• LİBYA DOSYASI /// GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Hafter’i Destekleyenler ve Libya
  • Yayın Tarihi : 16 Mayıs 2020 Cumartesi
  • Kategori : KITALAR & BÖLGELER : BALKANLAR & KAFKASLAR & ORTADOĞU & KÖRFEZ

GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Hafter’i Destekleyenler ve Libya

Libya’da darbeci Halife Hafter’i destekleyenlerin ne yapmak istediklerini söylemek hiç de zor değil. Libya hidrokarbonda çok önemli rezervlere sahip bir ülke. Dünya petrol arzında halen söz sahibi olacak bir üretici. Bu ülkede 2014’ten bu yana süren savaş nedeniyle petrol arzı bir bakıma kaçakçılıkla sürdürülüyor, piyasalara düzenli ihracat yolu henüz kapalı. Libya’da istikrar gerçekleşecek ve daha sonra bu üretici ülke mevcut ve özellikle Akdeniz’de çıkarılacak yeni kaynaklarıyla piyasada yer bulacak. 

Doğal kaynakların yanı sıra Libya’nın jeopolitiğine bakalım, neden üzerine düşüldüğünü bir de böyle inceleyelim. Libya Kuzey Afrika’da, Avrupa’ya güneyinden, İtalya yolu ile en yakın noktadan yaklaşımı var. Ekonomik, güvenlik ve stratejik gerekçelerle Libya önemli bir ülke. Libya’nın önemi enerji ve jeopolitik başlıklarına indirgenebilir.

Bu durumda kimlerin gözü var, öne çıkanlara bakalım:

  • Çin. Afrika açılımı ile Çin hemen her yerde. Afrika’da bütün ihaleleri alıyor, altyapı işinde olduğu kadar madenleri işletmekle de ilgileniyor. Ayrıca Afrika’ya önemli nüfus aktarımı yapıyor. Yeraltı zenginliği ve jeopolitik önemi ile Libya, Çin için tam da diğerleriyle örtüşen bir konumunda. Burada hidrokarbon ve liman işletmeleri kurmak istiyor, inşaat ve diğer altyapı yatırımlarını gerçekleştirmeye aday.
  • Rusya. Doğu Akdeniz’de Suriye gibi Libya’yı da yönetmek istiyor. SSCB zamanındaki nüfuzunu bölgeye yaymanın peşinde. Hidrokarbon yataklarını ele geçirmek ve Avrupa’yı doğudan olduğu gibi güneyden de kuşatmak çabası içinde.
  • Fransa. Ülkeyi yeni bir sömürge halinde yönetmek istiyor. Enerji ihtiyacını kesintisiz karşılayacak bu Libya projesini başından beri önemsiyor.
  • İtalya. Ülkeyi yeni bir sömürge halinde yönetmek istiyor. Enerji ihtiyacını kesintisiz karşılayacak bu Libya projesini başından beri önemsiyor. Güvenlik risklerini ortadan kardırmak istiyor.
  • ABD. Temelde Ortadoğu’da her ne yapıyorsa aynıyla burada da durumu kontrol etmenin peşinde. Bazı başlıklar şunlar, küresel enerji piyasalarını yönetmek, terörle mücadele etmek, bölgenin Çin ve Rusya kontrolüne geçmesini engellemek.

Bu ülkeleri sıraladım. Ancak başka güçler de var. Örneğin konuya küresel petrol şirketlerinin her biri, petrol şirketlerinin en büyük hissedarları gibi bir başka konu üzerinden yaklaşırsak, enerjinin yakinen ne manaya geldiğini gayet iyi anlamış oluruz. Ben burada sadece örneğin İngiltere merkezli, Londra Finans Merkezi’nde çok yüksek işlemleri olan, ancak Almanya, İtalya, Fransa’da ve hatta Hong Kong’da ekonomide olduğu kadar siyaseten de çok güçlü, enerjiyi ve ticareti bilen, Avrupa ve Amerika’nın tarihsel manada her bir evresinde süreçleri ve kuralları geri planda ortaya koyma pratiğine sahip olmuş Rothschild ailesini de işaret etmek isterim. Eğer bu güç odağını merkeze kayarak bir şema ile etkileşim noktalarına bakarsak, bu konunun ne denli karmaşık bir halde olduğunu da anlamamız mümkün olacaktır.

Aşağıdaki şemada görülüyor, etkileşimlere dahil olanlar içinde ilgili ülkeler, bunların gizli servisleri, enerji şirketleri ve Birleşmiş Milletler bulunmaktadır. Rothschildler güçlerini sürdürmek adına küresel çapta her türlü ilişkiyi doğrudan ve dolaylı sürdürürler. Burada da duruma müdahil konumdalar. Rothschild ailesi Libya’da otoriteyi elinde tutan hangi devlet olursa olsun, ama neticede piyasaya dahil olacak bir iş konusu olacağından, kendisiyle ortak çalışılmasını isteyecektir. Örneğin Fransa’da Devlet Başkanı Emmanuel Macron bu ailenin sözünden çıkmayan biridir. Ama istediğinde bu aile onu bile kapı önüne koyabilir.


Hafter Karmaşası

Aile durumun kendi lehine gelişmesi için mevcut her unsuru dikkate alacaktır. Siyaset makamlarını, lobileri, vakıf ve dernekleri, bunlarla ilintili medya ve düşünce kuruluşlarını ve elbette sermaye hareketlerini ilgilendiren bankalar dahil her tür kurumu, ayrıca, ülkelerin bürokrasilerinde ve şirketlerin yönetimlerinde irtibatı olan yakınlarını bu büyük projeye seferber edecektir.

Buna karşılık başka güçlü kesimler de aynını yapmak isteyecek (başka küresel zenginleri hatırlayalım) ve sonuçta bu iş büyük bir çatışma ve raket alanı halinde sahaya yansıyacaktır. Öyle de olmaktadır!

Uygulamada örnek verecek olursak, Erdoğan-Putin inisiyatifiyle Moskova’da darbeci Hafter ve meşru tarafı temsilen Ulusla Mutabakat Hükümeti lideri Sarrac arasında bir ateşkes imzalanacak idi. Ne oldu? Hafter uçağa bindi ve Moskova’dan kaçtı. Halbuki Putin ve Erdoğan’dan düşünmek için izin istemiş idi. Otel odasındayken kendisine Lockheed Martin’in CEO’su Marillyn Hewson ulaştı, ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in de referansı vererek, ateşkesi imzalamaması söylendi. 

Ancak geçici de olsa 12 Ocak 2020’de yürülüğe giren bir ateşkes söz konusu olmuştu, bu uygulanamamıştı. Hafter Trablus’a ve petrol satışı olmasın diye limanlara saldırmıştı.

Benzer olay Birleşmiş Milletler gözetiminde 19 Ocak 2020 tarihinde (BM Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame) gerçekleşen Berlin Konferansı zamanında da görüldü. Bu Berlin Konferansı hususunu Cumhurbaşkanı Erdoğan detayıyla aktartmıştı. Almanya’nın ve BM’nin baskısı ile Hafter Berlin’e geldi, ama otel odasında bekledi. Sonra anlaşma metinlerini imzalamadan Almanya’yı terk etti. Berlin’e gelmeden önce Hafter, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ile yüz yüze, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile telefonla görüşmüştü. Ayrıca Putin’in de mesajını almıştı.

Peki, bu noktada darbeci Halife Hafter’in siciline bakalım, kim? Tek kelimeyle kirli işler için kendisinden yararlanılacak bir taşeron. Hafter her iş için kullanışlı biri, her nedense hep böylelerini bulurlar! Bakalım:

  • Rus eğitimi aldı, Rusça bilir, Rusya’da dostları var. (SSCB’de topçu ihtisas eğitimi aldı, Harp Akademisi’ni bitirdi, kurmay oldu.)
  • Mısır’ı iyi bilir, dostları var, Arapça anadili. (Mısır Askeri Ataşeliği yaptı.) 
  • ABD, CIA himayesinde yaşadı, aynı zamanda ABD vatandaşı, İngilizce bilir. (Hafter ABD’nin organize ettiği bir operasyon ile Zaire’ye geçip Kaddafi’ye karşı muhalefet hareketini başlattı. ABD Hafter’e Libya’nın Özgürlüğü İçin Ulusal Cephe’yi kurdurdu. 1990’da beraberindeki 300 askeriyle birlikte ABD’ye iltica talebinde bulundu. CIA tarafından uzun yıllar korundu ve desteklendi. Nihayet, 1999’da Kaddafi’ye karşı CIA destekli bir darbe girişiminde bulundu. 2007’de ABD’ye döndü ve Washington’a yerleşti. Kuzey Virjinya’da mülk satın aldı veya verildi. Uzun süre burada yaşadı. 2011’de Kaddafi iç savaş sırasında öldürülünceye kadar burada kaldı. Kaddafi’nin ölümünden hemen sonra Libya’da UGK’ya katılmak üzere Bingazi’ye geldi. Hükümet onu Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görevlendirdi. Ancak Libya’nın yeni bölücü ajanı olduğunu bilen yoktu. O dönem hükümet lideri Abdülfettah Yunus’un bir suikast sonucu öldürülmesinden hemen sonra ABD’ye kaçtı. Ülkeyi görevi icabı korumaktan sorumlu Hafter’in bu tutumu aslında ne yapmak istediğinin de kanıtıydı. Bu arada kargaşa içindeki Libyalıların bir bölümü, ki Bingazi ve Tobruk bölgelerindeki kesim, ABD tarafından desteklendi ve ayrılıkçı grup oluşturuldu. 2012 yılında bu gruptan bazı üst düzey askerler Hafter’in tekrar Genelkurmay Başkanlığı olarak ülkeye dönmesini ifade ettiler. Ancak siyasiler, Hafter’in ülkede yeni bir diktatörlük kurma hevesi içinde olduğunu işaret ettiler. Hafter, 2014’te televizyondan bir bildiri okudu, Libya’nın siyasi geleceğine ilişkin “yeni bir yol haritası” metnini açıkladı ve “askeri vesayet” kurulmasını önerdi. Öneri kabul edilmeyince Tobruk’ta kendi hükümetini ve meclisini kurdu ve Trablus’taki BM tarafından tanınmış UMH’ne karşı savaş başlattı.)

Geçtiğimiz günlerde ABD’de Hafter aleyhine ilginç bir dava vardı, hatırlayalım. The New York Times’ın 18 Şubat 2020 tarihinde (Julian E. Barnes) şöyle yazmıştı: “Eski CIA Değerli Mülkü, Şimdi Libyalı Güçlü Adam, İşkence Suçlarıyla Karşı Karşıya.” Virjinya Federal Mahkemesi’nde Halife Hafter işkenceci olarak yargılandı. Hafter, Ekim 2014’de iç savaş esnasında işkenceyle bir aileyi öldürdü, bununla ilgili olarak Virjinya’da kendisine dava açıldı. Hafter’in Amerika’daki 17 adet mülkünün ederi 8 milyon doları geçiyor. Bu aile mensupları olan 2 Libyalı şimdi Hafter’den tazminat istiyor. ABD’de 1991’de kabul edilen “İşkence Mağdurlarını Koruma Yasası,” yargısız infaz ve işkence mağdurlarının aile üyelerinin sorumlu kişilere dava açmasına izin vermektedir.

Nereden çıktı bu konu? Rusya ve Avrupa ile ilişkisini sürdüren ABD diyor ki, iplerin belim elimde! Aslında nedeni çok açık, güven vermiyor. Hafter Rus yanlısı da olabilir, ABD de. Sanırım son dönemlerde Rusya’dan daha fazla destek alınca bundan rahatsız olan kesimler arttı. Hafter en sonunda belli güç odaklarının söylediğini yapar. Güçler arası mücadelede üstün gelen nasıl emrederse o yöne gidecektir. Ancak o güçlerin mücadelesi henüz sürdüğünden, çünkü ortada büyük bir para ve jeopolitik kazanım var, o da kendine verilen, “Sen önce Libya’nın hakimiyetini eline al” talimatını yerine getirmeye çalışıyor. Olan kime oluyor? Libya halkına, tıpkı Suriye halkına olduğu gibi.

Libya işi karışık. Hafter’in durumu bile karışık. Sahada oyuncu çok, beklentisi olan da çok, ama asıl taşeronların, vekillerin (proxy) kullanılması işi bozuyor. Ülkeler ve liderler bile zaman zaman aracı sıfatıyla olaylara dahil oluyorlar veya dahil ediliyorlar. Silah satıcıları, terörden nemalananlar işin cabası.

Rusya’da oligarklar ve Kremlin zaman zaman fikir çatışmasına giriyor. Bunun sahaya yansımasında Wagner isimli paralı asker şirketiyle görmekteyiz. Avrupa tek ses olamıyor. Körfez ülkeleri ve bazı Arap ülkeleri taşeronluk yapıyorlar. ABD devleti ve sermaye sahipleri ise başka başka oynuyorlar. Ayrıca konuya Türkiye’nin müdahil olması üzerine başka ülkeler de kendi menfaatlerine göre tutumlarını sahaya yansıtıyorlar.

Libya konusunda güçler arası hamlelerin tesiriyle sürekli gelgitler yaşanıyor. Bu asıl güçlerin karar vermeleri, ortaya çıkan konjonktürde, “Peki, bu işi şöyle çözelim o zaman,” deyip kendi aralarında anlaşmalarıyla sonuçlanacak bir konu. Karar esas olacak her bir detay ise tarafların sahadaki kazanımlarına göre ortaya çıkacak. Daha sonra da ilgililerin üzerlerine düşen ödevler netleşecek. Örneğin BM ne tür adımlar atacağını belirginleştirebilecek. 

Son dönemde görüyorum ki bir mutabakat var, ABD, NATO, BM yetkilileri benzer söylemlerle ortaya çıkıyorlar ve şöyle diyorlar: Libya’da meşru taraf olan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekliyoruz. Benzer durum Suriye için de söz konusudur. Aynı taraf diyor ki; Esad meşruiyetini kaybetti, onun davet ettiği Rusya ve İran da Suriye topraklarında meşru değil. Toparlarsak bu kesimin görüşü, Rusya Doğu Akdeniz’den, hem Libya hem de Suriye’den çekilsin.

Bildiğimiz ABD Rusya ile Çin’in ele ele vererek Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Afrika projelerinde birlikte hareket etsin istemez. Ancak, Çin de işin içinde olsun, Çin’e ait Afrika’nın Restorasyonu Projesi içinde iş yapmayı ümit eden kesimlerin politikaları süreci etkilemektedir. Hatta bu konularda Avrupa ile Çin arasında görüşmeler dahi olabilir.

Hemen sürecin iyiye gittiğini kesin şekilde değerlendirmeyelim ama. Bu tür yoklamalar olur, hatta güçlü sözlerle sürecin etkilenmesi de sağlanabilir. Karşı hamleler neler, bunlar ne gösterecek, tam anlamak gerekir.

Şimdi kim kimdir, amaçlar ne, bu iş nerelere varır, yeterince görebildik mi?

Gürsel Tokmakoğlu