Teoman Ertuğrul
TULUN
///
KATİ
PİRİ DE KABUL ETTİ : “ SORUNUNA ÇÖZÜM BULUNMADAN KIBRIS’IN (AB’YE) GİRMESİNE
İZİN VERİLMESİ… BÜYÜK BİR HATA”


Kati Piri, Avrupa Parlamentosu (AP) İlerici
Sosyalistler ve Demokratlar İttifakı siyasi grubu içerisinde yer alan,
Hollanda’yı temsil eden bir AP üyesidir. 2014’ten bu yana Parlamentonun Türkiye
raportörü olarak görev yapmaktadır. Hollanda Parlamentosu’nun web sitesine
göre, İşçi Partisi listesinden AP’ye seçilmiştir. Daha önce Avrupa
Parlamentosu’ndaki Sosyal-Demokrat Grubu ve İşçi Partisi ile bağlantılı bir
düşünce kuruluşu olan Wiardi Beckman Vakfı için çalışmıştır. 2011’de, genç
demokrasilerde siyasi partileri ve demokratik hareketleri destekleyen bir
Hollanda enstitüsü olan Hollanda Çok Partili Demokrasi Enstitüsü’nde (NIMD)
 Güney Kafkasya ve Moldova program yöneticisi olmuştur.[1] Genel olarak Türkiye hakkındaki çok
eleştirel görüşleri ile tanınmaktadır.[2] Türk hükümetini eleştirme bahanesiyle sık
sık Türkiye’ye ve Türk halkına karşı önyargılı bir tutum ortaya koymuştur.


Brüksel merkezli Barış ve Adalet Platformu (PPJ) web
sitesinde kısa bir süre önce Kate Piri ile yapılan bir söyleşi yayınlandı.[3] PPJ kendisini “barış, adalet, demokrasi,
hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarındaki gelişmeleri izleyen ve rapor
eden, özel olarak Türkiye’ye odaklanan” bir platform olarak tanıtmakta ve
bunun, “kendisini bu konuya adamış bir grup bilim insanının, avukatın,
gazetecinin ve sivil toplum eylemcisinin girişimi” olduğunu belirtmektedir. [4]


Kati Piri’ye yöneltilen sorular arasında, son AP
kararında 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına yapılan atıfla ilgili bir
soru da yer almaktadır. Mardin’i ziyaret edip oradaki Ermeni cemaati ile
konuştuğunu belirttikten sonra Kati Piri bu konuda şunları söylemektedir:
“böylece bu hususlar rapora yansıdı. Birçok Hıristiyan Demokrat politikacı için
bunun önemli bir konu olduğunu biliyorum. Ve böylece bu, Türkiye’nin dini
azınlıklarla takip ettiği yoldur”. Söyleşiyi yapan kişi “Ve Ermeni soykırımı,
sanırım…” şeklinde yorum yaptığında ise, Piri aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:


“Evet,
ama dürüst olmak gerekirse, bunun katılım müzakerelerinin bir parçası olması
gerektiğini düşünmüyorum. Ve öyle değil. Aslında, parlamentonun görüşüne atıfta
bulunmak dışında raporda bundan söz etmedik. Rapor metninde değil, sadece ‘göz
önüne alarak’ (having regards) bölümünde yer almaktadır. Raportör olarak
atandığımdan beri, bu konuyu bu şekilde ele aldık. Son raporda, AP’nin bu
konuya dair açık bir tutumu olmadığı için değil,  ancak katılımla ilgili
bir Türkiye raporuna yazılmaması gerektiğini düşündüğümüz için buna bir atıf
yok.”


Türkiye ile ilgili en son AP kararına dair geçen
haftaki AVİM Analizimizde belirttiğimiz gibi, “ Karar giriş paragraflarında,
‘Ermeni soykırımının yüzüncü yılına’ dair 24 Nisan 2015 tarihli kararını göz
önüne alarak’ ifadelerine yer vermekte ve dip notları aracılığıyla söz konusu
kararın metnine atıfta bulunmaktadır.”[5] Bu atfın karşılığı olarak,  “Ermeni
Soykırımının Yüzüncü Yılı” başlıklı 2015 kararının ikinci giriş paragrafı, “
Ermeni meselesine siyasi çözüme dair 18 Haziran 1987 tarihli kararını dikkate
alarak” şeklinde bir ifade içermekte ve yine dip notu yoluyla “Ermeni sorununa
siyasi bir çözüme dair Karar” başlıklı söz konusu kararın metnine atıfta
bulunmaktadır.  AP’nin 1987 kararının 4. paragrafında ise şunlar
belirtilmektedir:


“(AP),
mevcut Türk Hükümetinin, Jön Türk hükümeti tarafından işlenen Ermeni halkına
yönelik soykırımı kabul etmeyi  reddetmesinin, uluslararası hukuk
ilkelerini Yunanistan ile görüş farklılıklarına uygulamaktaki isteksizliğinin,
Kıbrıs’taki Türk işgal kuvvetlerini muhafaza etmesi ve Kürt sorununun varlığını
ret etmesinin yanı sıra gerçek parlamenter demokrasi olmamasının ve bu ülkede
bireysel ve kolektif özgürlüklere, özellikle de din özgürlüğüne saygı
gösterilmemesinin, Türkiye’nin Topluluğa katılmasının değerlendirilmesi
olasılığının önündeki başa çıkılamaz engeller olduğuna inanmaktadır;”
 


Yukarıda belirtilen AVİM analizinde, Avrupa Adalet
Divanı’nın AP’nin 1987 kararıyla ilgili 2003 kararı ayrıntılı olarak
açıklanmıştır. Mahkeme kararı, “1987 kararı herhangi bir zamanda Parlamento
tarafından değiştirilebilecek tamamen siyasi nitelikte beyanlar içeren bir
belgedir. Bu nedenle, ne kararı hazırlayanlar ve ne de daha kuvvetli
nedenlerden dolayı diğer davalı kurumlar bakımından bağlayıcı yasal sonuçları
olamaz.” demektedir. Bu kararın ışığında, Kati Piri’nin söz konusu röportajda
dürüstçe ifade ettiği gibi, bu konu “katılım müzakerelerinin bir parçası”
değildir ve olamaz. Bu konu dürüst ve açıkça Ermeni anlatısının savunucularına
ve bu konuyu alışkanlıkla öne çıkartan kişilere hatırlatılmalıdır.


Bu bağlamda, 1915’teki olaylara AP kararlarında yanlı
ve düşmanca bir şekilde değinmemek çok daha dürüst bir yaklaşım olacaktır. Bu
düşmanca tutum, Türk halkı arasında hayal kırıklığına neden olmakta ve onları
AB’den uzaklaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Türkiye ve Türk
halkı bakımından, tarihsel gerçekleri siyasi kararlarla değiştirmenin mümkün
olmadığının AB tarafından artık anlaşılması gerekmektedir.


Kati Piri’den samimi itiraf


Söyleşiyi yapan kişinin, “2018 Ocak ayında Türk
gazetesi Hürriyet’e, AB Türkiye’ye yönelik siyasasında bazı yanlışlar yaptı dediniz.
Bunlara örnek verebilirmisiniz? ” şeklindeki sorusuna Piri aşağıdaki sürpriz
cevabı veriyor:


“Bence Kıbrıs sorununu çözmeden
Kıbrıs’ın (AB’ye) girişine izin verdiğimiz an,  Türkiye ile ilgili olarak
herhangi bir şekilde iyi bir politika bulmak için oybirliği sağlamak kuralından
vazgeçtiğimiz andır. Türkiye ile belirli stratejileri engelleyebilecek ve her
zaman engelleyecek bir üye devletiniz varsa… Bunun büyük bir hata olduğunu
düşünüyorum.”


Bu yanıt, Türkiye hakkında rapor hazırlamaktan sorumlu
olan bir AP üyesinden ne yazık ki nadiren duyulabilecek dürüst bir
değerlendirmedir. Piri muhtemelen bu sözleri için eleştirilecektir, ancak
sözlerinin arkasında durmasını ümit ediyoruz. 


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Türkiye’nin itirazlarına rağmen AB’ye nasıl kabul edildi?


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 1990 yılında o dönemde
Avrupa Topluluğu olan Avrupa Birliği’ne tam üye olmak için başvuruda bulundu.
AB Bakanlar Konseyi 1995 yılında Kıbrıs Rum başvurusunu kabul etti ve AB
Hükümetler arası Konferansının bitiminden altı ay sonra katılım müzakerelerine
başlanmasına karar verdi.


Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, 1959 Londra ve Zürih
Antlaşmaları ve 1960 Garanti Antlaşması uyarınca, Kıbrıs Rum Yönetiminin
Türkiye üye değilken AB’ye katılmak için bu tür bir başvuruyu yapmaya ve
başvuru yapmış ise AB’ye katılmaya meşru bir yetkisi olmadığı gerekçesiyle bu
sürece itiraz etmişlerdir. Türkiye ayrıca, “AB Bakanlar Konseyi’nin 6 Mart 1995
tarihli Kararında belirtilen şekilde AB ile Kıbrıs Rum Yönetimi arasında
katılım müzakereleri başlatılmasının, kapsamlı bir çözüm için Kıbrıs’ta her iki
tarafça kabul edilmiş bulunan parametrelerin değiştirilmesi yolunda bir adım
olacağına” dikkat çekmiştir.[6]


Bu bağlamda, önde gelen Uluslararası Hukuk
Profesörlerinden H. Mendelson Q.C. , Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye tek
taraflı üyelik başvurusunun hukuki yönleri hakkında kapsamlı bir görüş hazırlamıştır.
Profesör Mendelson’ un bu hukuki görüşü, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi
belgesi olarak yayınlanmıştır.[7]


Profesör Mendelson’ a göre, “Kıbrıs Rum Yönetimi’nin
AB’ye katılma başvurusu, 1960 Garanti Antlaşması’nın, ‘Kıbrıs’, Türkiye’nin ve
Yunanistan’ın her ikisinin üye olmadığı herhangi bir Devlet ile hiçbir şekilde
kısmen veya bir bütün olarak siyasi veya ekonomik birliğe katılamaz şeklindeki
hükmünün ihlalidir. Bu uygulama, 1960 Garanti Antlaşması’nın yanı sıra 1960
Antlaşmalarının kurduğu hukuki ve siyasi yeni düzenin (state of affairs) ve
bunun kapsamındaki uluslararası taahhütlerin ihlalini oluşturmaktadır.”[8]


Kıbrıs sorununda yıllar
sonra ne oldu?


Yukarıda da değinildiği gibi, Kati Piri bu soruya
yerinde bir cevap veriyor: “Kıbrıs’ta bir çözüm bulmak için en büyük baskı
aracı AB üyeliği idi ve biz bir çözüm olmadan bunu hediye gibi verdik.”


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 2004’ten beri AB üyesidir. O
zamandan bu yana Doğu Akdeniz’in istikrarında iyileşmeler olduğunu söylemek
mümkün değildir. AB için büyük önem taşıyan bu bölge, sürekli potansiyel
istikrarsızlığa maruz kalmakta ve uyumdan ziyade çatışmalarla betimlenmektedir.
Kıbrıs Rumlarının Türkiye’ye karşı sürekli biçimde koalisyon oluşturma
çabaları, bölgeyi gün geçtikçe daha fazla tehlikeye sürüklemektedir.


Kıbrıslı Rum siyasetçilerin ve halkının, on yıllardır
fiili olarak iki taraf arasında bölünmüş olan Kıbrıs adasının sorunlarının
temel nedenleri hakkında içe dönük bir muhasebe yaptıkları söylenemez. Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye “Kıbrıs” olarak katılması, Kıbrıs Rum tarafının
kayıtsız ve sorumsuz tavrını güçlendiren bir ödül olmuştur. Bu hak edilmemiş
ödül, Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye’nin 1960 Garanti Antlaşması uyarınca
garantör bir devlet olarak sahip olduğu haklara dayanarak 1974’te Kıbrıs’a
askeri müdahalede bulunmaya zorlanmasına kadar Kıbrıs Türk tarafının sistematik
biçimde mağdur edildiğini, ötekileştirildiğini ve kitlesel şiddete maruz
kaldığını rahatça unutmasına olanak sağlamıştır.  


Bu arada AB,  Brexit’ ten sonra, İngiliz Akrotiri
ve Dhekelia askeri üsleri nedeniyle kendisini Kıbrıs adasında da Birleşik
Krallığın komşusu olmaya hazırlıyor. Bu bağlamda, “Kıbrıs’ın” herhangi bir
Devlet ile hiçbir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi veya ekonomik
birliğe katılmasını yasaklayan 1960 Garanti Antlaşması temelinde Türkiye’nin
adadaki garantör statüsü sürmektedir.


Bölgeye yıllardır istikrar getirilmesi mümkün
olmamıştır. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında AB’nin önemli bir tarihsel
sorumluluğu bulunduğuna şüphe yoktur.


*Fotoğraf: Hürriyet Daily News.


[1] “Drs. K. (Kati) Piri”, CV, Parlement, 2014, https://www.parlement.com/id/vjgpegdrao49/k_kati_piri.


[2] Maïa de La Baume, “MEPs Vote to Criticize Turkey on
Democracy”, Politico, 04 Nisan 2016, http://www.politico.eu/article/meps-vote-to-criticize-turkey-on-democracy-european-parliament-refugee-crisis/.


[3] José Miguel Rocha, “Kati Piri: ‘Our Red Line on
Turkey Has Been Crossed, and That Is How We Have Ended up with Our Position
Today ’”, Platform Peace & Justice, 12 Mart 2019, blm. Brussels
Talks, http://www.platformpj.org/kati-piri-our-red-line-on-turkey-has-been-crossed-and-that-is-how-we-have-ended-up-with-our-position-today/.


[4] “About Us”, Platform Peace & Justice, t.y., http://www.platformpj.org/about-us/.


[5] Teoman Ertuğrul Tulun, “European Parliament’s
Unconstructive Approach Towards Turkey”, Center For Eurasian Studies (AVİM),
20 Mart 2019, blm. Analysis, 2019/6, http://avim.org.tr/en/Analiz/EUROPEAN-PARLIAMENT-S-UNCONSTRUCTIVE-APPROACH-TOWARDS-TURKEY.


[6] “Circular Note Sent To The Embassies Of The EU Member
States Concerning The Greek Cypriot Application To The EU, 30 June 1997”
(Republic of Turkey Ministry of Foreign Afairs, 30 Haziran 1997), http://www.mfa.gov.tr/circular-note-sent-to-the-embassies-of-the-eu-member-states-concerning-the-greek-cypriot-application-to-the-eu_-30-june-1997.en.mfa.


[7] Ümit Pamir, “Letter Dated 5 Ocober 2001 from
Permanent Representatve of Turkey to The United Nations Address to the
Secretary General” (United Nations, 09 Ekim 2001), A/56/451-S/2001/953.


[8] “British Professor of International Law Prof. H.
Mendelson Q.C.’s Opinion on the Legal Aspects of the One-Sided Membership Application
of the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus to the European Union”
(Republic of Turkey Ministry of Foreign Afairs, t.y.), http://www.mfa.gov.tr/british-professor-of-international-law-prof_-h_-mendelson-q_c__s-opinion-on-the-legal-aspects-of-the-one-sided-membership.en.mfa.