HEYBELİADA RUHBAN OKULU

Heybeliada Ruhban Okulu (HRO)
yakamıza yapışan bir diğer derdimizdir.


Fatih Sultan Mehmet zamanından beri ne zaman dara düşsek ne zaman ayağımıza
çelme takılsa ve düşer gibi olsak, ısıtılıp-ısıtılıp önümüze konan kadrolu
dertlerimizden biridir, HRO ve Patrikhane!


Batı Roma İmparatorluğunun yıkılmasından sonra eski Roma rolünü üstlenen
Bizans, kendi gücünü kabul ettirmek için Vatikan’daki Papa’yı değil,
İstanbul’daki Patrik’i Hıristiyanların en büyük ruhani lideri kabul etti.
Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlar arasındaki bu kavga yıllarca sürdü ve 1204
yılında İstanbul’u işgal eden Latinler,
Ortodokslara saldırdılar ve patrikhane “Rum Kilisesine” dönüştü.


İstanbul, Türkler tarafından fethedilince Fatih “Rusya’nın dünyadaki Ortodoks
nüfus üzerindeki etkinliğini kırmak için” yayınladığı bir fermanla Ortodoks
Patrikhanesini yeniden kurdurdu! Devlet
güçlü olduğu müddetçe, patrikhane kendisine tanınan sınırlar içinde kaldı.
Fakat devlet zayıf düştüğünde patrikhane en büyük ihanetlerin teşvikçisi oldu… Zamanla Megalo İdea yönünde faaliyet göstermek
üzere kurulan Etnik-i Eterya Cemiyetinin merkezi İstanbul’un Fener semti
yapıldı! Bu amaçla 1821 yılında çıkan ve Yunanistan’ın bağımsızlığı ile
sonuçlanan Mora İsyanına Papazlar öncülük etti. Patrik Girigoryas’ın bu
konudaki suçlarının belgelenmesi sonucunda Padişah 2. Mahmut, Patrik Girigoryas
ve suçlu bulunan metropolitleri, patrikhanenin orta kapısının önünde astırdı! O günden günümüze kadar Patrikhane o kapıyı kapalı
tuttu, o kapı bir daha açılmadı. Alınan karar gereği, asılan Patrik’le aynı
rütbede olan bir Türk Devlet adamı aynı yerde asılıncaya kadar bu kapı kapalı
kalacaktı. Bu kapının adı “Kin Kapısıdır!”


Kurtuluş Savaşı yıllarında Patrikhane adeta bir Yunan karargâhı gibi çalışmış
ve her türlü melaneti yapmaktan çekinmemiştir. 1. Dünya Savaşı sorasında,
savaşı kaybeden Almanya- Bulgaristan Avusturya/Macaristan ve Osmanlı dışında
sadece Türkler Sevr Antlaşmasını kabul etmeyerek dört yıl sürecek Kurtuluş Savaşı
başlattılar. Lozan Barış Antlaşmasıyla T.C Devletini kurdular. Lozan Antlaşması bu yüzden bizim kuruluş
senedimizdir.


Türk Heyeti Lozan görüşmelerinde Fener Rum Patrikhanesinin Türkiye’den gitmesi
için ısrarlı olmuş, Venizelos ve tüm batılı liderler Patrikhane’nin Türkiye’de
kalması için ısrarlı ve ricacı olmuşlardır. Gerekçe olarak da Patrikhane’nin
bir Yunan kurumu değil, bir Türk kurumu olduğunu söylemişlerdir.

Tüm bu ihanetlere rağmen,
Türkiye’deki azınlıkların dinî özgürlüklerini yaşayabilmeleri amacıyla,
Patrikhane’nin faaliyetlerine izin verilmiştir.


HRO ise, Anayasa Mahkemesinin 1971 yılında tüm “Özel Yüksekokullara” ilişkin
aldığı bir karar gereği Patrikhane tarafından kapatılmıştır. Anayasa Mahkemesi,
her isteyenin Özel Yüksekokul açmasını engellemek için, 625 Sayılı Özel Öğretim
Kanunun 1’inci ve 13’üncü maddelerini Anayasanın 120’inci maddesine (şimdi 130 md) aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasamıza göre tüm okullar Millî Eğitim Bakanlığına (MEB), kanunla kurulan
Özel Yüksekokullar ise Yüksek Öğrenim Kurumuna bağlıdır. Patrikhane, HRO’nun ve HRO Teoloji Bölümünün YÖK ve MEB’na
bağlanmasına karşı çıkmıştır. Okulun kapanmasının gerçek sebebi budur.

Anayasa Mahkemesi doğru olanı
yapmıştır. FETÖ Okullarıyla ilgili bulgular ortaya çıktıkça bu gerçek daha iyi
anlaşılmıştır. Eğer, her isteyen Özel
Yüksekokul açabilse, hele dini eğitim veren Yüksekokul açabilse Türkiye’nin ne
hale geleceğini tahmin edebilir misiniz? Her
tarikatın, her cemaatin kendi üniversitesini açtığını lütfen bir düşünün!

Nakşibendi
Üniversitesi-Menzilciler Üniversitesi-Süleymancılar Üniversitesi, Hizbullah
Üniversitesi, Işıkçılar Üniversitesi, Cübbeli Üniversitesi vs…


Devlet, bünyesindeki her kurum ve her kişi için hukuku eşit olarak uygulamak
zorundadır. Kimseye ayrıcalık yapamaz. Kendisine ayrıcalık yapılmasını da kimse
isteyemez. Her kurum ve herkes Türk Hukukuna ve yasalarına uymak zorundadır.


Hem bu ayrıcalığı bizden kim istemektedir? Kendi vatandaşı olan
Müslüman-Türklere kendi Müftülerini seçme hakkını vermeyen, seçtiklerini de
tanımayan Yunanistan! Türk adı geçen
okullara her türlü zorluğu çıkaran Yunanistan! Yıkılmaya
yüz tutmuş Camilerimizi onarmayan ve bizim de onarmamıza izin vermeyen
Yunanistan!


Devletlerarası ilişkilerde, karşılıklılık esastır. Hatır gönül işi olmaz!


“İyi de kardeşim, dini özgürlüklerde karşılıklılık olur mu? Biz yapalım da
onlar utansın!” demek ancak Bademlerin ve geri zekâlıların işidir. Nitekim AKP, 94 yıl sonra ilk kez Bartholomeos
Başkanlığında toplanan “Sen-Sinod Meclisinin” İzmir’e Metropolit atamasına ve
ayin yapılmasına izin vermiştir! “Bunda ne
var iyi yapmışlar”, diyecekler şu soruma yanıt versinler lütfen! İmam Hatip Mezunu AKP Genel Başkanı Erdoğan, önce
Atina’da bir cami bulsun, bulursa Camide Kur-an okumak için izin alsın, sonra
da okusun, okuyabilirse!

Türkiye’de
349 Kilise, 38 adet te Sinagog var. Atina’da yakın zamana kadar Cami yoktu.
Sonunda yapıldı! Caminin yönetimi Müslümanlara mı ait? Hoop orada dur bakalım
Müslüman, kendine gel, orada devlet var! Atina Camii yönetimi, 1 kişi Eğitim
Bakanlığından, 1 kişi Maliye Bakanlığından, iki Belediye görevlisi, 1 Yüksek
Mahkeme Üyesi ve onların seçeceği 2 Müslüman temsilcinden oluşan 7 kişiden
oluşur!

Bizde bu kiliselerin, sinagogların
yönetimi kimlere ait? Tabii ki kendilerine… AKP,
Avrupa’ya yaranmak için Türkiye’deki azınlık vakıflarının tüm taşınmazlarını da
onların üstüne devretti! Peki, Yunanistan’da bulunan ecdat yadigarı vakıfların
ve dini tesislerin tapularını bize devrettiler mi?

Bırakın devretmeyi, AKP‘nin göz
yummasıyla burnumuzun dibindeki adalara el koydular!

Kimse Türk Milletinin malını
keyfine göre dağıtamaz! Dağıtmak istiyorsa referanduma gidip Türk Milletine
sorsun. İlla vereceğim diye tutturursa, Binali
beyin Hollanda’daki mülklerinden versin! Daha fazla vermek istiyorsa, tek
seferde 100 milyon dolar bağış alan Bilal Erdoğan’ın vakıflarından versin!

Değerli Okurlar;


Türk Devletinin ve Türk Milletinin kökleri, bugünün sözüm ona bazı büyük
devletlerinin olduğu gibi ülkelerinden sürgün edilmiş eşkıyalara, hayat
kadınlarına, hastalıklı kişilere dayanmaz. Bizim
binlerce yıllık devlet deneyimimiz var. Dünya üzerinde hangi millete nasip
olmuştur böyle bir geçmiş? Şu an, cehaletleri yaptıkları her işte belli olan
yamuk yönetimler geçicidir. 10-15 sene insan hayatında çok uzun zaman olabilir
ama devletlerin ve millet olmayı becerebilmiş toplulukların
hayatında, okyanustaki bir damla gibidir. Bu da geçecektir…

Heybeliada Ruhban Okulu ve
Patrikhane Türk yasalarına bağlı olarak çalıştıkları takdirde, Türk Milletinden
saygı görecektir. Patrikhaneden isteğimiz bir kere olsun dünyaya şu mesajı
vermeleridir;

“Bizlerin
Türkiye’de sahip olduğumuz haklarımızın aynılarını ülkenizdeki Müslüman
vatandaşlarınız için gerçekleştirin!”

Hadi, söyleseniz ya, ne
duruyorsunuz ki?






























































Rıfat Serdaroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet