KIBRISIN GELECEĞİ İÇİN TÜRKİYE
CUMHURİYETİ’NE VE KKTC HALKINA DÜŞEN GÖREVLER




Hava İndirme Tugayı 1. Paraşüt Taburunda Teğmen rütbesiyle katıldığım
ve  gazi ünvanını kazandığım  Kıbrıs Barış Harekâtı ile Kıbrıs Türk
halkının Rum zulmünden ve katliamlarından kurtulmasına katkıda bulunmuş olmak
gerek askerlik yaşamım süresince gerekse emekli olduktan sonra  benim için bir şeref ve mutluluk  kaynağı olmuştur. Ancak son yıllarda
Kıbrıs’ta yaşanan olumsuz gelişmeler 
Kıbrıs gazilerinin yanısıra vatansever Türk halkını ve kahraman KKTC
halkını derin bir endişeye sevk etmektedir.




Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelerin ve gerçeklerin Türk milletine
aktarılmasının ve  Kıbrıs Türk halkının
aydınlatılmasınının bir  görev olduğu
düşüncesiyle   Kıbrıs ile ilgili bazı
siyasi ve hukuki gerçekleri hatırlatmakta yarar görüyorum.




Kıbrıs İngiltere ve Fransa’nın 1. Dünya Savaşı yıllarında Sykes-Pico
anlaşması ile Irak ve Suriye topraklarını paylaşırken yaptıkları gibi
savaşmadan kâğıt üzerinde alınmış bir toprak parçası değildir. Kıbrıs 1571’de
60.000, 1963-1974 döneminde 1000’in üzerinde şehit verilerek kazanılmış bir
vatan toprağıdır.




1963-1974 arasında Kıbrıs Türkler açısından kan ve gözyaşı adası
olmuştur. 1974 yılındaki Yunan askeri darbesiyle adanın bir emrivaki ile
Yunanistan’a bağlanması teşebbüsüne cevaben Kıbrıs’ta düzenin yeniden tesis
edilebilmesi ve Kıbrıs Türklerinin can güvenliğinin sağlanabilmesi için TBMM’nin
kararıyla Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Barış Harekâtını icra etmiş ve zaferle
taçlandırmıştır.




1974’den bu yana ada sulh ve sükûn içindedir. Yani aslında 1974
Harekâtı ile Kıbrıs’ta çözüm sağlanmıştır
. Kıbrıs’ta hiçbir yeni anlaşmaya
ihtiyaç yoktur. Kıbrıs’ta yeni bir anlaşma aramak ve Rumlarla Türkleri tekrar
çatışma ortamına sürükleyecek şekilde bir arada yaşamaya zorlamak mantıkla ve
iyi niyetle açıklanamaz. Üstelik yapılacak yeni anlaşmada Türkiye’nin
garantörlük hakkı kaldırıldığı takdirde Kıbrıs’ta 1963 olaylarının
benzerleriyle karşılaşılması durumunda (ki bu kaçınılmazdır) Türk
ordusunun Türk halkını korumak için adaya müdahalesi hukuken imkânsız hale
gelecektir
.




 Kıbrıs Barış Harekâtından bu yana geçen süreç içinde AB ve ABD boş
durmamıştır. Bir yandan KKTC’ye uygulanan haksız ambargolarla ve AB üyeliği
aldatmacasıyla Türk halkı sıkıştırılırken diğer yandan devşirilmiş liderler
üzerinden yürütülen görüşmelerle Kıbrıs Türkleri Rumlara azınlık olarak
bağlanma aşamasına getirilmiştir. 




KKTC adına Rumlarla görüşmeleri yürüten Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı
Rumlarla yaptığı görüşmeleri Türk halkına açıklayamamakta ve gizlilik içinde
sürdürmektedir. Akıncı’nın damadı Amerikan vatandaşı bir Rum’dur. Akıncı’nın
eşi ve KAYAD (Kadın Hakları Derneği) Başkanı olan Meral Akıncı’nın AB’den
309.000 Euro bağış aldığı Türk basınına yansımıştır.  Akıncı’nın baş
müzakerecisi ise Rumlar için casusluk yaptığı tespit edilince önce Rum
kesimine, oradan da Avustralya’ya kaçan polis müdürünün torunudur. 




Bu ikilinin Rumlarla yaptığı görüşmelerin nasıl sonuçlanacağını görmek için
kâhin olmaya gerek yoktur. Esasen Yunan ve Rum basınını takip edenler Kıbrıs
müzakereleriyle KKTC halkının nereye sürüklendiğini Yunan ve Rum basınından
öğrenmektedir. 




KKTC’ nin Türkiye’nin dışında bir başka devlet tarafından daha
tanınması Kıbrıs sorununun çözümünü büyük ölçüde sağlayabilecekken yetkililer
böyle bir talepte bulunmadıkları gibi yabancıların tanıma isteklerini de
reddetmişlerdir. Mesela Pakistan ve Bangladeş tarafından tanınmak istendiğinde
dönemin Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül ve daha sonra M. Ali Talat KKTC’nin
tanınmasına engel olmuştur. 




Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte yer almadıkları hiçbir
birliğe/kuruluşa tamamen ya da kısmen giremeyeceği, üye olamayacağı hem Zürih
ve Londra Antlaşmalarının hem de Kıbrıs’ın Kurucu Anayasasının hükmüdür.  Kıbrıs
Rum Yönetiminin 
(KRY) AB’ye alınmasının uluslararası hukuka
aykırı olmasına
 rağmen Türk Hükümeti beklenmedik bir şekilde KRY’ nin
Kıbrıs’ın bütününü temsilen AB’ye alınmasına rıza
göstermiştir. Türkiye’nin o dönemde bu hukuksuzluğa seyirci kalması KRY’
nin AB üyeliğini meşrulaştırmaz. Türkiye’nin geç de olsa bunu resmen deklare
etmesi gerekmektedir.  AB’nin KRY’ ni adanın bütününü temsilen AB’ye
üye yapan ortaklık antlaşmasının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşmaları ile
Kıbrıs Anayasası’na dolayısıyla uluslararası hukuka aykırı olduğu ve
Türkiye’nin söz konusu anlaşmayı geçersiz kabul ettiği Türkiye tarafından
AB’ne, BM’e, İngiltere’ye ve Yunanistan’a resmen bildirilmelidir. 
 




Kıbrıs topraklarının %70’inden fazlası Türk vakıflarına aittir.
 Uluslararası hukuka göre bu toprakların başka bir devlete/halka
devredilmesi mümkün olmadığı halde 
adanın
Rumlar üzerinden Yunanistan’a bağlanması için AB, ABD ve Yunanistan’ın
baskılarıyla sürdürülen görüşmelerde Türk tarafına uygulanan ambargoların
kaldırılması karşılığında Türklerin toprak, garantiler mülkiyet hakları gibi
temel konularda taviz vermeye zorlanması bir tür ahlaksız tekliftir.
Türkiye’nin bu hukuksuzluğa ve ahlaksızlığa daha fazla alet olmaması, bu
teklifi sürdürenlere diplomatik yoldan gereken cevabı vermesi ve KKTC’nin
Rumlarla sürdürdüğü görüşmeleri derhal kesmesi gerekmektedir. 




KKTC’nin Türkiye ile entegrasyonu doğru bir yaklaşımdır. Ancak söz konusu
uygulama KKTC meclisinin alacağı Türkiye’ye katılma kararıyla
gerçekleştirilmelidir.
Nitekim Girit Adası Meclisinde
başlangıçta azınlıkta olan Rumlar isyanlar ve katliamlar yoluyla Türkleri
adadan kaçmak zorunda bırakarak zaman içinde Girit Meclisinde sayısal üstünlüğü
ele geçirmiş ve 1913’de Balkan Harbi sırasında mevcut ortamdan yararlanan
Rumlar Girit’in Yunanistan’a katılması kararını almıştır. Rumların Girit’te
1770 yılında çıkardığı ilk isyan ile Girit’in Yunanistan’a katılmasının
sağlanması arasında geçen süre 143 yıldır. Rumlar azim ve sebatla 143
yıl çalışmış ve hedefledikleri sonuca ulaşmıştır
.




Kıbrıs Barış Harekâtından günümüze kadar geçen süre ise sadece 42 yıldır. Türk Hukûmetleri ve KKTC Hukûmeti vatan toprağı olan Kıbrıs’ın tekrar Rum
yönetimine verilerek Türklerin azınlık durumuna düşürülmesi ve uzun vadede
Yunanistan’a bağlanması için AB ve ABD liderliğinde yürütülen baskılara 43 yıl
bile dayanamamıştır. Kesinlikle haklı olduğumuz bu milli meselede içine
düştüğümüz irade zafiyeti dünya milletleri arasında en üstün vatan sevgisine ve
direnme gücüne sahip olan Türk milleti açısından utanç verici bir
durumdur. 
Şehit kanı ile alınmış olan Maraş’ın 1974’den bu yana kullanıma
açılmayarak Rumlara verilmek üzere muhafaza edildiği intibaının oluşturulması
ise bir başka garabettir. 




Kıbrıs’ta KKTC halkı Rumlarla müzakereleri keserek Türkiye ile birleşme
kararı almadığı ve Rumlarla sürdürülen müzakereler sonunda Rum yönetimine
azınlık olarak bağlandığı takdirde Girit adasında olduğu gibi bir süre sonra Rumların
meclisteki oy çoğunluğuna dayanarak Yunanistan’la birleşme kararı almaları
kuvvetle muhtemeldir.

Bu yapılmasa bile tamamı AB’ye alınmış bir adada AB hukuku geçerli
olacağından mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı hükmü gereğince KKTC
toprakları hem Rumların hem de diğer AB üyesi ülke vatandaşlarının hiçbir
kısıtlama olmadan yerleşebilecekleri, gayr-ı menkul alabilecekleri ve her türlü
ticari faaliyeti sürdürebilecekleri AB toprağı haline gelecektir
. AB
ülkelerinin ekonomik durumları ve sermaye gücü bir süre sonra Kıbrıs
Türklerinin topraklarını satarak diğer AB ülkelerine göç etmeleri sonucunu
doğuracak ve    Yahudi Ulusal Fonu kaynakları ile İsrail Devletinin
Filistin topraklarını satın alarak Arapları kendi vatanında azınlık durumuna
düşürdüğü örnekte olduğu gibi Kıbrıs Türklerinin topraklarını Rumlara satması
sonucunda Türkler kendi ata topraklarında “azınlık” durumuna
düşecektir. 




Yukarıda belirttiğim hususlar kapsamında vatan toprağı Kıbrıs’ın
ellerimizden arasından kayarak tamamen Yunan adası haline gelmemesi için hem
Türk Hükûmetine ve Türk halkına, hem de KKTC Hükûmetine ve halkına büyük
görev düşmektedir. Halk açısından yapılması gereken en önemli iş demokratik
haklarını kullanarak düzenlenecek mitingler yoluyla hükûmetlerin uyarılması
olmalıdır. Hükûmetler tarafından söz konusu uyarılara kulak tıkandığı, şehit
kanı ile alınan vatan toprakları masa başında Rumlara verilerek Türkler azınlık
durumuna düşürüldüğü ve Türk askeri Kıbrıs’tan çekildiği takdirde Kıbrıs Türk
halkının yeni Rum saldırılarının hedefi olmasına ve adanın tamamen
kaybedilmesine engel olmak üzere bir zamanlar Dr. Fazıl Küçük ve Rauf
Denktaş’ın içinde yer aldıkları TMT’nin yeniden faaliyete geçirilmesi
kaçınılmaz hale gelecektir. 




E. Kur. Alb. Ömer Lütfi Taşcıoğlu


Kıbrıs Gazisi


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet