Prof. Dr. Selçuk Duman : KIBRIS’IN
STATÜSÜ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME


Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının
birleşim noktasında yer alan Kıbrıs Adası tarihî anlamda stratejik bir öneme
sahip olmasının yanında, tarihten günümüze Akdeniz’in dünya ticaretindeki
yoğunluğu nedeniylede jeopolitik anlamda sürekli gündemde olan bir konuma
sahiptir. Günümüzde ise Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon rezervleri
sebebiyle emperyal ülkeler ve Doğu Akdeniz’de kıyısı olan devletler arasında
yapılan jeopolitik tartışmaların odağında Kıbrıs bulunmaktadır. Elbette küresel
ölçekte yoğun tartışmaların odağında yer alan Kıbrıs’ın statüsü de bu bağlamda
önem arz etmekte ve Türkiye ile Kıbrıs Türklerinin duruşlarını bir daha gözden
geçirmesi gerekmektedir. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs’ın statüsünü
gözden geçirmesine yardımcı olması amacıyla geçmişten günümüze Kıbrıs’ın
statüsünü temel parametreler üzerinden değerlendirmekte yarar var.

Kıbrıs Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birleşim noktasında ve ticari
yolların geçiş güzergâhında olması dolayısı ile bölge ile ilgisi olan birçok
devletin hâkimiyetine girmiş ve en son olarak bir korsan adası niteliğinde
Cenevizli ve Venedikli korsanların kontrolünde olduğu bir dönemde Osmanlı Türk
İmparatorluğu tarafından 1571 yılında kontrol altına alınarak 307 yıl boyunca
kesintisiz Türk hâkimiyeti altında kalmıştır. Osmanlı Devleti Kıbrıs Adası’nı
ele geçirir geçirmez, Ada’ya askerî birlikler ile beraber yaklaşık elli bin
kişilik bir Türk yerleşimci yerleştirerek bir taraftan Ada’nın Türkleşmesini
sağlamış diğer taraftan idari anlamda beylerbeylik statüsü ile merkeze direk
bağlamış ve merkezi Lefkoşa olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise
Osmanlı Devleti’nin Kıbrıs’ı Anadolu’nun bir uzantısı olarak görmesi ve Tarsus,
İçel, Alanya gibi yerleşim yerleri ile idari birliktelik sağlamasıdır. Bu son
derece önemli ve stratejik bir adımdır. Böylece Osmanlı Devleti bir taraftan
Kıbrıs’ı merkeze bağlayarak devlet arazisi konumunda ele almış diğer taraftan
Akdeniz’in Anadolu kıyı şehirleri ile birlikte bir idari yapılanma içerisine
alarak bu Ada’nın Anadolu’nun bir uzantısı olduğunu tescil etmiştir. Ancak
Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun modern, çağdaş bir çerçevede kendisini yeniden
yapılandıramaması dolayısı ile 19.yüzyılın başlarından itibaren toprak
kaybetmeye başladığı gibi imzaladığı anlaşmalar ile de emperyal ülkelerin
kontrolüne girmiştir. Bu çözülme ve erime sürecinin bir sonucu olarak ta 1878
yılında Birleşik Krallık ile yapmış olduğu 4 Haziran 1878 ve 1 Temmuz 1878
Antlaşmaları çerçevesinde Kıbrıs Adasını geçici olarak Birleşik Krallığa tahsis
etmiştir. Birleşik Krallık, 6 Aralık 1880 yılına kadar Kıbrıs Adası’nı
Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir statüde yani “Taç kolonisi” şeklinde
yönetirken bu tarihten sonra Sömürgeler Bakanlığına bağlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı Türk İmparatorluğu dâhil olur olmazda, Birleşik
Krallık 5 Kasım 1914 tarihinde Kıbrıs Adası’nı tek yanlı olarak topraklarına
kattığını ilan etmiştir. Bu statü İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar bir
şekilde devam etmesine rağmen Birleşik Krallığın İkinci Dünya Savaşı sürecinde
ekonomik ve askerî anlamda yıpranması ve bölgedeki hâkimiyetini kendi rızası
ile ABD’ye devretmesi dolayısı ile Kıbrıs’ta da arayışlar başlamıştır. Birleşik
Krallığın bu sürece Türkiye’yi de dâhil etmesi sonucu yapılan görüşmeler
neticesinde; 1959 Zürih ve 1960 Londra Antlaşmalarına göre belirlenen Kıbrıs
Devleti’nde; Türkler ve Rumlar nüfusları oranında yönetimde hak sahibi
olmuşlardır. Örneğin Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk, on
kişilik bakanlar kurulunun 7’si Rum, 3’ü Türk, Meclisin % 70’i Rum, %30’u Türk,
Ordunun; %30’u Türk, %70’i Rum, Anayasa Mahkemesi ile Türk ve Rumlar arasındaki
davalar için karma mahkemelerin kurulması gerektiği ve belediyelerde özerklik
hakkı konularında anlaşılmıştır. Bu statünün garantörü olarak da; Türkiye,
Yunanistan ve Birleşik Krallık imza atmıştır. Ancak Rumlar daha ilk andan
itibaren birçok konuya itiraz etmişler ve mevcut statüyü değiştirmek için
harekete geçmişlerdir. Rumların bu yaklaşımı Kıbrıs Adası’nı Türkler açısından
yaşanamaz hâle getirmiştir. Ayrıca Yunanistan’da 15 Temmuz 1974 tarihinde
Kıbrıs Adası’na müdahale ederek statüyü değiştirmiştir.

Türkiye bir taraftan bu darbeyi kabul etmediğini ilan etmiş diğer taraftan 20
Temmuz 1974 ve 14 Ağustos 1974 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri, 1959 Zürih ve
1960 Londra Antlaşmalarından doğan garantörlük haklarını kullanmak üzere Kıbrıs
Adası’na müdahale etmiş ve anayasal düzeni geri getirmek, Kıbrıslı Türklerin
güvenliğini sağlamak, Kıbrıs’ta barışı hâkim kılmak ve Enosis’e giden yolu
kapatmayı amaçlamıştır. Türkiye, Kıbrıs’ta önce 1 Ekim 1974 tarihinde otonom
Kıbrıs Türk yönetimini oluşturmuş akabinde 13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk
Federe Devleti’ni kurmuştur. Böylece Türkiye; Anadolu’nun doğal bir uzantısı
olan, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi içerisinde yer alan ve hukuki
olarak kendisine ait olan Kıbrıs Adası konusunda %33’e razı olduğu gibi
Kıbrıs’ta federatif bir yönetim içerisinde Rumların hâkimiyetini de galip
devlet olmasına rağmen uluslararası baskılardan çekinerek kabul etmiş oldu.
Hatta bu statüyü kurmak için Rumlarla yıllar süren görüşmeler gerçekleştirdi.
Ancak Dr. Fazıl Küçük’ün ifadesi ile Rumların karşısına hangi teklif ile
çıkılırsa çıkılsın, hatta tarihî ve coğrafi anlamda Türkler bütün haklarından
vazgeçsin, Rumların yanında uşak olmaya razı olsun yine de Rumlar anlaşmaya
imza atmamak için elinden gelen her türlü yola başvurmuşlardır.

Bunun üzerine Kıbrıs Türkleri Rauf Raif Denktaş’ın rehberliğinde 15 Kasım 1983
tarihinde Kıbrıs Adası’nın yaklaşık %33’ünü kapsayan coğrafyada Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Ancak Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
bu yeni statüsüne rağmen Bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sonsuza
kadar yaşayabilecek şekilde inşa etmek ve diğer ülkelere tanıtmak yerine
Rumlarla görüşmelere devam etmiştir. Hata bu görüşmelerin bir şekilde
sonuçlanabilmesi için Rumlarla anlaşma ihtimali yüksek isimlerin Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmasını bile sağlamıştır. Tabii tüm çabalar bir
şekilde akamete uğramış ve Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
uluslararası alanda daha da sıkışık bir duruma gelmişlerdir. Günümüzde Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde resmî anlamda federatif bir yönetimin artık mümkün
olmadığı tartışmaları yaşansa da Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları nedeniyle
küresel güçlerin bölgedeki askerî ve siyasi etkileri arttığı için Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti’nin günümüzdeki tartışmalı statüsünü artık sürdürmek mümkün
gözükmemektedir. Bu nedenle Türkiye; Kıbrıs Adası’nın coğrafi, tarihî ve hukuki
anlamda tamamının sahibi iken %33’ü kabul etmenin ve bu durumun kalıcı kılmanın
uğraşısını veremediği için günümüzde Kıbrıs Adası’nın tamamını kaybetmekle
karşı karşıya bulunmaktadır. Bu durumun düzeltilmesinin tek yolu artık Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Hatay Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’ne bağlanmayı kabul etmesidir. Bunun dışında bir çözüm
Kıbrıs’ın tamamının kaybedilmesi riskini taşımaktadır. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti bu çerçevede bir hazırlık içine girmelidir.


Prof. Dr. Selçuk Duman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet