Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Türk Mukavemet Teşkilatı :
Şanlı Bir Direnişin Öyküsü


Serenti | 10 Kasım 2014




KAYNAK : http://www.serenti.org/turk-mukavemet-teskilati-sanli-bir-direnisin-oykusu/


Yıl 1963; Kıbrıs kaynıyor. Makarios
yönetimindeki Rumlar, Akritas Planı (Türklerin imha edilmesi) doğrultusunda 21
Aralık’ta saldırıya geçiyor. Sonradan “Kanlı Noel” olarak anılacak saldırıda
Rumlar hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşıyor. Türklerin tamamen
savunmasız olduğunu düşünen Rumların karşısına çıkan silahlı bir direniş
örgütü, planın başarıya ulaşmasına engel oluyor.


Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk kez
yeraltından çıkarak adını dünyaya duyuruyordu. Bu Türk kamuoyu için de sürpriz
bir gelişmeydi. Çünkü o günlerde Türkiye’de, EOKA’nın faaliyetlerine bakılıp,
“Bizimkiler uyuyor mu?” diye konuşulmaktaydı ve Türk Mukavemet Teşkilatı
hakkında bilgi sahibi olan çok az insan vardı. Her şey daha en başından büyük
bir gizlilikle yürütülmüştü.


Aslında her şey 10 yıl kadar öncesine
dayanmaktadır. Kıbrıs’ta 1878’den beri süren İngiliz egemenliği, 1950’lere
gelindiğinde sarsılmaya başlar. Rumlar Ada’yı Yunanistan’a bağlamayı hedefleyen
Enosis’i gerçekleştirmek için harekete geçerler. Rumlar 1955’ten itibaren EOKA
adlı silahlı yeraltı örgütüyle hem İngilizleri hem Türkleri sindirerek etkinlik
kurma peşindedirler. Gelişmeleri izlemekle yetinen Türk hükümeti, diplomasi
yoluyla sonuç almayı umar. Oysa ülkenin farklı noktalarından, “Ya taksim ya
ölüm” sloganları yükselmektedir. Kıbrıs Türklerini acımasızca katleden EOKA’ya
karşı, Türkleri koruyacak bir örgütlenmeye gereksinim duyulmaktadır.


Kıbrıs Türkleri, EOKA terörüne karşı
başlangıçta hazırlıksız ve örgütsüzdü. EOKA’nın eylemleri, toplumsal savunma
içgüdüsü ile ulusal bilinci harekete geçirerek, Kıbrıs Türklerini varlığını
korumak için direniş arayışlarına itmiş, KITEMB (Kıbrıs Türk Mukavemet
Birliği), Volkan (Var Olmak Lazımsa Kan Akıtmamak Niye), Kara Çete, 9 Eylül
(Cephesi) adlı dağınık mukavemet grupları kurulmuştur. Fakat dağınık,
donanımsız ve askeri eğitimi bulunmayan bu grupların askeri bir yapıya sahip
EOKA karşısında direnme şansları bulunmamaktadır. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın
kesin kuruluş tarihi tartışmalı olmakla birlikte TMT’nin ilk bildirisi 26 Kasım
1957’de yayınlanır, dağınık halde savaşan tüm Kıbrıslı Türkler ortak bir
savunma örgütünün çatısı altında toplanmaya çağrılır.


Rumların EOKA ile üstünlük sağlamaya
başladığını gören Türk Genelkurmayı da aslında tam aynı şeyi düşünmektedir.


Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kuruluşu


1958 yılı başlarında, Genelkurmay İkinci
Başkanı Orgeneral Salih Coşkun, Özel Harp Dairesi Başkanı Tümgeneral Daniş
Karabelen’i çağırarak Kıbrıs’ta EOKA’ya karşı silahlı bir örgüt kurulup
kurulamayacağını sorar. Bu talebin asıl adresi hükümet, daha doğrusu Dışişleri
Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dur.


Türkiye’de bir düşman işgaline karşı
yapılacak direnişi planlamayı amaçlayan “Özel Harp Dairesi” yeni kurulmaktadır.
Başında da Kore’de çarpışan Karabelen bulunmaktadır. Karabelen Kıbrıs’ta da
benzer bir örgütün kurulup kurulamayacağını Kore’de tanıyıp yanına aldığı
Daire’nin Lojistik Şube Müdürü Binbaşı İsmail Tansu ile görüşür ve ardından
Genelkurmay’a olumlu yanıt verilir. Bilgi oradan da hükümete iletilir. Ama tam
dört ay boyunca hükümetten “başlayın” emri bir türlü gelmez. Çünkü Başbakan
Adnan Menderes, Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile aralarında kişisel dostluğa
güvenmekte, sorunun diplomatik yollarla çözülebileceğine inanmaktadır. Rumlara
karşı kurulacak silahlı bir örgüt NATO içinde de sorunlara yol açacaktır.


Sonunda dört ay süren heyecanlı bekleyiş
sona erer ve beklenen emir 1958 yılı Nisan ayında gelir. Binbaşı İsmail
Tansu’ya projeyi gerçekleştirme görevi verilir. Tansu ise zaten emir gelmeden
önce çalışmalarını tamamlamıştır. Tansu bu çalışmaya “Kıbrıs’ı İstirdat
Projesi” (KİP) adını verir.


“İstirdat” bir ülkenin kaybettiği
toprakları düşmandan geri alması anlamındadır ve Sunay, “Büyük düşünmüşsünüz, iyi olmuş. Size
daima yardımcı olacağım
” diyerek projenin adını beğendiğini ifade
eder.


Proje NATO’nun Özel Harp doktrinine ve
Fransızların Almanlara karşı direnişinden esinlenerek hazırlanmıştı. İsmail
Tansu, o günün hedeflerini ileride şöyle anlatacaktır:


Asli görev Kıbrıs’taki Türk halkının
güvenliğini sağlamak ve Türkiye’de, hükümetin Kıbrıs politikasına destek
vermekti. Ayrıca ‘X günü’ EOKA’nın girişeceği harekata karşı saldırıya geçip
Türkiye’nin askeri müdahalesine zemin sağlayıp Kıbrıs’ın Anavatan’a katılmasına
yardımcı olunacaktı. Bunun için ilk etapta ve kısa sürede, 5 bin mücahidin
eğitilip silahlandırılması sonra bu sayının kademeli olarak 10 ve 15 bine
çıkarılması planlandı.


Zir Köyü Kampı


Kısa sürede Türkiye’de iki eğitim kampı
kurulur. Biri Antalya’da diğeri de Ankara’nın dibindeki Zir Köyü yakınında.
Kıbrıs Türk liderleri Dr.
Fazıl Küçük
ve Rauf
Denktaş
ile sıkı işbirliğine girilir. İşbirliği yapılan bir
başka kişi, Ankara’daki Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Mehmet
Ertuğruloğlu’dur. TMT karargahı için derneğin Tuna Caddesi’ndeki binası tahsis
edilir. Buraya Ada’yla haberleşmek için telsiz kurulur. Amerikalıların Özel
Harp için verdiği telsizlerden biri de gömüldüğü yerden çıkarılarak Kıbrıs’a
gönderilir. Amerikalılar anlamasın diye de içine Kıbrıs’ın ünlü Hellim peyniri
doldurulan kutusu, sonradan aynı yere gömülür.


Tansu, daha sonraki bir tarihte,
Türkiye’nin çeşitli yerlerine gömülü malzemeleri kontrol için gelen
Amerikalıları oyalayarak atlatır. Amerikalılar, başka konularda da atlatılır.
Özel Harp için Amerikalılarla birlikte çalışılmaktadır. TMT çalışmaları da aynı
anda yürütülür; ama Amerikalıların, burunlarının dibindeki bu gizli çalışmadan
haberi olmaz. Nitekim başta ABD’li askeri yetkililer olmak üzere birçok ülkenin
askeri uzmanları, TMT’nin örgütlenmesini tarihte eşine az rastlanır başarılı
bir özel harp örgütlenmesi olarak nitelendireceklerdir.


Kıbrıs’a öğretmen, müfettiş, din adamı
gibi kimliklerle TMT’de görev alacak subaylar gönderilir. Ada’daki TMT
liderliği, “Bayraktar” unvanıyla Yarbay Rıza Vuruşkan’a verilir. “İş Bankası
Müfettişi” kimliğiyle Kıbrıs’a giden Vuruşkan’ın kod adı “Bozkurt” olarak
belirlenir. Öteki subaylara ve gruplara da benzer kod isimleri verilir. Ağrı: Dr.
Fazıl Küçük, Toros: Rauf Denktaş, Kurt: Mücahitler, Temizlik Kurdu: Eğitim
Sorumlusu, Bereket Kurdu: Silah ikmalinde çalışanlar…



Gizli Hücreler Kuruluyor


Sıra eğitim verileceklerin belirlenmesine
gelince, Küçük ve Denktaş 1958’in Haziran ayında Ankara’ya çağırılarak durum
anlatılır. Ankara’da doktorluk yapan Kıbrıslı Burhan Nalbantoğlu’nun yardımıyla
ilk eğitim için 8 genç bulunur. TMT’nin Kıbrıs’taki en üst düzey hücresi de
Yarbay Rıza Vuruşkan, Küçük, Denktaş ve Nalbantoğlu ile oluşturulur.


Hücrelerde, 3 ile 7 arasında mücahit görev
alır. Gizlilik en temel ilkedir. Mücahitler yalnızca kendi hücrelerindekileri
tanırlar. “Bayraktar” Vuruşkan’ı bilenler ise yalnızca en tepedekilerdir.


Bu nedenle Vuruşkan Ankara’ya geldiği bir
tarihte, Zir kampında eğitim gören mücahitlere karanlığın içinden konuşarak
yüzünü göstermez. Bu sahne, mücahitler arasında heyecanı daha da artırır.


Lefkoşe, Mağosa, Larnaka, Limasol, Baf,
Lefke, Erenköy, Yeşilırmak, Serdarlı ve Boğaz’da, Bayraktar’a bağlı 10
sancaktarlık oluşturulur. Başında subay bulunan her sancakta, 500 ila bin 500
kişilik taburlar, taburlarda da 100-150 kişilik birlikler yer alır. 1974 Kıbrıs
Barış Harekatı öncesi, TMT’li mücahitlerin sayısı, 15 Temmuz Sampson
darbesinden sonra yapılan seferberlikte 18 bine (9 bini muvazzaf, 9 bini yedek)
yaklaşmaktaydı.


İşin önemli yanı adaya silah ve cephane
gönderilmesidir. Silahlar ordudan sağlanır. TMT yöneticileri ihtiyaç duyulan
silahların listesini Genelkurmay’a iletiyor, onlar da bu silahları bir yazıyla
hurdaya çıkmış gibi gösteriyordu. Kamyonlarla askeri depolara giden TMT
görevlisi subaylar bunları belirli noktalarda depoluyordu. Böylece gizlilik
kuralı işletiliyordu.


Ancak yüklü miktarda silahın bu şekilde
çekilmesi, 27 Mayıs 1960 ihtilaline doğru yol alan Türkiye’de, farklı
söylentilere neden olur. Başbakan Menderes’in kendine bağlı bir silahlı milis
gücü oluşturduğu söylentisi, ordunun içinden başlayıp kulaktan kulağa her
kesime yayılır. Bu nedenle 27 Mayıs sonrasında, bu çalışmaları yapan subayların
tutuklanması gündeme gelir. Ancak İsmail Tansu’nun Alpaslan Türkeş’le yaptığı
görüşme sonucu, askeri yönetim gerçeği öğrenir ve bu konuda operasyon yapılması
önlenir…


İsmail Tansu, 28 Mayıs sabahı Başbakanlık
Müsteşarlığı koltuğunda oturan Türkeş’in işin aslını öğrendikten sonra, “İyi ki bizi zamanında uyardın ve bir
skandalı önledin. Siz çalışmalarınızı aynen sürdürün. Artık arkanızda ben varım
ne ihtiyacınız varsa bana iletin, gereğini yapacağım
” dediğini
anlatıyor.


Silahların adaya gönderilmesi TMT’cileri
en çok uğraştıran konu olur. Bunun için kaçakçılarla işbirliği yapılması,
Ada’ya giden Türk diplomatlarından yararlanılması gibi alternatifler düşünülür.
Dışişleri Bakanı Zorlu, İsrail hükümetiyle iyi ilişkilere dikkat çekerek, bu
ülkeden Kıbrıs’taki Türk firmalarına gönderilen oksijen ve asetilen tüpleri
içinde silah gönderilmesi fikrini ortaya atar. Ama bu öneri, astarı yüzünden
pahalıya mal olacağı gibi, gizliliğe de aykırı bulunur; uygulanmaz.


Arı Ekibi


Tam da bu tartışmaların yapıldığı
günlerde, bir sürpriz yüzleri güldürür: 1958’in Ağustos ayında, Kıbrıs’tan
Anamur’a üç kaçak Türk gelir. Vehbi Mahmut, Asaf Elmas ve Cevdet Remzi
adlarındaki üç genç amaçlarını, ‘silah alıp Ada’ya dönmek ve Rumlarla savaşmak’
olarak açıklar.


Araştırmalar sonucu güven duyulan bu
gençlerden yararlanılması kararlaştırılır. “Arı Ekibi” diye adlandırılan grup, bu üç
gençle kurulur. Grup, 16 Ağustos 1958 sabahı, 10 makinalı tabanca, 20 tabanca
ve iki sandık mermi ile yola çıkar.


Gençlere, “İngiliz devriye gemileriyle karşılaşırsanız silahları
denize atın, balıkçı olduğunuzu söyleyin
” tembihi yapılır. 28 saat
sonra Ada’dan verilen telsiz mesajıyla, silahların yerine ulaştığı anlaşılır.
Arı Ekibi’nin çalışmaları sonra da sürer. Ada’ya silah ve cephane taşımak için
tam dokuz sefer yaparlar. İki kayıkla yapılan bu seferlerden birinde, fırtına
çıkınca kayıklardan biri batar ve gençlerden ikisi şehit olur.


Daha fazla silah taşımak düşüncesiyle
TMT’ye 3 tonluk bir balıkçı teknesi alınır ve şehit gençlerden Asaf Elmas’ın
anısına, tekneye “Elmas” adı verilir. 18 Ekim 1959’da silahla doluyken İngiliz
devriyesine yakalanma tehlikesi baş gösterince Elmas teknesi, Tansu’nun emriyle
batırılır.


Olay zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Rüştü Erdelhun’u öfkeye boğar ve Tansu hakkında soruşturma açtırmaya kalkar;
ancak uluslararası bir skandalın önlenmesiyle rahatlayan Dışişleri Bakanı
Zorlu, sorunu çözer.


Türkiye’deki kamplarda 25-30 kişilik
gruplar halinde eğitilen gençler Ada’ya dönerek buradakilere eğitim verirler.
Bu çalışmalar örtülü kimliklerle Ada’ya gönderilen subay ve yedek subayların
kontrolünde yürütülür. TMT, EOKA’nın aksine, faaliyet gösterdiği süre boyunca
hiçbir Rum köyüne saldırmamış, yalnızca Türk gençlerini eğitmiş, kendilerini
savunmaları için gerekli silahları sağlamıştır.


Ankara’daki kamp, Zir Köyü yakınında,
Tarım Bakanlığı’nın metruk bir çiftliğinde kurulmuştu. Köylüler anlamasın diye,
kampa askeri tesis görüntüsü verilmişti. TMT kurulduktan sonra, Genelkurmay 2.
Başkanlığı görevine getirilen Cevdet Sunay da bu kampı zaman zaman ziyaret
eder, özellikle mücahitlerin yemin törenlerine katılarak onlara moral verir.


Denktaş da kampı sık ziyaret edenler
arasındadır. Zaman zaman kampta tabancayla atış talimleri yapar.


Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a
müdahale ettiği 20 Temmuz 1974 sabahına kadar Kıbrıs Türklerini canları
pahasına savunan Türk Mukavemet Teşkilatı 1 Ağustos 1976’da Kıbrıs Türk
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na dönüştürülür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış