Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : YENİ LAVANT SÜRECİNDE KIBRIS

Uluslararası alanın şimdiye kadar çözülememiş ve kalıcı bir
barış düzenine  bağlanamayan önde gelen
sorunlarından birisi , Kıbrıs  adasındaki
çıkmazdır . Dünyanın merkezi coğrafyasında yer alan bu büyük ada her dönemin
siyasal gelişmelerinin etkisiyle farklı jeopolitik  konumlara sürüklenmiş , o yüzden de geleceğe
dönük bir kalıcı koşullar düzenine  bir
türlü kavuşamamıştır . Bugün Kıbrıs sorunu yüz yıl öncesinden daha karışık
koşullarda devam edip gitmekte ve bu nedenle de istendiği gibi kalıcı bir barış
ortamı sağlanamadığından , ada üzerinde tarafların her yönü ile anlaştığı bir
kalıcı  çözüm  bir türlü getirilememektedir .Yeni dünya
düzeni arayışlarından  ciddi bir
düzensizlik ortamına geçerken , Kıbrıs sorunu 
daha ciddi boyutlarda  dünyanın
önünü kapayan  ana meselelerden birisi
olmayı sürdürmektedir.  Bu yüzden de  Akdeniz’in doğu bölgesinde yeni bir barış
ortamı yaratılamamakta ve  Doğu
Akdeniz’de yeniden Lavantlaşma olgusu 
gündeme  gelmektedir .

Yedi yüzyıllık Osmanlı barışı sonrasında İmparatorlukların
çöküşü  aşamasına gelindiğinde Osmanlı
devletinin hemen hemen bütün bölgeleri ayrı devlet olmaya doğru
yönlendirilmiştir  .O dönemin süper gücü
olarak İngiltere , Rus ve Osmanlı imparatorluklarının çöküşü aşamasında ,
dünyanın merkezine Fransa ile birlikte gelerek , batı emperyalizmi adına  Orta Doğu’nun kendilerine bağımlı bir biçimde
yeniden yapılandırılmasını  bölge
ülkelerine dayatmışlardır . Rusların kuzeyden güneye doğru inme aşamasında
bölgeye gelen batılı emperyalistler  ,
Balkanlar,Kafkaslar ve Orta Doğu bölgelerinde merkezi yönetime karşı isyanları
kışkırtarak , orta dünyayı  tek bir
imparatorluk yönetiminden uzaklaştırarak , 
otuzdan fazla devletin harita üzerinde meydana çıkmasına  yol açan bir süreci başlatmışlardır . Osmanlı
sonrası yeni dönemde  ortaya çıkan yeni
devletler  kendilerini gelecek için
kalıcı bir kurumlaşmaya doğru yönlendirdikleri yeni dönemde ,bu kez batılı
emperyalist güçlerin etnik ve mezhepsel meseleleri kaşıyarak bölgede  önce terörü sonra da sıcak çatışmaları
kışkırtarak yeni bir savaş coğrafyası yarattıkları görülmüştür .

Dünya savaşlarının imparatorlukları yok etmesinden sonra
ortaya çıkan iki kutuplu soğuk savaş döneminde, 
yeni kurulan  ulus devletler  kendilerini geleceğe doğru güçlendirmeye
çalışırken,  batının önde gelen
emperyalist devletleri  soğuk savaş
sonrası için sıcak çatışma planlarını hazırlayarak uygulama alanına
getirmişlerdir .İmparatorluktan ulus devlet dönemine geçerken ortaya çıkan otuz
devlet yetersiz görülünce , Büyük Orta Doğu ve Büyük İsrail projeleri
doğrultusunda  bölgeyi  Amerika Birleşik Devletleri gibi  elli eyaletlik  bir Orta Doğu Birleşik Devletleri  yapılanmasına kavuşturabilmek üzere,  etnik ve dinsel ayrılıklar kışkırtılarak  sıcak çatışmalar üzerinden ulus
devletlerin  bölünüp parçalanmasına giden
yol açılmış   ,yirminci yüzyılın ikinci
yarısından bu yana batılı gizli servisler merkezi alandaki bütün devletlerin
parçalanmasını sağlayacak düzeyde, 
terörü ve  savaş senaryolarını
birbiri ardı sıra  ,eski Osmanlı
hinterlandındaki ülkelerde 
canlandırmışlardır . Bu doğrultuda , gelecek giderek belirsizleşirken , merkezi
alana yönelik olarak hazırlanmış batılı emperyalist senaryolar  birbiriyle yarıştırılarak  devreye sokulmuş  ve  
yirminci yüzyılın ikinci yarısında yüz binden fazla insan hayatını
kaybetmiştir . Emperyal ve Siyonist devletlerin çıkarları birbirinden çok
farklı olduğu için  yeni bir düzen
oluşturma doğrultusunda bir türlü anlaşma sağlanamamış ve bu yüzden  hem terör hem de savaş büyüyerek günümüze
kadar gelmiştir .

Osmanlı sonrası için İngilizlerin düşündüğü Yakın Doğu
Konfederasyonu   kurulamayınca  ,İsrail’in oluşumu ile Büyük İsrail
İmparatorluğu projesi gündeme getirilmiş ama 
Hrıstıyan batı dünyasının karşı çıkması üzerine bu proje de tam olarak
devreye giremeyince ,bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde bir
Büyük Orta Doğu Projesi öne çıkarılmaya çalışılmıştır . Lübnan’da başlatılan
terör bölge ülkelerine yayılarak 
desteklenince ,Orta Doğu devletleri ile birlikte  Akdeniz kıyısında yer alan diğer  devletler de sırası ile karıştırılarak geniş
bir istikrarsızlık ortamı yaratılmıştır . Terör ve savaşın zorla dayatılmasıyla
haritalar yeniden çizilmeye çalışılmış 
ama merkezdeki ulus devletlerin direnerek kendilerini korumaları üzerine
, bir türlü Büyük Orta Doğu ya da Büyük İsrail 
gibi emperyal  projeler
gerçekleştirilememiştir . Bunlara karşı Almanya’nın öncülüğünde bir Avrupa
Birliği projesi giderek Büyük Avrupa görünümünde bölgeye doğru tırmandırılınca
, bu durumdan rahatsız olan  Atlantik
güçleri ve Siyonistler  yeni Roma
İmparatorluğu görünümünde bir Akdeniz Birliği projesini  öne çıkarmışlardır . Eski Roma ,Bizans ve
Osmanlı İmparatorlukları dünyanın merkezi denizi olan Akdeniz kıyılarında hüküm
sürerken , Akdeniz’in hem doğusunda hem de batısında hegemon bir konuma
gelebilmek için çalışmışlardır .

Akdeniz’in  batısı
Avrupa kıtasının yanında yer alırken , doğusu da Orta Doğu bölgesinde  yer alarak haritadaki konumunu kazanmıştır .
Batı Akdeniz bir Latin dünyası olarak gelişmeler gösterirken   doğu Akdeniz ise ,Hrıstıyan Avrupa’nın
ötesinde bir İslam dünyası olarak öne çıkmıştır . Bizans döneminde  Doğu Akdeniz’e Lavant adı verildiği için  , merkezi denizin doğusu  yüzyıllarca Lavant olarak adlandırılmış ve bu
doğrultuda gelişmelerin adı konulmaya çalışılmıştır . Kıbrıs adasınını haritada
bulunduğu bölgenin gerçek adı Lavant bölgesidir . Şimdiye kadar yeni Orta Doğu
bölgesi ya da Büyük Avrupa Birliği yapılanmaları doğrultusunda bir çekişme
konusu haline gelen Kıbrıs’ın, yeni dönemde 
Avrupa Birliği’nin dışında kalacağı ama 
İsrail’in yangın yerine çevirdiği 
Orta Doğu bölgesinde yerini 
alamayacağı  ama bu ikisinin  ortasında yer alan Doğu Akdeniz yapılanması
doğrultusunda  bir yerlere doğru
yönelebileceği görülmektedir .  O
zaman  , konunun adının Lavant bölgesi
olarak konulması gerekmekte ve Doğu Akdeniz bölgesinin Batı Akdeniz ile Orta
Doğu bölgelerinin ötesinde kendine özgü koşulları ile  yeni harita üzerinde yerini  alabileceği yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır .
Şimdiye kadar  bu bölge ile ilgili
olarak  görülmeyen bazı gelişmelerin  son zamanlarda birbirini izlediği ve güncel gelişmeler
çizgisinde Lavant bölgesi ile birlikte Kıbrıs adasının adının öne çıktığı
görülmektedir . Bizans döneminde  Lavant
adı verilen bu  bölge , batılı
emperyalistlerin yeniden Doğu Akdeniz üzerinden 
merkezi alana yöneldikleri aşamada , öne çıkmakta ve güncel siyasal
gelişmelerin tam ortasında yer almaktadır .

Gazze kentinin adının gaz kavramından geldiği , bu kentin
altında bölgenin en geniş doğal gaz yataklarının bulunduğu  , Kıbrıs 
adasının kuzey  ucundaki  Karpas yarımadasının civarında Akdeniz’in en
zengin petrol yataklarının bulunduğu , Kıbrıs adası ile Suriye ve Anadolu
arasında yer alan Doğu Akdeniz 
bölgelerinin altında gene  Orta
Doğu’nun önde gelen ülkeleri  kadar
zengin petrol yataklarının yer aldığı ,Libya ile Irak arasında yer alan bu bölgede
de çok zengin yer altı kaynaklarının bulunduğu son zamanlarda bilim adamları
tarafından açıklanmaktadır .Yüzyıllardır Orta Doğu’da petrol kavgası veren
batılı emperyalistlerin ya da Siyonistlerin 
bu kavgayı Lavant bölgesindeki yeni yapılanma döneminde de sürdürdükleri
görülmektedir . O yüzden İsrail , Kıbrıs Girit hattı gibi bir yeni hat
üzerinden , Doğu Akdeniz’in sularının altından petrol ve doğal gaz
bağlantılarının Avrupa kıtası ile 
yapılmaya çalışıldığı 
anlaşılmaktadır . Bu doğrultuda , Rusya ve Fransa Güney Kıbrıs’a girerek
bu bölgede yeni üsler oluşturmaya çalışmakta , İsrail ise Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti üzerinden  Kıbrıs adası
üzerindeki etkisini artırarak  ada
üzerinde kendisine karşı gelişebilecek bazı yeni durumları önlemeye çaba göstermektedir
.

Lavant bölgesinde  yeni
keşfedilen  doğal zenginlikler  bütün emperyal devletleri  yeniden bölgeye çekerken , bölge devletleri
de  bu durumdan yararlanarak  yeni Lavant sürecinde  eskisine oranla daha avantajlı bir  konuma gelebilmek için uğraşmaktadırlar .
Yeni Lavant sürecinde , İsrail Kıbrıs üzerindeki etkisini artırarak bu ada
üzerinden Girit ile daha yakın bağlantılar kurmaya çalışmakta ,kendi
ülkesinde  konuşlandırmak için yer
bulamadığı donanması ile Hava kuvvetlerinin uçak filosunu Akdeniz’in ortasında
bomboş duran bir kurak ada olarak Girit’e 
yerleştirmeye çalışmakta , böylece İsrail ile Girit arasında Kıbrıs
üzerinden geçen bir  Doğu Akdeniz
yapılanması çizgisi geliştirerek , Yeni Lavant 
sürecini tamamlamaya çaba göstermektedir . İsrail  , Doğu Akdeniz bölgesinde Büyük Orta Doğu
projesine alternatif bir projeyi öncelikli olarak devreye sokarken  , Gazze’nin 
doğal gaz alanından Kıbrıs’ın petrol bölgesine yönelmekte ve bu hat
üzerinden yapılacak bir deniz altı boru sistemi ile  Lavant bölgesinin doğal zenginliklerini ,
dünyanın en zengin kıtası olan Avrupa’ya taşımak istemektedir . Akdeniz’in
tam  ortasında yer alan Girit adası
giderek  bağlı olduğu Yunanistan
devletinden uzaklaşırken , İsrail ile Lavant bölgesi üzerinden yakınlaşmakta ve
yeni durum da Kıbrıs adasının yeni konumunu fazlasıyla değiştirmektedir .
İsrail Kıbrıs’ı bir köprü yaparak Girit üzerinden  Avrupa kıtasına bağlanmaya çalışmakta ve
böylece Lavant’ın   doğal kaynaklarını
zengin  Avrupa piyasasında
değerlendirmek  için yeni siyasetler
geliştirmektedir .

Roma İmparatorluğunun 
birinci yüzyılın başlarında yıkmış olduğu  İsrail devleti  tarihte üçüncü kez kurulurken,  kendisini önceden yıkmış olan Roma
İmparatorluğunun yerini almaya çalışmaktadır . Roma kentinin merkezi konumunun
yeni dönemde Kudüs’e geçmesiyle birlikte 
Büyük İsrail’i Orta Doğu topraklarında kuramayan Yahudi devletinin  işe Doğu Akdeniz’den başladığı aşamada, yeni
Lavant sürecinin bütünüyle Siyonizmin hedeflerine paralel bir doğrultuda
gündeme getirdiği ortaya çıkmaktadır . Merkezi topraklara egemen olamayan
İsrail , Gazze üzerinden denize açıldığı zaman 
Kıbrıs ve Girit gibi büyük adaları kontrolü altına almaya çalışmakta
,Araplara,Türklere ve diğer Müslüman topluluklara karşı  Yahudi insiyatifini eski Bizans’ın eyaleti
olan Lavant bölgesi üzerinden 
geliştirmeyi hedeflemektedir . Gelecekte bir bütün Akdeniz Birliği
oluşturmayı hedefleyen Doğu Akdeniz’deki Lavant yapılanması,  bölgedeki diğer devletleri de etkisi altına
almakta ve Akdeniz Birliği’ni eyaletlerden oluşan kıyı devletçikleri biçiminde
düşünen Lavant yapılanması ,Suriye’yi de Lübnan benzeri küçük eyalet
devletçiklerine dönüştürerek , bölgenin en büyük devleti olan Türkiye’nin
parçalanmasını da , yeni Lavant oluşumuna uygun bir doğrultuda  gerçekleştirmeye  çalışmaktadır. Türkiye’nin Akdeniz
kıyısındaki bölgelerde ,  Akdeniz Birliği
ya da Yeni Lavant oluşumuna paralel düzeyde farklı devlet yapılanmalarının  hedeflendiği anlaşılmaktadır .

 İlk olarak Güney doğu
bölgesinden  bölünmeye çalışılan
Türkiye’nin her bölgesinde Sevr Antlaşması doğrultusunda  bölücü eğilimler güçlendirilirken , Edirne
merkezli Trakya Cumhuriyeti Avrupa Birliği’nin destekleri ile gündeme gelmiştir
.Trakya bölgesi ile birlikte Ege Bölgesinde bir İzmir merkezli  İyonya devleti  ayrıca bu tip 
yapılanmalara paralel bir çizgide de Antalya merkezli bir Akdeniz
Cumhuriyeti oluşumu   öne çıkarılmaktadır
. Anadolunun  gayrimüslimleri  Ege bölgesinde toparlanırken , İstanbul’un
Musevi kesimlerinin İsrail’e yakın olma doğrultusunda  Antalya üzerinden Akdeniz bölgesine doğru
yeni bir yerleşim düzenine yönelirken 
,Trakya İyonya ve Klikya üzerinden 
Yeni Lavant bölgeselleşmesinin gereksinme duyduğu Akdeniz Cumhuriyeti
olgusu da yavaş yavaş hayata geçirilmektedir . Böylece Türkiye’nin coğrafi
bölgeleri eyaletleşirken , Siyonizm Yeni Lavant projesi üzerinden merkezi  coğrafya 
yapılanmasını  tamamlama şansını
elde etmektedir . Küçük İsrail’in bölgeye egemen olamadığı bir dönemde ,Yeni
Lavant yapılanması çerçevesinde  yeni
küçük eyaletler İsrail benzeri oluşturulacağı için Siyonizm bu süreci
açıkça  desteklemektedir .

Selçuklular yönetiminde 
sıcak  denizlere ulaşan
Türkler  , Asya  kıtasının ortalarından gelerek uygarlıklar
denizi olan Akdeniz kıyılarına ulaştığı için dünya imparatorlukları
kurmuşlardır. Türkler , bugün  Büyük
Avrupa,Büyük İsrail  ,Büyük Amerika  ya da Büyük İngiltere gibi  gibi emperyal oluşumlar ile yeniden deniz
kıyısından uzaklaştırılarak ,Batı Asya Birliği diyerek  Asya’nın 
kurak topraklarına , uçsuz bucaksız çöllerine ve karanlık dehlizlerine
yönlendirilerek esir alınmaya çalışılmaktadır . İşte bu durumun çekişme noktası
olarak Doğu Akdeniz yeniden öne çıkarken 
, Türkiye Cumhuriyeti ‘nin Misakı Milli sınırları içerisinde yer alan
Trakya,Ege ve Akdeniz bölgeleri Yeni Lavant Projesi doğrultusunda Anadolu’dan
kopartılarak Akdeniz planları içinde kullanılmaya çalışılmaktadırlar .
Kapadokya ile Klikya arasında kalan bölgeyi Lavant adı verilen  alanın merkezi  yeri ilan eden  Yeni Lavant’çılar  , Lavant projesinin tamamlanması
doğrultusunda  Kıbrıs adasını da bu
projenin merkezi olarak açıklamaktadırlar. İsrail Kıbrıs ve Girit üzerinden
ortaya koyduğu Avrupa çizgisini , Ege 
adaları ve sahilleri üzerinden de sürdürerek  ,Balkanları Avrupalıların elinden almaya ve
Yeni Lavant Bölgesini Akdeniz üzerinden Balkanlara kadar genişletmeye dikkat
etmektedir . Özellikle ikinci dünya savaşında Balkanlar’dan kovulan Yahudi
topluluklarının Orta Doğu’ya gelerek İsrail’i kurmaları sonrasında ,
Yahudiler  Avrupa kıtasını
Hrıstıyanlara  bırakmamak üzere , Doğu
Akdeniz üzerinden Balkanlara doğru bir açılımı sürekli olarak gündemde
tutmuşlar ve bu yüzden hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın iç işlerine
karışarak  bazı siyasal gelişmelerin
önünü açmışlardır .

Arap baharı olayları da Akdeniz’in yeniden yapılanmasında öne
çıkarken , Tunus ve Libya üzerinden 
ortaya çıkan karışıklıklar ,Mısır ve Suriye’ye doğru yönlendirilmiştir
.Tam bu aşamada  benzeri olaylar Kıbrıs
adasına bir Türk-Rum çekişmesi olarak yansıtılmaya çalışılmış ama  adaya girmiş olan Rus insiyatifi bu tür
senaryoları önlemiştir .

Güney Kıbrıs’ta sayıları her geçen gün artan Rus asıllı nüfus
yapısı Rusya ile yakın ilişkiler kurarak Kıbrıs adasının geleceğinde etkili
olmaya başlamıştır  .Gelecekte Akdeniz
Birliği içinde yer alacak büyük Akdeniz adalarının hepsinin birer ayrı devlet
haline dönüştürülmesi planlandığı için ; Korsika,Sardunya,Girit,Sicilya
adalarıyla birlikte Kıbrıs’ta tıpkı Malta benzeri bir yeni yapılanma ile karşı
karşıya bulunmaktadırlar . Yeni Lavant projesinin merkezi olan Kıbrıs ve Girit
adalarını önümüzdeki dönemde  İsrail
yönlendirmeye çalışmakta ve bir daha Roma İmparatorluğu gibi bir Avrupa
insiyatifinin dünyanın merkezi denizi olan Akdeniz’in kıyılarında  hegemonya 
kurarak,  merkezi coğrafya da  etkinlik sağlamasının önüne geçilmek
istenmektedir . Kıbrıs adasının  tek
devlet olmasını bu yüzden hem Avrupalılar hem de İsrail’liler istemekte  ama hiç birisi bu ada üzerinde yaşamakta olan
Türklerin ve Rumların geleceği ile ilgilenmemektedirler . Bu doğrultuda ,
Kıbrıs’ta tek devlet oluşturulması doğrultusunda zaman zaman Kıbrıs
konferansları düzenlenmekte ve 
Avrupa  kaynaklı uluslararası
merkezler , Türkleri dışlayarak 
Hrıstıyan Rumlar üzerinden  Avrupa
Birliği içinde bir Kıbrıs devleti düşünürken , İsrail merkezli Yeni Lavant
oluşumu çerçevesinde Siyonistler bu durumu önlemek üzere  Türkleri kullanmakta ve zaman içerisinde KKTC
adlı kuzeydeki  devlet yapılanmasını
ekonomi  üzerinden  Avrupa’nın dışında tutarak , Yeni Lavant’ın
içinde  kontrol etmeye çalışmaktadır .

Kudüs merkezli Yeni Lavant projesi içinde  Kıbrıs 
adası ikili bir yapıda değil ama 
tek devlet olarak düşünülmekte ve bu doğrultuda Türklerin Anadolu
yarımadasına , Rumların da Ege adalarına doğru göç  ettirilmeleri planlanmaktadır . Bu yüzden adadaki
Türklerin kalıcı vatandaş olmaları önlenmekte ve Türk-Rum  çatışması körüklenerek  Rumların da 
Kıbrıs’ı terk etmelerinin önü açılmak istenmektedir . Batılı gizli
servisler  Kıbrıs’ın boşaltılması
doğrultusunda  Türk-Rum çatışmasını
körüklemelerine rağmen  Rusya’nın adadaki
varlığı bu durumu önlemiş , elli bin Rus işadamı güney Kıbrıs üzerinden dünya
kıtalarına ekonomik olarak açılırken , yüz bin Rus asıllı insan yerleştiği  Kıbrıs adasını  Hrıstıyan-Yahudi çekişmesinin dışına
çıkarmıştır . Böylece Türk-Rum çekişmesi önlenmiştir .

Avrupa Birliği bir an önce Kıbrıs adasının tamamını kendi
sınırları içine almaya çalışırken  ,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tasfiye edecek 
adımlara öncelik vermekte ve Türkleri eşit bir federe devlet olarak
görmemekte direnmektedir . Hrıstıyan batı ülkeleri Kıbrıs’ı bir Rum toprağı
olarak görmekte ve böylece güney Kıbrıs üzerinden  Avrupa kıtasına bağlamaya öncelik vermektedir
. Büyük İsrail ya da Orta Doğu peşinde koşan 
Siyonizm ve Atlantik emperyalizmi de Türk tarafını Rumlara karşı
kullanarak, Avrupa Birliğinin Doğu Akdenizdeki 
Yeni Lavant yapılanması doğrultusunda etkili olmasının önüne
geçebilmenin hesaplarını yapmaktadırlar . Geçmişten gelen adanın yerlisi
konumundaki Kıbrıslı Türkler  beş yüz
bine yakın nüfusları ile Londra’nın bir semtinde tutulmakta ve bunların adaya
yeniden dönmelerine izin verilmeyerek ,gelecekte İsrail’in Yeni Lavant
bölgesinde  Vatikan’a karşı daha etkili
olacağı  farklı bir nüfus yapılanması
adanın kuzey bölgesinde oluşturulmaya çalışılmaktadır . Güney Kıbrıs
bölgesinde  Rus ve Ermeni asıllı nüfus
hızla çoğalırken , adadaki Rum varlığı zayıflatılmakta ama Hrıstıyan
dayanışması güçlendirilmektedir .Adanın kuzeyinde ise şirketler ve
üniversiteler üzerinden İsrail’in etkisi hızla artmakta ,Avrupa Birliği Türk
tarafında etkili olamamakta  ve sonradan
oluşturulan kozmopolit nüfus yapısı ile ada Türkiye’den uzak tutulmaya
çalışılmaktadır . Özellikle Kuzey Kıbrıs bölgesinin yönetiminde etkin olan
nüfus oranları içinde daha çok İsrail’e yakın duran ;   Endülüs göçmeni  Maronit 
,kripto Yahudi ,konverso  ,
Sabatay  ya da  Ermeni asıllı 
unsurlar ada üzerinde hem İsrail’in etkisinin artmasına hem de  Yeni Lavant Projesi doğrultusunda  Hrıstıyan batının Doğu Akdeniz üzerindeki
etkilerinin azaltılmasına yönelik çalışmalarını sürdürmektedirler .Türk
tarafındaki partileşmede  Türk olmayan
alt kimlikler etkili olmakta  ve bu
yüzden de Türkiye Kıbrıs sorununda 
sürekli olarak kaybetmektedir . 

Batı kaynaklı Hrıstıyan kesimlerin zorlamaları doğrultusunda
son olarak 2017  yılının yaz
aylarında  son bir Cenevre konferansı
düzenlenmiş ve Kıbrıs meselesinin sona erdirilmesi için çaba gösterilmiştir .
Barış görüşmeleri Türk ve Rum taraflarının katılımı ile gerçekleştirilmiş
ama  bu görüşmelere hem Avrupa Birliği
hem de İsrail ve Rus lobileri de  uzaktan
katılmışlardır .Avrupa Kıbrıs’ı İsrail’e kaptırmamak üzere  çabalarken , Rusya’da dünyanın merkezinde yer
alan bu adanın  batı hegemonyasına
kaymaması için, bir doğu gücü olarak ağırlığını hissettirmeye çabalamıştır .Dünya
konjonktürü bir dengeye oturmadığı için 
son Cenevre konferansı da sonuçsuz kalmıştır .Altı ana başlıkta toplanan
alt sorunların çözümü için ayrı toplantılar düzenlenmiş  ama bir türlü iki tarafın   ortak çözüm önerilerinde birleşmeleri  sağlanamamıştır .Birinci pakette yer alan
güvenlik sorunları  ve garantilerin
kaldırılması gerektiğini Rumlar savunmuş, Türkler ise eski antlaşmalardan gelen
garantilerin devamından yana olmuşlardır .Rumlar Türk ordusunun adadan
çekilmesini ilk konu olarak gündeme getirmiş ama Türk tarafı da  adadaki askeri varlığın  devamını kendi varlığı açısından yaşamsal
görerek  bu öneriye karşı çıkmışlardır .
Yönetim ve güç paylaşımında  Rumlar
KKTC’nin tasfiyesini isteyerek Türklere azınlık olmayı önermiş , Türk tarafı da
KKTC yapılanmasından  vaz
geçmeyerek,  geleceğe dönük iki devletli
yapının devam etmesini ve bu yoldan Birleşik Kıbrıs Devleti oluşumuna
gidilebileceğini savunmuşlardır . Türk tarafı azınlıklaştırılmayı kabül  etmezken ,aynı zamanda Rum tarafı ile her
yönden tam bir eşitlik statüsü talebinde bulunmuştur .  Ayrıca adanın üçte biri konumunda toprakların
%36’sı Türklerin elindeyken, Rumlar bu oranın %26’ya indirilmesini talep
ederek  Türkleri zayıflatmak
istemişlerdir . Rum tarafı ısrarla Avrupa Birliği hukuku isterken ,Türk tarafı
kazanılmış hakları doğrultusunda 
Rumların bu talebine de karşı çıkmışdır . Barış hareketi sonrasında
güneye kaçan Rumların kuzey bölgesindeki topraklarını talep etmeleri de ,
eşitliğe aykırı olduğu için  Türklerce
benimsenmemiştir . Türk tarafı ada üzerinde her yönden eşitlik isterken aynı
zamanda her yönden özgürlük talebini de yenilemiştir . Ayrıca ekonominin
geliştirilmesi  ve refah düzeyinin
yükseltilmesi için önlemler alınması dile getirilmiş ama anlaşma
sağlanamamıştır .

Son Cenevre konferansında Türk tarafının iyi niyetle üzerine
düşeni yapmasına rağmen  , Kıbrıs
sorununun  uluslararası boyutu ile Yeni
Lavant yapılanması sürecindeki 
konumu  dikkate alınmadığı
için  sonuç elde edilememiştir . Rumlar
Avrupa Birliğinin militanları gibi davranırken , Türk askeri birliklerinin  adayı 
terk etmesini isterken İngiliz askeri üslerine karışmayarak ciddi bir
çelişki içine düşmüşlerdir . Birleşmiş Milletler Genel sekreterinin devreye
girmesi  ve barış çağrısında
bulunması  da sonuç vermemiş , ada
üzerindeki doğu-batı kavgası ile Hrıstıyan-Yahudi çekişmesi devam etmiştir .
Görüşmeler bir ortak zemin üzerinde yürütülmediği için  mekik diplomasisi işe yaramamış , Birleşmiş
Milletler genel sekreteri bu aşamada duruma müdahale etmek istemiş ama istenen
sonuç bu doğrultuda da alınamamıştır . Uluslararası konjonktürün egemen güçleri
dünya üzerinde estirdikleri anlaşmazlık ve çekişme rüzgarlarını Kıbrıs
sorununun çözümü ile ilgili  olarak  toplanan Cenevre Kongresinde de estirerek
anlaşmazlığın kronikleşmesine yardımcı olmuşlardır . Cenevre sonrasında Güney
Kıbrıs yönetimi adanın kuzeyinde yer alan 
iki yüzden fazla Türk oteline Rumların gitmesini yasaklayarak, adada
yeni bir gerginlik ortamının yaratılmasına yol açmıştır .

Cenevre konferansının öncesinde oluşturulan kamuoyu
rüzgarları doğrultusunda ,Türk tarafı şimdiye kadar savunduğu geleneksel  tezlerinden 
uzaklaştırılmaya çalışılmıştır . Yirminci yüzyılın soğuk savaş döneminde
Kıbrıs adasındaki gelişmeler  , ikinci
dünya savaşı sonrası yeni uluslararası konjonktürün  yansıması olarak gündeme gelmiş ve  bu durumda Türk tarafı da kendi çıkarları
doğrultusunda bir  Kıbrıs  politikası belirlemiştir . Yarım yüzyılı aşan
bir süre içinde  Kıbrıs meselesi  çeşitli aşamalar geçirerek bugünlere
gelmiştir . Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk toplumu bu büyük ada
üzerindeki konumunu ve haklarını koruyarak yola devam etmeye çalışmıştır . Bu
nedenle ,Rum ve batı baskılarına karşı direnme gösterilmiş ve geleceğe dönük
bir  iki toplumlu yeni bir Kıbrıs düzeni
oluşturulmaya çalışılmıştır . Avrupa Birliği süreci içinde Rumlar batının bütün
Hrıstıyan devletlerinin desteklerini arkalarına alarak , yeniden adada  Türkler için bir azınlık statüsü tanımaya
çalışmışlardır . İngiliz mandası döneminden başlayarak , Türk azınlığa karşı
Rumların yürütmüş olduğu baskı ve terör olayları nedeniyle, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin  Kıbrıs Barış Harekatını
gerçekleştirmek zorunda kaldığını bugün için unutmamak gerekmektedir . Türk
ordusunun adaya ayak basmasıyla başlayan yeni dönemde , Türkler azınlık
olmaktan kurtulmuşlar ve adanın kuzey bölgesine yerleşerek Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti adı altında kendi siyasal varlıklarını kurumlaştırmışlardır .

 Son olarak yapılan
Cenevre  Konferansı sırasında  Rum kesiminin yeniden eskiye dönerek Türk
tarafını eşit bir ortak olarak görmektense 
gene eskisi gibi azınlık durumuna düşürmek için çaba sarf ettiği
görülmüştür .İki tarafta görüşmeler sırasında çözümün yakın olduğunu dile
getirmelerine rağmen  çalışmalarda
herhangi bir ilerleme olmamış , Rum tarafı Avrupa Birliği üyeliği konumundan
yararlanarak , Türkleri  eskiden olduğu
gibi  azınlık statüsüne indirgemeye  çaba göstermiştir . Bu durumda devlet olma
hakkı elinden alınmak istenen Kuzey Kıbrıs Türk yönetimi  masadan kalkarak görüşmelere ara vermek
zorunda kalmıştır . Dışa karşı bir gizlilik içerisinde yürütülen   Cenevre konferansı sırasında  Türk tarafı sürekli olarak ödün vermeye
zorlanmış ve bu doğrultuda Rum tarafının 
Türklerin kazanılmış haklarını elinden almaya çalışan olumsuz tutumları  yüzünden , bu konferans da diğerleri gibi
başarısızlıkla sonuçlanmıştır.Dönüşümlü başkanlık ve Türklerin yönetime etkin
katılımına karşı çıkılmıştır.  Batı
emperyalizminin müstakbel bir Akdeniz Birliği projesi doğrultusunda bütün
Akdeniz adaları ile birlikte Kıbrıs adası da birleşik bir ada devletine yeniden
dönüştürülmek  istenmiştir .  Türk tarafının kendi devletini kurma hakkı
ile birlikte KKTC’nin  de  bağımsızlığının elinden alınmak istenmesi ,
Türklerin şimdiye kadar elde ettikleri 
bütün kazanılmış haklarının 
ortadan kalkmasına yol açacağı görülmüş ve bu yüzden Türkler masayı terk
etmişlerdir .

İki kurucu devlete dayalı yeni bir ortaklık devleti
oluşturmak üzere gündeme getirilmiş olan Birleşik Kıbrıs  Devleti 
projesinin önünün kesilerek ,yeniden 
Rum egemenliğinde ve Türklerin azınlık olarak yer alacağı  ve kazanılmış haklarını elinden kaçıracağı
bir emperyal projenin Türk tarafınca kabül edilmesinin mümkün olmayacağı
anlaşılmıştır . İki eşit ortak arasında oluşturulabilecek federal bir Birleşik
Kıbrıs  Devleti  yerine Yunanistan destekli bir Rum
devletinin  dayatılması ,Kıbrıs  görüşmelerini 
geleceğe dönük olarak çıkmaza sürüklemiştir . Böylece Kıbrıs sorununun
içeriden çözüme kavuşturulmasının mümkün olamayacağı bir kez daha görülmüş
ve  bu uçak gemisi konumundaki bu büyük
adanın geleceğinin merkezi coğrafyada gerçekleşmekte olan yeni  bölgesel 
oluşumların etkileriyle biçimleneceği bir kez daha anlaşılmıştır . Kıbrıs’ta
eşit koşullarda bir  ortak devlet
kurulamadığı takdirde , uluslararası sözleşmelerdeki Türk tarafı için sağlanan
garantiler devam edecek ve gene bu doğrultuda Türk askeri adada varlığını  en azından İngiliz askeri üsleri kalkana
kadar koruyacaktır .Çözümsüzlük aşamasında Rum tarafının batı emperyalizmini
baskı unsuru olarak gündeme getirmesi de , Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye
Cumhuriyetine bağlanması ile 
sonuçlanabilecektir .

Yeni Lavant sürecinde Kıbrıs adası  iki sıvının arasına sıkışıp kalmıştır . Su ve
petrol  insan yaşamındaki iki ana sıvı
olarak  Kıbrıs üzerinde yaşayanların
hayatını yönlendirmiştir . Türkiye’nin güneyindeki su kaynaklarından Kıbrıs’a
denizaltı su sistemi kurulmasına İsrail öncülük yapmış ve kendi su sorununu
Kıbrıs üzerinden çözmeye çalışırken , adanın etrafında çok yaygın biçimde
bulunan petrol  yataklarını işletmeye
açmak üzere, İsrail devleti Hem Yunanistan 
cumhuriyeti ile hem de Güney Kıbrıs 
yönetimi ile ortaklıklar kurmuştur. Ayrıca ,Türkiye Cumhuriyetinin hem
kendi karasularında hem de KKTC’nin sahil şeridinde petrol ve doğal gaz
aramasını önlemeye çalışmıştır . İsrail’in iki yüzlü ve çifte standartlı
bu  politikaları yüzünden her alanda
olduğu gibi Kıbrıs sorununda da Türk devleti son derece zor durumlarda
kalmıştır . Türkiye’nin güneyindeki suyun İsrail’e taşınması konusunda Kıbrıs
bir köprü konumunda kullanılmak istenirken 
, Türkiye’nin kendisine yetmeyen su kaynakları  Büyük Orta Doğu Projesi sonrasında Yeni
Lavant  yapılanmasında da  gündeme getirilerek , Türkiye’nin zararına
olabilecek yeni  olumsuz gelişmeler
dayatılmaktadır . Türkiye’nin suyunu kendisine bağlamak isteyen İsrail bu
amaçla Kıbrıs’ı kullanırken ,Kuzey Irak’taki zengin petrol yataklarının
vanasını da elinde tutmak istemektedir . Böylece bölge devletlerini
parçalayarak Büyük İsrail federasyonunu kuramayan İsrail ,Yeni Lavant Projesi
üzerinden  Türkiye’yi parçalayarak ,
Kıbrıs ve Girit gibi Akdeniz adalarına el koyarak , bu bölgenin her türlü
zenginliğini  ekonomik açıdan
değerlendirerek  yeni bir süper güç
haline gelmeyi  hedeflemektedir .
















































































Tarihte kendisini yok eden 
Akdeniz üzerindeki Roma İmparatorluğu yapılanmasını  hiçbir zaman unutmayan İsrail’in ,geleceğe
dönük bir yeni Roma İmparatorluğunu Kudüs merkezli olarak inşa etmeye yöneldiği
görülmektedir . Bu projeye karşı başta Vatikan olmak üzere  bütün Hrıstıyan Avrupa devletlerinin karşı
çıkacağı  açıktır .Türkiye’nin kendisi
dışındaki bu çekişmenin dışında kalması ve hiçbir tarafa alet olmadan  KKTC ile birlikte Türk tarafının
politikalarını hem Kıbrıs’ta hem de  Doğu
Akdeniz bölgesinde  geçerli kılması ,
öncelikli olarak  Türkiye
Cumhuriyetinin  ilelebet payidar  olması açısından önem taşımaktadır . Osmanlı
İmparatorluğunu yıkarak Türkleri tarih sahnesinden sileceklerini zannedenler ,
Türk devletini ortadan kaldırarak  Büyük
Orta Doğu Projesi gibi emperyalist 
senaryoları gerçekleştirememişlerdir .Avrupa Birliği dağılırken ,
İsrail’de üçüncü kez  yıkılma  senaryoları ile karşı karşıya bulunmaktadır .
Kıbrıs’ın  Türk tarafını dışlayarak ya da
Türkiye’ye karşı  bir çizgide
yönlendirerek kullanılmasına , Türk ulusu hiçbir zaman   razı olmayacaktır . Türkiye’nin  orta dünyada, Merkezi Devletler Birliği ya
da  Kıbrıs’ta 82.vilayet gibi milli
senaryoları oldukça ve bu gibi politikalar 
ulusalcı ve vatansever  Türk
yöneticileri tarafından desteklendikçe , Büyük Orta Doğu ,  Yeni Bizans ya da Yeni Lavant  gibi emperyal 
senaryolar hiçbir zaman gerçekleşemeyecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet