA ORGANİZE
SANAYİNDE BULUNAN “G.” FİRMASI İLE İLGİLİ OLARAK;

 

A.ASIL SAHİPLERİNİN G. K. E. BAŞKANI F.
S. İLE İSRAİL’Lİ BİR ORTAĞININ OLDUĞU,

 

B.HARRAN VE BOZOVA İLÇESİNİN BAZI
KÖYLERİNDE TARIM YAPTIKLARI, TARIM ÜRÜNLERİNİ AVRUPA’YA PAZARLAMAK İÇİN, HALEN
İL MERKEZ AKZİYARET MINTIKASINDA YAPIMI DEVAM EDEN HAVA ALANI İÇİN 2 MİLYON
DOLAR PARA HİBE ETTİKLERİ,

 

C.ŞANLIURFA  MERKEZİNDEKİ 
HAŞİMİYE  SEMTİNDEKİ HACI KAMİL HANINDA BULUNAN BİR DÜKKANI, İSRAİL ESKİ
GENEL KURMAY BAŞKANI MOŞE DAYAN ADINA BİR MÜZE HALİNE GETİRMEK MAKSADIYLA, 1
MİLYON DOLAR KARŞILIĞINDA ALINMAK İSTENDİĞİ, ANCAK DÜKKAN  SAHİBİNİN BUNA
YANAŞMADIĞI, YÖNÜNDE TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER ALINMIŞTIR.

 

SONUÇ;

 

1.İSRAİL’Lİ FİRMALAR VE YÜRÜTTÜĞÜ
FAALİYETLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI   HUSUSU UZUN SÜRELİ BİR İSTİHBARI
ÇALIŞMAYI GEREKTİRDİĞİNDEN, DEVAM ETTİRİLEN İSTİHBARİ FAALİYETLERİN SİSTEMLİ
BİR ŞEKİLDE, PLANLI İSTİHBARAT FAALİYETİ (PİF) KAPSAMINDA YÜRÜTÜLMESİ
SAĞLANACAKTIR.

 

2.OLASI PİF KAPSAMINDA, ÖNCELİKLİ OLARAK
;

 

A.GAP ÇERÇEVESİNDE BU GÜNE KADAR ÇOĞU
KAMU SEKTÖRÜNDEN OLMAK ÜZERE YÜZDEN FAZLA İSRAİL FİRMASININ TOPRAK SATIN ALDIĞI
İDDİASI İLE SÖZ KONUSU FİRMALARIN ARAŞTIRILMASI,

 

B.GAP  
ÇERÇEVESİNDE   İSRAİL   GÜDÜMLÜ   FAALİYET
GÖSTEREN YERLİ VE YABANCI FİRMALAR İLE KİŞİLERİN TESPİT EDİLMESİ.

 

C.GAP ÇERÇEVESİNDE İHALE ALARAK FAALİYET
GÖSTEREN/ FAALİYETE BAŞLAMAMIŞ FİRMALARIN TESPİT EDİLMESİ,

 

Ç.İSRAİL GÜDÜMÜNDE OLABİLECEĞİ
DEĞERLENDİRİLEN BAZI YERLİ FİRMALARIN FAALİYETLERİNİN TESPİT EDİLEREK
İTHALAT-İHRACAT DURUMLARININ ORTAYA ÇIKARILMASI,

 

D.ŞANLIURFA BÖLGESİNE İSRAİL TARAFINDAN
YERLEŞTİRİLDİĞİ İDDİA EDİLEN KÜRT YAHUDİ AİLELERİN ORTAYA ÇIKARTILMASI,

 

E.SINIR BÖLGESİNDEKİ TOPRAKLARIN
MAYINDAN TEMİZLENEREK YASAL ÇERÇEVEDE TARIM ALANI HALİNE GETİRİLMESİ UĞRAŞLARI
İLE İSRAİL FİRMALARININ BU TOPRAKLAR ÜZERİNDEKİ EMELLERİNİN  TAKİP
EDİLEREK ORTAYA ÇIKARILMASI,

 

F.ÖZELLEŞTİRME  KAPSAMINA ALINAN
CEYLANPINAR TİGEM ÇİFTLİK ARAZİSİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ PROSEDÜRÜNÜN TAKİP
EDİLMESİ VE İSRAİL İLE BAĞLANTISININ ARAŞTIRILMASI,

 

G.YAHUDİ ASILLI OLAN VE BÖLGEDE TOPRAK
ALINMASINA   ÖNCÜLÜK   ETTİĞİ  
HAKKINDA   İDDİALAR   BULUNAN “HAİM” ADLI KİŞİNİN
FAALİYETLERİNİN BELİRLENMESİ  
HUSUSLARI      
ÜZERİNDE      
ÇALIŞMALAR       YÜRÜTÜLMESİ PLANLANMAKTADIR.

 

DEĞERLENDİRME;

 

1.GAP’IN ÖNEMİ TÜM DEVLETLER
TARAFINDAN BİLİNMEKLE BİRLİKTE, ULUSAL MENFAATLER İÇİN İSRAİL’İN DE BU PROJEDE
GÖZÜNÜN OLABİLECEĞİ KIYMETLENDİRİLMEKTEDİR.

 

2.ELDE EDİLEN TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER
İLE, İSRAİL DEVLETİNİN GAP PROJESİ ÇERÇEVESİNDE;

 

A.       
ŞANLIURFA İLİ BÖLGESİNDE BÖLGE VATANDAŞLARI ADINA TOPRAK SATIN ALARAK BU
TOPRAKLARDA DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK BAZI YATIRIMLAR YAPMAK İÇİN
ARAŞTIRMALAR İÇERİSİNDE OLABİLECEĞİ, BU KAPSAMDAKİ PLANLAMALARINI  HAYATA
GEÇİRMEK İÇİN GİRİŞİMLERİNİ DEVAM ETTİRECEĞİ,

 

B.İSRAİL’İN YER ALTI VE YER ÜSTÜ
KAYNAKLARI KONUSUNDAKİ ARAŞTIRMA GAYRETLERİNİ ISRARLA SÜRDÜREREK BÖLGEYE
YÖNELİK PROJELER İÇERİSİNDEKİ YERİNİ SAĞLAMLAŞTIRMA DÜŞÜNCESİNDE OLABİLECEĞİ,

 

C.SU SORUNU YAŞAYAN İSRAİL’İN
ÜLKESİNE KALICI SU TEMİN ETME YÖNÜNDEKİ UĞRAŞLARINI DAHA DA ARTIRARAK
BÖLGEDEKİ  SU  KAYNAKLARINI  KENDİ  KONTROLÜNE ALMA YÖNÜNDE
ÇALIŞMALARINI DEVAM ETTİREBİLECEĞİ,

 

Ç.BÖLGEDE KURULAN VEYA KURULACAK OLAN
ŞİRKETLERİ KENDİ GÜDÜMÜNDE ÇALIŞTIRARAK VEYA KENDİ GÜDÜMÜNDE YENİ ŞİRKETLER
KURARAK BAHSİ GEÇEN EMELLERİNE ULAŞMA YÖNÜNDE PLANLAMALAR İÇERİSİNDE
OLABİLECEĞİ,

 

D.AYRICA BÖLGEDE YAŞAYAN YAHUDİ,
ERMENİ AZINLIKLARI HER YÖNDEN DESTEKLEYEREK GAP VE TÜRKİYE ALEYHİNE DEĞİŞİK
FAALİYETLERDE KULLANMA GAYRETLERİNDE BULUNABİLECEĞİ DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

 

EK: 3

İSRAİL FİRMALARININ GAP’A YÖNELİK
FAALİYETLERİ GENEL :

 

1.GAP, FIRAT VE DİCLE NEHİRLERİNİN
ARASINDA KALAN GENİŞ SAHAYI İÇİNE ALAN VE BARAJLARIN HİDROELEKTRİK
SANTRALLERİNİ, TÜNELLERİ, SULAMA TESİSLERİNİ, HER ÇEŞİT ALT YAPILARI, TARIM,
SANAYİJURİZM İLE

İLGİLİ TESİSLERİ, ULAŞTIRMA, EĞİTİM
VE SAĞLIK İLE İLGİLİ BÜTÜN HİZMETLERİ İÇİNE ALAN BÜYÜK VE GENİŞ PROJELER
DEMETİDİR. GAP’TA YEDİ BÜYÜK PROJE GRUBU VARDIR. BUNLAR AŞAĞI FIRAT PROJESİ,
DİCLE PROJESİ, SINIRFIRAT PROJESİ, SURUÇ-BAZİK PROJESİ, ADIYAMAN-KAHTA PROJESİ,
ADIYAMAN-GÖKSU PROJESİ VE GAZİANTEP PROJESİDİR. GAP KAPSAMINDA 13 PROJE PAKETİ
HALİNDE 22 BARAJ VE 19 HİDROELEKTRİK SANTRAL ÜNİTESİ VARDIR.

 

BU PROJE, 75.000 KM2’LİK BİR SAHAYI
İÇİNE ALAN DEV BİR PROJEDİR. GAP’IN TAMAMLANMASI İLE KURULACAK OLAN HİDROELEKTRİK
SANTRALLERDEN, «ARAKAYA HİDROELEKTRİK SANTRALİ DE DAHİL YILDA 27.345 MİLYAR
KVVH’LİK ENERJİ ELDE EDİLECEKTİR. SULAMA TESİSLERİ İLE DE 1 MİLYON 800 BİN
HEKTAR TARIM ALANI SULAMAYA ALINACAKTIR.

 

2.OCAK 1994’DE YAYINLANAN TİME
DERGİSİNDE, DÜNYANIN 7 HARİKA PROJESİ İÇERİSİNDE GÜNEY DOĞU ANADOLU PROJESİ DE
GÖSTERİLMİŞTİR.

 

3.İSRAİL’İN ORTADOĞU POLİTİKASI
ÇERÇEVESİNDE ;

 

A.İSRAİL’İN ESKİ ANKARA BÜYÜKELÇİSİ
DAVİT GRANİT’İN   “GAP GİBİ BİLİNÇLİ BİR BÖLGESEL PLANLAMAYI
ÖNGÖREN, YÖRE HALKINA REFAH GETİRECEK BİR PROJEYE TAM DESTEK VERİYORUZ,
İSRAİL’İN SULAMA VE DENİZ SUYUNU KULLANILIR HALE GETİRME TEKNOLOJİSİNDEKİ
ÜSTÜNLÜĞÜ SAYESİNDE GAP İÇİN İDEAL BİR ORTAK OLABİLECEĞİNİ BELİRTMESİ ,

 

B.İSRAİL’İN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ
ZUİ   ELPELCEG’İN “İSRAİL’İN SUYA İHTİYACININ OLDUĞU,
TÜRKİYE’NİN İSE SU AÇISINDAN ŞANSLI BİR ÜLKE OLDUĞU, GELİŞMİŞ BİR SULAMA
SİSTEMİ KURULMASI VE BUNUN TARIMDA KULLANILMASI DURUMUNDA GAP BÖLGESİNİN BİR
CALİFORNİA HALİNE GELECEĞİ”Nİ ÖNE SÜRMESİ,

 

C.TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDEN İSRAİL
CUMHURBAŞKANI EZER VVEİZMANN’IN DA “GAP PROJESİNE İSRAİL’İN KATILIMINI
ÖNERMESİ,

 

Ç.DİĞER YANDAN, AĞUSTOS 1995’TE
ANKARA BÜYÜKELÇİSİ OLARAK ATANAN ZUİ ELPELEG’İN “TÜRKİYE’DE SU DA BOL,
TOPRAK DA, ANCAK BİZDE HER İKİSİDE YOK” ŞEKLİNDE BEYAN VERMESİ,

 

D.AYRICA, 2002 YILINDA İSRAİL
HÜKÜMETİ TARAFINDAN ŞANLIURFA İLİNDE YAPILAN/YAPILACAK ÇALIŞMALAR HAKKINDA
SURİYE DEVLETİNE AİT BİR TV. KANALINDA PROGRAMLAR   
YAYINLANMASI GİBİ  HUSUSLAR GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA, İSRAİL’İN GAP PROJESİNE
ORTAK OLABİLME ÇABALARI AÇIKÇA ORTAYA ÇIKMAKTADIR.

 

4.  İSRAİL’İN;

 

A.KURULUŞUNDAN SONRA GÜNEY DOĞU
ANADOLU BÖLGESİNDEN GÖÇ EDEREK    İSRAİL’E YERLEŞEN KÜRT KÖKENLİ
YAHUDİ AİLELERDEN BİR KISMINI   ŞANLIURFA BÖLGESİNE YERLEŞTİRDİĞİ VE
ONLARI FİNANSE ETTİĞİ,

 

B.TARIMDA KENDİ UYGULADIĞI KOLLEKTİF
TARIM ÇİFTLİKLERİ MODELİNİ TÜRKİYE’DE DE UYGULAMA GAYRETİNDE OLDUĞU,

 

C.FIRAT SULARINI KONTROL ETMEK İÇİN
TÜRKİYE’YE VE GAP PROJESİNE İLGİ GÖSTERDİĞİ DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR. İSRAİLLİ
FİRMALARIN GAP KAPSAMINDA ŞANLIURFA İ-LİNE YÖNELİK FAALİYETLERİ

 

1.KONU İLE İLGİLİ ELDE EDİLEN
BİLGİLERİN BİR ÇOĞU DUYUM NİTELİĞİNDE OLUP TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLERDİR. ANCAK
TEYİD EDİLMESİNE YÖNELİK OLARAK ÇALIŞMALAR SÜRDÜRÜLMEKTEDİR.

 

2.AÇIK KAYNAKTA YER ALAN İSRAİL
SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI TARAFINDAN EYLÜL 2000’DE YAPILAN BİR AÇIKLAMADA;
“GAP KAPSAMINDAKİ 6 BARAJ VE SULAMA PROJESİ İÇİN AÇILAN İHALEYİ İSRAİL’DE
İNŞAAT VE MÜHENDİSLİK  ALT  YAPILARI  ALANINDA  İSİM 
YAPAN ASHTROM, MERHAV, SOLEH BONEH VE TAHAL ŞİRKETLERİNİN KAZANDIĞI” HUSUSLARI
BELİRTİLMİŞ, ANCAK SÖZ KONUSU FİRMALARIN   FAALİYETLERİ İLE İLGİLİ
BİLGİLERE ULAŞILAMAMIŞTIR.

 

3.ANCAK;

 

A.”TEİ-EKİNCİLER” İSİMLİ
BİR İSRAİL ŞİRKETİ TARAFINDAN NİSAN 2001’DEN BERİ, GAP KAPSAMINDAKİ
BO-ZOVA-YAYLAK SU PROJESİNE YÖNELİK ÇALIŞMALAR DEVAM ETMEKTEDİR. (MUHTEMELEN
ŞİRKETİN ASIL AMACI, TOPRAK ANALİZLERİNİ YAPARAK YER ALTI KAYNAKLARINI TESPİT
ETMEKTİR.)

 

B.AYRICA, BOZOVA İLÇESİNDEKİ SU
KANALI PROJESİ, TAŞERON BİR FİRMA OLAN “KOLİN” İSİMLİ BİR İSPANYOL
FİRMASINA YAPTIRILMAKTADIR.

 

4.ARAŞTIRMASI  
DEVAM   ETMEKLE   BİRLİKTE   GAP PROJESİNDE İHALE
ALAN FİRMALARIN ;

 

A. MERIT INTERNATIONAL INC
(İSRAİL)

B. BERTI-BRUDO-JAKOB BEHAR
(İSRAİL)

C. ZINKAL (İSRAİL)

Ç. ARAT LTD (İSRAİL)

D. PAL-YAL, MERAZ (İSRAİL)

E. SORTEL B.V. (HOLLANDA)

F. KOÇ HOLDİNG-SUMITOMO
(TÜRKİYE-JAPONYA) OLDUĞU YÖNÜNDE BİLGİLER ALINMIŞTIR.

5. ÖTE YANDAN, ŞANLIURFA İLİNİN
SURİYE İLE OLAN SINIR BÖLGESİNDEKİ TOPRAKLARIN MAYINDAN TEMİZLENMESİ KONUSUNDA
BÖLGEDE YOĞUN DERECEDE UĞRAŞLAR VERİLMEKTEDİR. SÖZ KONUSU TOPRAKLAR İLE,
ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE ÖZELLEŞTİRME KAPSAMINA ALINAN CEYLANPINAR TİGEM ÇİFTLİK
ARAZİSİNİN ÖZELLEŞMESİ DURUMUNDA, İSRAİL ASILLI İŞ ADAMLARININ; BU 
BÖLGELERDE  DOĞRUDAN  VEYA DOLAYLI  OLARAK TOPRAK SATIN
ALARAK/KİRALAYARAK BÖLGEDE TARIM VE HAYVANCILIK  
ÇALIŞMALARI   İÇERİSİNDE   BULUNACAĞI YÖNÜNDE BİLGİLER
ALINMIŞTIR.

 

6.ÖTE YANDAN;

 

A.BAZI YAHUDİ ASILLI
KİŞİLERİN   BÖLGEMİZDE, İLİMİZİN İLERİ GELENLERİ İLE İRTİBAT KURARAK
VE KÖYLERİ DOLAŞARAK TOPRAK ALMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLERDE BULUNDUKLARI
VE   ŞANLIURFA İLİ NÜFUSUNA KAYITLI VATANDAŞLAR ADINA ALINAN
TOPRAKLARIN İSRAİL ŞİRKETLERİ TARAFINDAN DOLAYLI OLARAK UZUN SÜRE İÇİN
KİRALANDIĞI,

 

B.ŞANLIURFA İL MERKEZİNDE BULUNAN
BAZI YAHUDİ ASILLI KİMSELERİN, KENDİ ADINA İL MERKEZİNDEKİÖNEMLİ GÖRÜLEN
YERLERDE YÜKSEK FİYATLARA ARSAALMA ÇALIŞMASI YAPTIKLARI VE ŞANLIURFA
NÜFUSUNAKAYITLI    BAZI ŞAHISLARIN TOPRAK ALARAK TARIMSAL
ARAŞTIRMALAR YAPTIKLARI YÖNÜNDE TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER ALINMIŞTIR.

 

7.İSRAİL İLE BAĞLANTISI OLDUĞUNA DAİR
TEYİD E-DİCİ BİLGİLER OLMAMAKLA BİRLİKTE,

 

A.   K.  ŞİRKETLER
GRUBUNA BAĞLI OLAN    “K.-A.” ŞİRKETİNİN ;

 

(1)      
NİSAN 2OO3’DE, ŞANLIURFA-MARDİN YOLU ÜZERİNDEKİ HAYVANCILIK VE BESİ ÇİFTLİĞİ
KOMPLEKSİNİN FAALİYETE BAŞLADIĞI,   ARAZİ HARİÇ 17 MİLYON ABD DOLARI
YATIRIM ÖNGÖREN BİR PROJEYLE, ORTALAMA 1.000 ADET İNEK BESİCİLİĞİ, YILDA 9
MİLYON SÜT ÜRETİMİ İLE BESİCİLİĞE HİZMET VERECEK YEM BİTKİLERİ TARIMI İÇİN
ENTEGRE BİR TESİS PLANLADIĞI, BU MAKSATLA FABRİKA ALANI ÇEVRESİNDEKİ SULU TARIM
YAPILABİLECEK TOPRAKLARI   ALMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLERİNİN OLDUĞU, BUNU
DA KOÇ VAKFI’NIN İMKANLARINI KULLANARAK VAKIF ARACILIĞI İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ,

 

(2)      
KURULDUĞU ZAMANLARDA ŞİRKETİN YÖNETİMİNE ETKİ EDEN   10-15 YAHUDİ
ASILLI KİŞİNİN BULUNDUĞU, HALEN BU SAYININ İKİ KİŞİ İLE SINIRLI KALDIĞI,

 

(3)      
2003 YILI İÇERİSİNDE ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇEYE BAĞLI BAZI KÖY VE MEZRALARDA
TARIMSAL ÇALIŞMA İÇİN YÜKSEK FİYATLARDA ARAZİ SATIN ALDIĞI, HARRAN SİVEREK
ARASINDA SULU TARIM YAPILAN BAZI ARAZİLERİ ALMA VE BU BÖLGEDE BİR ÇİFTLİK
PROJESİ OLUŞTURMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLERDE BULUNDUĞU, ANCAK SONUÇ ALAMADIĞI,

 

(4)      
HARRAN OVASINDA TÜRKİYE’NİN EN MODERN SÜT VE ET ENTEGRE TESİSLERİ KURMA
PROJESİNİ HAYATA GEÇİRME ÇALIŞMALARININ DEVAM ETTİĞİ, SULAMA KONU SUNDA DÜNYA
ÇAPINDA DENEYİMLİ ÜRETİCİ FİRMALARLA DİSTRİBÜTÖRLÜK ANLAŞMALARI YAPTIĞI, BU
FİRMALARIN;   NAANDAN   SULAMA  
SİSTEMLERİ   (İSRAİL)   VE VALLEY SULAMA SİSTEMLERİ (USA)
OLDUĞU,

 

(5)      
AYRICA,   ŞANLIURFA   İLİNDE   BİBER  
FABRİKASI, TRAKMAK VE BORSAN GİBİ İŞ SAHALARI KURDUĞU YÖNÜNDE BİLGİLER
ALINMIŞTIR.

 

B.ŞANLIURFA ORGANİZE SANAYİ
BÖLGESİNDE BULUNAN VE ASIL SAHİPLERİ G. K. E. BAŞKANI F. S. İLE İS-RAİL’Lİ BİR
ORTAĞININ OLDUĞU “G..S” TEKSTİL FİRMASININ ;

 

(1) HARRAN VE BOZOVA İLÇESİNİN BAZI
KÖYLERİNDE TARIM ÇALIŞMALARI YÜRÜTTÜĞÜ,

 

(2) ŞANLIURFA MERKEZ HAŞİMİYE
SEMTİNDE BİR HANDA BULUNAN DÜKKANI, İSRAİL ESKİ GENEL KURMAY BAŞKANI MOŞE DAYAN
ADINA BİR MÜZE HALİNE GETİRMEK MAKSADIYLA, 1 MİLYON DOLAR KARŞILIĞINDA ALMAK
İSTEDİĞİ, ANCAK SONUÇLANMADIĞI İSTİHBAR 0-LUNMUŞTUR.

 

8.AYRICA HARRAN İLÇESİNDE YAŞAYAN
YAHUDİ VE ERMENİLERE MADDİ YARDIMDA BULUNULDUĞU, YİNE İSRAİLLİLER TARAFINDAN
HARRAN İLÇESİNDEKİ KUTSAL SAYILAN “YAKUP’UN KUYUSU” ADLI YERİ RESTORE
ETME PLANLAMALARI YAPILDIĞI YÖNÜNDE TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER ALINMIŞTIR.

 

DEĞERLENDİRME;

 

1.GAP’IN ÖNEMİ TÜM DEVLETLER
TARAFINDAN BİLİNMEKLE BİRLİKTE, ULUSAL MENFAATLER İÇİN İSRAİL’İNDE BU PROJEDE
GÖZÜNÜN OLABİLECEĞİ KIYMETLENDİRİLMEKTEDİR.

 

2.ELDE EDİLEN TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER
İLE BASINDA YER ALAN HABERLER ÇERÇEVESİNDE, İSRAİL DEVLETİNİN;

 

A.ŞANLIURFA İLİ BÖLGESİNDE BÖLGE
VATANDAŞLARI, BÖLGEDE FAALİYET GÖSTEREN BAZI ŞİRKETLER ADINA TOPRAK SATIN
ALARAK BU TOPRAKLARDA DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK BAZI YATIRIMLAR YAPMAK
GAYRETİ İÇERİSİNDE OLABİLECEĞİ,

 

B.YER ALTI VE YER ÜSTÜ KAYNAKLARI
KONUSUNDAKİ ARAŞTIRMA GAYRETLERİNİ ISRARLA SÜRDÜREREK BÖLGEYE YÖNELİK PROJELER
İÇERİSİNDEKİ YERİNİ SAĞLAMLAŞTIRMA DÜŞÜNCESİNDE OLABİLECEĞİ,

 

C.SU SORUNU YAŞADIĞI, KALICI SU TEMİN
ETME YÖNÜNDEKİ UĞRAŞLARINI DAHA DA ARTIRARAK BÖLGEDEKİ MEVCUT SU KAYNAKLARINI
KENDİ KONTROLÜNE ALMA YÖNÜNDE ÇALIŞMALARINI DEVAM ETTİREBİLECEĞİ,

 

Ç.BÖLGEDE KURULAN VEYA KURULACAK OLAN
ŞİRKETLERİ KENDİ GÜDÜMÜNDE ÇALIŞTIRARAK VEYA KENDİ GÜDÜMÜNDE YENİ ŞİRKETLER
KURARAK BAHSİ GEÇEN EMELLERİNE ULAŞMA YÖNÜNDE PLANLAMALAR İÇERİSİNDE OLABİLECEĞİ,

 

D.AYRICA BÖLGEDE YAŞAYAN YAHUDİ,
ERMENİ A-ZINLIĞI HER YÖNDEN DESTEKLEYEREK GAP VE TÜRKİYE ALEYHİNE DEĞİŞİK
FAALİYETLERDE KULLANMA GAYRETLERİNDE BULUNABİLECEĞİ DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

 

EK OLARAK;

 

CEYLANPINAR İLÇESİNDE ALINABİLECEK
ARAZİNİN, TARIM İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜ KONTROLÜNDE OLDUĞUNU, 2002 YILINDA İSRAİL
FİRMALARININ 10.000 DEKAR ARAZİ KİRALAMAK İÇİN TARIM İŞLETMELERİ GENEL
MÜDÜRLÜĞÜNE TEKLİFTE BULUNDUKLARI, TARIM İŞLETMELERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNCE KABUL
ETMEDİĞİNİ,

 

CEYLANPINAR TARIM İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜNE
AİT ARAZİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ DURUMUNDA, EN GÜÇLÜ ALICININ İSRAİL FİRMALARI
OLDUĞUNUN DEĞERLENDİRİLDİĞİ, BUNUNLA İLGİLİ CEYLANPINAR İLÇESİNDE HERHANGİ BİR
FAALİYETİN TESPİT EDİLEMEDİĞİNİ.

 

EK: 4

29 ARALIK 2003

İSRAİL BİLGİ NOTU

 

ŞANLIURFA İLİNDE İSRAİL ADINA
FAALİYET GÖSTEREN, İSRAİL ADINA ARAZİ ALAN FİRMALAR İLE S.-T.-A. K. ŞİRKETİNDE
ÇALIŞAN İSRAİL ASILLI MÜDÜRLER VE ZİRAAT TEKNİSYENLERİ HAKKINDA YAPILAN
ARAŞTIRMA SONUCUNDA ELDE EDİLEN BİLGİLER AŞAĞIYA ÇIKARILMIŞTIR.

 

1.ŞANLIURFA İLİNDE FALİYET GÖSTEREN
Ö. K. SAHİPLERİ A. Ö. İLE A. Ö. BUNLAR ERMENİ ASILLI İSRAİL ADINA AKZİYARET VE
HARRAN TARAFINDA ARAZİ ALDIĞINI.( TEYİDE MUHTAÇ )

 

2.ŞANLIURFA İLİNDE FALİYET GÖSTEREN
M. O. SAHİBİ Ö. K.  ŞAHSIN GAYRİ MÜSLİM OLDUĞUNU, İSRAİL ADINA ŞANLIURFA
İLİNDE TARAFINDAN ARAZİ ALDIĞINI.( TEYİDE MUHTAÇ )

 

3.HARRAN VE BOZOVA BÖLGESİNDE YAŞAYAN
ÇİFTÇİLERİN İSRAİL ADINA TOPRAK ALDIKLARINI (TEYİDE MUHTAÇ )

 

4.ŞANLIURFA İLİNDE BAŞKA FİRMALAR
ADINA SATILAN İSRAİL TOHUMLARININ AŞIRI OLDUĞUNU, BU TOHUMLARIN BİR SEFER
KULLANILDIĞINI .

 

5.ŞANLIURFA İLİNDE FAALİYET GÖSREREN
T. Z. A. L.Ş.’NİN ÜÇ ORTAĞININ OLDUĞUNU, BUNLARIN i. K. -Ş. M.K. İLE S.
K.’UN   ARAŞTIRMAYA DEVAM EDİLİYOR OLDUĞUNU ARZ EDERİM.

 

EK: 5

31 ARALIK 2003

İSRAİL BİLGİ NOTU

 

ŞANLIURFA İLİNDE İSRAİL ADINA
FAALİYET GÖSTEREN, İSRAİL ADINA ARAZİ ALAN FİRMALAR İLE S.-T.-A. K. ŞİRKETİNDE
ÇALIŞAN İSRAİL ASILLI MÜDÜRLER VE ZİRAAT TEKNİSYENLERİ HAKKINDA YAPILAN
ARAŞTIRMA SONUCUNDA ELDE EDİLEN BİLGİLER AŞAĞIYA ÇIKARILMIŞTIR.

 

1.İSTANBUL İLİ OSMANBEY’DE İKAMET
EDEN Ş.URFA NÜFUSUNA KAYITLI YAHUDİ DÖNMESİ İ. Y. N. ADLI KİŞİNİN DÖVİZ
BÜROLARI İLE TEKSTİL FABRİKALARININ, ŞAHSIN ARAP ÜLKELERİ İLE ÇALIŞTIĞINI,
EŞİNİN YAHUDİ OLDUĞUNU, EŞ ÇEVRESİNİN KUVVETLİ OLDUĞUNU, BU ŞAHSIN EŞİNİN
ÇEVRESİNİ KULLANARAK İSRAİL ADINA BAZI FAALİYETLERDE BULUNDUĞUNU, EŞİNİN
AKRABASI OLAN HAİM ADLI KİŞİNİN 7 SENE ÖNCE TAKRİBEN (1997) SENESİNDE S. K. İLE
Ş.URFADA BİRLİKTE VAKIF VE OKUL AÇTIĞINI, VAKIF ARACILIĞI İLE VEYA VAKIF
NÜFUZUNU KULLANARAK HAZİNE ARAZİLERİNİN VEYA ÖZEL ARAZİLERİNİN (K.-A. B. VE T.
Ü. A.Ş ) GERİ KALAN BİR KISIM ARAZİYİ A. B. İSİMLİ ŞAHSIN SATIN ALDIĞI VE BUNU
K.-A. ŞİRKETİNE SATTIĞINI, 2-3 YIL ÖNCE ŞİRKETİN O ZAMANKİ MÜDÜRÜNÜN A. B.
OLDUĞUNU ANCAK DAHA SONRA İŞTEN ATILDIĞINI, ŞİMDİKİ GENEL MÜDÜRÜN R. T.
OLDUĞUNU, HAİM’İN ŞİRKETİNİN ARAZİ BÖLÜMÜNE A. T. (MOSSAD AJANI OLABİLİR)
ŞAHSINDA HAYVAN BÖLÜMÜNE BAKTIĞINI.

 

2.İŞÇİLERİN BİR BÖLÜMÜ K. B. BİR
KISMIDA H. BANKASINDAN MAAŞ ALDIKLARINI. A. B. (RUM) BÖLGENİN İ-LERİ GELENLERİ
İLE İRTİBATA GEÇEREK ESKİ ŞANLIURFA MİLLETVEKİLLERİNDEN OLAN CENAP GÜRPINAR’IN
OĞLU KASIM GÜRPINAR’A AİT OLAN 9 KÖYDE ARAZİ ALARAK BİR ÇİFTLİK YAPMAYA
ÇALIŞTIKLARINI (SİVEREK-HİLVAN ARASI OLABİLİR) GEÇEN SENE SEDAT BUCAK’IN DA
ARAZİSİNİ ALMA GİRİŞİMİNDE BULUNDUKLARINI. ANCAK SEDAT BUCAK’IN KABUL
ETMEDİĞİNİ, SİVEREK BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI HASAN ÇELEBİNİN
HİLVAN’LA-SİVEREK ARASINDA 9 KÖYÜ BULUNDUĞUNU… KÖYÜN ARAZİLERİNDE MEYVE
BAHÇELERİNİ İSTEDİKLERİNİ ANCAK HASAN ÇELEBİ’NİN HENÜZ VERMEDİĞİNİ, AYRICA
DİYAR-BAKIRDA ATİK AİLELERİ İLE AKYILLAR AİLELERİNİN KENDİ ARAZİLERİNİN BİR
BÖLÜMÜNÜ BU ŞAHISLARA SATTIKLARINI VE ŞU ANDA BU ARAZİLERDE PAMUK EKİMİ
YAPILDIĞINI.

 

S. ŞİRKETİNDE K.-A. İLE ORTAK OLDUĞUNU,
K. A.’NIN İTHALAT VE İHRACAT BAĞLANTILARI, 15.000 HAYVAN -7.000 BESİ, DİĞERİNİN
SÜT ÜRETİLDİĞİNİ, ETİN BİR KISMININ MARETE GÖNDERİLDİĞİNİ.

 

BÜTÜN TOPRAK ALIMLARINI S. K. V. İLE
YAPTIKLARINI.

 

İ. Y.’IN (İSTANBUL’DA YAŞIYOR) AYRICA
TRAKYADA 700 DÖNÜM SULU ARAZİ ALDIĞINI, HAİM VE İBRAHİM’İN SAMİMİ DOSTU
OLDUĞUNU, S. FİRMASININ İSRAİL ABD ORTAKLI BİR FİRMA OLDUĞUNU, 2003 YILINDA A.
B. TARAFINDAN K. A.NIN YANINDAKİ ARAZİ KİRALANMIŞTIR.

 

K. A. KURULDUĞUNDA 10-15 YAHUDİ
ÇALIŞIRKEN ŞU ANDA 2 ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİNİN ÇALIŞTIĞINI.

 

EK:6

02 OCAK 2004

İSRAİL BİLGİ NOTU

 

1.O. P.: SURUÇ İLÇESİ NÜFUSUNA
KAYITLI   DOKTOR (HARRAN İLÇESİNDE GÖREVLİ ) ANCAK A., K. KÖYÜ SAĞLIK
MERKEZİ LOJMANINDA OTURUR. TEDAŞ VE DEVLET HASTANESİ İLE MERKEZ SAĞLIK
OCAĞINDAKİ KÜRT KÖKENLİLER İLE GRUP OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR, A. İLÇESİNDE ECZANE
İŞLETİR. İSRAİL BAĞLANTILI S. B. FABRİKASININ SAHİBİ İLE BAĞLANTILIDIR. (İL
MERKEZ MINTIKASINDA) AYRICA R. VE C. KUYUMCULUK DÜKKANLARININSAHİPLERİ İLE
BAĞLANTILIDIR.

 

2.M. D.: H.’DE G. HANIN KARŞISINDA
TERZİ DÜKKANI VAR. TERZİNİN İSMİ ŞARON İSİMLİ YAHUDİDİR. O. P. İLE BERABER İKİ
ADAMI İLE BİRLİKTE YAKININDAKİ ON AİLE İLE AKÇAKALE, HARRAN VE ŞANLIURFA İL
MERKEZİNDE 476  PARÇA  BAŞKALARININ   ÜZERİNE  ARSA
ALIMLARI MEVCUTTUR.

 

3.R. D.: H.’DE GÜMRÜKHANI (ESKİ İSMİ
HANEDAYAN) BU ŞAHSIN DÜKKANI KUMAŞ SATAN KÜÇÜK DÜKKANIN YANINDA, SAKALLI
ÇAYCININ TAM KARŞISINDA DÜKKANI VAR. BU DÜKKANA MOŞE DAYAN’IN TORUNU 1
MİLYONDOLAR TEKLİF ETMİŞ SONUÇ BELLİ DEĞİL.

 

4.DOKTOR İ. B.: MUHTEMELEN İL MERKEZ
ÇUKURDORUÇ KÖYÜNDE (YAHUDİ KÖKENLİ). BUNUN 6.000 DÖNÜM ARAZİSİ VAR OLUP, ARAZİSİNİ
KORUSUNLAR DİYE 100 150 KİŞİYE PARA VERMİŞTİR. HALEN KENDİSİNİN AVUKATLIĞINI
İSE ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ ADAYI AVUKAT İ. N. İSİMLİ ŞAHIS YAPMAKTADIR.

 

5.H. B.: ADIYAMAN KAHTA ANCUS KÖYÜ
NÜFUSUNA KAYITLI O. B.’IN OĞLUDUR. ERMENİ KÖKENLİ OLUP, İL MERKEZ BÖLGESİNDE G.
B. ŞİRKETİNİN SAHİBİDİR.

 
















































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































6.CEYLANPINAR TİGEM’DE  DAHA
ÖNCE YERLEŞEN GÖÇERLER SEKİZ KÖY OLUŞTURMUŞLAR, O KÖYDE TOPRAKLAR İÇİN
ZİLLİYETLİK ELDE ETMEK MAKSADIYLA GİRİŞİMDE BULUNMUŞLARDIR. MGK GÜNDEMİNDE BU
KONU VARDIR.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet