KIRGIZİSTAN
SSC’DE TOTALİTER SİSTEM VE AYDINLARA YÖNELİK TASFİYELER


Tarihleri
M.Ö.201 yılına kadar giden ve asırlarca varlıklarını devam ettiren Kırgızlar
genellikle Orhun bölgesinde kurulan büyük Türk Devletlerine bağlanmışlardır.
Kırgız kelimesi ilk olarak M.S. VIII. Yüzyılda yazılmış olan Orhun yazıtlarında
geçmektedir. Kırgızlarla ilgili ilk bilgilere Çin kaynaklarında rastlıyoruz. Bu
kaynaklara göre; Kırgızların anavatanı Güney Sibirya’da Yukarı Yenisey
Havzasıdır. M.Ö. II. Ve I. Yüzyıllarda Tanrı dağları ile Tannu-Ola arasındaki
bölgede Kien_Kun adında bağımsız bir devlet kuran Kırgızlar bu devletin
yıkılmasıyla siyasî hâkimiyetlerini kaybedince uzun yüzyıllar varlıklarını
göçebe olarak sürdürmüşlerdir.


Bugün[1] Issık Göl
havalisinde, Tekes, Talas ve Çu ırmaklarının yukarı taraflarında, Altay, Pamir,
Tanrı Dağlarında yaşayan Kırgız Türkleri 6. Yüzyılın sonlarından itibaren
Çinliler tarafından Hakas ismi ile zikredilmiştir. 1700’lü yıllarda Kalmuk,
Cungar, Oyrat baskılarından dolayı Altay’ların kuzeyindeki yerlerini terk
ederek Tanrı dağlarına göç etmişler, daha sonra da bu bölgede kurulacak olan
Hokand Hanlığına bağlanmışlardır. XVIII. Yüzyılın başında Hokand Hanlığının
yönetimine giren Kırgızlar, bu hanlıkta nüfusun önemli bir kısmını teşkil
ettikleri için, başta ordu olmak üzere, devletin çeşitli kurumlarında söz
sahibi olmuşlar, 1876’da Hokand Hanlığı ortadan kaldırıldıktan sonrada[2] Rus hâkimiyetine
girmek zorunda kalmışlardır.[3] Ruslar
Kırgızları hâkimiyetleri altına alınca onları daha önce yanlışlıkla Kırgız
adını verdikleri Kazaklardan ayırt etmek için Kara-Kırgız olarak
adlandırmışlardır.


1. Totaliter Sistem Ve Aydınlara Yönelik Tasfiyeler


Totaliter
sistem, Sovyet iktidarının kurulduğu ilk günlerden itibaren başlamıştı. Güçlü
bir tasfiye siyasetine dayanan totaliter sistemin oluşması ve sağlamlaşması
birçok objektif ve sübjektif faktörlerden kaynaklanıyordu. Bu sistem, kuşkusuz
en önemli dayanağını, bütün tarihi boyunca demokratik yönetimin metotlarından
uzak kalmış, çok eski geleneksel Rusya sisteminden sağlamaktaydı. Bütün
zamanların ve halkların devrimcileri ve en önlerinde de Bolşevikler, amaçlarına
ulaşmanın başlıca çözümünü silahlı şiddette görüyorlardı.[4] Bolşeviklerin
beklediği gibi, ekim devrimi Avrupa’ya örnek olamadı ve durum zorlaştı. Bu
şartlarda Bolşeviklerin ya sosyalizmden vazgeçmemeleri, ya da gelişmesi orta
halli olan ülkelerde sosyalizmi kurmaları gerekiyordu. Lenin ve taraftarları
sosyalizmi kurmaya karar verdiler. Fakat bu yol, klasik Marksizm’in tahmin
ettiği yönden bambaşkaydı. Siyasi ve ideolojik dalda katı bir parti rejimi,
sanayide merkezileştirme, tarım sektöründe gıda vergisi böylelikle ortaya
çıktı. Katı siyasi rejim ve totaliter sistem, ülkede siyasi istikrarın çabuk
oluşmasını sağlamıştır[5]. Muhalefetin
yokluğu parti ve devlet çalışanları arasında iktidardan kötü amaçlarla
faydalanmanın şartlarını, rüşvet ve ahlaksızlığı oluşturmuştur. İktidarın aşırı
merkezileşmesi, parti yöneticilerinin özel sıfatlarına ayrıca anlam verilmesine
neden olmuştur.


Lenin’in
zamanında ortaya çıkan yeni ekonomi politikasının yavaşlamaya başlaması sistemle
ilgili zıtlıkları güçlendirdi. Siyasette, toplumdaki sosyal çıkarların
çeşitliliği ile Bolşevik otoritesi arasındaki rekabet artmıştı. Parti ve devlet
organlarında Stalin, Troçki, Zinovyev ve diğerlerinin arasındaki rekabetin
yansımaları son derece etkili ve güçlü olmuştur[6]. Komünist
partide ve ona yakın kitlede sosyalizm hakkında basit kaba komünizm düşünceleri
mevcuttu. Sosyalist toplumda bireyin kolektif içinde eriyeceği, bu yüzden de
insanların çıkarlarını ve ihtiyaçlarını kenara atarak, verilecek kurbanlara
bakmadan sosyalizmin hızla kurulabileceği fikri yaygındı. Bu tür görüşlerin
hakîm olması, Stalin alternatifinin seçilmesine hizmet ediyordu.[7] Yaşanan bütün
bu olumsuzlukların tesiri ekonomiye de yansıdı. Dış finansın yokluğundan
dolayı, ekonomik gelirin ciddi bir bölümünü ağır sanayiye harcamak zorunda
kalmışlardı. Bu ise kalitenin düşmesine ve mal kıtlığının daha da artmasına
neden oldu.[8] Sanayi
mallarında fiyatların yüksekliği ve büyük çiftçi ekonomisinin gelişmesine engel
olunması tarımın düşüşünü getirdi. Bu da ülkede sanayileşmeyi gerçekleştirmeyi
zorlaştırdı. Çünkü tarım ürünlerinin ihracatının azalması ithal sanayi için
hammadde eksikliğini ve sayısı çoğalan şehirlere gıda yetersizliğini getirdi.


Bu
problemleri çözmek için bir taraftan iç siyasette mücadele güçlenirken diğer
taraftan yönetimin despot tasfiye metotları güç aldı. Zaman Bolşeviklere esas
zıtlığı getirdi: Biri “piyasaya” yönelik yeni ekonomik siyaset ve diğeri ise
nihai amacı “malsız”, ”planlı gelişen“ sosyalizm idi. Bu iki yolun, yeni
ekonomi siyasetini durdurma veya sosyalizmi piyasa modeliyle yenilemekle
çözülmesi mümkündü. Bolşevikler birinci yolu seçtiler. Ekonomiyi geliştirmek
için birinci beş yıllık planlamadan itibaren planlı gelişmeyi gündeme
getirdiler. Böylelikle piyasa ilişkileri dengesinin bozulması ve bütçe açığının
çoğalması ekonomi yönetimlerinde idari metotların güçlenmesine neden oldu.


1.1.
Merkezin Her şeyi Kontrol Etmesi


Esas
iktidar ve güç partinin elindeydi. Milletvekilleri ya da üst düzey yöneticiler
toplantı ve kurultaylara hazırlanmış kararlara sırf oy vermeleri için
çağrılıyorlardı. Komünist Partisi ve organları devletle birleşik vaziyette
idiler ve her şeye karışma hakkına sahiptiler. Merkezde ve Kırgızistan’da
Partinin fonksiyonu yeterince fazlaydı, sınırsız imkânlara sahipti. Parti her
şeye tekel oluştururken kendine ait olmayan meselelere de bakıyordu. Partinin
yetkisinin bu kadar geniş olması, parti meselesine çözüm bahanesi ile bütün
konulara müdahale etme konularını sağlıyordu[9]. Kadroları sık
sık değiştirme, Parti Komiteleri, Sovyet ve ekonomi konularını çok basit
konularda bile vesayet altına almalar yaygındı. Sulama ekin ekme, toplama
işleri dahi “Stalin göstergeleri” temelinde parti komitelerinin onayı gereğince
yürütülüyor ve en basit detayına göre anlatılıyordu[10]. Mevcut
durumun anormalliği birkaç kere kabul edildi ve değiştirmenin gerekliliği dile
getirildi. Fakat yıllar geçtikçe durum daha da kötüleşti. Çoğalan ekonominin
inceliklerini çözmeye kararlı parti, yerli kuruluşların inisiyatifini durdurdu.
Böyle durumlar, Kırgız parti bölge örgütüne yabancı değildi. Parti organları
idari görevlerinin yanı sıra ekonomik fonksiyonları da yerine getiriyorlardı.
Bu ise partinin toplumun bütün alanlarına olduğu gibi ekonomiye de dikte edecek
hale dönüşmesine neden oluyordu. O yıllara ait parti belgelerinin analizi,
parti toplantılarında ekonomik meselelerin 2/3 yer edindiğini göstermektedir.[11]


II.
Dünya Savaşı öncesi, ekonomiyi, tamamen kontrolü altına alan totaliter sistemin
oluşumu tamamlandı. Sovyet ve ekonomik organların bütün fonksiyonlarını
kendinde toplayan Parti komiteleri toplumun bütün alanlarına olduğu gibi
ekonomiye de dikte edecek hale dönüşmesine neden oluyordu. O yıllara ait parti
belgelerinin analizi, parti toplantılarında ekonomik meselelerin 2/3 yer
edindiğini göstermektedir.


1.2.
Aydınlara Yönelik Kitlesel Tasfiyeler


Totaliter
sistemin en güçlü denetimini tasfiye yılları oluşturmaktadır. Kırgızistan’da
halk düşmanı adı altında 1920’li yılların sonunda başlayan kampanya, 1930’lu
yılların başında devlet adamlarını cezalandırmalar ve hapse atmalarla devam
etti. 9 Mayıs 1933’te tanınmış devlet adamı Abdıkerim Sıdıkov hapse atıldı ve
düzmece suçlamalardan dolayı 10 yıl ceza ile sürgün edildi. Bu dönemde
Kırgızistanlı 10 bin insanın halk düşmanı olarak bulunacağı ve tasfiye
işlerinin yürürlüğe gireceği planlanmıştı. Kırgızistan da başlatılan yok etme
planıyla daha dün savcılık yaparak insanları rejim düşmanlığı ile suçlayanlar
bile bu ağa düştüler.[12]


1920-30’lu
yıllar Kırgız parti tarihinin en zor dönemi sayılmaktadır. Bu dönemler
ekonomide, siyasette ve toplum hayatında ani değişim ve farklı kararların
yaşandığı zamanlardı. Bu zamanlarda Kırgızistan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler
Birliğine cumhuriyet olarak girmiş, çok kısa sürede, ekonomide, siyasette ve
toplumda bir sürü yenilikler yaşanmıştı. Kırgızlar göçebelikten hayata geçerek
kolektif yaşamı sürdürmeye çalışıyorlardı. Ama bütün bunlar büyük gerginlikler,
ekonomik hatalar ve sosyal çalkantılarla yürütüldü.[13] Sanayileşme,
kolektifleştirme ve kültür politikalarını aktif uygulayan parti ve Sovyet
çalışanlarına, tasfiye ile, çok ağır darbe indirildi. 1934-1938’de Kırgızistan’da
üyelerin neredeyse yarısı partiden çıkarıldı ve çoğu da “halk düşmanı” ilân
edildi. Milliyetçilik ve Sosyal Turan Partisi’nin üyeliği gibi düzmece
suçlamalar ile parti sekreterleri ve başkalarının da aralarında bulunduğu
istisnasız bütün yerli kadrolar tasfiyeye uğradı.


Eylül
1937’de Kırgız Cumhuriyeti NKVD’NİN (İçişleri Halk Komiserliği) başına Albay
Lotsmanov getirildi. Onun gelmesiyle kitlesel tasfiyeler başladı. “Devrim
karşıtı Alaş orda üyesi”, “sosyal turan partisi üyesi”, ”yabancı ülkenin
casusu”, “pantürkist”, “panislamist” gibi düzmece suçlamalarla parti ve Sovyet
çalışanları, aydınlar ve diğerleri mahkemesiz, gizlice ölüm cezasına
çarptırıldılar. Bunların arasında Kırgızistanın ilk devlet başkanları Sıdıkov,
Abdırahmanov, Orozbekov, Aytmatov, Aydarbekov, Tınıstanov, İsakeev Saadev gibi
pek çok isim vardı. Bu dönemde 30 bin civarında Kırgızistan vatandaşı Stalin
tasfiyesinin kurbanı oldu.


İnsanları
yalan sonuçlarla etkileyerek topluma sosyal ve siyasal gerilim atmosferi
aşılandı. Sınıf mücadelesinin ilerlemesi gibi fikre gizlenerek olmayan, bu
yüzden her yerde varlığı mevcut olan ve hayali sınıf düşmanı “vatan hainleri”,
“halk düşmanları” ve “zarar verenlere” karşı tasfiyeler yapıldı. On binlerce
insan barış döneminde hayatını kaybetti ve yine on binlerce insanın hayatını
iftira suçlamaları, hapis, kamp, sürgün, vatandaşlık hakkının alınması gibi
metotlarla mahvedildi[14]. Siyasi
ortama Abdırahmanovculuk düşüncesi Stalin’in adamları tarafından atıldı ve
1934-1938 yıllarında, Abdırahmonov’un Kırgızistan’da çalışmadığı dönemlerde
bile bu söz, devrim karşıtı milliyetçiliğin eşanlamı olarak, ülkenin
kadrolarına karşı yeni kanunsuzluklar yapmak için kullanıldı. Kadrolara yapılan
darbeyi gruplaşmalarda alevlendirdi. Özelikle zengin ve manaplarla akrabalık
bağları tasfiye için en iyi bahane idi. Merkezin kendi hatalarını başkalarına
mal etme politikasından dolayı, bütün direktifleri yerine getirdiği halde
insanlar hayatlarından oldular. Lotsmonov’un yazısında olduğu gibi merkezin
hataları için sorumlu bulmak ve hedef göstermek hiç de zor değildi: “Devrim
karşıtı Orozbekov Kırgızistan İcra Komitesi Başkanlığı makamında iken,
Kırgızistan’ın güneyinde Basmacılığa karşı mücadele bahanesiyle basmacılık
hareketini yönetmiş ve organize etmişti. Halk düşmanları Abdırahmanov, İsakeev
ve diğer milliyetçiler yeni köyleri ve su kaynaklarından, ot biçme yerlerinden
kasten uzak kurdular ve insanların oturamayacağı şekilde inşa ettiler .


Tasfiye
nedeniyle bir yılda 37 bölge birinci sekreteri değişti. Taş Kömür, at Başı,
Toguz Toro, Kaganoviç, Kirov, Narın bölgelerinin birinci sekreterleri ise
birinci sekreteri ise yılda 3-4 kez değişiyordu. 54 bölge birinci sekreterinin
23’ü “halk düşmanı” olarak partiden atıldı ve tutuklandı. Nihayet Kırgız Komünist
Partisi II. Kurultayının açılışından önce, Parti Komitesinin birinci ve ikinci
sekreterlerinden 12 kişi daha tutuklandı. Durum öyle bir noktaya gelmişti ki;
Narın bölgesinin orta okulunda 12 yaşındaki öğrencileri “halk düşmanı” olarak
suçlayarak “küçük buharinciler” diye okuldan atmışlardı. Parti, Sovyet ve
ekonomi müesseselerinde, tasfiyeye uğrayanların akrabaları işten çıkarılıyordu.
Tasfiyeye uğrayanlarla bir zamanlar çalışmak ve berber okumak bile suç
sayılıyordu. “Halk düşmanlarını” takip etmek, tutuklamak, izole etmek ve
ortadan kaldırmak için cezalandırıcı organlar pek çok bahane kullandı. İçişleri
Halk komiseri Lotsmanov, halk düşmanlarının isimlerini şöyle saymıştı: Sağcı
Troçkistler, Sosyal Turan Partisinin üyeleri, Milliyetçi Burjuvalar, Alaş
Ordacılar, Millî ittihatçılar, Çüy Vadisindeki devrim karşıtı sosyal devrimci
örgütün üyeleri, İngiliz ve Japon casusları olan Müslüman din adamları,
basmacılar, kulaklar, beyaz ordu isyancı kadroları, casuslar, teröristler[15] .


Kırgızistan
Komünist Partisi II. Kurultayında pek çok parti ve Sovyet çalışanına gerçek
dışı troçkist bloğu kurma ve milliyetçi-burjuvazi suçlamaları yakıştırıldı.
Kırgızistan Cumhuriyetinde uzun yıllar halkın ve partinin barışmaz düşmanları
Şahray, Belotskiy (eski Kırgız Parti Bölge Komitesinin Birinci Sekreterleri),
İsakeev (Kırgız Hükümetinin eski Başkanı), Ceenbaev (Kırgız Bölge Komitesinin
İkinci Sekreteri) ve diğerlerinin çok zarar verdiği konuşuldu[16]. İş o kadar
çığırından çıkmıştı ki, insanları milli kıyafet giydikleri için milliyetçilikle
suçluyorlardı. Bu durumda yerli halkı kadrolaştırma ve Kırgız dilini devlet
yazışmalarında kullanma meselesi kolaylıkla yerel milliyetçiliğin yansıması
olarak algılanacaktı. Böylelikle daha 1934 yılında iki dili paralel
kullanmaktan Parti Bölge Komitesi vazgeçti. Diğer halk komite ve müesseseleri
de onu takip etti.


Kırgızistan’da
Stalin dönemi tasfiyelerinde ne kadar insanın kayıp verdiği hakkındaki bilgiler
eksik ve yanlışlarla doludur[17]. Tasfiyeye
uğrayanların sayısı belirsiz olmakla beraber 1930-40 yıllarındaki hapis ve
kamptakilerin sayısı açlıktan ölenlerden fazladır. 1930’lu yıllardaki kitlesel
kayıpların sebepleri bellidir. Köyde kulak tasfiyesi ve şehirde kitlesel
tasfiyeler artmıştır. Tasfiyeler esnasında, insanlar belli bir suç için
cezalandırılmıyordu. Cezalandırmak için insanın bazı kategorilere girmesi
yeterliydi. Ceza ise bir suç işlendiği için kesilmiyordu. Siyasi merkez
tasfiyeye uygun gördüğü insanları herhangi bir kategoriye koyuyor, ya da
geçmişiyle onu potansiyel düşman ilan ediyordu. Böylelikle “korku sistemini”
sağlıyor ve hızlı gelişen ekonomisine bedava iş gücü kaynakları üretiyordu.[18] Otoriter
rejimin düşmanı olabileceğine inandıkları insanlar, ya da korku sistemini
ayakta tutmak ve hızlandırılmış ekonomi sektöründe zorla çalıştırılmak üzere
insan gücü için tasfiyenin çalışması gerekiyordu. İktidara gelen Bolşevikler
eski sistemi bozmak için her şeyi yapmıştı. Doğal olarak ülkede kargaşa
başlamış, savaş komünizmi ve özel durumlarda çıkan bir sürü kararnameleri
uygulamada zorluk çıkmıştı. Bu yüzden Sovyet Hükümeti pratik bir çözüm buldu ve
bütün komünist hâkimlere sınırsız davranabilme olanağını verdi. Ceza
kanunundaki terörle ilgili maddenin olabildiğince geniş tutulması ve
gerektiğini düşünen Lenin’in bu kararları 1922 yılında ceza kanuna girdi[19], ve SSCB’nin
son yıllarına kadar siyasi işlere ilgili cezaların ayrılmaz bir parçası oldu.
İktidarda bulunanlar için istedikleri insanları cezalandırmada önemli bir silah
yasayla sağlanmıştı.


Stalin’in
ardından gelenler, despotizme ve ütopyaya tepki göstermişlerdir. Ne var ki,
büyük şefin despotizmini ortadan kaldırmakla yetinip sistemin despotizmine el
sürmemişlerdir. Çizilen doğrultunun ekonomik bakımdan gerçekçiliğe aykırılığını
ileri sürmüşler, ama yine de öğretiyi gerçekleştirme çabalarına sarılmışlardır.
Bütün olumsuzluklara rağmen ideolojinin sürekli canlı tutulmaya çalışılmasında,
ideolojik büyünün gerçekten de zor kullananın büyük ölçüde kolaylaştırmasının
etkisi vardı. Bir Gürcü ya da Ukraynalı, burjuva milliyetçiliğiyle, proletarya
enternasyonalizmine, Sovyet yurtseverliğine, halkların dostluğuna düşmanlıkla
suçlanabilince, onu kamplara göndermek çok daha kolay oluyordu. İktidar,
ideolojinin kaynaklarından yoksun kalınca, açıkça büyük Rus milliyetçiliğine
yaslanmak zorunda kalıyordu. Elbette büyük Rus milliyetçiliği, ideoloji
tarafından allanıp pullanmak ve yeni bir görüntüye büründürülmüş olmak
koşuluyla, en canlı duygu ve etkili destekti.[20]


Sonuç


1924’de
Orta Asya Türklerini boy esasına göre sınırlara ayırma çalışmaları esnasında
Rusya Federasyonuna bağlı Kırgız Özerk Bölgesi kurulmasıyla, Türkistan Özerk
Cumhuriyeti’nin içinde bulunan Kırgız halkı sınırlı haklara sahip olsa da ayrı
bir devlet kurma imkânına kavuştu. 1926’da Kırgız Özerk Bölgesi, Kırgız Özerk
Cumhuriyeti olarak değiştirildi. 1929’da Rus Sovyet Anayasası çerçevesinde ilk
Kırgız Anayasası kabul edildi. SSCB’nin 1936 Anayasası gereğince Kırgız Özerk
Bölgesi Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne dönüştürüldü. 1937 Mart’ında
Kırgız Sosyalist Cumhuriyeti’nin yeni Anayasası kabul edildi. Kırgızistan’da
1920’li yıllarda muhalefetin başında tanınmış lider Abdıkerim Sıdıkov
bulunuyordu. Sıdıkov ve arkadaşları Şubat Devrimi’nde demokrasiden ve liberal
fikirlerden etkilenen ve bu fikirleri taşıyan insanlardı. Onlar insancıl
olmayan fikirlere, totaliter sisteme, iç savaşa, politikada radikalizme
karşıydılar.


Katı
parti disiplinini bilmeyen Sıdıkov’un taraftarları bu serbest fikirleri ve
alışkanlıklarını Bolşeviklerin müesseselerine getirdiler. Ama Bolşeviklerde
alternatif fikirler gibi serbestlikler takip ediliyor ve cezalandırılıyordu.
Neticede sadece parti içi meseleleriyle ilgili değil, aynı zamanda millî ve
toplumsal gelişmeye bağlı tartışmalar, anlaşmazlıklar çıktı. Sıdıkovcular
tarafından yürütülen politikayı Bolşevik çevresi “milliyetçi zengin ve
manapların gerici ideolojisi” olarak niteledi ve bunları Sıdıkovcular olarak
tanımlama yoluna gitti. Oysa gerçekte durum başkaydı. Kırgız toplumunun içinden
beslenen bir siyasî akım olan Sıdıkovculuk, kabile düzeninden Sovyet Devletine
ve Asyalılıktan Rus hayat tarzına geçerken çıkan zıtlıklara karşı doğmuş millî
bir tavırdı. Sıdıkovcular, yeni politikanın Kırgızların millî ve diğer
özelliklerinin hesaba katılarak gerçekleştirilmesini istiyorlardı. Sıdıkovcular
totaliter idarî sistemin dayatmaları, kadro politikası, maddî durumu iyi olan
sosyal tabakanın tasfiyesi gibi konulara karşı çıkıyorlardı.


Sıdıkov
ve onun grubuna daha Ekim Devriminin ilk günlerinden itibaren saldırı başladı.
Çünkü bu grup aydınları ve tecrübeleriyle resmî ideolojinin en büyük rakibi idi
ve bu yüzden istenmiyordu. Sıdıkov ve grubu aktif çalışmalarıyla Kırgız
Türklerinin devletini tekrar oluşturma, Kırgızistan’ın kuzey ve güney
sınırlarını belirleme, Kırgızistan’daki Rus yönetici Kamenskiy’nin şovenist
grubunu iktidardan düşürme ve millî politikanın düzeltilmesi gibi meseleleri
ortaya atmaya ve çözmeye uğraştı.


Stalin
döneminde Kırgızistan’da aydınlara kitlesel tasfiye uygulandı. En başarılı
aydınları, parti ve Sovyet çalışanları, yöneticileri verimli dönemlerinde
rejimin kurbanı oldular. Ülkenin ilk devlet yöneticileri Sıdıkov, Abdırahmanov,
Orozbekov, Aytmatov, Aydarbekov, Tınıstanov, İsakeev, Saadev gibi pek çok kişi
milliyetçi, pantürkist, panislamist gibi düzmece suçlarla yok edildiler.


Doç. Dr. Füsun KARA


Fırat
Üniversitesi İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet