Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

TÜRKİYE-YUNANİSTAN
İLİŞKİLERİNDE KIBRIS SORUNU


KAYNAK : http://politikaakademisi.org/2013/06/24/turkiye-yunanistan-iliskilerinde-kibris-sorunu/


Özet: Kıbrıs Sorunu; tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar devam
eden bir sorun olmakla beraber Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki en temel
problemdir. Kıbrıs’ı bu kadar önemli kılan kuşkusuz Kıbrıs adasının Ortadoğu petrollerine
yakınlığı ve  Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının ortasında kilit bir
jeopolitik konumda oluşudur. Bu stratejik konumu nedeniyle ada tarih boyunca
büyük güçlerin üzerinde oynadığı çeşitli oyunlara sahne olmuştur. Yunanistan’ın
ada üzerindeki yayılmacı politikaları, ENOSİS fikri çerçevesinde adayı kendi
topraklarına katmak istemesi ve bu yönde EOKA terör örgütünü besleyip, adadaki
Rumları tahrik ve kışkırtma çalışmaları Türkiye ile ilişkilerini
şekillendirmiştir. Yunanistan’ın adadaki bu tutumu adada Kıbrıs sorunundan
ziyade Yunan yayılmacılığı ve milliyetçiliği sorunu olduğunu göstermektedir.
Yunanistan Kıbrıs’tan elini çekip, adanın bir Helen toprağı olmadığını kabul
etmedikçe hem adada kalıcı bir barış sağlanamayacak, hem de Türk-Yunan ilişkilerinde
bu konuda beklenen ölçüde bir iyileşme görülmeyecektir.


Anahtar Kelimeler:  Türkiye-Yunanistan
İlişkileri, Türk-Yunan İlişkileri, Kıbrıs Sorunu, Enosis, Megali İdea, Annan
Planı.


Efendiler; Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal
yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için önemlidir.
– 1937,
 Mustafa Kemal ATATÜRK


GİRİŞ


Kıbrıs… Her şey
kıtaların birbirinden ayrılmasıyla başladı. Tarih boyunca, yeryüzünde çok fazla
stratejik önemi olan coğrafyalar çıkmıştır. Hemen her tahlilde Türkiye hattı
dünya için en önemli bir kuşak oluşturmuştur. Kara, deniz hakimiyet teorileri
başta olmak üzere, her türlü değerlendirme ve teoride bizim de içinde yer
aldığımız bu hat; dünyanın strateji tahtasında devletlerin gıpta ile baktığı ve
büyük hesapların döndüğü bir alanın adıdır.


Kıbrıs; tarihsel
arka planda kuzeyin güneyle, doğunun batıyla bütünleşmesi arasında bir üs
olmuştur. Türkiye’nin tarihte iki kıta ile kurduğu köprü görevi göz önüne
alındığında Kıbrıs’ın bu stratejik önemi daha da artmaktadır. Hititlerden
Cenevizlilere, Venediklilerden Osmanlılara, İngilizlere kadar uzanan tarihsel
arka planda Kıbrıs, ticari koridorun en önemli merkezi noktasındadır.


Bölgenin otokton
halkları olan Türklerin ve Rumların çok eski tarihlere kadar götürülebilen “bir
arada”lığı, adanın taşıdığı ticari önem sebebiyle bölge üzerinde çeşitli
emelleri olan ülkelerce sömürülmüştür. 1800’lü yıllarda isyanlarla başlayan
olaylar, Yunan milliyetçiliğinin yarattığı Megali İdea ile de bütünleşmeye
başlayınca Kıbrıs, çok uzun yıllar acının ve savaşın coğrafyası olmuştur.


Lozan Antlaşması
ile adanın İngiliz toprağı olduğu kabul edilince, Türkiye’nin stratejik
hamleleri genellikle Londra ve Atina hattında gerçekleşmiştir. Kıbrıs bu
süreçte, diplomasiden sıcak savaşa, isyana kısacası insana dair ne varsa her
şeyle karşılaşmış ve bulunduğu yerde dünya ile entegrasyon kurmaya çalışmıştır.
Lozan’daki tavrın üzerinden yürütülen mekik diplomasisi Türkiye’nin çağdaşlaşma
hamleleri ve Musul sorununun arkasında kalmıştır. Buna karşın Venizelos’un
Yunanistan’da göreve gelmesi ile ilişkilerin yumuşaması görülmüştür. Bu tavrın
uzun süreli olmadığı, bir anlamda iki ülke arasında yalancı bahar yaşandığını
söylemek, sonraki döneme bakınca zor değildir.


İngilizlerin 1960
Antlaşması ile Türkiye ve Yunanistan ile birlikte adada garantör ülke olmasıyla
ilişkilerin boyutu daha da karmaşık hal almıştır. Makaryos yönetiminin yarattığı
gerginlikle birlikte adada Türklere yönelik şiddet olaylarının artması
1970’lere kadar süregiden politikaları etkilemiştir.


Kıbrıs Barış
Harekatı olarak bilinen 1974 müdahalesi, adadaki Türkleri korumak için
Türkiye’nin 1960 antlaşmasından doğan garantörlük hakkı çerçevesinde
gerçekleşirken, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın bu harekata
karşı takındığı tavır izolasyonu arttırmaya yönelik olmuştur. Bu tarihten sonra
diplomasi süreçleri çok daha fazla öne çıkmıştır. Kıbrıs dışında, Cenevre’de, NewYork’ta,
Camp David’de, Londra’da, Ankara’da bu soruna ilişkin müzakereler yapılsa da
net olan tek şey Kıbrıs sorununun hala çözümsüz olarak devletlerin önünde
durduğudur. 1983 yılında Kuzey Kıbrıs’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle ada
ikili devlete dönmüştür. Rauf Denktaş’ın konfederasyon önerisine karşı
çıkılması çözümsüzlüğün bir politika olarak benimsenmesi algısını doğurmuştur.
Avrupa Birliği’nin referandum sürecinde Türk tarafına verdiği sözü tutmaması ve
adanın güney kesimini birlik üyesi yapması da fiilen tecridin olduğu izlenimini
kuvvetlendirmektedir.


Bu çalışmada
tarihsel süreç başta olmak üzere Kıbrıs’ın geçirdiği tüm evreler tahlil
edilmeye çalışılmıştır. Buraya kadar anlatılanların detaylandırıldığı ve
olayların bilimsel çerçevede ele alındığı bu çalışmada amaç nihai iki devlet
olan Türkiye ve Yunanistan’ın  arasındaki Kıbrıs meselesini her türlü
boyutlarıyla ele almaktır.


KIBRIS’IN COĞRAFİ KONUMUNA VE TARİHİNE BİR BAKIŞ


Sicilya ve
Sardunya’dan sonra Akdeniz’deki üçüncü büyük ada olan Kıbrıs’ın yüzölçümü 9.251
km² dir. Ada Türkiye’ye 65, Yunanistan’a ise 965 km uzaklıkta bulunmaktadır.
Jeolojik dönemin birinci zamanında Anadolu’nun Hatay bölgesine bitişik
vaziyette olan Kıbrıs, ikinci ve üçüncü zamanlarda oluşan çökmelerle
Anadolu’dan kopmuştur.[1]


Kıbrıs tarihin
ilk dönemlerinden günümüze kadar jeopolitik ve jeostratejik konumu nedeniyle
büyük güçlerin oyun alanı olmuştur ve hâlâ da olmaktadır. Doğu Akdeniz’in
ortasında bulunan ada Ortadoğu’ya yakınlığından dolayı askeri bir üs
niteliğindedir.[2]
Mahan’ın ortaya attığı Deniz Hâkimiyet Teorisi açısından düşünürsek dünya
imparatoru olmak isteyen bir devlet deniz ticaret yollarına hâkim olacağı
görüşü de Kıbrıs’ın önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.


Adanın Türkiye
için önemine bakarsak; Kıbrıs, Türkiye’nin Akdeniz’e açılan bütün kapılarını
kapatmakta, İskenderun Körfezi ve Mersin Limanı’nın güvenliğini sağlamaktadır.
Adanın yabancı bir devletin elinde bulunması Anadolu’nun güneyini tehlikeye
sokabilir ve Yunan kuşatma çemberinin tamamlanmasına neden olabilir.[3]


Mısır ve Doğu
Akdeniz ticaret yollarının üzerinde bulunması nedeniyle ada farklı
medeniyetlerin ilgisini çekmiştir. Osmanlı, 1571 yılında Kıbrıs’ı fethedene
kadar ada tarihsel sırasıyla; Hititler, Mısırlılar, Fenikeliler, Asurlular,
Persler, Ptolemiler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Templer Şövalyeleri,
Lüzinyanlar, Cenevizliler ve Venedikliler’in elinde olmuştur.[4]


ADANIN OSMANLI’NIN HÂKİMİYETİNE GEÇMESİ


Osmanlı’nın
fethinden önce adada Venedikliler hüküm sürmüşlerdir. Adada yaşayan yerli halk
Venedik yönetiminin ağır vergileri ve baskıları altında ezilmiş, Ortodokslar
zorla Katolik yapılmaya çalışılmıştır.[5]


1571 yılına
gelindiğinde ise Osmanlı, Kıbrıs’taki korsanların Akdeniz’den geçen gemilerine
saldırmasını önlemek için ve adanın Venediklilerin elinde olmasını kendisi için
sürekli bir tehdit unsuru olarak gördüğü için Kıbrıs’ı Venediklilerin elinden
almıştır. Böylelikle Kıbrıs Osmanlı’nın hâkimiyet alanına girmiştir.[6] 
Ardından Kıbrıs’ın Türkleşmesi için İç ve Güneydoğu Anadolu’dan göçler yapılmış,
bu göçler 18. yüzyılın sonuna kadar sürmüştür.[7]
Bu tarihten sonra ada fiilen 307 yıl, hukuken 352 yıl Osmanlı egemenliğinde
kalmıştır. Süreç içerisinde Osmanlı, Venedik’in baskıları altında ezilmiş olan
Rum halkına dini özgürlükleri tanınmış, Ortodoks Kilisesini yeniden
bağımsızlığına kavuşturmuştur.[8]
Kıbrıs’taki bu huzur ortam Osmanlı’nın egemenliğinde 1571-1878 yılları arasında
sürmüştür. Var olan barış ortamı Yunanlılar “Megali İdea” fikrini ortaya
atıncaya kadar devam etmiştir.[9]


KIBRIS’IN İNGİLİZLERE DEVREDİLMESİ


18. yy’ın sonuna
doğru İngiltere, Kıbrıs ile ilgilenmeye başlamıştır. Bunun nedeni 1869’da
Süveyş Kanalı’nın açılması ve adanın Hindistan yolu üzerinde bulunmasıdır.
İngiltere’de bu fırsatı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan
Ayestefanos (Yeşilköy) Antlaşması sonucunda bulmuştur. İngiltere, Rus
ilerleyişini durdurmak için Osmanlı’ya Kıbrıs’ın kendisine devredilmesine
karşılık yardım etmeyi önermiştir.[10]


4 Haziran 1878
tarihinde Türk-İngiliz “İttifak Antlaşması” imzalanmıştır. İttifak Antlaşması
ile ada İngilizlere devredilmiştir. Antlaşmaya göre Rusya, Kars ve civarında
ele geçirdiği yerleri geri verirse İngiltere’de Kıbrıs’ı boşaltacak ve yapılan
antlaşma hükümsüz kalacaktı. Fakat Ruslar, Kars’ ı Türklere geri verdiği hâlde,
İngilizler Kıbrıs’ı iade etmemiştir.[11]
Böylece adada 85 yıllık İngiliz hâkimiyeti dönemi başlamıştır. Rus ilerleyişini
bahane ederek İngiltere çıkarları doğrultusunda adayı egemenliği altına
almıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı’nın İttifak Devletleri arasında
olmasını fırsat bilen İngilizler 1914’te adayı ilhak etmiştir. 24 Temmuz 1923
Lozan Antlaşması ile Türkiye adadaki İngiliz egemenliğini resmen tanınmıştır.[12] Osmanlı
adayı geçici olarak İngiltere’ye verilmişse de, İngiltere 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti
ilân edilinceye kadar adayı elinde tutmuştur.[13]


MEGALİ İDEA


Büyük Fikir,
Büyük Ülkü anlamına gelen Megali İdea Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında
İstanbul’u fethederek Bizans İmparatorluğu’na son vermesinden itibaren
oluşmuştur. Megali İdea’nın temel fikri Bizans İmparatorluğu ile Pontus Rum
devletinin yeniden canlandırılması, Makedon olmasına karşın Yunanlı saydıkları
Büyük İskender’in fethettiği tüm yerleri içine alan “Konstantinopolis”
(İstanbul) diye bahsettikleri başkentleri ile Büyük Helen İmparatorluğunun
kurulmasıdır.[14]


1791-1796
yıllarında Rigas Ferreros isimli milliyetçi Yunanlı bir şair tarafından ilk
Megali İdea haritasının yayınlanmasıyla bu harita Büyük Ülkü’nün temel belgesi hâline
gelmiştir.[15]
Rumlar bu tarihten itibaren Kıbrıs’ı bir Yunan adası hâline getirmek ve
Yunanistan ile birleştirmek (ENOSİS) için çalışmışlardır. Bu çerçevede Rumlar
1878’de adanın İngiltere’nin egemenliğine geçmesini, 1914’te İngiltere’nin
adayı ilhak etmesini, Birinci Dünya Savaşı sonrası yapılan Paris Barış
Konferansını, Lozan’da Türkiye’nin adadaki İngiliz varlığını hukuken kabul
etmesini kendileri için Megali İdea ve ENOSİS düşünceleri yönünde büyük
gelişmeler olarak görmüş ve bu fırsatları değerlendirmeye çalışmışlardır.[16]


FİLİKİ ETERYA ve ETNİKİ ETERYA


Megali İdea
haritasında yer alan bölgelerin ele geçirilmesi için bazı gizli yeraltı
örgütleri kurulmuştur. Bunlardan biri 1814 yılında Emmanuoil Ksantos, Nikolaos
Skoufas ve Athanasios Tsakalof tarafından kurulmuş olan Filiki Eterya adlı
gizli örgüttür.[17]
Daha sonra örgütün başına Rus Çarı I. Alexander’ın yaveri Alexander İpsilanti’nin
getirilmiştir. Megali İdea’nın hedefleri Filiki Eterya’nın programında yer
almıştır.[18]


Filiki Eterya
örgütünün faaliyetlerinde kilisenin büyük etkisi bulunmaktadır. 
İstanbul’daki Patrik Grigoryas’ın da üyesi olduğu örgüt kilise ile ortak
çalışmış, Rumları silahlandırmış, isyan için hazır hâle getirmiştir.[19]
Megali İdea fikrinin yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması görevini Rum
Ortodoks kilisesi ve İstanbul’daki Patrikhane beraber üstlenmiştir. Bu amaçlar
çerçevesinde kilise Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörüsünden faydalanarak
eylemlerini gerçekleştirmiştir. Kilisenin çalışmalarına büyük devletlerde
destek vermiştir.[20]


Büyük Ülkü için
silahlanan Rumların önünde bir engel olarak 1788’den beri Yanya Valiliğinde
olan Tepedelenli Ali Paşa bulunmaktadır. İstanbul Fener Rum Patrikhanesinin
entrikaları ile Tepedelenli Ali Paşa 1820 yılına gelindiğinde ortadan
kaldırılmış ve Megali İdea’nın eylem aşamasının önü açılmıştır. Ve ilk hedef
olan “Yunan İsyanı” başlatılmıştır.[21]


Filiki Eterya’nın
çalışmaları sonucu Rus Çarı’nın da desteği ile 1821 yılında Mora İsyanı çıkmış,
Yunan bağımsızlığının kazanılmasından sonra Megali İdea haritası içinde bulunan
toprakların ele geçirilme faaliyetleri başlamıştır. 1821 Yunan İsyanı Avrupa
Devletlerinin yardımları ile hedefine ulaşmış, Yunanistan’da Osmanlı egemenliği
sonra ermiştir. Bu şekilde Megali İdea’nın ilk hedefi gerçekleşmiştir.[22]


Filiki Eterya’nın
1876’da dağıtılması sonrasında örgüt değişik şekillerde devam ettirilmiştir.
Yabancı ülkelerin yardımlarını alan bu örgüt 1894 yılında Etniki Eterya adını
almıştır. Etniki Eterya Atina’da Yunan ordusu içinde kurulmuştur.[23] Temel
hedefi ise Girit, Trakya ve Batı Anadolu’nun işgali olmuştur. Etniki Eterya,
Girit’in ilhakı konusunda başarı elde etmiştir. 1919’da kurulan Mavri Mira adlı
örgütte Etniki Eterya’nın faaliyetlerini devam ettirmiştir. 1922’de Kurtuluş
Savaşı’nın başarı ile kazanılması sonucu ise bu örgüt dağıtılmıştır.[24]


1821 YUNAN İSYANI VE BAĞIMSIZLIĞI


Rumlar, 1821 Mora
İsyanı’ndan önce çok sayıda başarısız isyan girişiminde bulunmuştur. 1821
yılında Alexander İpsilanti önderliğindeki başarısız Eflâk ve Boğdan ayaklanma
girişimlerinden sonra Mora’da isyan başlatılmıştır. Mora’da isyan fitilini
ateşleyen Filiki Eterya ve beraberinde Fener Rum Patrikhanesi olmuştur. Mora
isyanı Yunanistan’ın bağımsızlık kazanmasında oldukça önemlidir. Bu isyanlar
sonucu çok sayıda Müslüman, hatta Ortodoks olmayan Hristiyanlar katledilmiştir.[25]


Yunanistan’ın
uyguladığı yayılmacı politikalar Kıbrıs’a barış yüzü göstermemiştir. Yunan
isyanından sonra Kıbrıs içerisinde milliyetçi çevreler kilise ortaklığında
isyan hazırlıklarına girişmişlerdir. Filiki Eterya’nın liderlerinden Konstantin
Kanaris 1821’de Kıbrıs’ta isyan propagandası yapmış, Yunanistan isyancılarına
götürmek üzere Kıbrıs’tan para, silah ve yiyecek desteği almıştır. Ayaklanma
hazırlığı çalışmalarını ayrıca Başpiskopos Kiprianos’ta kiliseleri silah
deposuna çevirerek, kilise mensuplarını kışkırtarak destek olmuştur. Fakat Ayanni
köyündeki bir Rum’un Osmanlı Valisi Küçük Mehmet Paşa’ya ihbar mektubu ile
isyan ortaya çıkmıştır. Mehmet Paşa ise isyanı başlamadan bastırmış,
Başpsikopos ve isyancıları idam ettirmiştir, bazılarını ise sürgüne
göndermiştir. Paşa’nın sürgüne yolladığı bazı isyancılar Roma’da toplanarak
1821 yılı sonlarında İlk Enosis bildirisini yayınlamışlardır. Bu bildiri ile
Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için Hristiyan Krallara yardım çağrısında
bulunmuştur.[26]


1821-1829 yılları
arası süren isyanlar sonucu Yunanistan Osmanlı’dan ayrılarak bağımsızlığını
kazanmıştır. Yunanistan’ın bağımsızlığı sonucunda Megali İdea Yunanistan’ın
açık ve milli bir politikası olarak dile getirilmeye başlanmıştır. Yunan
Başbakanı Ioannis Kollettis 15 Ocak 1840’ta Mecliste yaptığı konuşmada“
Hedefimiz, Türkleri Avrupa’dan söküp atmaktır” sözlerinde açıkça ortaya
koymuştur.[27]


İNGİLİZLERİN ADAYI İLHÂKI ve ENOSİS


Enosis, ilk
Megali İdea haritasının 1796 yılında yayınlanmasıyla beraber Kıbrıs’ı bir Yunan
Adası hâline getirerek Yunanistan ile birleştirmek ülküsüdür.


1571-1878 yılları
arasında tam 307 yıl boyunca Müslümanlar ve Rumlar Osmanlı yönetiminde barış
içinde yaşamışlardır. Fakat Megali İdea iddiaları ile Osmanlı’nın zayıflaması
ve Yunan bağımsızlığı sonucu Kıbrıs’ta Megali İdea ve Enosis faaliyetleri hız
kazanmıştır.


Adanın 1878
yılında İngilizlere devredilmesi ile adadaki Enosis faaliyetleri daha fazla hız
kazanmaya başlamıştır. Bunun bir nedeni de İngilizlerin Yunan dostluğu ve
bağımsızlığına sempati ile bakması olmuştur.


Adanın kiralanmasıyla
beraber Türkler ve Rumlar arasında çatışmalar yaşanmış, Yunanistan’ın
tahrikleriyle ilhak faaliyetleri artmıştır. Hatta Rumlar İngiltere’nin Ege
adalarını olduğu gibi Kıbrıs’ı da kendilerine vereceğini düşünerek adaya gelen
İngiliz Yüksek Komiserini sevinçle karşılamışlardır.[28]


Adada yaşayan
Türk halkı ise adanın Yunanistan’a verilmesinden endişe duymaktaydı. Bu nedenle
İngiliz yönetiminde itibaren adadan Türkiye’ye çok sayıda göç hareketleri oldu.
Bugünkü adadaki Rumların nüfus fazlalığının da nedeni budur.


Yunanistan ile
Rumlar, Enosis doğrultusunda ellerine geçen her fırsatı değerlendirmeye
çalışmışlardır. Bunlardan biri de 1878 anlaşmasını feshederek, 5 Kasım 1914
yılında Kıbrıs’ın İngilizler tarafından tek taraflı ilhakıdır. I.Dünya Savaşı
başladıktan sonra Osmanlı’nın Almanya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun
yanında savaşa girmesi üzerine İngilizler adanın tek taraflı ilhâkını
gerçekleştirmişlerdir. Türkiye’nin bu ilhâkı tanıması ise 24 Temmuz 1923 Lozan
Antlaşması ile mümkün olmuştur.


Böylece ada
İngilizler’in mülkü hâline gelmiştir. İlhâktan hemen 3 gün sonra Başpiskopos,
İngiliz Yüksek Komiserine bir mektupla Enosis isteklerini ve İngiliz
yönetiminden memnunluğunu dile getirmiştir. Hatta coşku ile Türkleri taciz
edici hareketlerde bulunmuşlardır.[29]
Rumlar, Kıbrıs’ın ilhâkını Enosis yolunda atılan ilk adım olarak görmüşlerdir
ve son adım ise kuşkusuz adanın Yunanistan’a katılması düşüncesi olacaktır.


Rumların
tutumları doğrultusunda adadaki Türk halkı yaşananlardan oldukça fazla endişe
duymuşlardır. Bu endişe nedeniyle Kadı Efendi, Müftü Efendi, Evkaf Murahhası
İrfan Bey, Kavanin Meclisi üyesi Mehmet Şevki Bey Türk halkı adına endişelerini
bildiren ve Enosis’e karşı güvence talep eden bir mektup ile İngiliz Yüksek
Komiserine başvurmuşlardır. Mektupta adanın Yunanistan’a bağlanmasının nasıl
bir felakete yol açacağını anlatılmıştır.[30]


1923-1950 DÖNEMİ TÜRKİYE-YUNANİSTAN İLİŞKİLERİNDE KIBRIS SORUNU


Kurtuluş
Savaşı’nın ardından 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye
Cumhuriyeti kurulmuş ve uluslararası alanda tanınmıştır. Bu antlaşmanın 16. ,
20. , 21. Maddeleri doğrudan Kıbrıs ile ilgilidir.[31]


Antlaşmanın 16.
maddesi adanın hukuki durumuyla ilgili bir madde olup, Türkiye’nin antlaşmada
belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar ile adalar üzerindeki
sıfatlarından, hak ve egemenliklerinden vazgeçtiğini belirtmektedir.[32]


Lozan’ın 20.
Maddesi ile Türkiye adanın İngiliz mülkü olduğunu kabul etmiş ve adadaki
haklarından vazgeçmiştir.


Söz konusu
antlaşmanın 21. maddesine göre ise 5 Kasım 1924 tarihinde İngiliz tabiiyetinde
kalanlar, Türk tabiiyetini kaybetmiş olacaklardır. Bununla beraber antlaşmanın
yürürlüğe girdiği andan itibaren iki yıl içinde Türk tabiiyetinde kalmakta
serbesttirler. Ayrıca bu haklarını kullanmaya başladıkları andan itibaren 12 ay
içinde Kıbrıs adasını terk edeceklerdir.[33]


Adanın
İngiltere’ye ilhâkını içeren hususun 6 Ağustos 1924’te İngiltere tarafından
onaylanmasının ardından çok sayıda Kıbrıslı Türk, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlığına geçmiş ve birçoğu adadan ayrılmak zorunda kalmışlardır.[34]
10 Mart 1925’te ise ada İngiltere tarafından taç koloni ilân edilmiştir. Bu
tarihten önce Yüksek Komiser ile yönetilen ada, bundan sonra atanan Vali ile
yönetilmeye başlanmıştır.[35]


Mustafa Kemal
Atatürk’ün önderliğinde Lozan Antlaşması ile uluslararası alanda tanınan
Türkiye modernleşme ve inkılâplar yoluna gitmiş, İngiliz toprağı olan ada ile
ilgili herhangi bir tavır içinde olmamaya özen göstermiştir. Bunun nedeni ise
Lozan’da çözülemeyen Musul sorunu, mübadele sorunu gibi sorunlara bir yenisini
eklememektir. Fakat Türkiye gerek Kıbrıs’ta ki Türk varlığı, gerekse de adanın
stratejik konumu nedeniyle yine de ada ile bağlantısını kesmemiş ve Kıbrıs ile
olan bağlarını hiçbir zaman koparmamıştır. Adaya açılan Türk Konsolosluğu
aracılığıyla Türkiye her zaman Kıbrıs Türk toplumunun yanında olmuştur. Misak-
ı Milli sınırları dışında dahi kalsa Atatürk her zaman Kıbrıslı Türklere karşı
duyarlı ve ilgisini kaybetmemiştir.[36]


1923-1928 yılları
Yunanistan’ın askeri darbeler ve ekonomik sorunlarla başa çıkmaya çalıştığı yıllar
olmuştur. 1928’de Venizelos’un iktidara gelmesi Türkiye-Yunanistan
ilişkilerinde yeni bir sayfa açmıştır. Venizelos’un, Megali İdea hedefleri
çerçevesinde gerçekleştirdiği yayılmacı politikasından vazgeçmesi Atatürk
tarafından memnuniyetle karşılanarak, bir süre için Türk-Yunan dostluk sürecini
beraberinde getirmiştir. Venizelos’un Türkiye’ye 1930 yılındaki resmi ziyareti
ile Türkiye-Yunanistan arasında imzalanan antlaşmalar ile ilişkilerin
gelişmesine büyük katkı sağlanmıştır.[37]
Venizelos’un Megali İdea politikalarına geri dönmemesi ise 1933 yılında
iktidarı bırakmasına yol açan nedenlerden biri olmuştur.[38]


Bu dönemde
yaşanan olaylardan biri de 1931 İsyanı olmuştur. Rumlar buldukları her fırsatta
Enosis isteklerini İngilizlere bildirmekten geri kalmamış ve her defasında
olumsuz yanıt almışlardır. 1929’da İngiliz yönetimine Enosis isteklerini
bildiren Kıbrıs Rum Delegasyonu yine olumsuz yanıt ile karşılaşmış, bu
istekleri gerçekleşmeyince ise Kition Piskoposu Nikodimos Milanos ve Kyrenin
Piskoposu’nun liderliğinde 1931 yılında İngiliz İdaresine karşı
ayaklanmışlardır. Bu fiili ayaklanmaların başlamasının bir nedeni de
Yunanistan’ın kışkırtmaları ve İstanbul Rum Ortodoks Kilisesi’nin desteği
olmuştur.  İsyanlarda Rumlar Enosis çığlıkları ve ilhak sloganları
atmışlardır. Rumlar’ın çıkardığı bu isyanlar sonucu bölgedeki Türkler de
etkilenmişlerdir. 1943’e kadar süren bu terör dönemi sert müdahaleler ile
bastırılmıştır.[39]
1931’den II. Dünya Savaşı’na kadar adada baskı dönemi devam etmiştir.


1941 yılına
gelindiğinde ise İngiliz yönetiminin adada siyasi örgütlenmelere izin
vermesiyle beraber bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Rumlar, AKEL (Çalışan Halkın
İlerici Partisi) Partisi’ni kurarak örgütlenmeye başlamışlardır. Kilise ise
komünist olarak gördüğü AKEL’e karşı Kıbrıs Ulusal Partisi’ni kurmuştur.
Böylece Rumlar kendi içlerinde ideolojik bir bölünme yaşamışlardır. Kıbrıs
meselesine Türkiye’nin duyarsızlıkları nedeniyle ve kendilerini korumak için
Kıbrıs Türkleri adada KATAK (Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu) Milli Parti,
Kıbrıs Milli Türk Talebe Birliği, Kıbrıs Türk Kurumları Birliği ve Milli Cephe
Partisi’ni kurarak örgütlenmeye gitmişlerdir.[40]


Kıbrıs
konusundaki Atatürk dönemindeki Lozan’da belirlenen statüko tek partili dönemde
de sürdürülmeye çalışılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası ise çok partili hayata
geçen Türkiye, Kıbrıs konusunda Batılı devletlerin yanında yer almıştır. Bu
dönemde de Kıbrıs Türk Dış Politikasında fazla bir yer işgal etmemiştir.
Türkiye’nin bu yıllardaki yaklaşımlarına karşın Yunan Hükümetleri ise Kıbrıs’ın
Yunanistan’a ilhâkı için Enosis çalışmalarından vazgeçmemiştir. Buna rağmen
Türk Hükümeti, Yunanistan ve İngiltere’yi karşısına almamaya özen göstermiştir.[41]


II. Dünya
Savaşı’nda sonra Rumların Enosis çabaları artarak devam etmiştir. Türkiye ise
Lozan statüsünü bozmamak ve Soğuk Savaş ortamında müttefik İngiltere’nin
içişlerine karışır vaziyette olmamak için adaya ilişkin gelişmelerle pek fazla
ilgilenememiştir. Bu durumdan endişe duyan Kıbrıs Türkleri ise Rum
girişimlerine karşı örgütlenmeye başlamışlardır.[42]


II. Dünya
Savaşından zaferle çıkılması ve On İki Adaların Yunanistan’a verilmesi Enosis
hayallerinin tekrar canlanmasına neden olmuştur. Yunan Parlamentosu 27 Şubat
1947’de Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesi için bir karar almış ve bunu dünyaya
açıklamıştır. Ve Yunan Hükûmeti adanın kendilerine verilmesi karşılığında
ABD’ye ve İngiltere’ye adada üs verebileceğini açıklamıştır.[43]


1947 yılında
Kıbrıs’ta İngiltere’nin desteğiyle, adada bir Kurucu Meclis çalışması
yapılmıştır. Bu çalışma esnasında AKEL, ada halkının kendi kendini yönetme yani
özerk siyasal yönetim hakkının verilmesini isterken, Türkler bu fikre karşı
çıkmışlardır. İngiliz Vali ise self-goverment hakkı olmayan bir anayasa
taslağını tartışılmak üzere Kurucu Meclise getirmiştir. Bu durumda AKEL kurucu
meclis çalışmalarını terk etmiş ve 12 Ağustos 1948’de meclis feshedilmiştir.
Bunun üzerine AKEL ise İngiliz yönetimine sert tepki vererek Enosis’i
desteklemeye başlamıştır. Ve böylece Rumlar adada self-determinasyon hakkını
tek yol olarak seçmişlerdir. Kilise ise AKEL ile mevcut rekabetinden dolayı
Enosis çabalarını arttırmıştır.[44]


Türkiye, 1948’den
itibaren Kıbrıs ile tekrar ilgilenmeye başlamış, yine de hükümet konuyu
doğrudan ele almamıştır. Örneğin; 17 Aralık 1949’da Dışişleri Bakanı Necmettin
Sadak’ın yaptığı açıklamada, İngiltere’nin Kıbrıs’tan çekilmesinin söz konusu
olmadığını, Yunan Hükümeti’nin de resmen sorunu ele almadığını ve endişeye
gerek olmadığını söylemekteydi.[45]


1948’de ise
Makaryos’un Kition Başpiskoposu olarak adaya dönmesiyle yeni bir dönem
başlamıştır.  Rum toplumunun lideri olan Makaryos’un çabaları neticesinde
adada Enosis faaliyetleri büyük ivme kazanmıştır. 25 Aralık 1948’da Kıbrıs’ta
15.000 Türk’ün katılımı ile Enosis karşıtı bir miting yapılmıştır. Buna
karşılık 29 Ocak 1948’de ise Yunanistan Üniversite gençliği Enosis yanlısı
gösteriler yapmıştır.[46]


21 Kasım 1949’da
Rumlar Birleşmiş Milletlere Enosis için self-determinasyon başvurusunda
bulunmuşlardır. Ve bu doğrultuda plebisit çalışmalarına başlamışlardır. Bu
esnada kilise Rum halkına plebisite katılmaları çağrısında bulunmuştur.[47]
Türkler’in Rumların artan Enosis çabalarına karşı tepkileri ise 11 Aralık
1949’da Lefkoşa’da Ayasofya Meydanında düzenlenen mitingler ile olmuştur.
Mitingden kısa süre sonra ise 15 Ocak 1950’de plebisit gerçekleşmiştir.[48]


1950-1960 DÖNEMİ TÜRKİYE-YUNANİSTAN İLİŞKİLERİNDE KIBRIS SORUNU


1950-1960 dönemi
Türk Dış Politikasında Demokrat Parti’nin etkisi görülmektedir. 7 Ocak 1946’da
kurulan Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 seçimleri ile iktidara gelmiş, 27 Mayıs
1960 askeri darbesi ile iktidardan uzaklaştırılmıştır. 1950’li yıllar ile
Kıbrıs Sorunu Türk Dış Politikası’nın ana konularından biri hâline gelmiştir.
Demokrat Parti, Kıbrıs Meselesi’ne dönem dönem farklılaşan şekillerde politika
üretmiştir.


Demokrat Partinin
yönetimde olduğu bu yıllarda Mayıs 1950-Nisan 1955 Dönemi arası Statükonun
devamı niteliğinde politikalar güdülen yıllar, Nisan 1955-Aralık 1956 arası
Türkiye’nin ada üzerinde hak iddia ettiği yıllar, Aralık 1959-Mayıs 1960 arası
dönem ise Taksim tezinin savunulduğu yıllar olmuştur.[49]


Ocak 1950
plebisitinden sonra Rum kiliselerinde hareketlenmeler başlamıştır. 8 Ekim
1950’de Başpiskoposluk görevine seçilen Makaryos, Enosis faaliyetleri için
yoğun çaba sarf etmiştir. Makaryos’un görevi devralmasıyla Yunanistan’da ve
Kıbrıs’ta Enosis çığlıklarının sesi çok daha fazla duyulmaya başlamıştır. Bu
nedenle 1950’li yıllar Kıbrıs Sorununun alevlendiği yıllar olmuştur. Bu arada
16 Şubat 1951’de Sofokles Venizelos, Yunan hükümetinin Enosis isteğini
açıklamıştır. 23 Eylül 1953 tarihinde Yunan Başbakanı Papagos İngiliz Dışişleri
Bakanı A. Eden ile görüşerek yeniden adanın Yunanistan’a ilhakını istemiştir.
30 Temmuz 1954’te Yunanistan’daki tüm partiler Enosis’i ulusal dava ilân
etmişlerdir.[50]


Bu yıllar
Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin tepkileri olmuştur. 10 Ekim 1953’te
Genel Sekreter Kasım Gülek bir demecinde “Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili olduğunu
ve Kıbrıs’ta yapılacak her değişiklikte söz sahibi olacağını” söylemiştir.
Dönemin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü ise 1 Nisan 1954’de TBMM’de yaptığı bir
konuşmada  “Kıbrıs üzerinde Türkiye’nin de söz sahibi olduğunu, adanın
Yunanistan’a verilmeyeceğini” söylemiştir. 31 Ağustos 1954’te bir açıklama
yapan Menderes ise, Türkiye’nin Yunanistan’a ilhâkını hiçbir zaman kabul edemeyeceğini
belirtmiştir.[51]


Yunan Başbakanı
Papagos’un sorunu 1954 yılında Birleşmiş Milletlere götürmesiyle ise mesele
uluslararası bir boyut kazanmıştır. Türkiye ise doğrudan taraf hâline geldiği
sorun karşısında uluslararası sistemin gerektirdiği gibi davranmıştır. Türkiye,
NATO dışında bir politika benimsememiş, yani politikasızlığı tercih etmiştir.
Dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs Sorununda İngiliz politikalarını desteklemiş,
statükocu bir anlayışı savunmuştur.[52]


15 Aralık 1954’te
BM Genel Kuruluna getirilen Yunanistan’ın self determinasyon isteği
reddedilmiş, ada Yunanistan’a bırakılmamıştır. Birleşmiş Milletler’in
kararından sonra Yunanistan, Kıbrıs’ın kendine verilmeyeceğini anlamış, adada
terör faaliyetlerini tırmandırmaya başlamışlardır. Bunun için 1954 yılında EOKA
adlı bir yeraltı örgütü kurulmuş ve örgütün başına Albay Grivas getirilmiştir.
EOKA’nın kuruluş amacı; Silâhlı eylemler gerçekleştirmek, adayı Türklerden
temizleyerek Enosis hayaline ulaşmaktır. Türkler ise bu örgütün saldırganlığına
karşı 1957 yılında Türk Mukavemet Teşkilâtı adlı bir karşı örgüt kurmuşlardır.


EOKA’nın kuruluş
sürecine bakarsak; ilk gizli görüşmeler 2 Temmuz 1952 yılında Makaryos’un
başkanlığında yapılmıştır. Bir ihtilal konseyi kurulmuş ve Enosis için gizli
yeminler edilmiştir. 1954 yılından başlayarak Yunanistan hükümetinin bilgisi
dahilinde adaya gizli silah sevkiyatı başlamıştır. Ve 9 Kasım 1954’te Grivas’ın
adaya gizlice ayak basması gerçekleşmiştir. 1 Nisan 1955’te ise EOKA’nın ilk
saldırıları Yunan Dışişleri Bakanı Stefanopulos’un direktifleriyle yapılmıştır.
Amaç; önce adadan İngilizleri çıkarıp, ardından Türkleri yok ederek Enosis
hayallerini gerçekleştirmektir. Fakat bir süre sonra örgüt adadan İngilizlerin
gitmesini beklemeden Türklere saldırılar yapmaya başlamıştır. Makaryos’un
EOKA’nın siyasi lideri olduğu İngilizler tarafından öğrenilince ise Makaryos, 9
Mart 1956’da Seyşel adalarına sürgüne gönderilmiştir. EOKA ise eylemlerinde
yüzlerce Türk’ü bunun yanı sıra birçok Rum ve İngiliz’i de katletmiş, köyleri
yakıp yıkmış, adadan Türklerin göç etmesine neden olmuştur. Saldırılarına
1963’te yeniden devam eden örgüt 103 Türk köyünü yakıp, insanları göçe
zorlamıştır.  15 Temmuz 1974’e gelindiğinde ise EOKA B adı altında
silahlarını Rumlara çevirmiş, 2000 Rum’u katletmiştir.[53]


EOKA’ya karşı
örgüt olarak kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı ise 27 Temmuz 1957’de Rauf
Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa’da
kurulmuştur. 1 Nisan 1955’ten beri adadaki Türklere saldırmaya başlayan EOKA’ya
karşı Türklerde adada çeşitli mukavemet grupları oluşturmuştur. Fakat bu
gruplar EOKA gibi askeri yapıda ve destekli değil, küçük, dağınık ve eğitimsiz
gruplardı.[54]


Kısacası 1950’li
yılların temel politikası olan statükoculuk ve sorunu İngiltere’nin iç meselesi
olarak görme anlayışı, EOKA’nın terörü tırmandırmasıyla son bulmuştur. Adnan
Menderes’in bu yıllardaki politikalarında 1952 yılına gelene kadar NATO’ya
üyelik sürecindeki temkinli davranışlarının da payı bulunmaktadır.


II. Dünya
Savaşı’nın bitiminden sonra İngiltere sorunu çözmek için çeşitli planlar
yapmıştır. Bunlar sırasıyla 1947 Lord Minster Planı, 1948 Jackson Planı, 1955
MacMillan Planı, 1956 RadCliffe Planı, 1958 II. MacMillan Planı, 1958 NATO
Genel Sekreteri Spaak Planı olmuştur.[55]


İngiltere’nin 29
Ağustos 1955 tarihinde düzenlediği Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meseleleri konusu ile
Londra Konferansı’nı toplanmıştır. Konferansta İngiltere Dışişleri Bakanı
MacMillan görüşlerini açıklamıştır. Konferansta Yunanistan self-determinasyon
ve Enosis isteğini yinelemiştir. Macmillan İngiltere’nin Nato ve Bağdat Paktı
içinde üstlendiği görevleri yerine getirebilmesi için Kıbrıs’ın tümünün
İngiltere’nin elinde kalması gerektiğini öne sürmüştür.[56]
Konferansta Türkiye’yi temsil eden dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu
ise ilhaka karşı çıkarken adanın Anadolu yarımadasının bir uzantısı olduğu ve
adadaki Türk varlığını öne çıkaran tezleri ileri sürmüştür.[57]
Zorlu adada statükonun korunmaması hâlinde Türkiye’ye verilmesi gerektiğini
savunmuş ve ileriye dönük kendi kendine yönetim şeklini önermiştir.[58]


Fatin Rüştü
Zorlu’nun Londra görüşmelerinde iki halkın eşitliğini savunmasının ardından
konferans devam ederken 6-7 Eylül olayları gerçekleşmiştir. Ve Londra
konferansından bir sonuç alınamamıştır.[59]
6-7 Eylül olayları ise Türk-Yunan ilişkilerindeki gerginliğin daha fazla
artmasına neden olmuştur.


Türkiye’nin
konferansta ilhaka karşı çıkması sonucu İngiltere ve Yunanistan alternatif
çözüm arayışlarına girişmiştir. Bu arayışların sonucu ise “taksim” fikri
akıllara gelmiştir. 28 Aralık 1956’da TBMM’de bir konuşmasında Adnan Menderes
Türkiye’nin çıkarlarını en iyi koruyacak çözümün taksim olacağını beyan ederek
taksime olumlu yaklaştığı göstermiştir.[60]


Londra Konferansı
sonrasında uzlaşma sağlamak isteyen İngiliz Hükümeti 1955-1956 yılları arasında
Makaryos ile görüşmeler gerçekleştirmiş, ancak görüşmelerden sonuç alamayınca
Makaryos’u Şeyşel Adaları’na sürgün etmiştir. Bu sürgün sonrası çatışmalar daha
da şiddetli bir hâl almıştır. Makaryos’un sürgününden sonra iyice başıboş kalan
EOKA eylemlerini arttırmıştır. Türk toplumu ise bu saldırılar karşısında
Türkiye’ye yardım çağrısında bulunmuştur.[61]


Aralık 1956 ile
Mayıs 1960 arası yıllar Türkiye’nin adanın taksimi tezini savunduğu yıllar
olmuştur. Demokrat Parti’nin iktidarının ilk yıllarındaki politikalarında ciddi
değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişikliklerin bir nedeni de İngiltere’nin
1956’da yumuşayan politikası ile self determinasyona yanaşması olmuştur.
İngiltere ilk kez self determinasyon hakkını veren bir anayasa önerisinde
bulunmuştur. Bu öneriye göre 6 Türk, 30 Rum temsilcilerden oluşan 36 kişilik
bir meclis kurulacaktı. Sürgündeki Makaryos ise bu önerileri yeterli bulmayarak
karşı çıkmıştır. Çünkü Makaryos’un isteği sömürge düzeninin tamamen sona
erdirilmesidir. Türkiye ise adanın bölünme olasılığını olumlu karşılayarak,
anayasa önerisini kabul etmiştir.[62]


28 Mart 1957
yılında Makaryos’un sürgünü sona ermiştir.  Sürgünün sona erdirilmesi ise
Türkiye’nin tepkisini toplamıştır. Başbakan Menderes ise sürgün kararından
dolayı Yunanistan’a verdiği demeçlerle tepkisini sert bir şekilde dile
getirmiştir.[63]


İngiltere 1957
yılından sonra peş peşe yeni plan önerilerinde bulunmuştur. 1957 yılındaki Foot
Planı bunlardan biridir. Foot Planı, Makaryos’un sürgününü bitiren, Rumlar ve
Türkleri eşit taraf kabul eden bir süreci planlıyordu. Türkiye ve Yunanistan bu
planları kabul etmemiştir. Bu plan kabul edilmeyince Macmillan’ın yeni
geliştirdiği plan devreye girmiştir. Fakat bu planda da uzlaşma
sağlanamamıştır.[64]


1957 yılında
yeniden self determinasyon ve Enosis isteği ile BM Genel Kuruluna başvuran
Yunanistan’a karşı, İngiltere BM’ye başvurarak Yunanistan’ın Kıbrıs’a
uyguladığı şiddet ve terörizmi şikâyet etmiştir. 26 Şubat 1957’de sorunu
görüşen BM ise barış görüşmeleri çağrısında bulunmuştur.[65]


Planlar üzerinde
bir anlaşmanın sağlanamaması üzerine Amerika Birleşik Devletleri devreye
girmiştir. İki NATO üyesinin anlaşmazlığını çözmek için ABD,1958’de Kuzey
Atlantik Paktı toplantısında çözüm arayışlarına katılmıştır. Bu toplantıda
Türkiye taksim politikasından, Yunanistan ise Enosis’ten vazgeçtiğini
açıklamıştır. Ve 1959 yılından itibaren bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması
yönünde çalışmalara başlanılmıştır.[66]


11 Şubat 1958’de
Zürih Antlaşması ve 19 Şubat 1959’da da Londra Antlaşması imzalanmıştır. 
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğuşu ise Londra ve Zürih Anlaşmalarına göre
oluşturulan Kuruluş, İttifak ve Garanti Anlaşmalarının yürürlüğe girmesi ile
mümkün olabilmiştir. Kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti tamamen bağımsız olmamakla
birlikte, ek olarak yapılan Garanti Antlaşması ile Türkiye, Yunanistan ve
İngiltere’nin garantörlüğü altında özel bir statüde kurulmuştur.


Londra ve Zürih
Antlaşmalarının ana hatları ise şu şekildedir; bu antlaşmalar toplumların
birbirleri üzerinde egemenlik kurmalarını önleyecek şekilde hazırlanmıştır.
Cumhurbaşkanı Rum, veto hakkına sahip Cumhurbaşkanı yardımcısı ise Türk
olacaktır. Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk’ten oluşacaktır.[67]
Bu doğrultuda 14 Aralık 1959’da Makaryos Cumhurbaşkanı, yardımcısı ise Dr.
Fazıl Küçük olmuştur. Zürih ve Londra Anlaşmaları sonucu geçici bir hükümet
kurulmuştur. Kıbrıs Anayasası hazırlandıktan sonra imzalanan Lefkoşe
Antlaşmaları ile 16 Ağustos 1960 tarihinde Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilân
edilmiştir.


1960-1980 DÖNEMİ TÜRKİYE-YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ


1960 Anlaşmaları
ile Türkiye, İngiltere ve Yunanistan garantör ülkeler olmuşlardır. Bu çerçevede
Yunanistan, 950 kişilik bir Yunan alayını adaya konuşlandırma fırsatı
yakalamıştır. Makaryos ise Kıbrıs’ın bağımsızlığını her zaman için Enosis’e
ulaşma yolunda bir araç olarak görmüştür.  Yunan alayının Kıbrıs’a gelişi
Rumlarda Enosis heyecanı yaratmıştır. Cumhuriyetin kurulması ile bir süre yeraltına
geçen EOKA, Yunan alayı aracılığıyla eğitilip yeniden harekete geçmiştir.[68]


Yunanistan’da
Karamanlis’in iktidardan düşüşünden sonra yerine Londra ve Zürih Antlaşmalarını
tanımayan Papandreu Başbakan seçilmiştir. Bunun üzerine Kıbrıs Cumhuriyeti
anayasasını uygulamak istemeyen Makaryos Garanti ve İttifak Antlaşmalarının
feshedilmesini önermiştir. Bu çerçevede Makaryos, 30 Kasım 1963’te Türkiye’ye
13 maddelik bir anayasa düzeltme teklifi sunmuştur. Türkiye’nin reddettiği bu
teklif Kıbrıs Türklerini azınlık statüsüne sokan bir değişikliktir.[69]
Bu değişiklik teklifini Yunanlıların desteklediklerini o dönemin Yunan Başbakan
yardımcısı Sofokles Venizelos gizlememiştir.[70]
Makaryos bu teklifi Türkiye’nin reddedeceğini bilerek adada eğitilerek hazır
hâle gelen EOKA ile Türkleri adada yok etmeyi hedeflemiştir.


1963 yılından
itibaren Türklere yönelik saldırılar başlamıştır. Rum tarafı Türkler’in
imhasını öngören Akritas Planı’nı uygulamaya koymuş, sistemli şiddet
politikasına geçilmiştir.  Aralık 1963’te tarihe “Kanlı Noel” adıyla geçen
olaylar yaşanmıştır. Bu olaylar sırasında 21 sivil Türk katledilmiştir. 30
Aralık günü ise Lefkoşe’de İngiliz askerleri tarafından Yeşil Hat oluşturulmuştur.
Türkiye ise adadaki bu katliamlara karşı Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçakları
Lefkoşe üzerinde havalandırmıştır.[71]


1 Ocak 1964’te
Makaryos 1960 Antlaşmalarının tek taraflı feshedildiğini açıklamıştır. Rum
saldırıları daha fazla artmıştır. Türkiye ise saldırıların durdurulması için 13
Şubat 1964’te BM Güvenlik Konseyine başvurmuştur. 4 Mart 1964’te BM bir “Barış
Gücü” oluşturma kararı almıştır. Ayrıca BM işgalci Rumlara “ Kıbrıs Hükümeti”
ifadesini kullanarak bir mektup göndererek tarihi bir hataya imza atmıştır.
Yapılan bu hata sonucu Rumlar, fiilen bir hükümet gibi kabul edilmişlerdir.[72]


Yeşil Hat’tın
çizilmesi ve BM’nin sözde barış gücü çatışmaları durduramamıştır. Bu nedenle
Türkiye, Garanti Antlaşması’nın dördüncü maddesinin verdiği hak ile Haziran
1964’te adaya müdahale kararı almıştır. Ancak “Johnson Mektubu” ismiyle
literatüre geçen ABD Dışişleri Bakanı’nın İsmet İnönü’ye ilettiği mektupla
Türkiye müdahale fikrinden vazgeçmiştir.[73]


Grivas’ın adaya
dönmesiyle Türklere yönelik saldırılar artarak devam etmiştir. 1964 yılında
Erenköy olayları yaşanmıştır. Garanti Antlaşması uyarınca NATO ve BM’ye başvuru
sonrası Türk uçakları Kıbrıs üzerinde 7 Ağustos 1964’te ihtar uçuşu yapmış, 8
Ağustos’ta ise Rum mevzilerini vurmuştur.[74]


15 Temmuz 1964’te
ABD, Acheson Planı’nı devreye sokmuştur. Planda Karpaz’da Türkiye’ye bir üs
verilecek, buna karşılık Türkiye ise Enosis’i kabul edecek ve de Türkler adada
azınlık olacaktır. Acheson Planı, Makaryos tarafından şartsız Enosis olmadığı
için reddedilmiştir. Zaten Türkiye’de bu planı reddetmiştir. Ağustos’ta sunulan
ikinci Acheson Planı ise yine aynı gerekçelerle reddedilmiştir.[75]


1964 yılından
sonra Barış Gücü’nün de çabalarıyla adada çatışmalar bir süre duraklamıştır.
Fakat 3 yıl sonra çatışmalar geri alevlenmiştir. 1967 yılında Rumlar yeniden
silahlanmaya başlamışlardır. 21 Nisan 1967’de ise Yunanistan’da askeri cunta
bir darbe yapmış, Yorgi Papandreu iktidara getirilmiştir. Eylül 1967’de Demirel
ile Kollias arasında Dedeağaç’taki görüşmelerde pazarlığa kalkışılmış, ama
sonuç alınamamıştır. Bunun üzerine Kıbrıs’ta Boğaziçi ve Geçitkale köylerine
karşı saldırılar düzenlenmiştir.[76]
Türkiye’nin adaya askeri müdahale kararı sonucu ABD araya girerek bir kısım
Yunan askerinin ve Grivas’ın geri çekilmesini sağlamasıyla Yunanistan’ın
adadaki etkinliği hem askeri olarak azaltılmış, hem de cunta yönetiminin
prestij kaybetmesine yol açmıştır.[77]
Geçitkale saldırılarının ardından 28 Aralık 1967’de Geçici Türk Yönetimi ilân
edilmiş, daha sonra Türk Yönetimi adını almıştır. Yönetimin başına ilk kez Dr.
Fazıl Küçük getirilmiş, 1973seçimleri ise Rauf Denktaş seçilmiştir.[78]


Bu arada EOKA
içinde görüş ayrılıkları belirmiş, Türkiye’nin müdahalesinden çekinip Türkiye’yi
ekonomik yollardan alt etmeye çalışan Makaryos ile eski cuntacıların yer aldığı
EOKA-B karşı karşıya gelmiştir. 15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının desteğini
alan EOKA’cı Nikos Sampson, Makaryos’a darbe yapmıştır. Türkiye ise bu durumda
Garanti Antlaşması gereği İngiltere’ye müdahalede bulunmayı teklif etmiş,
olumsuz yanıt alınca adanın güvenliği için 20 Temmuz 1974’te Barış Harekâtını
başlatmıştır. Böylece Sampson’un isteği olan Yunanistan’a ilhak gerçekleşmemiş,
adadaki Türklerin can güvenliği güvence altına alınmıştır. Bu harekât
Yunanistan’daki askeri cuntanın da sonu olmuştur.[79]
Harekâtın ardından Rum toplumunun liderliğine Klerides gelmiştir.


Türkiye harekât
ile beraber adadaki güvenliği sağladıktan sonra bu durumu muhafaza etmek
istemiştir. İlk barış harekâtının ardından BM’nin 353 sayılı kararı ile ateşkes
çağrısında bulunması ile 25 Temmuz 1974’te Cenevre görüşmeleri başlamıştır.
Sonuç olarak ateşkese uyulması ve Yunan Kuvvetlerinin bölgeden çekilmesine
karar verilmiştir. 8-13 Ağustos’ta ki Cenevre Konferansı’nın ikinci ayağında
ise Rauf Denktaş federal bir yapı içerisinde iki kesimli otonom bölgelerin
oluşturulacağı bir anayasa talep etmiş, fakat bu durum Klerides tarafından
reddedilmiştir.[80]
1974’ten sonra Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu iki toplumlu ve iki bölgeli bir
federasyon sistemini savunan politikaların savunucusu olmuştur.


II. Cenevre
Konferansı sırasında görüşmelerden bir uzlaşmanın çıkamayacağı anlaşılınca ise
Kıbrıs’a ikinci harekât yapılmıştır. Harekâta uluslararası toplum ve ABD tepki
göstermiştir. Türkiye kendine uygulanan silah ambargosu kararının üzerine ise 5
Şubat 1975’te cevap olarak Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)’ni ilân
etmiştir.  BM Genel Kurulu ise bu durumu 12 Mart 1975’te 367 sayılı karar
ile rahatsızlığını belirtmiştir. Güvenlik Konseyi ise arabuluculuk aracılığı
ile görüşmelere çağırmıştır.[81]


İkinci harekât
sonrası BM Genel Sekreteri gözetiminde Denktaş ile Klerides arasındaki
görüşmeler başlatılmıştır. Sadece nüfus mübadelesi konusunda uzlaşmaya
varılmış, Kuzeydeki Rumlar ile Güneydeki Türkler yer değiştirmiştir.[82]


12 Şubat 1977
yılında Denktaş ile Makaryos arasında 4 maddeden oluşan İlk Zirve Antlaşması
kabul edilmiştir. Bu antlaşma ile iki toplumlu federal yapı üzerinde karar
birliğine varılmıştır.[83]
19 Mayıs 1979’da yapılan Denktaş-Kiprianu görüşmeleri sonucu 10 Nokta
Antlaşması imzalanmıştır. 15 Haziran’da yapılan görüşmelerde ise Rumlar, Türk
tarafının ambargosunu kaldırmayarak 10 Nokta Antlaşmasının 6. Maddesini ihlâl
etmişlerdir. Makaryos’un ölümü üzerine liderliğe geçmiş olan Kiprianu ise
Papandreu’dan aldığı destekten dolayı meseleyi iki taraflılıktan çok
taraflılığa getirmenin yollarını aramıştır.[84]


Rumların
uzlaşmaya varamaması, federal devlet statüsünün bir çözüm getiremediğinin
anlaşılması ve Rumlar’ın Mayıs 1983’te BM Genel Kuruluna başvurmaları üzerine
ise Türk tarafı self determinasyon hakkını kullanarak 15 Kasım 1983’te Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ni kurmuştur.[85]


1980-1990 DÖNEMİ TÜRKİYE-YUNANİSTAN İLİŞKİLERİ


15 Kasım 1983’te
Rauf Denktaş’ın bağımsızlık bildirisini okuması ile Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti ilân edilmiştir. Rumlar, Yunanistan ve BM ilâna tepki göstermiştir.
BM Güvenlik Konseyi tepki olarak 541 sayılı karar ile Türk tarafının kararından
vazgeçmesini istemiştir. Türkiye ve KKTC ise BM’nin bu çağrısına uymamıştır.[86]


Türkiye’deki
hükümet ise KKTC’yi tanımıştır. KKTC Kurucu Meclisinin hazırladığı anayasa 12
Mart 1985’te kabul edilmiştir. Ardından yapılan seçimler sonucu ise Rauf
Denktaş KKTC’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Ve sonuç olarak kuzeyde Türk,
güneyde Rum devletli, iki toplumlu bir ada oluşmuştur. Kurulan KKTC’yi ABD’nin
baskılarından dolayı hiçbir ülke tanımamıştır. Yunanistan ise konuyu hemen
uluslararası platforma taşımıştır.


Kıbrıs Rum
tarafı, tüm dünyada “Kıbrıs Hükümeti” olarak tanınmanın rahatlığından dolayı
hiçbir anlaşmaya yanaşmamıştır. KKTC’nin ilânından sonra 2 Ocak 1984’te
Denktaş, Rum yönetimine Maraş ve Lefkoşe havaalanının açılması, Kayıp Kişiler
Komitesi kurulmasını içeren iyi niyet önerilerinde bulunmuştur. Fakat Rumlar bu
iyi niyet önerisini reddetmiştir. Ayrıca Rumlar BM Genel Sekreteri tarafından
sunulan iki toplumlu iki federasyonlu Ocak 85 belgesini de Türk tarafının kabul
etmesine rağmen reddetmişlerdir.[87]


29 Mart 1986
tarihinde BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar taraflara “Kıbrıs Üzerine Anlaşma
Taslağı” adlı federal çözümü öngören bir belge sunmuştur. KKTC’nin kabul ettiği
bu belgeyi Rum tarafı reddetmiş, bunun üzerine Genel Sekreter Rum tarafını
uzlaşmaz taraf olarak nitelendirmiştir.[88]


Rum tarafında
yapılan 1988 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucu Kipriyanu’nun yerini Yorgo
Vassiliu almıştır. Denktaş’ın 3 Mart 1988’de sunduğu iyi niyet önerileri
diğerler öneriler gibi reddedilmiştir.[89]
Vassiliu’da Kiprianu’dan farklı bir davranış sergilememiştir.


25 Temmuz 1989’da
BM Genel Sekreteri Cuellar taraflara yeni bir tasarı sunmuştur. Ancak Türk
tarafının görüşünün alınmadığı gerekçesiyle Denktaş tarafından reddedilmiştir.
Ardından yapılan görüşmelerde ise Vasiliou’nun adada Türk tarafının self
determinasyon hakkını kabul etmemesi üzerine kesilmiştir.[90]


1990-2002 DÖNEMİ İLİŞKİLER


1989’da taraflar
arasında kabul görmeyen tasarılar nedeniyle kesilen görüşmeler 1990’lı yılarda
tekrar başlamıştır. 27 Mart 1991 tarihinde BM Genel Sekreteri Cuellar
tarafların üzerinde anlaşılan noktalar Güvenlik Konseyine sunmuştur. Turgut
Özal ise “Dörtlü Konferans” (Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk Tarafı, Kıbrıs
Rum Tarafı) önerisinde bulunmuştur. Buna karşılık Yunan tarafı “Dokuzlu
Konferans” (Güvenlik Konseyinin beşlisi de dahil) önermiştir. Fakat tarafların
isteksizliği nedeniyle bu toplantı yapılamamıştır.[91]


1992’te Rauf
Denktaş Güzelyalı’nın dahil olduğu, Türk tarafının %29+ payı olan bir harita
ortaya çıkarmıştır. Buna karşılık BM Genel Sekreteri Boutros Gali ise
Güzelyalı’yı Rumlara veren, %28,2’lik Türk toprağı olan bir haritayı ortaya
çıkarmıştır. Gali’nin “Fikirler Dizisi” adlı çözüm planını sunmuştur. Bu harita
26 Haziran 1992’de BM’nin 774 sayılı kararı bu harita resmileştirilmiştir.
Ardından yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamamış, BM Güvenlik Konseyi bir
önceki karara benzeyen 789 sayılı kararına almıştır.[92]


1993 yılına
gelindiğinde ise Rum tarafında yapılan Başkanlık seçimlerini Fikirler Dizisine
karşı olan Klerides kazanmıştır. Klerides bu diziyi müzakere etmeyeceğini
bildirmiş, Avrupa Birliği üyeliği çalışmalarını yoğunlaştırmıştır.
Yunanistan’da Rumlar’ı üyelik konusunda desteklemiştir.[93]


Mayıs 1993’te BM
Genel Sekreteri’nin önerisi ile “Güven Arttırıcı Önlemler” paketi üzerinde
durulmuştur. Fakat Temmuz 1994’te Avrupa Birliği Adalet Divanı, Rumlar’ın
isteği ile KKTC’nin AB’ye ihracatını yasaklayan bir karar alması ile güven
arttırıcı paketin Kıbrıs Türk Tarafına getireceği faydalar ortadan
kaldırılmıştır. 30 Mayıs 1994’te Gali Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda Türk
tarafını sonuca ulaşamamadan sorumlu tutmuştur.[94]
Bu sırada AB Korfu Zirvesi yapılmış, zirvede GKRY’ni temsil eden Kıbrıs AB
genişleme programına dahil edilmiştir. KKTC’de buna peki olarak Demirel-Denktaş
Deklarasyonu imzalamıştır. Böyle KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkiler
derinleştirilmek istenmiştir.


20 Ocak 1995’te
Rauf Denktaş’ın ortaya koyduğu Rum tarafını görüşmelere davet eden 14 maddelik
barış planı yine Klerides tarafından çözümden önce AB üyelik sürecinin
tamamlanması stratejisi doğrultusunda görüşmeyi reddetmiştir. Türk tarafı ise
buna tepki göstermiştir.[95]


1996-1997 arası
dönem ise oldukça gergin geçmiştir. Bu gergin süreçte sınır gösterileri,
çatışmalar, Kıbrıs’a konuşlandırılması düşünülen Rus S-300 füzeleri meseleleri,
Rum kesinin bitmek bilmeyen AB üyelik çabaları, bir Rum askerinin BM bölgesinde
bir Türk askeri tarafından vurulması, Türk bayrağını direkten indiren Rum
göstericinin öldürülmesi, Rum motosikletlilerinin sınır delme girişimleri
v.s.  gibi olaylar dizisi yaşanmıştır.[96]


24 Şubat 1997
tarihinde AB’nin Kıbrıs Sorununa bakışında bir değişim yaşanmıştır. AB,
Kıbrıs’ın tam üyeliği için öncelikle adada siyasi bir çözümün olması
gerektiğini şart koşmuştur. Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos ise
bu açıklamanın ardından AB’nin Doğu’ya doğru genişlemesini veto edeceklerini
bildirmiştir. Aralık 1997’ye gelindiğinde ise AB Lüksemburg Zirvesi’nde AB
çerçevesinde Kıbrıs Rum tarafı tüm Kıbrıs’ın temsilcisi sıfatıyla tam üyelik
görüşmelerine başlanılması kararı alınmıştır. Türkiye’nin bu karara tepkisi
KKTC-Türkiye Ortaklık Konseyi kurmak olmuştur.


1997’de BM Genel
Sekreteri Kofi Annan tarafların arasında kapsamlı bir çözüme yönelik
müzakereler için yoğun çabalarda bulunmuştur. Bu çerçevede Newyork’ta
görüşmeleri başlatmıştır. Annan’ın aracılığı ile gerçekleşen görüşmelerde Rum
tarafının AB’ye tam üyelik başvurusu nedeniyle Denktaş ile Klerides’in
görüşebilmesi söz konusu dahi olamamıştır.[97]


31 Ağustos 1998
yılında soruna kalıcı bir çözüm amacıyla Denktaş adada iki devlet arasında bir
konfederasyon tezini açıklayarak Kıbrıs konusundaki tutumunu net bir şekilde
ortaya koymuş ve yeni bir dönem başlamıştır.


Konfederasyon
tezninin açıklanmasının ardından bir süre durgunluk dönemi yaşanmış, daha sonra
Kofi Annan’ın çabalarıyla yeniden görüşmelere başlanmıştır. 3-14 Aralık 1999
tarihleri arasında Klerides ve Denktaş arasında Newyork görüşmeleri başlamış,
sonrasında Cenevre’de görüşmelere devam edilmiştir. Görüşmelerden pek bir verim
alınamamasının ardından 12 Eylül 2000’de Annan’ın konuşmasında yeni bir
ortaklık kurulmasının hedeflendiği, iki tarafın eşit temsili ve statüsünün
doğru bir çözüm olacağını belirten açıklamalar yapması Rum yönetimin tarafından
sert şekilde eleştirilip, boykot edilmiştir. Bundan sonraki aşamalarda ise BM
Rum tarafının durumunu güçlendirip, Türk tarafını göz ardı eden davranışlar
sergilemiştir. 1-10 Kasım’da Cenevre’deki görüşmelerden de bir sonuç
alınamamıştır. Bunlara ek olarak 8 Kasım 2000’de AB’nin yayınlamış olduğu
Katılım Ortaklığı Belgesinde Kıbrıs Türkiye’nin üyeliği önünde bir önkoşul
olarak açıklanmıştır.[98]


2001 yılında AB
Komisyonu Başkanı Romano Prodi’nin Kıbrıs Sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs’ın
üyelik başvurusunun değerlendirilebileceği açıklaması Türk tarafı için sarsıcı
bir gelişme olmuştur. Denktaş ise Klerides ile BM gözetiminde Yeşil Hat’ta
görüşmelerde bulunmuşlardır. Bu görüşmeler sonunda liderler 2002 Ocak’ta
yeniden bir araya gelip, tüm konuların masaya yatırılacağı bir görüşme yapmaya
başlayacaklarını bildirmişlerdir.[99]


Görüldüğü üzere
1990’dan başlayarak ilişkilerde Rum tarafının AB üyelik süreci, dönem dönem
-yaşanan çatışmalar ve sonuçsuz kalan sayısız müzakere ve görüşmeler
gerçekleşmiştir. Bu süreçte Yunanistan, Rum tarafının destekçisi olmayı hiçbir
zaman ihmal etmemiştir.


2002’DEN GÜNÜMÜZE YAŞANAN GELİŞMELER


Türkiye,
çalışmada anlatıldığı üzere 1950’lerden itibaren adadaki Türklerin can ve mal
güvenliğini korumaya çalışmış, Rumların Kıbrıs’a tamamen egemen olmasına engel
olmuş, Kıbrıs’taki Yunan varlığına karşı koymuş ve KKTC’yi bağımsız bir devlet
olarak uluslararası alanda tanıtmaya çalışmıştır.


Ocak 2002’de
çözüme yönelik Denktaş-Klerides yüz yüze görüşmeleri gerçekleşmiş fakat yine
sonuç alınamamıştır. 3 Kasım 2002’de Türkiye’de yönetim değişikliği yaşanmış,
iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, AB’ye üyelik sürecinin önünde en
büyük engel olan Kıbrıs meselesinde diğer hükümetlerden farklı politikalar
içinde bulunduğunu iktidara geldiği ilk dönemlerden itibaren dile getirmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ile proaktif bir dış politika izlenerek
Kıbrıs politikasında bazı değişimler yaşanmıştır.


Adalet ve
Kalkınma Partisi iktidara gelmeden önce seçim bildirgesinde Kıbrıs Sorununa
karşı tutumunun nasıl olacağının işaretlerini vermiştir. Bildirgede mutlaka bir
çözümün bulunması gerektiği ve Belçika’da olduğu gibi iki toplumdan oluşan bir
devlet yönetiminin kurulması gerektiği belirtilmiştir. Erdoğan’dan önce
yönetimde olan Ecevit hükümetinin politikası ise “çözümsüzlüğün en iyi çözüm
olacağı” yani mevcut statükonun devam ettirilmesi yönünde olmuştur.[100]


AKP’nin iktidara
gelmesinin ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan kendi adıyla anılan “Annan
Planı”nı 11 Kasım 2002’de taraflara sunmuştur. Plan adanın İngiliz üsleri
dışında kalan bölgeleri bağımsız ve federal bir devlet olacak şekilde
birleştirilmesini öngörmüştür. Annan Planı karşısında AKP hükümeti ile
Denktaş’ın politikaları ters düşmüştür Hükümet planın kabulü yönünde Denktaş’a
baskı yapmış, fakat yapılan müzakerelerden olumlu bir sonuç
alınamamıştır.  Plana karşı çıkan Denktaş ve ekibi Türkiye’nin adaya
garantörlük hakkını sulandırdığı, referandumdan evet çıksa dahi GKRY’nin AB’ye
üye olacağı ve Genel Sekreter’in plandaki boşlukları doldurmasını olumsuz
gördüğü gerekçesiyle Annan Planının görüşülecek bir yanının olmadığını dile
getirmiştir.[101]


Türkiye ve KKTC
için Annan Planı’nın kabul edilemez nitelikte bir yönü vardır. Bu da planda
taraflar arasındaki müzakerelerde bir uzlaşma sağlanmamış olsa bile planın
boşluklarını BM Genel Sekreterinin dolduracak olmasıdır. Üstelik ABD ve AB
Türkiye’de bu planın kabul edilmesi için birçok vaatte bulunmuştur. Bu
vaatlerden biri de Türkiye plana “Evet” der, Rum tarafı “Hayır” derse KKTC’nin
bağımsızlığının tanınması ve izolasyonların kaldırılması yönünde karar
alacağıdır. Fakat Nisan 2004’te Türk ve Rum tarafında yapılan referandumda
oylamaya sunulan plan Türk tarafından %64.91 kabul oyu alırken, Rum tarafından
%75.38 red oyu almıştır.[102]


Annan Planı’nın
Rum kesimince reddinin beraberinde ne KKTC’nin bağımsızlığı tanınmış, ne de
ambargo ve izolasyon kaldırılmıştır. Yani KKTC’ye verilen vaatler
tutulmamıştır. Planın kabulünün Türk tarafı için olumsuz sonuçları olmuştur.
Daha sonraki görüşmelerde Türk tarafının planda kabul ettiği noktalar başlangıç
noktası olmuştur.


Planın reddinin
ardından kısa bir süre sonra 1 Mayıs 2004’te GKRY “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı ile
Avrupa Birliğine tam üye olmuştur. Bu şekilde Rum kesimi ödüllendirilmiştir.
Bun karşılık Türkiye Rumların, Kıbrıs Türklerini temsil etmeye yetkisi olmadığı
ve üyeliğin Türkiye’nin adada1960 Anlaşmalarına dayanan Kıbrıs üzerindeki hak
ve yükümlülüklerini hiçbir şekilde halel getirmeyeceğini ifade etmiştir.[103]


28 Mayıs 2004’te
Kofi Annan BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda Türk kesiminin çoğunun
planı kabul ettiğini, ancak Rum tarafının çözümden yana olmadığını ve anlaşmayı
reddettiğini belirtmiştir. Referandum sonuçlarının Kıbrıs Türk tarafına baskı
ve izolasyon uygulamak için tüm nedenleri ortadan kaldırdığını da raporunda
belirtmiştir. Fakat Annan’ın ekonomik izolasyona son verebilecek bu planı
Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmamıştır. AB ise Türk tarafının BM planına
tavrından ötürü destek amacıyla izolasyonların kaldırılmasına yönelik bir karar
almıştır.  Fakat izolasyonları kaldıran bu “ Mali Yardım ve Doğrudan
Ticaret Tüzüğü” GKRY’nin engellemeleri sonucu birbirinden ayrılmış, Mali Yardım
Tüzüğü ancak Şubat 2006’da yürürlüğe girebilmiştir. Diğer tüzük ise hâlen onay
beklemektedir.[104]


Kıbrıslı Türkler
üzerindeki izolasyon kararlarına yönelik bir gelişmede 27 Temmuz 2005’te
Azerbaycan’ın adaya direk uçuşlar yaparak izolasyonu kaldırmaya yönelik bir
adımı olmuştur. Fakat Yunanistan ve Kıbrıs’ın baskıları ile bu gerçekleşememiştir.[105]


2006 yılına
gelindiğinde ise Abdullah Gül’ün önderliğinde sorunları çözmek amaçlı 10
maddeden oluşan bir eylem planı önererek yeni bir insiyatif yaratmıştır. Bu
plan ile Türkiye’deki liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum bandıralı gemi ve
uçaklara açmayı önermiştir. Fakat bu planda Rumlarca reddedilmiştir.[106]


Yaşanan tüm bu
olumsuz gelişmelerin ardından “8 Temmuz Anlaşması” olarak anılan 2006 tarihli 5
maddelik İlkeler Dizisi çerçevesinde soruna ilişkin çözüm yolunda bazı
hususlarda mutabakatlara varılmıştır. Fakat her zaman çözümün karşısında olan
Rum yönetimi 8 Temmuz’u da kendi çıkarlarına göre şekillendirmek istemiştir.[107]


2007 yılına
gelindiğine Talat-Papadopulos görüşmeleri gerçekleşmiş, pek bir sonuç
alınamamıştır. Şubat 2008’de ise Cumhurbaşkanlığı görevine gelen Hristofyas ile
beraber adadaki çözüm arayışları hız kazanmıştır. Bu çerçevede Talat-Hristofyas
görüşmeleri gerçekleşmiş, Lokmacı Barikâtı’nın kaldırılması
kararlaştırılmıştır. Görüşmeler sonucunda iki liderin temsilcilerinden oluşan
çalışma grupları ve teknik komitelerin kurulmasına karar verilmiştir. 25
Temmuz’da ise çözüme yönelik tam teşekküllü müzakereleri başlatma kararı
alınmıştır. Nisan 2009’daki seçimlerde Başbakanlık görevini üstlenen Derviş
Eroğlu ise kapsamlı müzakerelerde Mehmet Ali Talat’ı desteklediklerini belirtmiştir.
Hristofyas ile yapılan görüşmeler sonunda da çabalar sonuçsuz kalmış, yeni
liderin diğer liderlerinden farklı bir tutumu olmadığı görülmüştür.[108]


18 Nisan 2010’da
KKTC’de Cumhurbaşkanlığı görevini Derviş Eroğlu kazanmıştır. Eroğlu BM Genel
Sekreteri Ban ki Moon’a bir mektup göndererek Mehmet Ali Talat ve Hristofyas’ın
23 Mayıs 2008’de tarihli açıklamalarına, tam teşekküllü müzakereye yönelik
ortak çalışmalarına bağlı olduğunu, müzakerelere kaldığı yerden devam etmeye
hazır olduğunu belirtmiştir. Peşpeşe süregelen sonuçsuz müzakereler
yapılmıştır.[109]


Şubat 2011’de
adada sendikaların düzenlediği bir mitingde Türkiye karşıtı çirkin bir pankart
açılmıştır. Başbakan Erdoğan’ın pankart sürecinden sonraki rahatsızlığını sert
bir dille ifade etmesi “besleme krizi”nin patlak vermesine neden olmuştur.[110]


13 Ekim 2012’te
Türkiye’den KKTC’ye içme suyu taşıyacak ve sulama ihtiyacını karşılayacak dev
bir proje için düğmeye basılmıştır. Bu can suyu projesi ile hem anavatan ile
yavru vatanın bağını perçinleyecek, hem de Rum Kesimi’ne de Türkiye’nin
varlığını hatırlatmaktadır.[111]


AKP’nin iktidarda
olduğu 11 yıl boyunca Yunanistan’da iktidar birkaç kere el
değiştirmiştir.  Şöyle ki sırasıyla 2002’den bu yana Kostas Smitis, Kostas
Karamanlis, Yorgo Papandreu, Lukas Papadimos, Panagiotis Pikrammenos ve şu anda
görev başında bulunan Antonis Samaras Başbakanlık görevini yerine getirmiştir.
2002 yılında Türkiye’deki iktidar değişikliğiyle Türkiye’nin Kıbrıs
politikasında değişimde beraberinde getirmiştir. Bu yıldan itibaren Kıbrıs
Sorunu bir nevi AB’ye devredilmiştir. Bu nedenle bu dönemden sonra Yunanistan
ada ile ilgili çok sert açıklamalarda bulunmamıştır.


SONUÇ


Çalışmada
aktarıldığı gibi Yunanistan tarihinin eski dönemlerinden beri Megali İdea
hedefleri doğrultusunda yayılmacı bir politika izlemiştir. Bu “Büyük
Ülkü”lerini gerçekleştirmek için ise Enosis’i milli bir politika hâline
getirmişlerdir.


Yunanistan,
Megali İdea hedefleri içinde yer alan Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için bütün
fırsatları değerlendirmeye çalışmıştır. Kıbrıs’ı adeta bir “Helen toprağı”
olarak görmüşlerdir.  Bu doğrultuda Yunanistan, Kıbrıs’taki Rumları tahrik
etmekten geri durmamıştır. Bu da Kıbrıs’ta Türk-Rum sorunundan ziyade bir Yunan
yayılmacılığı ve milliyetçiliği sorunu olduğunu göstermektedir. Sorunun
çözülmesi ise şüphesiz Yunanistan’ın adadan elini çekmesi ile mümkün
olabilecektir. Adaya barış ancak Türk ve Rum tarafının ortak iradesi ile iki
halkında eşit olduğunun kabulü ile gerçekleşecektir.


Türkiye, 1950’li
yıllara kadar Kıbrıs’a gereken önemi ve özeni gösterememiştir. Oysaki
Yunanistan adayı hiçbir zaman gündeminden düşürmemiştir. Fakat 1950’li yıllarla
beraber Kıbrıs Türkiye’nin gündemine ana sorun olarak oturmuştur. 1974’ten
2004’e kadar 30 yıllık bir süreçte Denktaş’ın çizgisinde geçmiştir. Adadaki
uzun yıllardır devam eden bu çözümsüzlük ada halkına maddi ve manevi yönden
büyük rahatsızlıklar vermiştir. KKTC’de uzun yıllardır süregelen izolasyonlar,
siyasi, ekonomik, kültürel ve sportif alanlarda kendini hissettirmiştir. Hukuki
gerekçesi bulunmayan bu uygulamalar uluslararası hukuka oldukça aykırı
bulunmaktadır. Ve KKTC’ye bu ambargo ve izolasyonların ekonomik faturası
oldukça fazladır. Bu nedenle çözümsüzlük Kıbrıs Türk tarafı için oldukça
yıpratıcıdır.


Sorunun çözümü
için iki ayrı halkın yaşadığı adaya federal bir çözümden ziyade iki ayrı devlet
esasına uygun olan konfederal bir çözüm getirilmelidir.  Bu da ancak
Batılı güçlerin (özellikle ABD, AB) ve Yunanistan’ın adadan elini çekmesiyle
mümkün olabilecektir.


Yıldız ÇELİKTAŞ


KAYNAKÇA


Kitaplar:


– Erol
Mütercimler Erol, Satılık Ada Kıbrıs: Barış Harekâtı’nın Bilinmeyen Öyküsü,
İstanbul: Toplumsal Dönüşüm Yay.


– Genelkurmay
Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Türk-Yunan İlişkileri ve Megali
İdea
, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Haziran 1985.


– İsmail
Sabahattin, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
(1821-2000), Kıbrıs: Akdeniz Haber Ajansı
Yayınları, 2000.


– İsmail
Sabahattin, 150
Soruda Kıbrıs Sorunu
, İstanbul: Kastaş Yay., 1998.


– İşyar Ömer
Göksel, Karşılaştırmalı
Dış Politikalar: Yöntemler-Modeller-Örnekler ve Karşılaştırmalı Türk Dış
Politikası
, Bursa: Dora Yayıncılık, Ekim 2009.


– Kıbrıs Sorunu (Haz. Av. Mehmet Cengiz, Av. Uğur Uzel),
Ankara: Ankara Barosu Yay., 2001.


– Manisalı Erol, Avrupa
Kıskacında Kıbrıs
, İstanbul: Derin Yayınevi, Nisan 2004,
(ikinci basım, ilk basım Nisan 2003).


– Oran
Baskın, Türk
Dış Politikası (2001-2012) Kurtuluş Savaşı’ndan Bugüne, Olgular Belgeler,
Yorumlar
,  İstanbul: İletişim Yay., 2013.


– Özmen Süleyman,
Avrasya’nın
Kırılma Noktası: Kıbrıs
, İstanbul: IQ Yay., Mayıs 2005.


– Sönmezoğlu
Faruk, Türkiye-Yunanistan
İlişkileri ve Büyük Güçler: Kıbrıs, Ege ve Diğer Sorunlar
,
İstanbul: Der Yayınevi , 2000.


– Tuncer Hünel, Kıbrıs
Sarmalı
, Ankara: Ümit Yayıncılık, Şubat 2005.


Makaleler:


– Akgün, Sibel,
“Atatürk Dönemi Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumu İlişkileri (1923-1938)”, XVI.
Türk Tarih Kongresi Bildirisi, Şubat 2012.


– Çakmak Zafer,
“Venizelos’un Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne Aday Göstermesi”, http://perweb.firat.edu.tr/personel/yayinlar/fua_715/715_47877.pdf,
2008.


– Göktürk, Turgay
Bülent, Rumlar’ın Kıbrıs’taki Enosis İsteklerinin Şiddete Dönüşmesi: 1931 İsyanı;
Öncesi ve Sonrası, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt VI,
Sayı 16-17, Bahar-Güz 2008.


– Sarıkoyuncu,
Esra, Demokrat Parti Döneminde Türkiye’nin Kıbrıs Politikası (1950-1960), Gazi Akademik
Bakış Dergisi
, Cilt 6, Sayı 11, Kış 2012.


– Güler Yavuz,
“Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi”, G.Ü. Kırşehir
Eğitim Fakültesi Dergisi
, Cilt 5, Sayı 1, 2004; 101-112.


– Günay Necla,
“Filik-i Eterya Cemiyeti”, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi,
Cilt 6, Sayı 1, 2005.


– Hülagü Metin,
“Türkiye, Yunanistan ve Avrupa İlişkilerinde Kıbrıs”,
http://www.metinhulagu.com/images/dosyalar/20120229230708_0.pdf
(e.t.19.05.2013)


– Kalelioğlu Oğuz,
“Türk-Yunan İlişkileri ve Megali İdea”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu
Dergisi
, Sayı 41, Mayıs 2008.


– Meral Ömer
Ertuğrul, “Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıs”,  http://www.scribd.com/%C3%96mer_meral
(e.t. 10.05.2013)


– Toprak Serap,
“1821 Mora İsyanı”, Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi,
Sayı 6, Yıl 2011.


– Yavuz
Celalettin, “Kıbrıslı Türkler Besleme Oldular”, 07.02.2011, http://www.turksam.org/tr/yazdir2322.html
, (e.t.06.06.2013)


Elektronik
Kaynaklar:


– “Anadolu’dan
Kıbrıs Can suyu”, http://ekonomiekibi.com/haber/detay/1798/anadoludan_kibris_cansuyu
, 13.10.2012 , (e.t.06.06.2013)


– “Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu”,   http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/KibrisTarihiveKibrisSorunu_I.pdf
(e.t.18.05.2013)


– “Denktaş: Annan
Planı’nın Görüşülecek Bir Yanı Yok”,  22.12.2003, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=99767
, (e.t.05.06.2013)


– “Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu”, http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/KibrisTarihiveKibrisSorunu_III.pdf 
(e.t.24.05.2013)


– “Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu”, http://crc.atilim.edu.tr/sorun/57-kbrs-tarihi- 
, (e.t.06.06.2013)


– İki Liderin
Üzerinde Mutabakata Varmış Olduğu Karar ve İlkeler Dizisi için BKZ: http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/%C4%B0lkelerDizisi.pdf,
(e.t.06.06.2013)


– Kıbrıs
Konusundaki Son Gelişmeler, http://www.mfa.gov.tr/kibris-konusundaki-son-gelismeler.tr.mfa
,


– Kıbrıs
Kronolojisi, http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/118205.asp?cp1=1
, (e.t.25.05.2013)


– Kıbrıs Tarihçe,
http://www.mfa.gov.tr/kibris-tarihce.tr.mfa,


– Mehmet
Bacaksız, “AK Parti’nin Dış Politika Karnesi”,  http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi28927-AKPnin_Dis_Politika_Karnesi_1.html
, 19.04.2011 , (e.t.05.06.2013)







[1]
Hüner Tuncel, Kıbrıs
Sarmalı
, Ankara: Ümit Yay. , Şubat 2005, s. 45.


[2]
Kıbrıs, Suriye’ye 112 km, İsrail’e 267 km, Lübnan’a 162 km, Mısır’a ise 418 km
mesafededir.


[3]
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Türk-Yunan
İlişkileri ve Megalo İdea
, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.
, Haziran 1985, s. 9.


[4]
Ankara Barosu,
Kıbrıs
Sorunu
(Haz. Av. Mehmet Cengiz, Av. Uğur Uzel ), Ankara: Ankara
Barosu Yay. , 2001, s. 9.


[5]
Süleyman Özmen, Avrasya’nın
Kırılma Noktası: Kıbrıs
, İstanbul: IQ Yay. , Mayıs 2005, s. 55.


[6]
age.


[7]
Erol Mütercimler, Satılık
Ada Kıbrıs: Barış Harekâtı’nın Bilinmeyen Öyküsü
, İstanbul:
Toplumsal Dönüşüm Yay. Kasım 2003, s. 55.


[8]
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, op. cit. , s. 18.


[9]
“Megali İdea”, “Büyük Ülkü” anlamına gelmektedir. Kendini Bizans
İmparatorluğu’nun devamı olarak gören Yunanistan’ın İstanbul merkezli, Doğu
Roma İmparatorluğu topraklarının dahil edildiği bir Bizans-Yunan İmparatorluğu’nun
canlandırılması düşüncesidir.


[10]
Mütercimler, op. cit. , s. 56, 57.


[11]
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, loc.
cit.


[12] Kıbrıs
Tarihçe,
http://www.mfa.gov.tr/kibris-tarihce.tr.mfa,
(e.t. 10.05.2013)


[13] Özmen,
op.cit, s. 66.


[14]
Sabahattin İsmail, Kıbrıs’ta Yunan Sorunu (1821-200), Kıbrıs:
Akdeniz Haber Ajansı Yayınları , 2000, s. 8.


[15]
age.


[16]
Turgay Bülent Göktürk, Rumlar’ın Kıbrıs’taki ENOSİS İsteklerinin Şiddete Dönüşmesi: 1931
İsyanı; Öncesi ve Sonrası
http://web.deu.edu.tr/ataturkilkeleri/ai/uploaded_files/file/dergi%2016-17/19_turgay_bulent_gokturk.pdf
(e.t. 11.05.2013), s. 335.


[17]
Necla Günay, Filik-i
Eterya Cemiyeti
, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi
Dergisi, Cilt 6, Sayı, 2005, 263-287, http://kefad.ahievran.edu.tr/archieve/pdfler/Cilt6Sayi1/JKEF_6_1_2005_263_287.pdf 
(e.t.11.05.2013), s. 273.


[18]
Filiki Eterya’nın programı; Yunan Bağımsızlığı’nın sağlanması, Batı Trakya ve
Selanik, Ege Adaları, Oniki Adalar, Girit, Batı Anadolu, Pontus Rum Devleti,
İmroz, Bozcaada ve Kıbrıs’ın ilhâkı ve İstanbul’un fethedilerek Doğu Roma
İmparatorluğu’nun canlandırılmasıdır. (Oğuz Kalelioğlu, Türk-Yunan
İlişkileri ve Megali İdea
, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi
Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi Mayıs 2008 s.105-123, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/815/10340.pdf
(e.t.11.05.2013), s. 109.


[19]
age.


[20]
Sabahattin İsmail, 150 Soruda Kıbrıs Sorunu, İstanbul: Kastaş Yay. ,
1998, s. 4.


[21]
Kalelioğlu, op. cit. , s. 110.


[22]
age.


[23]Mütercimler,
op. cit, s. 68.


[24]
Kalelioğlu, op. cit. , s. 108.


[25]
Serap Toprak, 1821
Mora İsyanı
, Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih ve Sosyal
Araştırmalar Dergisi, Yıl:2011, Sayı 6, ss. 317-328, http://www.tarihinpesinde.com/sayi06/15.pdf 
(e.t. 11.05.2013)


[26]
İsmail, 150
Soruda Kıbrıs Sorunu
, op. cit. , s. 6.


[27]
Özmen, op. cit. , s. 173.


[28] age,
s. 67.


[29]
İsmail, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit. s. 29.


[30]
Özmen, loc. cit.


[31]
Sibel Akgün, Atatürk
Dönemi Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumu İlişkileri (1923-1938)
, 20-24
Eylül 2010 XVI. Türk Tarih Kongresi Bildirisi, http://www.jasstudies.com/Makaleler/1211846168_akg%C3%BCn_sibel_TT.pdf
, (e.t. 19.05.2012), s. 2.


[32]
Seha Meray, Lozan
Barış Antlaşması Konferansı, Tutanaklar, Belgeler
, TII-CII,
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay. , 1969, s.7.
  -den aktaran Yrd. Doç. Dr. Sibel Akgün, Atatürk Dönemi Türkiye ve Kıbrıs
Türk Toplumu İlişkileri (1923-1938)
, 20-24 Eylül 2010 XVI. Türk Tarih
Kongresi Bildirisi, http://www.jasstudies.com/Makaleler/1211846168_akg%C3%BCn_sibel_TT.pdf
, (e.t. 19.05.2012)


[33]
Erol Manisalı, Avrupa
Kıskacında Kıbrıs
, İstanbul: Derin Yay. , Nisan 2004, (ikinci
basım) (ilk basım Nisan 2003) s. 20.


[34]
age.


[35]
Akgün, op. cit. s. 3.


[36]
age.


[37]
1928’de başlayıp 1950’lere kadar bu dostluk dönemi devam etmiştir. Hatta bu
süreç içinde Atatürk, Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday
gösterilmiştir.


[38]
Zafer Çakmak, Venizelos’un
Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne Aday Göstermesi
,
http://perweb.firat.edu.tr/personel/yayinlar/fua_715/715_47877.pdf
(e.t.19.05.2013)


[39]
Mütercimler, op. cit. , s. 72.


[40]
Ömer Göksel İşyar, Karşılaştırmalı dış politikalar: yöntemler-modeller-örnekler ve
karşılaştırmalı Türk dış politikası
, Bursa: Dora Yay. , Ekim 2009,
s. 754.


[41]
Metin Hülagü, Türkiye,
Yunanistan ve Avrupa İlişkilerinde Kıbrıs
,
http://www.metinhulagu.com/images/dosyalar/20120229230708_0.pdf
(e.t.19.05.2013),


[42]
Faruk Sönmezoğlu, Türkiye-Yunanistan
İlişkileri ve Büyük Güçler: Kıbrıs, Ege ve Diğer Sorunlar
,
İstanbul: Der Yay. , 2000, s. 18.


[43]
Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu
http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/KibrisTarihiveKibrisSorunu_I.pdf
(e.t.18.05.2013), s. 6.


[44]
İşyar, loc. cit.


[45]
Faruk Armaoğlu, Kıbrıs
Meselesi, 1954-1959, Türk Hükümeti’nin ve Kamu Oyunun Davranışları
(Karşılaştırmalı Bir İnceleme)
, Ankara: A.Ü.
Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay. , 1963 , -den aktaran Faruk Sönmezoğlu, Türkiye-Yunanistan
İlişkileri ve Büyük Güçler: Kıbrıs, Ege ve Diğer Sorunlar
,
İstanbul: Der Yay. , 2000, s. 18.


[46]
İsmail, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit. ,  ss. 53-54


[47]
age , s. 56.


[48]
Özmen, op. cit. , s. 212.


[49]
Esra Sarıkoyuncu Değerli, Demokrat Parti Döneminde Türkiye’nin Kıbrıs Politikası (1950-1960), http://ataum.gazi.edu.tr/posts/view/title/demokrat-parti-doneminde-turkiye%E2%80%99nin-kibris-politikasi-(1950%E2%80%931960)-46441
, (e.t. 21.05.2013), s. 85.


[50]
İsmail,
Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit. , s. 66.


[51] age.


[52]
İşyar, op. cit. , s. 756.


[53]İsmail,
150 Soruda
Kıbrıs Sorunu
, op. cit. s. 31.


[54] age.


[55]
Manisalı, op. cit. , s. 27.


[56]
Türk Dış
Politikası; Komisyon
, editör: Baskın Oran, İstanbul: İletişim Yay.
, 2001, Cilt 1, s. 602. -den aktaran   Yavuz Güler, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi
, G.Ü.
Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, 2004; 101-112, http://kefad.ahievran.edu.tr/archieve/pdfler/Cilt5Sayi1/JKEF_5_1_2004_101_112.pdf
, (e.t.20.05.2013), s. 105.


[57]
İsmail, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit., s. 79.


[58] Turkey and
Cyprus
, London: Press Attache’s Office, Turkish Embassy, 1956,
s.58. -den aktaran  Faruk Sönmezoğlu, Türkiye-Yunanistan İlişkileri ve Büyük Güçler: Kıbrıs, Ege ve
Diğer Sorunlar
, İstanbul: Der Yay. , 2000, s. 18.


[59]
Değerli, op. cit., s. 91.


[60]
İsmail,
Kıbrıs’ta Yunan Sorunu
, op. cit. , ss. 80-81.


[61]
İşyar, op. cit. s. 764.


[62]
age, s. 765.


[63]
İsmail, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit., s. 82.


[64]
İşyar, op. cit.,  s. 767.


[65]
İsmail, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit., s.81.


[66]
Güler, op. cit., s. 106.


[67]
 Zürih, Londra Antlaşmaları için bkz. http://www.mfa.gov.tr/kibris.tr.mfa
(e.t.22.05.2013).


[68] 
İsmail, Kıbrıs’ta
Yunan Sorunu
, op. cit., s. 85.


[69]
Özmen, op. cit, s. 253.


[70]
Sabahattin İsmail, Kıbrıs’ta Yunan Sorunu, op. cit. , s. 86.


[71]
Manisalı, op. cit. s. 34.


[72]
Manisalı, op. cit. , ss. 34-36.


[73]
Ömer Ertuğrul Meral, Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıshttp://www.scribd.com/%C3%96mer_meral
(e.t. 10.05.2013) , s. 15.


[74]
age.


[75]
Özmen, op. cit, s. 270.


[76]
Mütercimler, op. cit. , ss. 158-160.


[77]
Sönmezoğlu, op. cit. , s. 116.


[78]
Güler, op. cit. , s. 108.


[79] Kıbrıs
Tarihçe
, http://www.mfa.gov.tr/kibris-tarihce.tr.mfa
, (e.t.22.05.2013)


[80]
Meral, op. cit. , s. 17.


[81]
İşyar, op. cit. , s. 802.


[82]
age.


[83]
Kıbrıs
Tarihçe
, http://www.mfa.gov.tr/kibris-tarihce.tr.mfa
, (e.t.23.05.2013)


[84]
İşyar, op .cit. , s. 805.


[85]
Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu
, op. cit. , s. 10.


[86]
Özmen, op. cit. , s. 295.


[87]
Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu
, http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/KibrisTarihiveKibrisSorunu_III.pdf 
(e.t.24.05.2013), s. 3.


[88]
Meral, op. cit. ,s. 21.


[89]
Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu
, op. cit. , s. 4.


[90]
Meral, op. cit. , s. 21.


[91]
Sönmezoğlu, op. cit. , s. 297.


[92]
İşyar, op. cit, s. 811.


[93]
Kıbrıs
Tarihçe
, http://www.mfa.gov.tr/kibris-tarihce.tr.mfa
, (e.t.25.05.2013)


[94]
age.


[95]
İşyar, op. cit. , s. 812.


[96]
age, ss. 813-814.


[97]
Sönmezoğlu, op. cit. , ss. 302-303.


[98]
Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu
, op. cit. , s. 11.


[99]
Kıbrıs
Kronolojisi
, http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/118205.asp?cp1=1
, (e.t.25.05.2013)


[100]
Baskın Oran, Türk
Dış Politikası (2001-2012) Kurtuluş Savaşı’ndan Bugüne, Olgular Belgeler,
Yorumlar
,  İstanbul: İletişim Yay. , 2013, s.
636.


[101] “Denktaş:
Annan Planı’nın Görüşülecek Bir Yanı Yok”,  22.12.2003, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=99767
, (e.t.05.06.2013)


[102]
Mehmet Bacaksız, “AK Parti’nin Dış Politika Karnesi”,  http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi28927-AKPnin_Dis_Politika_Karnesi_1.html
, 19.04.2011 , (e.t.05.06.2013)(KÖŞEYAZISI)


[103]
Kıbrıs
Konusundaki Son Gelişmeler
, http://www.mfa.gov.tr/kibris-konusundaki-son-gelismeler.tr.mfa
, (e.t.05.06.2013)


[104]
Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu IV
, http://crc.atilim.edu.tr/sorun/57-kbrs-tarihi- 
, (e.t.06.06.2013), s. 6.


[105] age.


[106]
Kıbrıs
Konusunda Türkiye’nin Yeni Açılımı
, http://www.mfa.gov.tr/kibris-konusunda-turkiye_nin-yeni-acilimi-.tr.mfa
, (e.t.06.06.2013)


 [107] İki
Liderin Üzerinde Mutabakata Varmış Olduğu Karar ve İlkeler Dizisi için BKZ: http://akaum.atilim.edu.tr/pdfs/%C4%B0lkelerDizisi.pdf
, (e.t.06.06.2013)


[108] Dünden Bugüne
Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs Sorunu IV
, op. cit. , s. 10.


[109]
age.


[110]
Celalettin Yavuz, “Kıbrıslı Türkler Besleme Oldular”, 07.02.2011 , http://www.turksam.org/tr/yazdir2322.html
, (e.t.06.06.2013)


[111] “Anadolu’dan
Kıbrıs Can suyu”, http://ekonomiekibi.com/haber/detay/1798/anadoludan_kibris_cansuyu
, 13.10.2012 , (e.t.06.06.2013)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış