Bir
Okur Mektubu!..

Sağ
olsunlar, hep ben bir şeyler yazacak ve okurlarıma gönderecek değilim ya, bazı
kadirşinas okurlarım da bana kendi duygu ve düşüncelerini yansıtan mektuplar ve
yazılar gönderirler.   Bunu da bilgisayar
denen aletin kolaylığına ve internet denen haberleşme ağının nimetine
borçluyuz.

Bayramın
son günü bir vefakâr okurum, Sayın Meral Ekşi, bana aşağıda sizlerle
paylaşacağım yazısını iletti.  İçten
duygularını yansıtan ve “Nostalji” başlığını kullanacağımız bu güzel yazıyı
sizlerle paylaşırken, Meral Ekşi Hanım’ı güzel kalemi için teşekkürlerimle
selamlıyorum. 

“Nostalji
!..

“Fazla
Nostalji yaşlanma belirtisidir” diyorlar, ama ben yine de nostalji kokulu
bir yazı kaleme alacağım.  Sanki eski
günlerde her şey daha bir güzeldi, diyerek!

Bizi
siyah beyaz TV’lerin başına çivileyen dizi filmler bakış açımızı
değiştiriyordu; ‘Charlie’nin melekleriyle güzel polis kızlara, ‘Mariana’yı Meksikalı acılı annelere, ‘Kaçak’la iftiraya uğramış yakışıklı doktorlara, ‘Uzay
Yolu’yla fantastik bir geleceğe ve ‘Dallas’la sıkı bir ahlaksızlığa
alışıyorduk.

Filmler
saçma ama sıcacıktı. O filmlerde yaşanan aşklar içimizi ısıtıyordu.

Plaklardaki
sesler duygu dolu, şarkılar sanki bizi anlatıyordu.

Reklamlarda
sevimli anneler, güzellik sırlarını açıklayan yıldızlar vardı.

TV
haberlerinde patlayan canlı bombalar, halkın arasına dalan arabalar, insanlığa
bela olmuş terör örgütleri enflasyonu yoktu.

Zafer
Cilasun, Jülide Gülizar, Can Akbel her akşam bize ajansları okurlardı.

Karagöz
ile Hacivat’ın sevimli atışmalarını izler gibi Ecevit ve Demirel’i izlerdik. Erbakan
elinde filesiyle basın toplantısı yapardı.

Ses
ve Hayat Mecmuaları vardı. Her hafta merakla beklerdik, hangi ünlü yıldız ne
yapmış diye.

Şehirler
yüksek ve ruhsuz binalarla dolmamıştı, komşuluk ölmemişti; “Eğer
müsaitseniz, annemler akşam size gelecek” diyerek, ev gezmeleri yapardık.

Zenginler
Şevrole ve tek kapılı Opel, orta halliler Murat 124 ve Anadol otomobillere
binerdi.

Yediğimiz
sebzeler meyveler doğaldı. Daha ‘Hibrit’ kelimesiyle tanışmamıştık. Domatesler
fabrikadan çıkmış gibi aynı yuvarlaklıkta değildi. Buğdayın genleriyle
oynanmamıştı. Ekmekler lezzetliydi.

Her
şeyin tadı güzeldi; ekmeğin, domatesin, dostluğun, aşkın, evlenmelerin,
gezmelerin, tatillerin ve birçok şeyin.

Biz
de güzeldik. Hem de çok güzeldik…”

Kıssadan hisse: 
Değerli okurumun ‘Nostalji Kokulu’ yazısına biz de merhum Can Yücel’den
bir kısa dize ile eşlik edelim istedim;

“Ömür dediğin üç gündür;

Dün geldi geçti, yarın ise meçhuldür;

O halde ömür dediğin bir gündür,

O da bugündür!”






















































































Erdal Akalın (05.09.2017) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet