MİLLİ SORUNLAR DOSYASI (Ege Adaları, Kıbrıs, Darbeler, Avrupa ve ABD’de PKK Faaliyetleri, vs ..)

Av. Hüseyin Özbek : PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI ???

8 Mart 2018

Yazının konusu, Kıbrıs Rum
Yönetiminin tek yanlı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)  ile ilgili tartışmalardır. 

Rum Yönetimi, hukuken KKTC’nin ve
Türkiye’nin MEB alanında kalan çok geniş bir alanda hak iddia etmektedir. 

Rum yönetimi, bu iddiasını
güçlendirmek için kurnazca ama tehlikeli bir strateji uygulamaktadır. 

MEB olarak olan ettiği sahalarda,
dünya çapındaki enerji tekellerine petrol doğalgaz arama ruhsatı vererek KKTC
ve Türkiye’nin karşısına çıkmaktadır.

İtalyan Petrol tekeli ENİ ve ABD
Petrol devi EXXON MOBİL ‘e verilen doğalgaz arama ruhsatları, Türkiye’nin olası
tepkisi ve müdahalesine karşı ABD ve İtalya’yı arkasına alma cinliği olarak
okunmalıdır.

Giriş için bu kadarı yeter deyip, ana
konuya tekrar geri dönmek üzere biraz geriye gitmenin zamanıdır.

BİRAZ TARİH

ABD deniz stratejisinin temelleri Amiral
Mahan tarafından atılmıştır. Mahan; “Denizlere
hakim olan dünyaya hakim olur”
der. ABD deniz gücü esas olarak Pasifik ve
Atlantik donanmalarından oluşur.

İki Okyanus dışında, Akdeniz, Hint
Okyanusu ve dönemsel çıkarlarının gerektirdiği yerlerde de ABD deniz gücü
bayrak ve bandıra gösterir.

Devletlerin ekonomik ve siyasal
çıkarlarının gerçekleştirilmesinde ve savunulmasında, askeri güç
zorunludur. 

Dost için güven, hasım için caydırıcı
unsur, her zaman için devletlerin askeri potansiyeli olagelmiştir.

Osmanlı İmparatorluğunun 16.
Yüzyıldaki Akdeniz Hâkimiyeti de deniz gücüne dayanmıştır. 

1538’de Barbaros Hayrettin Paşa
komutasındaki Osmanlı Donanmasının, Andrea Doria komutasındaki Haçlı
Donanmasını, Preveze’de yok etmesinden sonra uzun yıllar için, Akdeniz’de
Osmanlı Donanmasına karşı koyacak bir güç kalmamıştır.

Osmanlı, 1571 yılında ticari ve
askeri açıdan son derece stratejik bir konumda olan Kıbrıs’ı, Venedik’in
elinden alınca Akdeniz hakimiyetini iyice pekiştirir. 

Kıbrıs’ın fethinden 2 ay sonra, 7
Ekim 1571’de İnebahtı (Lepant) limanında, Haçlı Donanmasının baskınıyla Osmanlı
Donanması neredeyse tümüyle yok olur.

Buna rağmen Osmanlının Akdeniz
Hâkimiyeti zaafa uğramaz. Çünkü ekonomik ve askeri olarak Hristiyan alemi
karşısında hala rakipsizdir. 

Kısa zamanda yeni ve güçlü bir
donanma inşa edilir ve Akdeniz’e açılır. İnebahtı galipleri bu donanmanın
karşısına çıkmaktan kaçınırlar.

Osmanlı İmparatorluğu, 17. Yüzyıldan
itibaren Batıyı bu günkü konumuna ulaştıran coğrafi keşiflerin, yeni
sömürgelerden aktardığı zenginliklerin, rönesans ve reformların yol açtığı
bilimsel gelişmelerin dışında kalmanın ağır faturasıyla karşı karşıyadır. 

Klasik tanımla Osmanlının Duraklama
ve Gerileme yılları, batının şaha kalktığı dönemlere denk düşmektedir.

Osmanlının, gittikçe daha da bozulan
ekonomisi, yama tutmaz maliyesi, yozlaşan bürokrasisi, eski görkemli fetih
yıllarına dönebilmeyi hurafelerde arayan ilimsiz İlmiyesine paralel olarak
askeri gücü de iniştedir.

Yakın geçmişte Viyana Kapılarına
dayanmış Osmanlının zafer ve fetih yılları anılarda kalmıştır. Çöküş dönemi
Osmanlısının geniş coğrafyası batı emperyalizminin iştahını kabartmaktadır.

Biri bitmeden diğeri başlayan savaşlarla
kocamış arslanın kimi ayağını, kimi kuyruğunu, kimi kulaklarını, kimi gövdesini
durmaksızın kemirmektedir.

Bu süreçte, Preveze’nin intikamı
birkaç kez alınır:

1) 1770-1774 yılları arasındaki Osmanlı Rus Savaşı sürerken 7 Temmuz
1770’de Çeşme Limanında Rus Donanmasının baskınına uğrayan Osmanlı Donanması
yakılır. Tarihe Çeşme Baskını olarak geçen faciada 11.000 Levent şehit
olur. 

2) 1821’de batı kışkırtmasıyla başlayan Mora Ayaklanması uzun süren
çabalarla bastırılmaya yüz tutmuşken, 20 Ekim 1827′ de, Navarin Limanında
demirli Osmanlı Donanması, İngiliz, Fransız ve Rus donanmasının müşterek
baskınına uğrar. Sonuç donanmanın imhasıyla birlikte 6000 şehit, 4000
yaralıdır.

İşin tuhaf tarafı Osmanlı Devletinin,
baskıncıların hiçbiriyle savaş halinde olmamasıdır!

Söz konusu ekonomik ve siyasi
çıkarlar olunca, şömürgeciler ittifakı, savaş ilanı vesaire gibi işin
bürokratik ayrıntılarıyla ilgilenme gereğini duymamışlardır!

3) 1853-1854 Kırım Savaşı esnasında Rus
Donanması, Sinop Limanında demirli Türk Donanmasına baskın yapar. 30 Kasım 1853
te gerçekleşen Sinop Baskını ile  Osmanlı
Donanması yok edilir. 4000 Şehit verilir.

ÇIKARILACAK DERSLER

Navarin baskınının görünürdeki ilk
neticesi Yunan bağımsızlığıdır.

Ama İngilizler açısından asıl amaç,
Doğu Akdeniz ve Ticaret yollarının denetim altına alınması ve yerel
müttefikcikler ( Piyonlar ) oluşturulmasıdır.

Fransızlar açısından Akdeniz
egemenliğini pekiştirmenin yanında Kuzey Afrika’ da Osmanlının gölgesinden
kurtulmak, ileride sarkacağı Suriye ve Lübnan’ın ön çalışması olarak
değerlendirilebilir. 

Ruslar ise, gerektiğinde Karadeniz’e
geçiş yapıp karşısına çıkma ihtimali olan hasım deniz gücünün tedirginliğinden
kurtulmanın yanında, sıcak denizlere inmesinin en önemli engelini ortadan
kaldırmaktır.

Ruslar için önemli bir mevzu da
Ortodoksluk bahanesiyle Yunanistan’ın din ve mezhep hamiliğine soyunmak, bu
yolla Balkanlarda yer tutmaktır.

Sinop Baskınına gelince Ruslar
açısından, Kırım’da kendisiyle savaş halinde olan Osmanlı Ordusunun, asker,
mühimmat, erzak ve her türlü lojistik garantisi olan donanmasını yok
etmektir. 

Daha da önemlisi Karadeniz’i bir Rus
gölü haline getirmek, İstanbul’dan Batum’a kadar sahildeki Türk şehirlerini
savunmasız bırakmaktır. 

Buraya kadar anlattıklarımızdan çıkan
sonuç, deniz gücünün, sahip olan devletlerin elinde, hasma karşı gerektiğinde
savunma kalkanı, gerektiğinde de saldırı mızrağı olması gerçekliğidir.

BİR BAŞKA AÇIDAN 18 MART 1915

1.Dünya Savaşının en kanlı
muharebelerinin yaşandığı Çanakkale’ye nedense hep karadan bakılır. Denizden
bakmak hep ihmal edilegelmiştir.

İngiliz ve Fransızların başını
çektiği İtilaf Donanmasının elini kolunu sallayarak Çanakkale önlerine kadar
gelebilmesi üzerinde düşünülmelidir.

Osmanlı’nın caydırıcı bir deniz
gücünün olması halinde İtilaf donanması Girit açıklarında karşılanır, Ege’ye
giremeden Akdeniz’in derin sularına gömülürdü. 

Deniz gücünden yoksunluğun maliyeti
bizim açımızdan çok ağırdır. 18 Mart 1915’te Çanakkale’yi denizden geçemeyen
bağlaşıklar 25 Nişan 1915’te Gelibolu’ya çıkacaklardır. 

Donanmasızlığın acı sonuçları
Gelibolu çıkartmasında da görülecektir. 8 ay süren Gelibolu muharebelerinde
İtilaf donanması, kara unsurlarının her türlü ihtiyacını rahatça karşıladığı
gibi, Türk siperlerini denizden rahatça bombardıman edebilmiştir.

1915’te, Mehmetlerin denizden ve
karadan yol vermediği Bağlaşık Donanması, ellerini kollarını sallaya sallaya 13
Kasım 1918’de Çanakkale’ye ve Marmara’yı geçerek İstanbul Boğazına demirler!

Sebep aynıdır : Donanmasızlık!

POSTMODERN NAVARİN BASKINININ AYAK
SESLERİ

Türkiye’nin, hukuk ve sınır tanımaz
enerji sırtlanlarına karşı KKTC’nin ve kendisinin milli çıkarlarını
savunabilmesinin ilk şartı güçlü bir donanmaya sahip olmasıdır.

Güçlü bir deniz gücü ve ulusal
çıkarları savunma kapasitesi yüksek silahlı kuvvetlerin varlığının, bu sorunlu
coğrafyada var olabilmenin vazgeçilmez koşulu olduğunu yakın geçmişte yaşananlar
bize fazlasıyla göstermektedir. 

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk,
Amirallere Suikast gibi ( Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef alan ) beşinci kol
faaliyeti operasyonların hukuk ve yargı üzerinden icrasının, birer POSTMODERN
NAVARİN BASKINI olarak tasarlandığı her geçen gün daha iyi
anlaşılmaktadır. 

İcrasını Paralel ihanete ihale eden
üst akılın stratejik hedefi olan Fıratsız, Diclesiz, GAP’sız Türkiye projesi
uygulamaya konulurken, halk nezdindeki itibarı yerle bir edilecek Ordunun
kışlasından, donanmanın limandan çıkamaz hale gelmesi amaçlanmıştı.

Yukarıdaki kısa bir yakın geçmiş
panoramasından sonra biz yeniden güncel konumuza dönelim. 

EGE VE AKDENIZ’I TÜRK’E KAPATMAK

İki Türk Savaş gemisinin şöyle bir
görünüvermesi üzerine, ENİ’ nin sondaj gemisi Saipem 12000, palamarı toplayıp
bölgeden ayrıldı. Bu işte böylece kapandı deyip konunun üzerini kapatmanın
son derece yanıltıcı olacağını baştan söyleyelim. 

ENI’nin Ceosu Ceas Claudio Descalzi’nin;
“Biz potansiyel davalara alışığız. Libya
ve karmaşık durumların yaşandığı diğer ülkelerden vazgeçmedik”
sözleri
İtalya’nın, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz ilgisinin geçici  olmadığını göstermektedir. 

Sözün encamını, ABD Dışişleri Bakanı Rex
Tillerson’un eski Ceosu olduğu Exxon Mobil’e getirerek, turpun büyüğünün
heybede olduğunu hatırlatalım.

Öncelikle, Rockefeller Fonlarıyla
kurulmuş petrol devi EXXON MOBIL’in, Rum yönetiminin tek yanlı ilan ettiği MEB
10. Parselde sondaj yapacağını dünya aleme ilan ettiğinin altını çizelim.

ABD 6. Filosuna ait 4 savaş
gemisinin, Saipers 12000’in giremediği 3. Parsel ile Exxon Mobil’in sondaj
yapacağı 10 parsel arasına rotayı çevirmesinin ne anlama geldiğinin yorumunu da
okurlarımızın ferasetine bırakalım.

Tarihte yaşananlar ve günümüzde tanık
olduğumuz olaylar, emperyalist paylaşım ve nüfuz savaşlarının mazide kalmış
kötü anılardan ibaret olmadığını gösteriyor.
















































































































































































































































Tarih, Navarin baskınlarının yalnızca
limanda demirli gemilerle sınırlı kalmadığını, milli hafızanın darmadağın
edilerek toplumsal Mankurtlaştırmayı hedeflediğinin ibretlik örneklerini de
önümüze seriveriyor. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir