Büyükelçi (E) Tugay
Uluçevik

2008’deki
Sözde Fırsat Penceresi Açılamadı

5 yıl
önce bugünlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) Dimitri Hristofyas Başkan
seçilmişti. Komünist AKEL Partisi’nin liderliğinden bu makama gelmişti. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) ise, o zaman itibariyle 43 yıllık olan
Kıbrıs sorunundaki çözümsüzlüğün baş sorumlusu olarak gösterilmeye başlanmış
olan Rauf R. Denktaş’ın yerine 2005 yılında M. Ali Talât Cumhurbaşkanı olmuştu.

Gökyüzünde
gezegenler arasında nasıl yüzlerce, hattâ binlerce yılda bir vuku bulan
pozisyonlar meydana geliyorsa, ideolojik kökenleri dolayısıyla birbirlerini
“yoldaş” olarak niteleyen iki siyasetçi de, NATO’nun stratejik konumu
itibariyle çok önem verdiği, orada komünistlerin idareye hakim olmalarından
daima çekine geldiği Kıbrıs adasında, demokratik bir tesadüf(!) sonucu
devletlerinin başında “mevkidaş” oldular.

Talât
ve partisi CTP, daha güneyde seçim yapılmadan Hristofyas’ın seçilmesinin Kıbrıs
sorununun çözümü için bir “fırsat penceresi” yaratacağını öne
sürdü. Hristofyas seçimi kazandı. Babacan ve Bakoyannis, Ankara’da Talat -
Hristofyas ikilisinin çözüm için “fırsat penceresi” açtıklarını ifade ettiler.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) de aynı görüşü dile getirdiler.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGS) de onlara katıldı.

“Kıbrıs’ta
Yoldaşlar İşbaşında” ve “Kıbrıs’ta Fırsat Penceresi mi?” başlıklarıyla
Cumhuriyet Gazetesi’nde (11 ve 21 Mart 2008) yayınlanan yazılarımızda, M. Ali
Talât çözüm için ne kadar hevesli ve tavizkâr olursa olsun Hristofyas ile çözüm
olamayacağını gerekçeli olarak iddia ettik. Yanılmadık.

2004’de
AKEL red oyu vermiş olduğu için, Mart 2008’de müzakere süreci başladıktan
sonra, Hristofyas’ın istediği şekilde ANNAN Plânı tamamen terk edildi. 1974’den
önceki dönemde geçerli olan belgeler referans alındı; kavramlar kullanıldı.
Yani Hristofyas’a çok önemli tavizler verildi. Yine de çözüm ortaya çıkmadı.
Sonunda Talât, Hristofyas’ı suçladı. Başbakan Erdoğan da dayanamadı ve
Hristofyas’ı kastederek “hepsi aynı değirmenden çıktıkları için mamul olarak
fark etmiyor; Papadopulos daha önce ne söylemişse, O da onları söylüyor” dedi.
Sonunda doğru bir teşhiste bulundu.

Türk
Basını Anastasiadis’e Olumlu Baktı

24
Şubat 2013 günü yine Kıbrıs Rum siyaset değirmeninin ürünü olan Nikos
Anastasiadis GKRY’de Başkan seçildi.

Basınımız
Anastasiadis’i genellikle olumlu vurgulamalar ile kamuoyumuza takdim etmeye
başladı. Güney Kıbrıs’taki seçim kampanyasında ana temayı ekonomik ve malî
krizin oluşturduğuna, Kıbrıs konusunda tartışmalara girilmediğine işaret
edildi. Anastasiadis’in liderliğindeki DİSİ Partisi’nin 2004 Annan Plânı
referandumunda “evet” oyu verdiği hatırlatıldı. Bunlar hayra alâmet olgular
olarak yorumlandı.

Anastasiadis’in
seçimi kazandıktan sonra verdiği demeçlerden ve 28 Şubat günü yemin töreninde
yaptığı konuşmadan bazı ifadeleri adeta cımbızla seçilerek, haberlerde “İlk
mesaj Türkiye’ye”, “Türkiye’ye ihtiyacı var”, “Müzakereleryeniden başlayacak”,
“Kıbrıs sorunu hakkında sıcak mesajlar verdi”, “Türklerin de kabul edeceği
çözüm istiyorum”gibi başlıklar ve alt başlıklar oluşturuldu.

Anastasiadis’in
konuşmaları “Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyoruz; Türkiye ile yeni dönemde
yeni bir ilişkiye hazırız”; “Kıbrıs sorununun çözümü bize bağlı, Türkiye’ye
bağlı, Kıbrıs Türküne bağlı. Çözüm için umutluyum; ancak çözüm için Türkiye’nin
yardımına ihtiyacımız var” gibi alıntılarla kamuoyuna nakledildi. Âdeta
muhtemel yeni bir çözüm arayış süreci hakkında umutlu bir hava yaratılmağa
çalışıldı.

Anastasiadis
Ada’daki Gerçekleri Kabullenebilir Mi?

Peki,
Anastasiadis konuşmalarında Kıbrıs sorununun önümüzdeki dönemde çözülmesi
ihtimali hakkında gerçekten tarafımızdan olumlu algılanabilecek ve
umutlanmamızı haklı kılacak mesajlar mı verdi?

GKRY’nin
yeni lideri, önümüzdeki dönemde, Ada’da âdil ve kalıcı bir çözümün
sağlanmasına katkıda bulunabilir mi?

Katkı
yapabilmek için, Kıbrıs sorununun “megali idea” ideolojisinin ve “enosis”
emelinin ürünü olarak çıktığı; Ada’daki status quo’nun 1974’de oluşmasına bir
“enosis” hareketinin sebebiyet verdiği; status quo’nun Rumların ve
Yunanistan’ın çözümü reddeden politikaları ve engelleyen tutumları yüzünden
giderek yerleştiği; 2004’de status quo’nun ortadan kalkması ve hattâ kendileri
için “enosis’in” tam anlamıyla AB zemininde gerçekleşebilmesi yolunda
yaratılmış olan tarihî fırsatın, kendi Partisi DİSİ’nin “evet” oyu vermesine
karşın, Rumların büyük çoğunluğunun oyuyla reddedilmesiyle kaçırıldığı gibi
gerçeklerle yüzleşebilir mi? Yaşayabilir çözüm için Ada’daki gerçeklerden
hareket edilmesinin zarurî olduğunu idrak edip, bunu kabullenebilir mi? Kıbrıs
konusunu ele alırken, halen kendi ülkesinin ve anavatanları Yunanistan’ın
ekonomik ve malî yönden içinde bulunduğu durumu dikkate alabilir mi?

Yanıtım:
“Hayır”

Bu
soruların tümünü baştan “hayır” diyerek cevaplandırıyorum.

Bu
iddialı cevabı şu olgulara dayanarak veriyorum:

İlk
olarak belirtilmelidir ki, Güney Kıbrıs’taki seçim kampanyasında ana tartışma
konusunu malî ve ekonomik krizin oluşturmuş ve Kıbrıs sorununun önüne geçmiş
olması olgusu, Anastasiadis’in GKRY lideri olarak Kıbrıs sorununun çözümünde
gerçekçi ve uzlaşıcı bir tutum izleyebileceğine dair işaret olamaz. O’nun
makul, ölçülü ve mutedil bir siyasetçi olduğunu da göstermez.

Anastasiadis
2005’te Türkiye’ye Gelmişti

Burada
bir hatırlatma yapmak istiyorum: Anastasiadis, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
daveti üzerine Güney Kıbrıs muhalefet lideri olarak 2005 Şubat ayında
Türkiye’ye gelmiş ve Ankara ve İstanbul’da temaslar ve görüşmeler yapmıştır.
Ziyaretinden kısa bir süre önce verdiği demeçte “Türk Hükûmeti’nin Kıbrıs
politikasına karşı çıkanların başında askerler geliyor” demiştir. Zamanın
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu sözlere “çok çirkin; ayıplıyorum”
şeklinde sert tepki vermiş ve “eğer gazetedeki ifadeler doğruysa
Türkiye’ye gelirken bu tür şeylerin söylenmesi çok yanlış
olmuş. Görüşürsem kendisine de söyleyeceğim” şeklinde konuşmuştur.

Anastasiadis:
Kıbrıs sorunu “Millî Dava”

Bu
güne dönersek: Anastasiadis, seçildikten sonra 28 Şubat günü yemin töreninde
yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununu “millî dava” olarak nitelemiş ve “vatanımız
için en büyük meydan okumadır” demiştir. Kıbrıs sorununu ilk sırada ele
almıştır. Mâlî kriz konusuna ikinci plânda yer vermiştir. Bu konunun Rum
tarafının “Kıbrıs sorunundaki müzakere pozisyonunun kuvvetlendirilmesiyle
irtibatlı olduğunu” vurgulamıştır.

DISI
Seçmenin Yarısı Annan Plânı’na Red Oyu Verdi

İkinci
olgu şudur: Anasatsiadis’in Demokratik Seferberlik Partisi’nin (DISI) lideri
olarak 2004’de ANNAN Plânı’nı desteklemiştir. Ancak, DISI yandaşlarının
yarısına yakını yine de ANNAN plânına karşı oy vermiştir. 2001 Meclis seçiminde
DISI % 34 oy almıştır. Oysa, ANNAN plânına red oyu verenlerin nispeti %24’dür.
Referandum’dan sonra DISI’den ayrılan veya ihraç edilen milletvekilleri
olmuştur. Bu sebeple, Anastasiadis’in ANNAN plânına destek vermiş olmasını,
çözüm ihtimali açısından geleceğe dönük değerlendirmelerde olumlu bir faktör
olarak değerlendirirken ihtiyatlı olmamız gerekir.

DISI
EOKA-B Yuvası

Üçüncü
olgu, Anastasiadis’in siyasette yetiştiği ve liderliğini de yapmış olduğu
DISI’nin, 1974’deki gelişmelerin hemen ertesinde, Makarios’un güvendiği ve
görüşmeci olarak atadığı siyasetçilerden Glafkos Klerides tarafından kurulmuş
olmasıdır. DISI yelpazenin sağında yer alır. ENOSIS hedefini benimsemiş
olan Klerides, DISI’yi EOKA-B elemanlarının yuvası haline getirmiştir.
Anastasiadis DISI’nin kurucuları arasındadır. Uzun süre partinin gençlik
kollarının başkanlığını yapmıştır.

Annan
Plânı’nı Reddedenler DISI’nin Koalisyon Ortağı

Dördüncüsü,
Anastasiadis’in kurduğu kabinenin esas itibariyle DISI ve DIKO partilerinden
oluşmuş bir koalisyon olması keyfiyetidir. DIKO adada çözümü daima reddetmiş ve
engellemiş olan Kyprianou ve “Mr. No” lâkaplı Papadopulos’un liderlik yaptığı
partidir. 2004 referandumunda seçmeninden ANNAN plânına “hayır” oyu vermelerini
istemiştir. Anastasiadis yaşayabilir gerçekçi bir çözümü DIKO ile mi
gerçekleştirecektir? Kaldı ki, karşısındaki ana muhalefet AKEL’dir. Hristofyas
döneminde DİKO AKEL’in koalisyon ortaklığını yapmıştır.

Kilise
Anastasiadis’i Destekliyor

Beşinci
olumsuz olgu, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin başı Hrisostomos’un ikinci tur
seçimden önce Anastasiadis’e alenen destek beyanında bulunmuş olmasıdır.
Hrisostomos’un Elenizmin Kıbrıs’a ilişkin hedefinden sapma gösteren bir çözüm
şekline destek olması beklenebilir mi?

Ulusal
Konsey’in Rolü Arttırılıyor

Altıncısı,
Anastasiadis’in “ne Cumhurbaşkanı, ne de bir siyasî lider millî davanın
sorumluluğunu tek başına omuzlayabilir” diyerek, önümüzdeki dönemde Kıbrıs
sorununa çözüm arama çalışmalarında Rum “Ulusal Konseyi’nin” (UK), Rum
tarafının pozisyonuna esas teşkil edecek kapsamlı çerçevenin hazırlanması
dahil, sorumluluğunun arttırılmasını ve yetkilerinin kesin ve belirleyici
olmasını sağlayacak düzenlemelerin süratle yapılacağını açıklamış bulunmasıdır.
Rum lider, UK’un millî davada temel konularda alacağı kararların Cumhurbaşkanı
için bağlayıcı olacağını da ifade etmiştir. Sadece oybirliği ile alınan
kararların değil, halkın % 75’ini temsil eden partilerin pozisyonlarının da
bağlayıcı nitelik taşıyacağını sözlerine eklemiştir. UK’un kararlarını yeni bir
çözüm arayış sürecinde temel alınacak belgeler meyanında zikretmiştir.
Cumhurbaşkanı ile beraber, Başpiskopos’un, ana muhalefet liderinin, Mecliste
temsil edilen partilerin liderlerinin, eski Cumhurbaşkanlarının ve Rum Millî
Muhafız Ordusu Komutanının üye olduğu UK’dan, iki tarafça kabul edilebilir,
Ada’daki gerçeklere uygun adil ve yaşayabilir bir çözüm kararı çıkabilir mi?
Samimi olarak çözüm isteyen bir liderin, UK gibi Kıbrıs konusunda aşırı
milliyetçi görüş ve tutumları bilinen unsurlardan oluşan kurumun yetkilerinin
ve ağırlığının arttırılmasını teşvik ve teklif etmesi beklenir mi?

Çözüm
Görüşmeleri Atanacak Görüşmeciler Düzeyinde

Yedincisi,
Anastasiadis’in, kendi döneminde yapılabilecek görüşmelerin iki tarafın
liderleri seviyesinde değil, atanacak müzakereciler düzeyinde yürütülmesi
yolundaki düşüncesidir. Çözümün zamanının çoktan gelip geçtiğini idrak eden bir
liderin müzakereleri doğrudan kendisinin yürütüp bir an önce sonuca ulaşmaya
gayret etmesi gerekmez mi? 1968’den bu yana yapılmakta olan müzakerelerde,
Kıbrıs sorununun hâlâ önce teknik alt seviyede araştırılması ve
olgunlaştırılması gereken veçhesi kaldı mı?

Anastasiadis
Görüşmelerde Türkiye’nin de Sorumluluk Üstlenmesini İstiyor

Sekizincisi,
Anastasiadis’in yemin töreni nutkunda, yeni bir çözüm arayış sürecinde “işgal
gücünü” Kıbrıs Türk Tarafının ortaya koyacağı pozisyonlardan, tekliflerden
mesul hale getirecek yöntemler uygulayacaklarına dair sözleridir. Bu düşünceye
yol açan niyet aşikârdır.

Federasyon:
Istırap Veren Uzlaşı

Dokuzuncusu,
Anastasiadis’in çözüm şekli için “iki kesimli ve iki toplumlu federasyon”
hedefinin “ıstırap veren bir uzlaşı” olarak nitelemesidir. Bu sözler
Hristofyas’ın “federasyon formülü Makarios’un verdiği acı bir tavizdir”
şeklinde Talât ile görüşmelere başlarken söylediği ve iktidarının son gününe
kadar da defalarca dile getirmekte beis görmediği sözlerinin tekrarıdır.
Anastasiadis’in çözüm şekline olan bakışının Hristofyas’ınkinden farklı
olmadığının kanıtıdır.

Anastasiadis
İki Kesimliliği Ortadan Kaldıracak Bir Çözüm Şeklinin Peşinde

Onuncu
nokta da şudur: Anastasiadis de Hristofyas gibi, 1974’de oluşan iki
kesimliliğin ve Türkiye’nin 1960 Antlaşmalarıyla Ada’da sağladığı etkin ve
fiilî garanti hak ve yetkilerinin ortadan kalkmasına fazla zaman geçmeden yol
açacak bir çözüm peşindedir. Konuşmaları bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Anastasiadis
Samimiyetsiz

Onbirinci
olgu Anastasiadis’in konuşmasında “yurttaşlarım” diyerek hitap ettiği KKTC
halkına karşı sergilediği samimiyetsizliktir; saygısızlıktır. “Kıbrıs sorununun
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının insan haklarını yeniden sağlayacak
biçimde en erken zamanda çözüme kavuşturulması için çalışacağıma sizi
temin ederim. Birleşme ve işgal kuvvetlerinden arınmış bir vatan; Avrupalı,
barış içinde ve müreffeh bir Kıbrıs yaratma çabamıza ortak olmanız için size
çağrıda bulunuyorum” şeklinde konuşma cüretini gösterirken, Kıbrıs Türk halkını
ve Türkiye’yi, bu sözlerle tarif edilen çözüm şeklinin ne olduğunu; neyi
amaçladığını anlayamayacak kadar Kıbrıs konusunda bilgisiz, idraksiz ve
basiretsiz mi zannetmektedir?

Türkiye’nin
AB Üyeliği İçin Önşartlar

Onikincisi,
aynı samimiyetsizlik ve saygısızlık Kıbrıs’ta “her hükûmet Türkiye’nin Avrupa
oryantasyonundan yana olmuştur” sözlerinde de apaçık kendini göstermektedir. Bu
cümlenin devamı “ancak, AB’nin tam üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı
Türkiye’nin duruşunu değiştirmesi, tehditlere, ihtilâfa ve gerginliğe dayalı
modası geçmiş politikaları terk etmesi gerekli önşarttır” şeklindedir.
Anastasiadis bu önşartların Türkiye tarafından kabul edilmesi ihtimalinin
bulunduğunu mu sanmaktadır?

GKRY’nin
Yeni Dış Politikasının Esasları

Onüçüncüsü,
Anastasiadis’in “yeni” olarak nitelediği dış politikasının esaslarını
açıklarken bunun “millî dava’nın” yürütülmesiyle ilgili olduğunu ve amacın
Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıs’ın çıkarlarının ve doğal servetlerinden
yararlanma haklarının korunması amacına matuf olduğunu” vurgulamasıdır. Bu
sözler de Rum liderin niyet ve tasavvurlarına ışık tutar mahiyettedir.

KKTC
Cumhurbaşkanı Eroğlu Haklı

Yukarıdaki
olgular, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Anastasiadis’in seçilmesiyle
ilgili olarak kendisine yöneltilen bir soruyu “Güney’de hangi lider
cumhurbaşkanlığına seçilirse seçilsin müzakere masasına geldiklerinde
birbirlerinden pek fazla farkları olmamaktadır. O bakımdan Anastasiadis’in de kendi
halkını ve devletini temsil etmek için müzakere masasına otururken, geçmiş Rum
liderlerinin masaya taşımağa çalıştığı ağır taviz isteklerinden daha geri
kalacağını düşünmüyorum” şeklindeki sözlerle cevaplandırmasında ne kadar haklı
ve isabetli olduğunu ortaya koymaktadır.

Gelişmelerden
Ders Alınmalı

2004
yılına kadar Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün gerçek sebeplerini araştırmadan
çözümsüzlüğü Kıbrıs Türk tarafına ve Türkiye’ye ve özellikle “millî Kahraman”
Rauf R. Denktaş’ın tutumuna bağlama hatasına düşmüş olan iç ve dış
çevrelerin, bundan böyle 2004’de ve sonrasında Kıbrıs’ta konusunda
yaşananlardan aldıkları dersler ve edindikleri tecrübeyle hareket etmeleri
umulur ve beklenir.

Uluslararası
Toplumun Kıbrıs Konusundaki Yanlışları

Uluslararası
toplum, Kıbrıs Türk halkına karşı etnik temizlik girişiminde bulunarak 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkmış olan Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir yönetimi 4 Mart
1964 tarihli ve 186 sayılı Güvenlik Konseyi kararıyla “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin”
meşru “hükûmeti” olarak kabul etmiştir. Daha sonra da bu sözde “hükûmetin” tek
yanlı başvurusu üzerine “Kıbrıs’ı” AB’ne tam üye yapmıştır. Böylece, Kıbrıslı
Rumları, Kıbrıs sorununun müzakereye ve uzlaşıya dayanan bir çözüm şekline
kavuşturulmasından kendileri için bir fayda görmez ve çözümsüzlükten rahatsız
olmaz duruma getirmiştir. Bu gerçek, soruna çözüm aramayı nafile bir çaba
haline getirmiştir. Uluslararası toplum bu gerçeği artık görmeli ve
kabullenmelidir. Kıbrıs sorununun yaşayabilir bir çözüme kavuşturulmasına katkı
yapabilir duruma gelebilmek için, Kıbrıslı Rumları Ada’daki status quo’yu
sürdürme gayretinden vazgeçirecek adımlar atmalıdır. Bu adımların işaretini
inandırıcı biçimde vermeğe başlamalıdır.

UNFICYP’in
Çekilmesi Plânlanmalıdır

Kıbrıs’taki
BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) çekilmesi konusunun gündeme getirilmesi bunlardan
biri olmalıdır. Zira, UNFICYP’in varlığı ve taşıdıkları mavi BM flaması, Rumlar
için, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” Kıbrıs Türk halkını da temsil eden “Hükümeti”
olma iddialarını destekleyen gözle görülür parlak bir sembol mahiyeti
taşımaktadır. Bu sebepledir ki, GKRY ve Yunanistan, UNFICYP’in Ada’da görevini
sürdürmesini istemekte ve bunu sağlamak için de 1993’ten itibaren
azımsanmayacak bir meblağı (yılda 24 milyon dolar) UNFICYP’e aktarmaktadırlar.

Sürekli
Çözüm İstemek Çözüm Getirmiyor

Diğer
taraftan, KKTC’nin ve Türkiye’nin Kıbrıs sorunu için sürekli çözüm istemesinin
ve bu isteği kanıtlamak için tek taraflı adımlar atmasının; bunu, özellikle,
Türkiye’nin AB üyelik sürecinde ilerleme sağlayacağı düşüncesiyle
yapmasının, çözüm getirmediğini 2002’den bu yana Kıbrıs ile ilgili olarak
yaşananlar göstermiştir.

Kissinger’ın
Sözleri












































































































































































































































Diplomasi
alanındaki dahilerden biri olarak kabul edilen Henry A. Kissinger’in 1994’de
dile getirdiği şu düşünce, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakere sürecinde ilgili
tarafların tutumları bakımından da kuşkusuz geçerlidir. Kissinger şöyle diyor:
“Anlaşma için istek göstermek nadiren müzakereyi hızlandırır. Hiçbir tecrübeli
devlet adamı sırf muhatabı çözüm için istek ve acelelik gösteriyor diye
anlaşmaya meyletmez; aksine karşı tarafın anlaşma için gösterdiği sabırsızlığı
daha da iyi şartlarda çözüm elde etmek için kullanmak ister.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet