KIBRIS SORUNU DOSYASI /// DR. MEHMET PERİNÇEK : AB’nin sinsi Kıbrıs planı


DR. MEHMET PERİNÇEK : AB’nin sinsi Kıbrıs planı

Cenevre’deki gayriresmî 5+Birleşmiş Milletler konferansı öncesi, Avrupa Birliği (AB) harekete geçti. Planları, ‘tam entegrasyon’ havucuyla yardım oranlarını ciddi şekilde artırmak ve böylece Türkiye’yi Kıbrıs’tan kalıcı olarak çıkarmak.
Cenevre’de bugün başlayacak ve 29 Nisan’da son bulacak gayri resmî 5+BM konferansının öncesinde Avrupa Birliği (AB), KKTC’yi Ankara’dan koparmak ve Türkiye’yi adadan çıkarmak için tekrardan harekete geçti. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’e sunulan ve uygulamaya konan plana Aydınlık ulaştı.
Konuyu yakından takip eden kaynaklar Kıbrıs zirvesinin, Ankara ve Brüksel arasında gerilimin yükseldiği, Avrupalıların Türkiye için kritik konularda açıktan karşı cepheyi desteklediği, Batı’nın Erdoğan hükümetine yönelik ekonomik ve siyasi baskısının arttığı koşullarda toplandığına dikkat çekiyor. Bu gelişmelerin arka planında ise Türk Lirası’nın değer kaybı ve ülkenin içinde bulunduğu pandemi koşulları bulunuyor.
Kaynaklara göre ABD ve AB, Türkiye’nin bağımsız ve bölge merkezli bir dış politika yürüttüğü bu son dönemde KKTC’yi kendi tarafına çekerek Türkiye’yi can evinden vurmaya hazırlanıyor. Bu sefer, Türkiye’nin öyle ya da böyle yürüttüğü denge siyaseti değil, doğrudan milli egemenliği ve toprak bütünlüğü hedef alınacak.
RUM VE TÜRK ELİTLERE DÖNÜK FAALİYET
Aydınlık’ın elde ettiği bilgiye göre BM Genel Sekreteri António Guterres’in çağrısıyla bugün toplanacak Cenevre Konferansı öncesinde Brüksel, adadaki faaliyetlerine hız verdi. Özellikle adadaki etkili Rum ve Türk elitlerine yönelik bir çalışma yürütülüyor. Ayrıca Kıbrıs’ta son yıllarda geleneksel olarak Batı’nın çıkarlarına hizmet eden BM kurumları da harekete geçiriliyor. Bölgeyi yakından takip eden kaynaklar, burada sadece dış politikada iyi bir tempo tutturan Türkiye’nin değil, Rusya ve Çin gibi Doğu Akdeniz’de etkili olabilecek güçlerin de hedef olduğunun altını çiziyor.
BM ŞEMSİYESİ
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in adadaki elçileri, BM ile olan faal temaslarını, geleneksel olarak, BM’nin Avrupa’nın bu zorlu bölgesinde barışı tesis etme girişimlerine tam destek vermek amacıyla açıklıyor. Böylece AB, BM “şemsiyesi” altına girmiş oluyor ve Kıbrıslıların hâlihazırda aşina olduğu ve Kuzey Kıbrıs’ın yerel nüfusu arasında çok fazla “mide ekşimesine” neden olmayan BM’nin çalışma yöntemlerine erişim sağlıyor. Kaynaklar, Kıbrıs’ta Türk elitlerinin sadakatini kazanmaya çalışılması karşılığında Batı’dan yardım almaya alışkın bir yapıya da dikkat çekiyor.
KKTC’YE KURULAN TUZAK
Aydınlık’ın elde ettiği bilgiye göre AB’nin Kıbrıs konusundaki “uzmanları”, Borell’e yeni bir teklifle gittiler. AB, Türkiye’yi Kıbrıs’tan kalıcı olarak çıkarmak için “tam entegrasyon” havucuyla yardım oranlarını ciddi şekilde artırmayı planlıyor. Brüksel el yükseltiyor. AB, son 15 senedir KKTC’nin aklını çelmek için az para (600 milyon dolardan fazla) dökmedi, ancak KKTC, Ankara’ya sırtını hiçbir şekilde dönmedi. Şimdi ise yeni yatırım programlarının açıklanması, KKTC’ye Kovid-19 aşılarının gönderilmesi ve burada üretilen mallara Avrupa pazarlarına engelsiz geçiş için özel bir statü verilmesi planlanıyor.
Avrupalılar, perde arkasında KKTC’de belirli kesimlere Ankara’dan vazgeçme ve uzaklaşma karşılığında Rum kesimiyle aynı düzeyde finanse edilme ve AB’nin tüm “nimetlerinden” tam üye gibi faydalanma sözü veriyor. Aynı zamanda KKTC’ye bütün kanallardan Ankara’nın ekonomik sıkıntılar içinde bulunduğu, adayı kalkındıracak olanaklardan yoksun olduğu ve yakın gelecekte uluslararası arenadan izole edileceği mesajı gönderiliyor.
Bunlarla birlikte KKTC’de yapılan propagandalarda şu konulara ağırlık veriliyor: Ankara, kendi sorunlarını çözmeye saplandı; kendi ekonomisini yeniden kurmanın ve nüfusu aşılamanın yollarını bulamadı; “Kıbrıslı kardeşlerine” verebileceği bir şey yok, Kuzey Kıbrıs müreffeh Avrupa’ya katılırsa kalkınır.
‘HEDİYE GETİREN AVRUPALIDAN KORKULUR’
Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar, şunun da altını özellikle çiziyor: “Hediye getiren Avrupalılardan korkulur. AB’nin KKTC’ye vereceği, sonrasında sahip olduğu enerji kaynaklarından götüreceğinin çok çok altında. Üstüne üstlük o zaman ne KKTC kalacak ne de arkasında Türkiye.”
ERSİN TATAR’IN KARARLILIĞI
Aslında AB’nin bu faaliyetleri yeni değil. Ancak bu temelde artan seviyede yeni çabalar içine girdikleri görülüyor. Bu noktada Türkiye ve Ankara’yla birlikte hareket etme kararlılığı içindeki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, en önemli engel.
22 Nisan günü KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, United World International (unitedworldint.com) sitesinin düzenlediği çevrimiçi bir etkinlikte yabancı gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı. Tatar, tek federasyon planına karşı KKTC’yi savunacaklarının altını çizmiş, iki devletli çözüme ve “anavatan Türkiye’yle” birlikte hareket edeceklerine heyecan ve coşkulu bir havada döne döne vurgu yapmıştı.
AB’NİN OYUNU NASIL BOZULUR?
AB rüşvetinin Cumhurbaşkanlığına etki etmesi mümkün değil. Ama ülke içinde tereddütler yaratmak üzere KKTC’deki Batıcı güçleri harekete geçirebilecektir. Dolayısıyla KKTC’nin egemenliğinin uluslararası planda tanınması, AB’nin bu oyunun bozulmasında da önemli rol oynayacak.
United World International’ın Cumhurbaşkanı Tatar’la birlikte düzenledikleri toplantı, aslında bunun da işaretlerini verdi. Rusya, İran, Mısır, Venezuela gibi ülkelerin önemli yayın organlarının temsilcileri, Tatar’a yönelttikleri sorularda ülkeleriyle KKTC arasında ortaklıklara işaret ettiler.
Rus Sputnik ajansıyla Komsomolskaya Pravda gazetesinin Kırım ve Kıbrıs meselelerini karşılaştırarak ortak adımların atılabileceği yönündeki soruları, Rusya açısından yeni bir durum. Böyle bir beklentinin olduğuna da işaret ediyor. Yukarıda saydığımız diğer ülkelerden gazetecilerin zıtlıklara değil, KKTC’yle ortak mücadele noktalarına vurgu yapan sorularını da aynı çerçevede değerlendirmek lazım. Ve hepsinin Tatar’a “Cumhurbaşkanı” şeklinde hitap etmesini de.
Bu toplantı, bir nevi “KKTC’yi kimler tanır?” sorusuna da cevap vermiş oldu. Bunu dünya gerçekleri de zaten açık bir şekilde gösteriyor. Ama uluslararası basın buluşması ve bu buluşmaya olan ilgi bir olgunlaşmaya işaret etti.

KKTC’Yİ TANITMA STRATEJİSİ
Bu fırsatın değerlendirilmesi ve AB’nin yukarıdaki planlarının boşa çıkarılması ise ancak Ankara ve Lefkoşa’nın bütünlüklü bir stratejiye sahip olmasıyla mümkün. KKTC’yi tanıtmak, buna uygun bir plan ve çaba gerektiriyor.
Birincisi; “KKTC’nin egemenliği neden sadece Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için değil, tüm Avrasya coğrafyası için de önemli?” sorusunun cevabının iyi anlatılması şart. KKTC’yi tanıyabilecek potansiyel ülkelerin KKTC’nin varlığının korunmasındaki çıkarları vurgulanmalı.
İkincisi; aslında gazetecilerin sorularına da yansıyan o ülkelerin karşılaştıkları tehditlerle KKTC’nin içinde bulunduğu durum arasındaki benzerlikler de ortaya konulmalı ve bunun üzerinden o ülkelerle yakınlaşmayı sağlayacak yollar belirlenmeli.
KIBRIS VE KIRIM: TEK CEPHE
Bu anlamda Türkiye ve KKTC’nin önünde ciddi bir fırsat var: Rusya’yla Kıbrıs ve Kırım meselelerini birlikte ele almak.
Karadeniz ve Doğu Akdeniz, Türkiye ve Rusya açısından tek bir cephe. Bölgelerden birinde ABD’nin hâkim hale gelmesi, diğerinde de kontrol sağlaması demektir. Bölgelerden birinde Amerika’nın başarısızlığı, diğer bölgede güç kaybetmesini getirecektir. Türkiye ve Rusya, aynı anda kazanıyor ya da aynı anda kaybediyor.
KKTC’nin egemenliğinin korunması, bu bakımdan Rusya’nın da çıkarına. Meseleye Karadeniz’den baktığımızda da durum farklı değil. ABD Karadeniz üzerinden Rusya’yı kuşatırken, sadece Rusya’yı kuşatmıyor. Diğer taraftan Türkiye’yi de çevreliyor. Nasıl Suriye’de ve Irak’ta kukla devlet kurma planıyla Türkiye’yi hedef alıyorsa, Batı Trakya’ya, Ege’ye yığınak yapıyorsa. Bu açıdan Türkiye ile Rusya’nın Karadeniz’de Kırım/Ukrayna meselesinde de nesnel çıkarlarının örtüştüğünü görüyoruz.
DOĞU AKDENİZ’İN UKRAYNA’SI YUNANİSTAN
Ukrayna, Türk Akımı’na karşı ABD’yle anlaşma imzalıyor; Doğu Akdeniz’de Amerikan çıkarlarının taraftarı, Türkiye aleyhtarı faaliyet yürüten Fener Patrikhanesi Kiev’in en büyük ortağı. Şimdi Kiev, bir de Biden’ın “soykırım” açıklamasına destek verdi.
Dolayısıyla Rusya ve Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’le Karadeniz’i tek bir cephe olarak ele almalarıyla ve Kıbrıs ve Kırım meselelerini masada birlikte çözme iradeleriyle ortak bir dil bulmaları mümkün. Hatta bu bir zorunluluk.
Ne de olsa Doğu Akdeniz’in Ukrayna’sı Yunanistan’dır; Karadeniz’in Yunanistan’ı Ukrayna. İkisi de Atlantik cephesinin Türkiye ve Rusya’ya karşı piyonları.
KARŞILIKLI TAVİZ DEĞİL, ÇIKARLAR ORTAK
Burada özellikle altının çizilmesi gereken nokta şu: Türkiye, Kırım meselesinde bir adım atacak; karşılığında da Rusya, KKTC konusunda adımlar atacak, bu süreç derinleşerek ilerleyecek. Çok önemli; karşılıklı atılacak bu adımlar, iki ülkenin birbirlerine verecekleri tavizler değildir. Rusya, KKTC konusunda adımlar atarak aslında kendi çıkarlarını savunmuş olacak. Türkiye de Kırım konusunda adımlar atarak kendi çıkarlarına sahip çıkacak.
KKTC’nin egemenliği Rusya’nın da çıkarlarının garantisidir. Ukrayna’dan Amerika’nın tasfiye edilmesi Türkiye’nin milli güvenliğinin teminatıdır. Dolayısıyla, bunu bir pazarlık konusu olarak görmemek gerekir. Her iki meselede de çıkarlar ortaktır.
HEM FENERBAHÇELİ HEM GALATASARAYLI OLUNMAZ
Türkiye, tabii ki Ukrayna ile ilişkilerini geliştirebilir. Ama Türkiye’nin Ukrayna ile ilişkileri, Ankara’nın stratejik müttefiki olan Rusya’ya karşı asla olmamalıdır. Hele KKTC’yi tanıtmak gibi bir hedef varsa. Aksi halde bir taraftan ABD’nin Türkiye’yi Karadeniz’den de kuşatmasına hizmet etmiş olunur, ayrıca Rusya KKTC konusunda atabileceği adımlardan vazgeçirilir.
Bu çerçevede Türkiye, hem Rusya’yla hem de Ukrayna’yla stratejik müttefik olamaz. Çünkü bu ikisi birbirine zıt stratejiler. Ukrayna ile stratejik müttefiklik, ABD’nin bölgeye müdahalesi ve bölgeyi kuşatma stratejisinin müttefikliği olur. Türkiye’nin Rusya ile stratejik müttefikliği, ABD’nin bölgeye müdahalesini engelleme ve bölge ülkelerinin ortak güvenliğinin sağlanması, refahının artırılması, bölge kaynaklarının adil bir şekilde dağılması, ticaretin gelişmesi, barış, istikrar ortamının sağlanması stratejisidir. Ve KKTC’yi tanıtma stratejisidir. İki strateji birbirine zıttır. Hem Fenerbahçeli hem Galatasaraylı olamazsınız. Hem “KKTC’yi tanıtalım”, hem de “Ukrayna’da Amerikan politikası izleyelim” olmaz.
Ayrıca Türkiye, Kırım Türkleri ile ilişkisini sürdürülebilmek için Ukrayna’nın “toprak bütünlüğü”nün sağlanmasını mı bekleyecek? Ya da KKTC’de şu an 10-15 bin Rus vatandaşı var. Moskova, onların sorunlarıyla veya onların oradaki çıkarlarıyla ilgilenmeyecek mi KKTC’yi tanıyana kadar? Dolayısıyla pratik hayatta karşımıza çıkan bu sorunların da acil çözülmesi gerekir. Küçük işlerle dahi bu sürecin zemini döşenebilir. Putin’in Erdoğan’ı Kırım’daki cami açılışına daveti de bir fırsattır.
ABD KAYBEDİYOR
Bunlarla birlikte ABD, Karadeniz’de geri adım attı. Ukrayna’yı Rusya üzerine kışkırtma senaryosu tutmadı. İki savaş gemisini dahi geri çekmek zorunda kaldı. Avrupa, artık “Ukrayna konusu barışçıl yollarla çözülsün” diyor. Barışçıl çözüm, statükonun korunması demek. Yani Kırım’ı kimsenin geri almaya gücü yok. ABD’den korkmanın da anlamı yok.
AVRASYA’NIN GÖZÜ KKTC’DE
KKTC’nin tanıtılması konusunda Türkiye’nin önü açık. AB’nin yukarıda açıkladığımız yeni hamlelerini de püskürtmek mümkün. Artık KKTC’nin egemenliğinin korunması tek Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin sorunu değil. Avrasya coğrafyasında da KKTC’nin Ankara’ya bağlılığına ve egemenliğini korumasına özel önem veriliyor ve Cenevre görüşmeleri dikkatle takip ediliyor.
Zemin müsait, hava güzel. İlk adımlar, Ankara’nın vereceği bir işarete bakıyor.