TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİ
ADINA HAREKET EDENLERİ UYARIYORUZ!
 

*Kıbrıs
1571’de 60.000-70.000, 1963-1974 döneminde 1000’in üzerinde şehit verilerek
kazanılmış bir vatan toprağıdır. Üstelik Kıbrıs adası Rumlardan değil adanın o
dönemde sahibi olan Venediklilerden alınmıştır.




*Kıbrıs halkının
Osmanlı Devleti’nin idaresinde geçirdiği 307 yılı adanın 1878‘de İngilizlere
kiralanmasından sonraki dönemle mukayese eden  
İngiliz tarihçi William Hepworth Dixon 
ve birçok batılı tarihçi Kıbrıslılar açısından en mutlu dönemin Osmanlı
idaresinde yaşadıkları dönem olduğunu vurgulamaktadır
 

*İngiltere
1914’de adayı ilhak etmiş ve 1923 ‘de ada İngiliz yönetimine bırakılmıştır.
Adada Rumların ENOSİS talebi ile çıkardıkları isyanlardan sonra, 1958 Zürih,
1959 Londra Anlaşmaları imzalanmış, daha sonra 16 Ağustos 1960’da Türklerle
Rumlar arasında ortaklık devleti kurulmuştur. Ancak   1960 Anayasası ile tesis edilen düzen 3 yıl
bile sürmemiş ve Rumlar Türkleri adadan kovmak ve adanın tamamını Yunanistan’a
bağlamak için Türkleri kitle halinde katletmeye başlamıştır.




*1963-1974 arasında Kıbrıs Türkler açısından
kan ve gözyaşı adası olmuştur. 1974 yılındaki Yunan askerî darbesiyle adanın
bir emrivaki ile Yunanistan’a bağlanması teşebbüsüne cevaben Kıbrıs Barış
Harekâtı icra edilmiştir ve 1974’den bu yana ada sulh ve sükûn içindedir.
Kıbrıs’ta hiçbir yeni anlaşmaya ihtiyaç yoktur.
 

*KKTC adına Rumlarla görüşmeleri yürüten
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Baş Müzakereci Özdil Nami Rumlarla yaptıkları
görüşmeleri Türk halkına açıklayamamakta ve Kıbrıs müzakereleriyle KKTC’nin ve
Türk halkının nereye sürüklendiği Yunan ve Rum basınından öğrenilmektedir.




*KRY (Kıbrıs Rum Yönetimi)’nin  lideri Anastasiadis’in Rum Simerini
gazetesine 22 Aralık 2016’da verdiği demeçte, “Vatanımızı 1974’ten beri kirleten işgal ordusundan kurtarmak için
çabalıyoruz”
ifadesini kullanması Akıncı ile Anastasiadis arasında süren
görüşmelerin seyri hakkında yeterli bilgiyi vermektedir
 

*Yunan ve Rum basınında yer alan
bilgiler; KKTC topraklarından Zafer Burnu dahil Karpas yarımadası ve
Güzelyurt’un da aralarında bulunduğu %1,5-%7’sinin Rumlara verilmesi, 100.000
Rum’un Türkler tarafından  Rumlara
verilecek topraklara dönmesi, 66.000 Rum’un KKTC’nin elinde kalacak topraklara
yerleştirilmesi,  Türklerin hayat
sigortası anlamına gelen garanti anlaşmasının kaldırılması, Türk askerinin
adadan çıkarılması, adada 4 Rum’a karşılık 1 Türk’e müsaade edilmesi ve bu
oran  aşıldığı takdirde her bir Türk için
4 Rum’un adaya getirilerek bunlara vatandaşlık verilmesi konularında
Akıncı-Nami ikilisinin Rumlarla mutabakata vardığını göstermektedir.




* Şehit
kanıyla alınan toprakların masa başında Rumlara verilmesi hiçbir şekilde kabul
edilemez. Adanın KKTC hudutları içinde kalan ve bedeli şehitlerin kanı olan
topraklardan Rumlara bir karış bile verilmesi vatana ihanetle eşdeğerdir.
 

*Rumların Türk topraklarına
yerleştirilmesi ileride Türklerle Rumlar arasında yeniden çatışmaların
başlatılmasına ve Türk topraklarının Rumlar tarafından ele geçirilmesine neden
olacak bir husustur.




*Bunlara bir de garanti anlaşması
kaldırılarak Türk askerinin adadan çıkarılması eklenirse Türkleri kendilerinden
4 kat fazla nüfusa sahip Rumların saldırılarına karşı korumak hukuki ve askerî
açıdan imkânsız hale gelecektir.
 

*Kıbrıs topraklarının %70’inden fazlası Türk
vakıflarına aittir.  Milletlerarası hukuka göre bu toprakların başka bir
devlete/halka devredilmesi mümkün değildir.
Vakıf evrakının önemli bir bölümünün tahrip edilmiş olmasına rağmen Maraş
bölgesi topraklarının % 73’ünün Türk vakıflarına ait olduğu tescil edilmiş
durumdadır. 




*Adanın Rumlar
üzerinden Yunanistan’a bağlanması için AB, ABD ve Yunanistan’ın baskılarıyla
devam ettirilen görüşmelerde Türk tarafına ambargo uygulanmaya başlanması ve
ambargoların kaldırılması karşılığında Türklerin toprak, garantiler, mülkiyet
hakları gibi temel konularda Rumlara taviz vermeye zorlanması bir tür ahlaksız
tekliftir. Türkiye’nin ve KKTC’nin bu hukuksuzluğa ve ahlaksızlığa daha fazla
âlet olmaması, bu teklifi ileri sürenlere diplomatik yoldan gereken cevabı
vermesi ve KKTC’nin Rumlarla devam ettirdiği görüşmeleri derhal kesmesi
gerekmektedir.

*Kesinlikle haklı olduğumuz bu milli meselede içine
düştüğümüz irade zafiyeti dünya milletleri arasında en üstün vatan sevgisine ve
direnme gücüne sâhip olan Türk milleti açısından utanç verici bir
durumdur. 




*Kıbrıs’ta KKTC halkı Rumlarla müzakereleri keserek
Türkiye ile birleşme kararı almadığı ve Rumlarla devam ettirilen müzakereler
sonunda Rum yönetimine azınlık olarak bağlandığı takdirde Girit
adasında olduğu gibi bir süre sonra
 Rumların meclisteki oy
çoğunluğuna dayanarak Yunanistan’la birleşme kararı almaları ve Türkleri adadan
sürmeleri kuvvetle muhtemeldir.

*AB’ye alınmış bir adada AB hukuku geçerli olacağından
mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı hükmü gereğince KKTC toprakları hem
Rumların hem de diğer AB üyesi ülke vatandaşlarının hiçbir kısıtlama olmadan
yerleşebilecekleri, gayr-ı menkul alabilecekleri ve her türlü ticarî faaliyette
bulunabilecekleri AB toprağı haline gelecektir
. AB ülkelerinin ekonomik
durumları ve sermaye gücü bir süre sonra Kıbrıs Türklerinin topraklarını
satarak diğer AB ülkelerine göç etmeleri sonucunu doğuracak ve  Kıbrıs
Türkleri kendi ata topraklarında ‘azınlık’ durumuna düşecektir.




*Vatan toprağı Kıbrıs’ın ellerimizden arasından kayarak
tamamen Yunan adası haline gelmemesi için hem Türk Hükûmetine ve Türk halkına,
hem de KKTC Hükûmetine ve halkına büyük görev düşmektedir. Halk açısından
yapılması gereken en önemli iş üzerlerindeki ölü toprağını silkerek demokratik
haklarını kullanmak ve gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de düzenlenecek
kitlesel mitingler yoluyla hükûmetlerini uyarmak
olmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde tarih önünde
yöneticiler kadar Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC halkları da sorumluluktan
kurtulamayacaktır.
 

*Hükûmetler tarafından söz konusu uyarılara kulak
tıkandığı, şehit kanı ile alınan vatan toprakları masa başında Rumlara
verilerek Türkler azınlık durumuna düşürüldüğü ve Türk askeri Kıbrıs’tan
çekildiği takdirde Kıbrıs Türk halkının yeni Rum saldırılarının hedefi olmasına
ve adanın tamamen kaybedilmesine engel olmak üzere; 1957’de Dr. Burhan
Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Mustafa Kemal Tanrısevdi tarafından kurulan ve
bünyesinde birçok kahraman Türk subayının ve kahraman Kıbrıs Türk
mücahitinin  görev yaptığı TMT (Türk
Mukavemet Teşkilatı) ‘nın yeniden faaliyete geçirilmesi kaçınılmaz hale
gelecektir. 




Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC  kamuoylarına saygıyla duyurulur. 

2 Ocak 2016




İletişim:
btmhareketi@gmail.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet