15  
Kıbrıslı Türkler güneye geçince arabaları ırkçı Rumlar tarafından taşlanırken,
bir Kıbrıslı Rum tüccar, Türk patatesi ihraç ediyor diye işyeri kuşatılıp
tehdit edilirken KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, KKTC’yi vermeye kararlı
görünüyor Erdoğan, BM toplantısı için New York’ta. Varlığını adeta Irak’ın
bölünmesi ve Kıbrıs’ın Rumlara teslimine adamış olan ABD Başkan Yardımcısı Joe
Biden Erdoğan’ı kaldığı otelde ziyaret edecek. Biden, KKTC Cumhurbaşkanı
Mustafa Akıncı ve Rum Lider Nikos Anastasiadis’le de görüşecek. Özetle,
Erdoğan’ın ABD gezisinin asıl gündem maddesinin Suriye, IŞİD’le mücadele, PYD
konularından önce Kıbrıs olacağını vurgulamak istiyorum. BM Zirvesi’ndeki bu
diplomatik temaslardan sonra 25 Eylül’de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Akıncı
ve Anastasiadis arasında üçlü görüşme yapılacak. Buradaki gelişmelere göre
ardından da 5’li – KKTC, Rum kesimi, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere -
görüşmelere geçilecek. Emperyalizmin Kıbrıs’taki emellerini ve gelinen noktayı
tekrarlamayacağım. Ancak bir kez daha Obama’nın görevi bırakmadan önce Kıbrıs
konusunu halletmeye kararlı olduğunu, aylar öncesinden “toprak mülkiyeti”
sorununun halli adı altında “Kıbrıs’ın satışı” için IMF ve Dünya Bankası’ndan
kaynak bulmak için harekete geçtiklerini hatırlatmam gerekiyor. Ki, KKTC
Cumhurbaşkanı Akıncı da ABD’ye hareketinden önce, Kıbrıs’ta toprak ve mülkiyet
gibi konularda uluslararası mali destek ihtiyacı ortaya çıkacağını ve New
York’ta bu yönde temaslarda bulunacağını belirtip, “Makul bir toprak
düzenlemesi olacak, yer değiştirecek yurttaşımızın mağdur olmayacağı bir çözüm
arıyoruz. İş sonunda finansmana gelip dayanacak” dedi. Akıncı’nın, “kırmızı
çizgi edebiyatı” ifadesini, “Hedefimiz 2017’ye sarkan, ucu açık bir müzakere
değildir.


 


Konu 2017’ye
sarkarsa iş biter” şeklindeki aceleciliğini ve “ABD’de şu anda ilgi gösteren
yönetim var, örneğin Başkan Yardımcısı Joe Biden Ankara’ya gitmeden beni
arıyor, dönüşünde de beni arıyor. Kıbrıs’ta çözüm 2017’ye kalırsa, ABD’de yeni
yönetimde kimler olacak, ilgileri ne kadar olacak belli değil” endişesini
geçip, bir kez daha emperyalizmin “garantörlük” sisteminin kaldırılması, yani
Türk askerinin Ada’dan çıkarılması niyeti üzerinde duralım. Kıbrıs’ın diğer
garantörleri Yunanistan ve İngiltere’nin bu sistemin kaldırılmasına “evet”
dediğini ve Türkiye’nin bu konuda yalnız kaldığını biliyoruz. KKTC
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bu konudaki tavrı da ilginç. Bir yandan, “Kıbrıslı
Türklerin güneye geçtiklerinde araba plakalarından ayırt edilerek ELAM’cılar
tarafından taşlandığını, bir Kıbrıslı Rum tüccarın Kıbrıs Türk patatesi ihraç
ediyor diye işyerinin kuşatılıp tehdit edildiğini” anlatıyor, öte yandan
şunları söylüyor: “Elbette 1960’ların Kıbrıs’ında değiliz. Aradan neredeyse 60
yıl geçti. Bu geçen zamanda Kıbrıs da değişti. 1960’taki garanti ve güvenlik
sistemi o dönemin gerçekliği dikkate alınarak kurgulanan bir modeldi. Şimdi
gerçeklik değiştiğine göre, bu model yeni gerçekliğe göre yeniden
kurgulanmalı… Eğer 1960’taki garanti sisteminin noktasına virgülüne
dokundurmayız dersek, bu da başlangıç noktası değil. Biz bunun bilincinde
olarak ‘1960 koşulları başka, 2016 başka’ diyoruz… Peki Türkiye tek taraflı
müdahale edebilsin mi? Bu konular da tartışılabilir, çünkü yine 1960’lardan
farklı bir noktadayız. Bugün tek taraflı müdahalenin Kıbrıs Türk halkının
iradesiyle olabileceğini değerlendiriyorum. Kıbrıs Türk halkı kendini tehdit
altında hissederse onun parlamentosu Türkiye’nin yardımını talep edebilir.
Türkiye ya da Yunanistan ya da bir başkası çıkıp da ‘Ben geliyorum, buraya
müdahale ediyorum’ demez.” -Günaydın Türk Medyası- Süreç böylesine hızlanmışken,
Yunan-Rum ikilisinin BM’ye teklifiyle “uyanan” medyamız, nihayet Kıbrıs gibi
önemli bir konumuz olduğunu farketti. “Rumlardan BM’ye skandal Türkiye teklifi”
başlığıyla verilen haberleri görmüşsünüzdür.


 


Yunanistan ve
Rumlar, Türkiye’nin “garantörlüğünün” “danışmanlık” statüsüne indirilmesini ve
Kıbrıs’ta BM himayesinde 2 bin 500 kişilik bir AB polis gücünün görev yapmasını
istiyormuş. Yine bu teklife göre, çözümün ilk günü Türk askerinin yüzde 75’i
Ada’dan ayrılacak, kalan yüzde 25’i belirli süre bir kışlada toplu
bekleyecekmiş. BM ve AB kurallarına göre hareket edecek AB polis gücünde
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere yer almayacakmış vs. Bu arada BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth Eide de Rumların,
Türk askerinin adadaki varlığının tamamen sonlandırılması için verdiği 18 aylık
bir takvimi Ankara’ya iletmiş… Bir iddiaya göre, hem KKTC, hem Ankara bu
teklifi reddetmiş, bir diğer iddiaya göre ise Ankara Eide’ye, “Türkiye’nin
Ada’da kalıcı bir askeri üs istediğini” söylemiş. -Menderes ve Kıbrıs- 3 gün
önce merhum Başbakan Adnan Menderes ile bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan
Polatkan’ın idam edilişinin 55’inci yıldönümüydü. İçişleri Bakanı Süleyman
Soylu, “ Millet 27 Temmuz’da açılan parantezi 15 Temmuz’da kapattı” dedi. İktidar
medyası da, “Bir daha asla… Menderes’i ABD ve uşakları asmıştı… Ya Rabbi!
Bizi intikamına memur et” başlıkları attı. Şuraya geleceğim; Kıbrıs, Menderes
ve Zorlu’nun hayatında önemli bir yer tutmuştur. Türkiye’nin Kıbrıs’ta
garantörlüğünü sağlayan 1960 Londra-Zürih Antlaşmalarının mimarı da onlardır.
Onlara dair birkaç notu hatırlatayım: Menderes, 1954 Haziran’ında ABD
ziyaretinden dönüşünde Atina’ya uğrayacaktır. Yunan Başbakanı Papagos’un Kıbrıs
sorusundan söz edeceğini öğrenince, “Kıbrıs konusunu Yunan hükümetinin bana
açmasına izin veremem. Bu niyette iseler Atina ziyaretimi iptal ederek, derhal
Türkiye’ye dönerim” diye tepki gösterir. Bunun üzerine Yunanlılar resmi
görüşmelerde bu konuya değinmez. Menderes’in Londra’ya gidecek heyetimize talimatı
da şu olur: “Kıbrıs’taki ırkdaşlarımıza karşı bir katliam yapılacağı etrafta
duyulmaktadır. Oradaki halkımız silahsız ve hareketsiz olabilir. Ancak bu durum
hiçbir zaman onların bir an için dahi savunmasız kalacakları anlamına gelmez…


 


Türkiye’nin
Kıbrıs statükosunda bugün için ve hatta yarın için bu memleket aleyhine
olabilecek bir değişikliğe katiyen tahammülü yoktur… Şu noktayı da
Yunanlıların gözleri önüne sermek gerekir. Çoğunluk ilkesine dayanarak mı daha
dün denilecek kadar yakın geçmişte Ankara önlerine kadar gelmişlerdir?.. Kıbrıs
Anadolu’nun devamından ibarettir ve güvenliğinin esaslı noktalarından biridir.
Kıbrıs’ın bugünkü durumunda bir değişiklik sözkonusu olursa, uygun bir çözüm
bulunması gerekecektir. Bu da Kıbrıs’ın Türkiye’ye iadesinden başka bir şey
değildir… İster resmi, ister gayrı resmi, ister esasa, ister prosedüre ait
bulunsun, Kıbrıs konusunda hiçbir tavize yanaşmayacağımızı her fırsatta
muhataplarımıza anlatın.” Londra Konferansı’na katılan Kıbrıs’tan sorumlu
Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Lozan Antlaşması’na atıfla, Türkiye’nin
Kıbrıs üzerindeki egemenlik hakkını sadece İngiltere’ye devrettiğini, İngiltere
Kıbrıs’taki egemenlik hakkından vazgeçerse Kıbrıs’ın asıl sahibine dönmesi
gerektiğini belirterek, şunları söyler: “Kıbrıs Adası’nın Türkiye’nin savunması
ve güvenliği açısından büyük önemi vardır. Bir savaş halinde Kıbrıs hesaba
katılmazsa, Türkiye’nin kuvvet ve kudretinin sürekliliği sağlanamaz… Lozan
Antlaşması, Kıbrıs’ın geleceğinin ilgili taraflar arasında tayin edilmesini
öngörür. Taraflar ise Türkiye ve İngiltere’dir… İngiltere isterse Ada’dan
ayrılabilir, ama Türkiye ayrılmayacaktır.” -Parantez Kıbrıs’a Sahip Çıkılarak
Kapatılır- Daha önce söz ettim; Obama’nın Türkiye politikasında yol haritası
niteliğinde olan bir kitap var. Danışmanlarından Philip H. Gordon’un yazdığı,
“Türkiye’yi Kazanmak-Türkiye Batı İçin Neden Vazgeçilmez” isimli kitapta
“Kıbrıs’ta çözüm” de öngörülüyor. Kitapta, Menderes’le ilgili ise şu satırlar
var: “1960 yılında Türk ordusu seçilmiş Menderes hükümetini devirdiğinde ABD
bunu görmezden geldi. Bilhassa Menderes’in ayağının kaydırılmasının arifesinde
Moskova’ya göz kırpması göz önünde bulundurulduğunda anti-Sovyet bir müttefikle
mevcut stratejik ilişkilerin sürdürülmesi, demokrasiden daha önemliydi.”
Menderes’in devrilmesi ve idamında Kıbrıs politikasının etkisi var mıydı
bilinmez, ama ABD’nin hiç değişmediği gün gibi ortada. Yıllardır PKK-FETÖ-IŞİD
sopasıyla almadıkları bir şey kalmadı neredeyse. Dileğim; Menderes’in davasını
güttüklerini söyleyenler, Kıbrıs’ta taviz vermesin, Biden’le görüşmelerde onu
hatırlayıp, onun gibi direnebilsin bari!..


 


Müyesser
YILDIZ


 


20 Eylül 2016


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet