Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Mustafa Nevruz SINACI : KEMALİZM
SAHALARA DÖNÜYOR


E-POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com


Alınganlık Kemalizmin üzerinde
alüminyumdan yapılmış bir zırh gibi durmakta. Bu kadar zayıf bir zırhın
Kemalizmi nasıl koruduğu muammasının sırrı ise, şimdiye kadar hakikaten bir
zırha sahip olduğunu sanan muarızlarının gerçek darbeler vuramamış olmasında
saklı.

Modern dünyanın en
karakteristik icadı


Modern dünyanın en karakteristik icadı olan ideolojiler birbirlerinden çok
farklı karakterlere sahipler. İdeolojilerin birbirinden ayrıştığı yegane nokta
kendilerini nasıl ortaya koydukları ve var ettikleri noktası değildir. Aksine,
ideolojiler kendilerini dış baskılardan ve yok olmaktan hangi refleksler ile
korudukları noktasında da farklılık arz eder. Marksist ideolojiler (Ki
birbirine benzeyen ancak farklılık arz eden irili ufaklı pek çok türünden
bahsedebiliriz) kendilerini var oluş ve yükseliş süreçlerinde emek sermaye
çelişkisinin yarattığı hoşnutsuzluk ile ortaya koyarken aynı zamanda bu
motivasyon ile de korur. İktidara geldiği demde ise söz konusu ideolojilerin
baskıcı bir yöntem ile kendilerini korudukları tarihi tecrübe ile sabit.
Üstelik bu baskıyı “proleter diktatörlük” olarak adlandırarak fikrî savunusunu
da yapmayı başaran bu ideolojiler, bunun haricinde bir savunma mekanizmasını
devreye sokmayı başaramadıkları için bila istisna bir başarısızlık hikayesi ile
tarih sahnesinden çekildi. Castro sonrası Küba’yı, Şi Cinping’in Çin’ini yahut
Chavez’in 21. yüzyıl sosyalizmi olarak adlandırdığı şey ile şekillendirdiği
Venezüella’nın ne oranda sosyalist oldukları ve varlıklarını sürdürdükleri
başka bir tartışmanın konusu. Buna mukabil faşist ideolojilerin kendilerini
ancak bir şekilde iktidarda iken ortaya koyma kabiliyetine sahip olduklarına ve
kendilerini devlet aygıtı ile koruduklarına dünya tarihi şahit oldu. İktidardan
uzaklaştıkları demde ise faşizm kendisini ancak agresyon ile muhafaza etmeye
gayret etti. Zira ideolojik arka planı başka türlü bir savunmaya izin verecek
kadar zengin değildi ve bu bakımdan her zaman Marksizmin çok gerisinde kaldı.
Liberalizmin en büyük kalkanı ise yarattığı özgürlükçü hava oldu, kendisine
inananlar bu özgürlüğün büyüsü ile liberal düşünceye sahip çıktı. Ancak söz
konusu ideoloji tiplerinin hiçbirisi Kemalizm kadar nev-i şahsına münhasır bir
savunma mekanizmasına sahip olmadı. Kemalizm devlet yönetiminde güçlü olduğu
her dönemde kendisini devlet aygıtı ile koruyup tahkim ederken, karakteristik
farklılığını iktidardan uzaklaştığı dönemlerde ortaya koydu. Hiçbir ideolojinin
kalkan olarak kullanmayı akıl edemediği (en azından benim hatırıma benzer bir
örnek gelmiyor) alınganlık zırhını kuşandı ve muarızlarının kendisine birkaç
mızrak boyundan daha fazla yaklaşmamasını sağladı.

‘Ayıptır’ hududu

Alınganlık Kemalizmin üzerinde alüminyumdan yapılmış bir zırh gibi durmakta. Bu
kadar zayıf bir zırhın Kemalizmi nasıl koruduğu muammasının sırrı ise, şimdiye
kadar hakikaten bir zırha sahip olduğunu sanan muarızlarının gerçek darbeler
vuramamış olmasında saklı. O kadar ki, fiktif bir inciticiler listesine sahip
olan Kemalizm, muarızlarını toplumsal uzlaşı ve devletin refahı gibi hassas
değerleri muhafaza etmek namına belli bir hududun gerisinde tutuyor ve
kendisine yaklaştırmıyor. Üstelik bu zırhın karakteri, kendi müntesipleri
haricindeki kimselerin dahi kendisine sık sık taraf olması neticesini
doğuruyor. Bu zırh bir ideolojinin sahip olabileceği en esnek zırh olarak
önümüzde duruyor. Kemalizmden başka bir ideolojinin ise bu zırhı kuşanmasının
mümkün olmadığı bir hakikat olarak karşımıza çıkıyor. Zira söz konusu
alınganlık zırhı, kendisini Türk insanının “ayıptır” hududuna dayaması ile
tahkim ediyor. Bu son derece alaturka bir buluş, ancak Kemalizmin gücünün sırrı
tam olarak bu dinamikte temerküz ediyor. Kemalizmin iktidardan ne kadar
uzaklaşırsa uzaklaşsın bir türlü yıkılmak bilmeyen bir heyula gibi karşımızda
duruyor oluşunun sebebi tam olarak bu duygusal bariyer. Atatürk’ün şahsı üzerinden
bir duygusal anafor, bu anafordan bir Atatürk kültü yaratmak ve bu kültü
kendisini var kılacak şekilde sürekli olarak dönüşen dinamik bir yapı olarak
tasarlamak Kemalizm’in en büyük başarısı. Kemalizm’e yönelik girişilen her sert
eleştiri “Atatürk’ün aziz hatırası” duvarına çarpıyor. Oysa Atatürk’ün şahsının
bir bahis mevzuu olmadığı eleştiri noktalarında dahi Atatürk’ün bizzat kendisi
bir kalkan olarak öne konuyor. Bu her şeyden önce Atatürk’ün, üzerinden
toplumun ayrıştığı bir kimse haline gelmesine hizmet ediyor. Trablusgarb,
Çanakkale, İstiklal Harbi cephelerinin kahramanı ve kurucu cumhurbaşkanı
sıfatlarını haiz Mustafa Kemal Paşa’nın tüm bu ayrışma objesi haline getirilme
çabalarına rağmen toplumun geniş kesimlerinde kredisi büyük.

Hatırşinas Türk insanı

Hatırşinas Türk insanı, günahı ve sevabı ile Atatürk’ün şahsını kabullenmiş,
son kertede “ölünün ardından konuşulmaz” diyerek beşeri kabahatlerini mevzu
etmemeyi tercih eden bir refleksi ortaya koymuştur. İşte bu büyük kredi,
Kemalizm tarafından kendisini tahkim etmekte kullanılan bir kapital haline
getirilmiş durumda. Kemalizm’in icadı olan alınganlık zırhının yumuşaklığı
nispetinde esnek ve güçlü oluşunu sağlayan kapital de işte bu kredi.
Kemalistler sürekli bir alınganlık içinde “Mustafa Kemal Atatürk’e ve aziz
hatırasına” saldırıldığı şayiasını alem yapmış vaziyetteler. İnsanî
sınırlardaki her türden eleştiri, mizah, analiz vb. söz konusu Atatürk’ün değil
şahsına, kültüne dahi yöneltilmiş olduğunda alınganlık mekanizmaları devreye
giriyor. Böylelikle Kemalizm zırhını bir kez daha parlatıyor. Pek çoğumuzun
sürekli olarak “Atatürk’ü seviyor musun?” sorusuna muhatap oluyor ve cevap
vermek zorunda bırakılıyor oluşu işte bu yüzden. Elbette bu zırhın icadı ve
kullanımı dahiyane bir fikir; bununla birlikte Kemalizm açısından aynı zamanda
bir mecburiyet. Zira Kemalizm ideolojik arka planı son derece zayıf ve
müntesiplerini kendisine ancak duygusal medyuniyet bağları ile bağlayan bir
ideoloji. Bu sebeple iktidardan uzaklaşması ile birlikte Kemalizm ancak bu
duygusal zırhı kuşanmayı başarabiliyor. Belki de bulabileceği yegane zırhın,
teoride kendisini koruması mümkün olan her türlü zırhtan daha sağlam oluşu ise
Kemalizmin talihi.

Kemalist alınganlık

Mine Kırıkkanat katıldığı bir televizyon programında “Arkadaşlarıma dedim ki,
artık Atatürk ilahım. 10 yıl önce Atatürk’e tapıyorum demezdim, ama artık
Atatürk’e tapıyorum dedim. Arkadaşlarım da aynı şekilde dediler ki, “Mine, aynı
fikirdeyiz. Çünkü bundan 10 yıl önce biz ilk cumhuriyet döneminin kusurlarını
da görüyorduk. Atatürk’ü severdik ama küçük kusurlarını da görürdük. Şimdi ise
bir kusur bulana çakacak vaziyetteyiz. Yani artık o kadar kinliyiz” dedi.
Kırıkkanat’ın “ilahım” dediği Atatürk bu bakımdan Mustafa Kemal Atatürk değil,
Atatürk kültü. Zira Kırıkkanat’ın kafasındaki ilah tasavvuru pagan bir ilah. İn
Personam kullarının saygısını hak etmiyor, aksine fonksiyonu ile saygıyı hak
ediyor. Bu bakımdan Kırıkkanat’ın ilahı olan Atatürk kültü bir koruyucu
tanrıdan başka bir şey ifade etmiyor. Ancak bu sözlerde asıl tartışılması
gereken şey Kırıkkanat’ın kendisine bir ilah bulmuş olması değil. Aksine
Kırıkkanat’ın olgun insan taklidi yapan ve bir dönem otokritik refleksine sahip
olduğunu iddia eden edası benim daha fazla dikkatimi celb ediyor. Zira Kemalist
alınganlık bu öneriye göre bir reaksiyon suretinde ortaya çıkmış olmalı. Oysa
yukarıda da izah etmeye çalıştığım şekliyle Kemalizm bu alınganlığa tabiatı
icabı mahkum. Kemalistler sahip oldukları agresif tutumu bir reaksiyon olarak
açıklayadursunlar, biz onların cemaziyelevvellerini bildiğimiz için bu sözler
bize ikna edici gelmiyor. Zira bırakın dışarıdan gelecek eleştirilere tahammül
etmeyi, içeriden gelen ve objektiflik kaygısı taşıdığı düşünülen yorum ve
analizler de sürekli olarak bu alınganlık duvarına çarptı. Can Dündar’ın
Mustafa filminin kopardığı vaveyla dün gibi hatrımızda. Dündar beşer tarafı
fazlasıyla ön planda bir Atatürk resmi çizdiği için paydaşlarını gücendirmemiş,
kıyasıya eleştirilmemiş miydi?

Son büyük kavga

10 Kasım törenleri esnasında Edirne’de yaşanan ve nihayetinde bir üniversite
öğrencisi kadının tutuklanması ile sonuçlanan hadise temel bir muammaya sahip.
Şüphesiz bu muamma söz konusu kadının çıkışının provokatif maksatlı ve
kurgulanmış olup olmadığı sorusu. Ancak muamma olmayan bir gerçek var ki, o da
protestocu kadının sözlerinin Atatürk’ün şahsına yönelik hakaret olmadığı,
aksine Atatürk kültüne yönelik bir çıkış olduğu gerçeği. Kemalistlerin Atatürk
kültüne nasıl yaklaştıklarına yönelik bir çıkış olarak görülmesi gereken bu
protestonun Atatürk’e hakaret olarak yorumlanması genç kadının tutuklanmasına
sebebiyet verdi. Üstelik parkta oyun oynayan çocuklara nişan alarak ateş eden
sapıkların tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı ve hepimizin hukukun
kifayetsizliğine isyan ettiği bir ortamda. Akabinde Uğur Koç isimli vatandaşın
sosyal medyada yer alan “Dün akşam yediğim kemal paşayı rahmetle anıyorum”
paylaşımını hakaret olarak kabul etti mahkeme. Paylaşımda yer alan kemal paşa
tatlısı resmi, yenildiği ifade edilen şeyin Mustafa Kemal Paşa değil, kemal
paşa olduğunu ortaya koymaktaydı. Buna rağmen söz konusu genç tutuklandı. Tüm
bu tutuklamaların ne anlama geldiğini bulmalıyız.

Türkiye tarihinin şüphesiz en güçlü sağ iktidarı olan AK Parti’ye karşı dönem
dönem sahaya çıkarılan farklı aktörler ile bir direnç ortaya konmaya
çalışıldığı muhakkak. Bütün bu aktörlerin başarısız olduğu demde,
Galatasaray’ın her muhtaç olduğu dönemde Fatih Terim’i göreve getirmesi gibi
Kemalizm yine oyuna sokuluyor. Yorulduğu ve yıprandığı demde nadasa çekilen bu
büyük oyuncu yeniden; üstelik 28 Şubat yıpranmışlığından ve üzerine yapışan
“baskıcı ve zalim” yaftalarından kurtulmuş, Erdoğan iktidarının zulmüne maruz
kalmış bir mazlum kılığına sokulmuş yepyeni bir surette sahalara dönüyor.
Verilen mesaj açık: Türkiye’de sağ muhafazakarlığa karşı oluşturulacak direncin
en yıkılmaz kalesi, pek çok kesimden insanı bünyesinde toplaması en muhtemel
aktör olan Kemalizmdir! Yukarıda zikredilen tutuklamalar, Danıştay’ın “Andımız”
kararı, Türkçe ezan tartışmaları vb. söz konusu aktörün ne kadar güçlü
olduğunun ilanı olarak, her kesimden muhalife çatısı altında bir toplanma
davetiyesidir. Tazelenmiş ve duygusal olarak beslenmiş bir Kemalizm son büyük
kavgasını vermek üzere sahneye çıkıyor. Üstelik en bilindik özelliklerinin
yanına hiç bilmediğimiz, tanımadığımız yeni özellikler katmış, modifiye edilmiş
bir Kemalizm olarak.

[
M. Taceddin Kutay/Türk Alman Üniversitesi] – kutay@tau.edu.tr


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış