• ASYA DOSYASI /// ÖMER ÖZKAYA : Asya’nın kapısı (TOPLAM 3 BÖLÜM)
  • Yayın Tarihi : 27 Kasım 2017 Pazartesi
  • Kategori : KITALAR & BÖLGELER : UZAKDOĞU & ASYA & AFRİKA & PASİFİK


Asya’nın kapısı (2) 

İsrail’e komşu olması, etnik yapısı, Asya’nın kapısı olması, mezhebi yapısı, Orta Doğu coğrafyasının ortalamasının üzerindeki entelektüel seviyesi, Akdeniz’e kıyısı olması (İran-Irak Savaşı’nda kritik rol oynadı) ve Erivan’la olan özel ilişkisi, Lübnan’ı “önemli” yapan hususlardan bazıları. 

Lübnan dünyada en çok İngiltere, sonra Almanya, sonra da Amerika için önemli. Küresel nitelikte istihbarat toplamak için, Asya’yı dinelemek oldukça uygun bir yer olan bu ülkeye en fazla mesaiyi İngiltere harcıyor. 

Ülkenin sivil ve askeri bürokrasisine ABD hâkim, İngiltere ise ekonomi ve eğitime. Finansa Almanya hâkim, ayrıca istihbarata da nüfuz etmiş vaziyette. Fransa; edebiyat ve sanata ve istihbaratın bir kısmına, Rusya da insan kaçakçılığı ve Erivan’la olan özel ilişkiye hâkim. İsrail’in ise Lübnan’da hiçbir alanda bir hâkimiyeti söz konusu değil ama askeriyede ve istihbaratta nüfuzu var. 

Selanik (Yunanistan), Beyrut (Lübnan) ve Erivan (Ermenistan), Türkiye’nin üç yanında, Doğu ve İslam kültürünün etkisi altında ama Hıristiyan nüfusa sahip ve Batı için kıymetli üç şehir. Bu şehirlerin birbiriyle geçmişteki ve bugünkü ilişkisi, Türkiye açısından incelenmeyi bekliyor. Bu ilişki kapsamında oluşturulmuş legal ve illegal bir takım yapılar, Avrupalı istihbarat servisleri tarafından Türkiye’ye karşı kullanılıyor. Erivan bu ilişkinin motoru. Projenin sahibi Avrupalı “müttefik”lerimiz. 

Ermeni diasporasının belki de en nüfuzlu bölümü Lübnan’da yaşıyor. Lübnan Ermenileri ülkenin ekonomik, eğitim ve kültür-sanat hayatında etkinler, başbakanlık dışındaki üst makamlara tesir etmelerinin önü açık ve Osmanlı’yı soykırım yapmakla suçlayan Ermeni Diasporası’nın hafızası bunlar. 

Lübnan, Asya’nın giriş kapısı, Asya’dan da Batı’ya açılan pencere. Asya, başta Almanya olmak üzere hemen herkesin elde etmek istediği, arkeolojik, mitolojik, teolojik ilimlere sahip. Asya’nın anahtarını ABD’ye kaptırmak istemeyen Almanya, Lübnan üzerinde ciddi nüfuz sahibi. Almanya, Lübnan’ı Asya’ya uzanan en kısa yolun kapısı gördüğü için ABD’nin Irak’taki ve Suriye’deki askeri varlığını kendisine yönelik tehdit olarak algılıyor.İngiltere uzun zamandır ABD ile çatışma halinde. Almanya, İngiltere’nin en eski ortaklarından biri. Almanya, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin Alman asıllı (Alman kuvvetleri, 2. Dünya Savaşı esnasında İngiliz Kraliyet Ailesi’ni asla hedef almamış, Hanedan’a ait hiç bir yapı kesinlikle vurulmamıştır) ve İngilizlerin eskiye nazaran ABD’ye mesafeli durduklarını, esiri oldukları ABD’nin liderliğini kaybetmekte olduğunu görüyor. İngilizler, Almanya’nın arkasında. 

Batı’ya, Batı’lı ciddi kurumların tepe yöneticilerine en kısa zamanda Beyrut’tan ulaşmak mümkün. Gelişmiş ülkelerin tamamı tüm birimleriyle buradalar. Lübnan’da var olmak, İngiltere’ye etki edebilmeyi, İsrail üzerinde baskı kurabilmeyi, Hıristiyanlar üzerinde etki uyandırabilmeyi, Asya’nın derinliklerine inebilmeyi, istihbarat yapabilmeyi, Ermeniler üzerinde denetim kurabilmeyi sağlar. 

Pazar günü bu seriyi bitirelim.

Asya’nın kapısı (3) 

Lübnan çok branşlı bir siyasal, sosyal, teoloji ve tarih bilimleri üniversitesi işlevi gören ülkelerden biridir. İstihbaratta “üniversite ülkeler” diye nitelenen devletler vardır. Türkiye, Lübnan, Mısır, Fas, Singapur, Hindistan, Pakistan, İran, İngiltere, Çin, ABD, Güney Afrika, Nijerya gibi. Lübnan, Akdeniz havzasının üniversite ülkelerinin en önemlilerinden biridir. Lübnan’a ve orada cereyan eden olaylara bakarak Avrasya ve Afrika’da kısa, orta ve uzun vadede neler olacağını kusursuz öngörebilirsiniz. Avrasya’daki devletler oyununu anlamak istiyorsanız Kahire, Tahran, Riyad, Marakeş ve Delhi’deki değişik diplomat/diplomasi türleri de kusursuz öngörü verileri sunar. 

Lübnan kitabın ortasına gelmek istediğinizde başlangıç noktalarından biridir. Lübnan’ın istifası belirsiz başbakanının Paris’e Suudi Arabistan’dan gönderilmesini analiz edecek istihbarat teşkilatlarına ve diplomatlara düşen iş, gerçekten devasa boyuttadır. Simetrik hazneli huni gibi işlev gören bir ülke olan Lübnan’da startı verilen oyunun bölge ülkelerindeki yansıması, sonuçları aslında ihmal edilebilir. Fakat Batı’da sebep olacağı siyasi, diplomatik, ekonomik ve teolojik olayları ve sonuçları daha çok irdelemek zorundayız. 

Nasrettin Hoca eşeğinin kafasına sopa ile vurmuş. Eşek kuvvetli bir gaz çıkarmış. Hoca “Nereye vurdum, ses nerden çıktı” demiş. İstihbarat ve diplomasinin sırlarından birisi de sesleri izlemekte gizlidir. Bilinir ki devletler ve bazı rafine topluluklar teşhisi zor fakat teşhis edilince de hâsılatı yüksek sesler çıkarırlar. 

Onlarca devletin ve bir o kadar da uluslararası aktörün elinin ayağının bulunduğu bu kritik ülkede ilgili devletlerin ve şirketlerin isteseler de dışında kalamayacakları oyunun ne olduğunu bilmek durumundayız. Lübnan gibi minyatür bir ülkenin mürekkebinin bir damlasının bozacağı o kadar çok devlet, şirket ve yapılar var ki Hariri olayını, Hizbullah’ı, sağcı Falanjistler’i, Dürziler’i, Maruniler’i ve başka Lübnan menşeili aktörleri gerçek nitelikleri ile ancak o zaman görebiliriz. 

Her aktörün birden çok rolünün olduğu Avrasya coğrafyası anlaşılamadığı için hep büyük savaşlara, büyük rekabetlere ve çekişmelere sebep olmuştur. Adet olduğu üzere Avrasya’da bir olay olunca hemen gözlerimiz hegemonlara çevirilir, anti-emparyalist nutuklar çekeriz. Fakat kazın ayağı hiç de öyle olmayabilir. Siyasetin, ekonominin, diplomasinin, istihbaratın, askerlerin göz ardı ettiği ironik olacak ama evrensel, siyasi, ekonomik, diplomatik, istihbari ve askeri yasalar vardır. 

Şu anda perdede büyük Batılı devletler vardır. Bunların tüm faaliyetleri gerçekten çok önemlidir ve geçmişte Lübnan’ı nasıl kullandıklarını önceki yazıda ifade ettik. Allah’ın çalışanı ödüllendirdiğini de ısrarla belirtmiştik. Lübnan bağlamında söylenmesi gereken en önemli cümle şudur: Askerlikte, siyasette, diplomaside, istihbaratta ve ekonomide farklı bir matematik vardır. Bu matematiği bilenler hep kazanmışlardır. O halde şöyle soralım: Uluslararası siyasetin, askerliğin, ekonominin, istihbaratın, diplomatik operasyonların matematiğini kimler ve hangi devletler biliyor? Bilenler bunu nasıl kullanıyor? Asıl beyinlerimizi yormamız gereken konu işte bu. Yoksa yine birilerinin oyununun figüranları olmak durumunda olacak bölge insanı. 

Tarihi statik değil de kinetik analiz edebildiğimiz zaman kazananlar listesinde olabiliriz.Bu bağlamda İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, ABD, Rusya ve İsrail’de ilginç kitaplar yazılıyor, cesur analizler yapılıyor. Bunları takip etmek stratejik önem taşıyor. 

Lübnan bağlamında Batı’da yazılanlar dünü ve bugünü ile gerçekten zihin açıcı. Lübnan, Mikail’n suru farklı üflediği coğrafyalardandır. Tüm olaylarda Allah’ın âdil olduğunun bilincinde olursak en doğru değerlendirmeleri yapabilir en doğru ve isabetli stratejileri izleyebiliriz. Lübnan’da da Allah’ın adil olduğunun bilincinde bir değerlendirme yapabilirsek en doğru konuşlanma yapılabilir. Bunun için de bölgedeki etkili unsurların faaliyetlerine göz atmalıyız. 

Bu seriyi yarın bitirelim. 

Asya’nın kapısı (4)

Etnik ve dini çeşitliliğin bir ülke için önce büyük bir hazine sonra nasıl büyük bir facia olabileceğini görmek için Lübnan en güzel örneklerden biridir. Bu küçük ülke, her etnik gruba bir dinin düştüğü ilginç sosyolojisi, etnik ve dini grupların uyguladığı teo-stratejiler, teo-siyasetler, teo-askeri yaklaşımlar ve teo-ekonomiler ile tam bir laboratuar ülke örneğini sergilemektedir.

İstanbul’dan Şam’a, Şam’dan Beyrut’a, Kudüs’e oradan Kahire’ye, Marakeş’e, Madrid’e, Paris’e, Roma’ya, Atina’ya ve tekrar İstanbul’a bir daire çizersek bu dairede Lübnan ayrı bir stratejik sırlar hazinesi olur. Bir şartla ki Lübnan’ı,  Şam’ı, Kahire’yi ve Marakeş’i sırlar hazinesi haline getiren merkez hep İstanbul olmuştur, Türkiye olmuştur. İzmir’in Sabetay Sevi gibi yüz binleri peşinden sürükleyen ciddi bir dini figürü üretmesi de ilginçtir. Fetullahçılık, Sabetay Sevi ekolünün yanında dikkate alınmaz. Lübnan’daki tüm ezoterik-dini ekollerin İstanbul’da nüvelenmesi ve Lübnan’da yeşermesi üzerine durulmaması da not edilmesi gereken bir başka husus. Yavuz sultan Selim öncesi ve sonrası Kahire-Beyrut-İstanbul üzerine ülkemizde ciddi araştırmalar yoktur. Oysa bu araştırmalar olmadan bugünkü Lübnan’ı, Mısır’ı, Suriye’yi, İsrail’i ve birçok ezoterik örgütü anlamak mümkün değildir.

Lübnan’ın bugünkü kaotik siyasi, dini, etnik ve mezhepsel mimarisinde Türklerin önemli rolü vardır. Lübnan bağlamında Ortadoğu, Türkiye’nin meçhulü haline getirilemez. Tüm İslam dünyası ile ilgili yüzlerce birim oluşturan Batılı gizli servislerin Ortadoğu incelemeleri olarak yayınlanan eserleri oldukça bilgi doludur. Batılı üniversitelerin ve aydınların da Lübnan ve Ortadoğu ile ilgili gerçekten titiz araştırmaları vardır. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Afrika ve Asya’daki bilgi açığımızı kapatmak için olarak bu eserlerin Türkçeye kazandırılması gerekir. Bu çaba hafızamızı tazeleyecek, bugünü kavramamızı kolaylaştıracaktır. Bu seriden hemen önceki “Suud’ta Olanlar” başlıklı yazılarımızda Türkiye’nin Ortadoğu’da yakaladığı psiko-siyaset üstünlüğün hedef alınacağına işaret etmiştik. Nitekim Mısır’da 29 Türk’ün Mısır aleyhine casusluk ithamı ile gözaltına alınması önemlidir. Bu serinin devam edeceğini öngörmek için eşik analizler bile yeterlidir. Lübnan, Türkiye’nin öteden beri ilgisini kesmediği ülkelerdendir, Mısır’da öyledir. Buralarda entegre olabileceğimiz önemli rezervlerimiz vardır.

Batılı ülkelerin bu coğrafyalardaki çalışmaları çok açıktır. Bu çalışmalardan elde edeceğimiz hayli veri ve fayda vardır. Batılı ülkeler ellerindeki veri çokluğu ile bölgede ve dünyada insanı hayrete düşüren işler yapabilmektedir. Verinin, bilginin ve istihbaratın çokluğu her zaman isabetli stratejilerin, siyasetlerin, askeri ve ekonomik menfaat sistemlerinin kurulacağını garantilemez. Bunu teyit etmek için bir kaç Batılı devletin tarihine bakmak yeterlidir.

Ortadoğu’da sanayi ve teknoloji yoktur, buralarda hayatı idame ettirmenin yolunun din ve etnik ticaretten geçtiği de bir sır değildir. Paranın üretimden kazanılmadığı yerlerde dine, millete, vatana ihanetten geçinildiğinin en çarpıcı örnekleri uzak ve yakın tarihimizde vardır. Reel ekonominin, üretim ekonomisinin ve buna bağlı ihracat bilincinin gelişmediği Ortadoğu’da en geçerli ticaret; etnik, dini ve mezhepsel ticarettir, bu zincir kısa vadede kırılmayacaktır. Tüm hazırlıklarımızı buna göre yapmak zorundayız. Tüm tehdit algılamaları da üretimden kopmuş kesimlerin provoke edilmeleri üzerine kurulu olmalıdır. Üretimin çeşitlenip gelişmediği, mesleki ve teknik eğitimin zayıf kaldığı, entelektüel üretimin sadece tercüme eserlere bağımlı olduğu Ortadoğu, Kafkaslar, Afrika ve Orta Asya önümüzdeki dönemin de etnik, dini ve mezhepsel pazarı olacaktır. Yani bu pazar terör, şiddet ve vahşet kaynağı olacaktır. Suudi Arabistan, Mısır ve FETÖ bağlamında kurulan yeni cephe, bunun habercisidir. Çift hazneli huni gibi olan Lübnan’ın bu konudaki birikimi burayı ayrıca çok önemli kılmaktadır.

Filistin’in, Mısır’ın, Cezayir’in, Irak’ın, Afganistan’ın, Sudan’ın, Nijerya’nın ve etnik terörün etkili olduğu ülkeler birlikte değerlendirildiğinde nerede ise tüm İslam dünyasının ve üçüncü dünyanın terörize edildiği ortadadır. Bu bir tesadüf değil bir stratejidir. Eşzamanlı olarak bu sayılan coğrafyalarla ilintili terörün Batı ülkelerinde de kendisini göstermesi gerçekten de metafizik bir konu olma eğilimi ve hatta gerçeği içermektedir. Bu bağlamda Lübnan’ın, Mısır’ın ve Suudi Arabistan’ın yanında FETÖ’nün bir cephe oluşturması teo-strateji, teo-ekonomi, teo-örgüt ve teo-siyaset perdesini açacaktır. Bu da metafizik terör ve metafizik ezoterik savaşa geçiş sürecidir. Lübnan birikimi bu dönem için neden stratejiktir, sanırım anlaşılmıştır. (bitti)