DİĞER KONULAR & ÖYKÜLER & HİKAYELER

KAYNAK : http://arzu-kok.blogspot.com.tr/2018/05/bekci-murtazalar-arzu-kok.html

ARZU KÖK : Bekçi
Murtazalar

Orhan Kemal’in “Bekçi Murtaza” isimli eserini bugün belki
de pek çok kişi bilmez ama, etraflarının nasıl onlarla çevrildiğini bir
bilseler, okusalar, eminim ki çok beğenecekler:

“” Murtaza zor günler geçiren yoksul bir muhacirdir. Ölmüş
olan subay dayısının savaşta şehit olduğuna kendini inandırır ve onun gibi
üniforma giyip komutan olarak şan şeref kazanmayı yaşamının biricik ideali
haline getirir. Ancak bekçi olabilir. Ama mahalle bekçiliğini de kraldan çok
kralcı bir sıkıyönetim komutanı edasıyla yapmaya kalkışır. Artık ne de olsa o
da devletin bir parçasıdır. Mahalle sakinlerini canından bezdirir. Gece 12’yi
bir geçeden başlayarak 2 dakikada bir düdüğünü öttürerek sokaklarda dolaşır.
Işığı yanan ev görünce hemen kapıyı yumruklayıp içerdekileri sorguya çekmeye
başlar. Ona göre devlet vazifesi ve forsu her şeyin üzerindedir. “Bir vazife
yüksektir bir namustan! Vazife sırasında görmeyecek gözün evladını,
demeyeceksin ciğerparem!” diye konuşur.

Mahallelinin, eski komşu ve dostlarının, ailesinin
kendisini eleştirmelerini, “Yukarda Allah, Ankara’da devlet hem de hükümet,
burada da ben! Vazife her bir şeyden mukaddestir, almışım disiplin görmüşem
terbiye” diye tersler.










Mahallelinin bekçi Murtaza’nın başlarına küçük diktatör
kesilmesine tepkileri giderek artar. Bir araya gelerek onun işten kovulmasını
sağlarlar. Bunun üzerine Murtaza’nın eski amiri karakol komiseri, onun
yakındaki fabrikanın gece bekçisi olmasını sağlar. Fabrikanın Fen İşleri Müdürü
Murtaza’yı işe aslında sadece onunla eğlenmek için almıştır. Ancak Murtaza,
fabrikada da bu kez işçilerin başına musallat olur, onları daha sıkı
çalışmaları için zorla terbiye etmeye kalkışır. İki işçiyi konuşurken görse,
yetkisi olmadığı halde müdahale edip azarlar. İşçiler kendisini
terslediklerinde, “Ben gördüm kurs, aldım çok sıkı terbiye, hem de disiplin
amirlerimden” diye nutuk çekmeye girişir. Murtaza’yı işçilerin üzerine salıp
eğlenen fabrika patron ve müdürleri dışında, seven tek bir işçi bile yoktur.
İşçiler onu fabrika idaresine şikâyet etseler de müdür Murtaza’yı korur.

6 çocuğu olan Murtaza’nın iki kızı da aynı fabrikada işçi
olarak çalışmaktadır. Bir gün kızlarının iş sırasında uyuduğunu gören idare
ispiyoncuları hemen Murtaza’ya haber verirler. Murtaza kızı Firdevs’i
saçlarından tutup hışımla yere atar. Yerde fenalaşan kızına bakmadan gidip
müdüre işbaşında uyuyan kızlarını ve onları “iyi terbiye edemediği için”
kendisini şikâyet eder. Kızı beyin kanamasından ölür, ama o hala devleti,
hükümeti, amirleri, patronu, müdürleri adına işçileri ezmek ve terbiye etmekle
meşguldür. Dayısı gibi subay olmasını çok istediği küçük oğlu Hasan da bir gün
bakkaldan aşırdığı ekmekle yakalanır. Murtaza hemen hâkime koşar. Hâkim ceza
vermediği halde, oğluna ceza verilip hapse atılmasını ister. Çünkü “yukarda
Allah, Ankara’da devlet hem de hükümet, burada da hâkim vardır”. O alemlerin
küçük devleti, hükümeti, komutanı, polis amiri, patronu, müdürü,
yargıcıdır…””

Bu yarattığı tipleme için Orhan Kemal: “Kendi kendime
çokluk sormuşumdur. Murtaza, komik bir tip olmakla birlikte, örneğin, bir
soytarı mıdır?” diye kendi kendine sorar ve yanıtlar. “Hayır” diyerek devam
eder: “Murtaza bence, elleri üzerinde yürümeyi olağan saymaya başlamış bir
toplum, belki de bu dünyada, ayakları üzerinde yürüyen, başkalarını da böyle
yürümeye zorlayan, kendi kendine inanmış bir kişidir. İçinde yaşadığı toplumla
her an zıtlaşan, bitmez tükenmez çelişmelere düşen bir adam için toplum kalın
bir çizgiyle kabaca ikiye ayrılmıştır; varlıklılar, yoksullar… Murtaza,
kendisinin de yoksullardan olduğuna bakmadan, varlıklı kata gönlünü
kaptırmıştır.”

Yazıktır ki bizim memleketimizde Bekçi Murtazaların
sayısı, artık ülkemizin nüfusu kadardır!… Düşünsenize bir de bu Bekçi Murtazaların
bir bölümüne olağanüstü yetkiler verirseniz, nelerin olabileceğini,
yaşanabileceğini… (Gerçi her gün gözümüzün önünde olup bitenler varken, çok
düşünmeye de gerek yok…) Çünkü Murtazaların en belirgin özelliği, yetki delisi
olmaları, ne oldum delisi olmaları, onlara verilen rütbe ve iktidar konumu
nedeni ile zıvanadan çıkarak bir tür meczuba dönüşmüş olmalarıdır.

Bugün; başta görsel-yazılı basın kuruluşları ve kamu
kuruluşları ile etrafımız çepeçevre bu Murtazalarla kuşatma altına alınmış
durumdadır. Onlar ki; üstlerine vazife olmayan her konuda her zaman konuşma,
asma, kesme, biçme yetkisini kendilerinde bulmaktadırlar. Karanlıktırlar,
cahildirler, kapkara cahildirler ama burunlarından kıl aldırmazlar.
Hırsızdırlar, ama arsızlıkta üstlerine yoktur, hatta öyle ki belki utanırlar
diyerek yüzlerine tükürseniz gülümseyerek “yarabbi şükür” derler. İnsanların
ölüm/kalım mücadelesini nasıl pazarlık konusu yaptıklarını öğünerek anlatırlar.








Murtazalar kuşak aktarımı yoluyla kendini bugünlere kadar
getirdi maalesef. Bekçilerimiz artık metrolarda anons yapıyor, otobüslerde
vatandaşın karşısına dikiliyor; ahlak bekçiliği yapıyor… Bu ahlak bekçileri
kimin ahlakını koruyor? Ahlak bekçisinin müdahaleleri hukuka uygun mudur acaba?
Ahlak nedir? Ahlaksızlık nedir? Hangi davranış ahlaksızdır? Öpüşmek ahlaksızlık
mıdır? Otobüste öpüşmek mi ahlaksızlıktır? Bazılarına göre evet bazılarına göre
değil. Peki, ahlak kurallarının bağlayıcılığı nedir? Ya da şöyle soralım: Ahlak
bekçilerinin ahlakının bağlayıcılığı nedir? 

Bütün bir memleketi disiplin altına sokmak isteyen
bekçilerimiz bu uğurda erken yatmayan vatandaşları uyarmakta, evli olmayan
kadınlarla ilişkisi olanlara karışmakta, kadın ve erkeğe ayrı alanlar tahsis
etmeye çalışmakta, kaç çocuk yapmaları gerektiğini söylemekte, sokakta spor
yapan hamile kadınlara saldırmakta, zengin mahallesinde dolaşan bir adamı yaka
paça karakola götürmekte, kahvede gördüğü kişiye vaziyetini almasını
söylemekte; kısaca “üzerine vazife olmayan işlere” bulaşmaktadır. Vatandaşların
Murtaza’yı şikâyet etmesi karşısında ise, amiri Murtaza’ya yaptıklarının onun
vazifesi olmadığını belirttikten sonra neden insanların yatıp kalktığı saatlere
karıştığını sorarsa da mutlaka verecek bir cevabı da vardır emin olun.


Murtazalar ordusu ile ülkemizde adeta bir korku
imparatorluğu kurulmaya çalışılıyor. Oysa, nefret söylemleriyle nereye varılır?
Hep bir ağızdan türkü söylemek varken bu Murtazaları kışkırtıp ortaya salmanın
anlamı nedir? Yârin yanağından gayrı ballı incirleri hep beraber yemek varken
neden düşürülür yüreklere nefret? İnatla barıştan, insanlıktan, sevgiden yana
olmak varken nereye kadar Murtazalardan medet umulacak? Nereye kadar?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir