• ÇİN DOSYASI /// Çin 5 e bölünmeli : Çin ve dünya liderliği
  • Yayın Tarihi : 22 Mayıs 2020 Cuma
  • Kategori : KITALAR & BÖLGELER : UZAKDOĞU & ASYA & AFRİKA & PASİFİK

Hasan Ebu Talib /// Çin 5 e bölünmeli : Çin ve dünya liderliği

20 Mayıs 2020

Yeni tip koronavirüsün (Covid-19) dünyayı etkisi altına almasından bu yana bütün gözler, özellikle de büyük ülkelerin ekonomik ve teknolojik olarak bu salgınla nasıl yüzleştiklerine ve ne derece başarılı ya da başarısız olduklarına odaklandı.

Genel ve küresel tartışmalara aynı zamanda salgından sonra dünyaya kimin liderlik edeceği ve uluslararası ilişkilerin beklenen şeklinin nasıl olacağı soruları kendini dayattı.

Bu tartışmaların merkezinde, ABD’nin salgınla mücadelede başarısız olması nedeniyle küresel liderlik rolünün ortadan kalkmasının ardından Çin’in rolü üstlenmesi gibi bir ihtimal gündeme geldi. Bu yöndeki beklentiler için -özellikle salgının krizinin henüz sona ermemiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda- henüz çok erken.

Çin başta olmak üzere ilk dalgayı kısmen kontrol edebilen devletler sonbaharda daha şiddetli bir dalgayla karşı karşıya kalabilirler. Halihazırda salgınla mücadeledeki istatistikler göz önünde bulundurularak Çin’in küresel anlamda liderlik rolünün güçleneceği yahut uluslararası düzenin tepesine yerleşerek ABD’nin yerini alacağı yönündeki varsayım, büyük ölçüde tartışmalı bir varsayımdır. Bunun için daha kapsamlı veriler ve gözlemler gerekiyor.

Bu varsayımın öngörülebilir bir zaman aralığında geçerlilik şansını zayıflatan bir dizi faktör var. Bunlar arasından en önemlisi ise küresel liderlik rolünün, politik ve değer sisteminin yapısında yer alan çeşitli değişkenlerden dolayı herhangi bir tarafa verilen tarihsel bir bağış olmayışıdır. Tüm yükümlülükleriyle birlikte oynanması gereken roller ve üstlenilmesi gereken girişimlerle dünyaya liderlik etme fikri, Çin’in değil ABD’nin elinde bulundurabileceği bir şeydir. Aynı zamanda yönetim modeli, bununla irtibatlı bir değer sistemi, vatandaşa herhangi bir baskı altına kalmaksızın gerçek bir fırsat sunulması ve sanat, kültür ve dil alanlarındaki esnek kapasiteler Çin’in çıkarına değildir.

Çin’in korona salgını ile mücadeledeki görece başarısının ve sosyal ve teknik kontroller altında ülkedeki yaşamın normale dönmesinin yanı sıra Pekin’in Avrupa ülkelerine, Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelere yardımlarda bulunması, Çin’in uluslararası liderlik konumuna yükseleceği anlamına gelmiyor.

Diğer tarafta bu yardımlar, Çin’in yoğun Amerikan propagandası karşısındaki konumunu iyileştirmesine olumlu katkılarda bulunabilir.

ABD Başkanı Trump ve bazı Avrupalı siyasiler önderliğindeki yürütülen ilgili propaganda kapsamında, salgının küresel planda yayılmasının yükü Çin’e yükleniyor ve etkilenen ülkelere tazminat ödenmesiyle dengelenmesi gereken ahlaki bir sorumluluktan söz ediliyor.

Olumlu bir imaj oluşturmak ile uluslararası düzenin zirvesine ulaşma hedefi arasında büyük bir fark vardır.

Ülkeleri tıbbi yardımla destekleme girişimi, şüphesiz olumlu bir adım olmakla birlikte Çin’in bağış veya hibeyle değil, krediler yoluyla kalkınma yardımı sağlama konusundaki kaydını silmez. Bu, çoğunluğunu kaynak bakımından yetersiz olan ülkelerin oluşturduğu borçlu ülkeler için büyük bir yük oluşturuyor. Çin hibeleri ve bağışları ise sınırlı bir yüzdeyi temsil etmektedir. Bu bağışlar da genellikle Çin ürünleri için kısıtlama olmaksızın kapıların açılması karşılığında borcun bir kısmının veya faizlerin kaldırılması şeklinde oluyor.

Çin’in gelişmekte olan ülkelere ekonomik yardımının göreceli önemine rağmen bölgesel anlaşmazlıkları çözme girişimleri pek de dikkate alınacak düzeyde değil. En iyi ihtimalle mevcut krizin takibi için Çin tarafından bir temsilci atanır ve çoğu zaman kriz sürecine ilişkin köklü bir değişiklik meydana gelmez. ABD’nin siyasi ve askeri faaliyetleri söz konusu olduğunda durum farklıdır. Mutlaka olumlu olmasa da bu faaliyetlerin bölgesel krizlerin seyri üzerinde ciddi etkileri oluyor.

Çin propagandası, ABD’yi birkaç yıl içinde dünyanın ilk sırada gelen ekonomik gücü olma konumundan çıkarmanın bir yolu olarak teknolojik ve endüstriyel üstünlüğüne odaklanıyor. Diğer taraftan iki ülkenin gayri safi milli hasılası arasındaki fark 6 trilyon sınırındadır. Çin’in on yıl veya daha kısa bir süre içinde bu arayı kapatabileceği düşünülüyor. Ayrıca Çin, ABD devlet tahvillerine ve iki ülke arasındaki ticaret dengesine yatırım yapıyor. Bu, ABD yaptırımları her ne kadar devam ediyor olsa da Çin’in çıkarınadır. ABD ekonomisinin hacmindeki bir daralma, ülkeler arasındaki ticaret hacmindeki olası düşüş nedeniyle Çin’in gayri safi millî hasılasının gerilemesine yol açacaktır.

Bu, gelişmekte olan veya gelişmiş ülkelerle ticaret yoluyla telafi edilmesi zor olan bir durumdur. ABD yönetimi, iki ülke arasında açık bir çatışma olması durumunda Çin’in elinde bulunan devlet tahvillerine el koyabilir veya ödemeleri erteleyebilir.

Koronavirüs krizinden alınacak derslerden biri de sanayileşmiş ülkelerin yerel olarak üretilebileceklerini Çin’den ithal etmeye odaklanmaları ve ülke içerisindeki bu endüstrileri kapatmalarıdır.

Büyük ABD’li ve Avrupalı şirketler Çin’in hakim olduğu tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmak için büyük bir çaba sarf ediyorlar. Beş kıtada birden fazla ülkeye yerleşen şirketler, Çin endüstriyel üretiminin hacmini diğer ülkeler lehine azaltmaya çalışıyorlar.

Bu durum, Çin’in önümüzdeki 10 yıl içerisinde ekonomik olarak ilk sırada yer almasını zorlaştırıyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra inşa edilen ve ABD’nin liderlik rolünün temel direkleri olan küresel kurumlar sistemine hızlıca bir bakış, gerek rolleri gerekse de önemleri açısından bu kurumların rollerini sürdüreceklerini teyit ediyor.

Buna karşılık Çin, Haziran 2001’de Şanghay İşbirliği Örgütü gibi kurumlar kurdu veya kuruluşunda yer aldı. 50 milyar dolarlık sermayesi ile Asya Altyapı Yatırım Bankası, hiçbir şekilde Dünya Bankası veya Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kurumlarla karşı karşıya gelemez. Bütün bunlar Çin’in dünyadaki liderliği için sağlam birer temel olmaktan uzaktır.

Hasan Ebu Talib

Şarkulavsat